Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for 06 Eki 2011

Bugünlerde ülkemizde gündemin ilk sıralarında ki konulardan birisi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Yerli Otomobil isteği ve sanayicilerimizin bu yöndeki faaliyetleri. Başbakan bundan bir kaç ay önce belki de ilk kez yerli otomobilden bahsetmiş ve bu konuda çalışılmasını istemişti. Anlaşılan devlet ve özel sektör o günden bu yana bu konuda ciddi bir çalışma yapmışlar. Ve geçen hafta yerli otomobilin maliyet haritası, fiyatı, üretim sürecine dair bilgiler Otomotiv Sanayicileri Derneği raporuyla gündemi doldurdu. Bu rakamlardan sonra çeşitli kesimlerden rakamların düşük ya da yüksekliğine dair eleştiriler geldi. Ancak anlaşılan Türkiye bu yola girdi ve bundan dönüşü yok. İşte bu dönemde ülkemizin ilk gözbebeği Devrim Otomobillerini hatırlayarak bu konuya giriş yapalım dedim.

 Ülkenin en başarılı mühendislerinin bir araya gelmesiyle oluşturulan bir ekibin Eskişehir’de demir yolu fabrikasında hayata geçirmeye çalıştıkları bir hayalin adıydı Devrim. Geçtiğimiz yıllarda Türk sinemasının en iyi dönem filmlerinden birisi olarak gördüğüm başarılı bir filmle hikayesi bizlere tekrar anımsattırıldı. Hep dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in biz Türkler de her şeyi yaparız böbürlenmesi sonucu çıkılan başarısız bir girişim olarak algılansa da aslında Cemal Gürsel belki de asker kökenli devlet adamlarımızın çoğundan daha ileri bir dünya görüşüne sahip olduğu için çıkmıştı bu yola. 1950 sonrası Marshall planının biçimlendirdiği yeni Avrupa’da Türkiye’ye tarım ülkesi görevi verilmiş ve gelen kredilerin tarımda kullanılması zorunlu kılınmıştır. Adnan Menderes’in ilk 6 yılında yakalanan ekonomik başarı bu politikanın sorgulanmasını geciktirmişti. Ancak bizzat Menderes darbe öncesi dönemde ülkenin yaklaşık 30 yıldır sanayileşme hamlesini unuttuğunu ve acilen sanayii üretimine dönülmesi gerektiğini belirtmişti. Onun devamında gelen Cemal Gürsel’in özellikle 1961 yılı Otomotiv Kongresi’nde yaptığı konuşma da belirttiği; “Ot satarak neticeye varılmaz. Bir gemi pamukla 7-8 otobüs alabiliyoruz. Bu böyle gitmez, bu memleket hızla sanayiileşmelidir.” Görüşü Devrim Arabalarının üretimine giden yolun aslında ileri görüşlülükten doğduğunu gösteriyordu. Devrim arabası binbir acı ve emekle meydana getirilecek ama Ankara’da benzin bitince yolda kalacaktı. Ve belki de yerli otomobil fikri de onunla beraber Eskişehir’de bir garjda unutulacaktı.

Aradan yıllar geçti ve Türkiye tekrar kendi arabasını üretme tartışmasına döndü. Hazır konu açılmışken basınımızın hangi etkili kalemleri konuya değinecek diye düşünürken özellikle liberal değerlere bağlılığıyla tanınan bazı yazarlar dayanamayıp eleştirilerini sıraladılar. Aslında eleştirilere bakıldığında ekonomik yaklaştıklarına dair bir umut doğsa da içimize yazıların detayına dalınca iş hiç de öyle gözükmüyor. Burada mesele bu ülkenin kendi otomobilini üretme basiretinin olup olmadığına inanma meselesidir. Elbette bugün Başbakan’ın bu otomobili yapmasını istediği otomotivcilerde bağlı oldukları yabancı ortakların çıkarlarını düşünüp bu işi yapmak istemeyebilirler. Ancak o durumda yarın bu ülkenin büyüme sürecinde Başbakan’ın bu kararlılığı ile yapılacak otomobili yapana kaptıracakları pazardan korkuyorlar. Yani onlar içlerinde bu ülkenin artık kendi otomobilini yapma sınırına geldiğine ve ya onlarla ya da onlarsız bu yola çıkılacağını anlamış durumdalar.

Peki bugün 50 yıl önce Devrim’in benzininin tükenmesine sevinenler gibi bu düşünceye baştan karşı çıkanlar neyi kaçırıyor da bu muhalefeti yapıyorlar? Açıkça söyleyelim bu ülkenin halkının geldiği noktayı ve uluslararası konjonktrü anlamıyorlar. Bu ülke artık 30, 40 yıl öncesinin uydu ülkesi değil. Bu ülkenin Anadolu’da yalın ayak koşan Bozkır çocukları artık hayal dahi edemeyecekleri topraklara ulaştılar. Onların gücü bu ülkenin gücüdür. Anadolu topraklarında artık kültürüyle ezilen, içine kapanık, ürkek bakışlar attığından gözleri hep kısık olan çocuklar yaşamıyor. Bu çocuklar 21. yüzyılın en hızlı büyüyen ülkesini dört nala doğru resmen uçuruyorlar. Ve bu uçuşta artık bu ülkenin yerli üretime sahip olması gereken sektörlerin başında otomotiv geliyor. Anlaşılmayan 20 yıl önceki dünyada sabit kalınıp bugünün anlaşılması isteğidir. Bu mümkün değildir. Türkiye ekonomik gücü, teknik tecrübesi ve en önemlisi inancıyla bu arabayı yapacak, halk bunu kullanacak ve bugün eleştirenler o günlerde dönemin Başbakanı her kim olursa onunla Devrim’in benzininin bittiği yerden başlayacak serüvende bir röportaj yapmak için sıraya girecek, dahası ertesi gün köşelerinde bu başarıyı sahipleneceklerdir. Göreceksiniz bu günler yakındır. Yeter ki biz inanalım, biz bunu yaparız diyelim, gerisi teferruat. Bugün 50 yıl önce durmuş arabayı çalıştırma zamanıdır. 

Bilal ERTUĞRUL

06.10.2011

16:25

Reklamlar

Read Full Post »