Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for 05 Eki 2011

Küresel ekonomik sistemin temellerinin yüzyıllar öncesinde köyler arasında yapılan ticaretten başladığını, zamanla bu sistemin gelişimiyle bugün ki karmaşık sistemin oluştuğunu daha önceki yazılarımda belirtmiştim. Sistemin değişimi ve karmaşıklaşması sonucu sistemde sürekli kazananlar oluştu. İşte bu sürekli kazananların genel hatlarını belirlediği günümüz sisteminde özellikle gelişmekte olan ülkelerle bu oyuncular arasındaki çekişme her geçen gün artış göstermekte. Peki kim bu oyuncular, oynadıkları oyun ne ve en önemlisi bu sizi niye ilgilendirsin? Şimdi bu sorulara cevap verelim.

İlk olarak bu büyük oyuncuların kim olduğuyla başlayalım. Günümüzde bu oyunculara piyasalarda multi milyarder fonlar deniyor. Ancak halk arasında uluslararası sermaye ya da yancı sermaye olarak biliniyorlar. Aslında bir kısmının kökenleri nerdeyse insanlık kadar eski. Yani uzun bir zamandır devletlerin yıkılıp kurulmasından bağımsız olarak paraya hükmedenlerden bahsediyorum. Bunların kökeni Avrupalı Yahudilere dayanıyor ve bugün çoğunluğu ABD’de yaşıyor. 2. büyük grup Sanayi Devrimi sonrası uçuşa geçen petrol, silah, otomotiv, enerji, tütün ve alkollü-alkolsüz içecek devleri. Bu gruplar diğerleri gibi doğuştan şanslı olmasa da kurucularının zamanında doğru alana yönelmesiyle bugün bunun kaymağını yiyen kitleler. Aslında bu sistemin kendi sektörlerini beslemesini de bir şekilde sağlayarak oyunun kural kitabına çeşitli katkılarda yapmışlardır. Son grupta belki de günümüzde gerçek anlamıyla fonların tarif ettiği tek uluslararası sermaye olan çeşitli ülkelerdeki finans kuruluşları ve bireysel emeklilik tarzı fonların doldurduğu yapılardır.Belli başlı gruplar bunlardı, şimdi isterseniz bunların oynadığı oyunun yapısına bakalım.

Uluslararası sermaye ülkelere 2 amaçla gider. 1.si sıcak para dolaşımında o ülkedeki yüksek getiriyi elde etmek için; ki bunu en iyi yapan 3. gruptakilerdir. Diğer amaç ise kalıcı yatırımlardır. Bu da 2. gruptakilerin temel fonksiyonudur. 1. gruptakiler ise her iki aktiviteyi beraber sürdürmekle beraber daha çok diğer 2 grubun hareketlerine neden olan ortamı hazırlarlar yani maç hep onların sahasındadır. Peki her takımın stratejisini yazdığımıza ve ev sahibini de belirlediğimize göre bu oyuna para getirecek seyirciler kim olacak; işte onlar çoğunluğunu gelişmekte olan ülkelerin oluşturduğu ülkeler. Yani biz dünya insanları. Biz onlara niye mi para veririz, çünkü zevklerimizi kontrol edip tasarruf yapmayı ya da klasik deyişle ayağımızı yatağımıza göre uzatmayı bilmeyiz.

Şimdi oyunu başlatalım. Biz seyirciler yani gelişmekteki ülkeler ikiye ayrılırız. 1. grup tasarruf oranı yüksek ülkelerdir ki örneğin Brezilya, Çin, Malezya, Hindistan bu gruba girer. Bu grup kendi bölümünde fiyatları kendisi belirler. Sermayeye mahkum değildirler ama onların yaptıklarından etkilenirler, sermaye de onlara tam hakim olma ümidiyle bu iş birliğine yanaşır ve onları taraf ucuzlar. Bir nevi kombine kart alırlar yani. Bir de 2. gruptakiler var ki işte biz şu anda bu grubun en önünde dört nala gidiyoruz. Bu grupta hep küçük Amerika olma hayalini güder ve aynı onun gibi ürettiğinden çok tüketir. E tasarruf olmayınca cari açıkta bunlar için kaçınılmaz olur. Cari açık demek ülkeye giren dövizden daha fazlasının aynı zaman diliminde ülkeden çıkması demektir. Yani döviz eksiğiniz vardır, ama döviz ki bugüne kadar bu para açıkça dolar’dır, sadece büyük abi ABD tarafından basıldığından onu birilerinin bize getirmesi gerekir. İşte bu noktada devreye girşte saydığımız sermaye grupları gelir. 2. grup kalıcı yatırım yapacağından ve sadece kar payını götüreceğinden biz ilk onu isteriz. Ama o öyle her yere gitmez, şartlarını sağlayacaksın. Ucuz işgücü, eksik işçi hakları temel isteklerindendir yani ona kimsenin karışamayacağı bir dünya ister. Ha bide istikrar, demokratikleşme vb. Şeyler de derde onlara takma baksalar Çin’de ne işleri vardı. Bu 2. gruptakiler her derde çare olmaz. Çünkü tıpkı bizim grutaki gelişmekte olan ülkeler her yıl açık verir. Yani havuzdan hep su çıkar. O zamanda bir yerde bu 2. grup havuza su doldurmaz.  O zaman 1. ve 3. gruptakilere döneriz. Onların parasına sıcak para denir. Gelirler faiz ve döviz kurundan kazanırlar, ülkeye 1 çivi çakmadan da giderler. Anlayacağın eve gece uğrayıp yarısını boşaltanhırsızdan farkları yoktur. Ama onlar olmasa da biz sigortayla eşyaları yenileyemeyiz o zaman da söylenip dururuz. Yani ne onlarla ne de onlarsız yapabiliriz. Ama onların bıraktığı her borcun yarın çocuklarımızın boynunda asılı olacağını unuturuz. Ha bu arada ne hikmetse kriz dönemleri onların en aktif olduğu ve aynı zamanda en çok kazandıkları dönemlerdir.

Peki tüm bunların benim güzel ülkemle ne ilgisi var. Açıklayayım. Son dönemde siyasi çevrelerde iktidar-muhalefet bir faiz lobisi lafı aldı başını gidiyor. Açtım okudum tam olarak neyi kast ediyorlar diye. Meğerse Türkiye’ye girip faizin yükseltilmesini isteyen bizim 1 ve 3. grup sermayeleri kast ediyorlarmış. Neyse dedim başka ne deniyor Türkiye de diye 5 ay önce herkes kur düşük diyomuş bugün hepsi yüksek diyor vay canına neyi fark ettiler acaba. Açıp inceliyorum bizde faiz yıllık %8,50’ler de Avrupa’da sil Yunanistan’ı en bonkör ülkeyiz. O zaman bu fonlar faiz üzerinden bir Ali Cengiz oyunu mu çevirdiler diye bakıyorum. O da ne bizde bu fonlara onun bunun lobisi denirken dolar kuru 1.50’den 1.90’a çıkmış. Yani %30’dan fazla yükseliş var. Bu adamların yerine koyuyorum kendimi. Alıyorum elime hesap makinasını hesaplıyorum. Kur o gün 1.50 yani adamın 100 doları 150 Türk Lirası. Faiz bu süreçte ortalama %10 diyelim. Kur sabit kalsa adamın 150 Tl’si olur 165 lira bir yılda. Ama kur değişmiş adamın para bugünkü kurdan 210 lira oluyor. Yani adam sabit aynı kalmasına rağmen sırf kurdan %30 indirmiş cebe. Peki diyorum bunların yemini yemeseydik ve kuru dengede tutup faizi ona da gerek yokya %15’e yükseltseydik. Adamın para oldu 170 lira. Kazandı %15. Al %5’ini enflasyondan % 10. Yani adam kaşla göz arasında bizden % 20 uçurdu ve gitti. İşte bu fonların en kötü tarafı bu. Sana sağ gösterip sol vuruyorlar.

Peki iyi dedin de bizim bu dümenden çıkış şansımız hiç mi yok. Hayır tabi ki var. Ama bu öyle kolay bişey de değil. Ama yapanlar var.Bknz: Brezilya. Uzun ve kararlılıkla yürünmesi gereken bir yol bu işin çaresine götürüyor bizi. Çünkü öyle bir sistem yapılmış ki bazen resmen aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık durumunda kalıyorsun. Mesela biz kuru sabit tut dedik ya Merkez Bankası’na faizle oynadığı an kuru sabit tutmak mümkün değil sistemde. Faizi arttırsan piyasada türk parası azalır kur düşer, azaltsan türk lirası artar kur artar. Ancak kurun artması demek o paranın değersizleşmesi demek zaten iktisatta miktarı artan her malın eğer giffen mal değilse fiyatı ya da değeri azalır. O zaman bu işte kur, faiz hep organ ama iş kafada bitiyor. Kafa da uzun vadede tasarruf oranlarını arttırmak. Eğer birileri benimle oynamasın diyosan bugün ki sistemde ürettiğinden az tüketmek zorundasın. Ülkemiz adına olumlu gelişme uzun yıllardır gelen giden hiç bir hükümetin yüzleşmek istemediği bu sorunu ilk 2 döneminde neredeyse görmezden gelen Ak Parti’nin son dönemde bu soruna ağırlık vermesidir. Bugüne kadar başta Dış Ticaret bakanları olmak üzere Başbakan’ın ekonomi kurmayları kur düşük yükseltelim paramız değer kaybedince de ihracatı patlatalım bu işten kurtuluruz diyorlardı. Ancak son olaylarda onlar da sizlere anlattığım gerçeği gördü ve bir anda cari açık vurguları çoğaldı. Bu yolda toplumsal tüketim alışkanlıklarının değişimine uzanması gereken zorlu ve plansız yürünemeyecek patikalar var. Ancak eğer topluma yön verenler bu yönde ilerlemek isterlerse bunu başarırlar. En azından önümüzde yapan ve yapamayan ülke örnekleri var ve farkları da bu işe planlı mı yoksa plansız mı başladıkları. Umarım biz bu yolda doğru adımları atar ve çocuklarımız doğdukları gün boyunlarında borç senetleriyle doğmazlar.

Bilal ERTUĞRUL

05.10.2011

13.59

Reklamlar

Read Full Post »