Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for 10 Eki 2011

Tarih hep insan odaklı olsa da aslında en çok şehirleri anlatır bizlere. Ve şehirlerde anlam kazanır tarihin o derin gizemi. Bazı şehirler vardır, zamanının eğlence merkezleridir. Hep onlara imrenilir, hep onlar anlatılır aşk destanlarında ama zaman gelir yok olurlar. Ne onlar ne de o şaşalı günleri hatırlanır. Aslında o şehirlerin yapıları ayaktadır ama artık anlam ifade etmezler. Çünkü insanların en derinlerine hitap edememişlerdir.

Bazı şehirler de vardır ki taş taş üstüne kalmamıştır, her hangi bir yaşam belirtisi bulunamamıştır ama insanlar adlarını duydukları anda bir durup düşünürler. İşte onlardır aslında ölümsüz şehirler. Zamanlarından asırlar sonra bile insanlar onların hikayelerini anlatır. Aslında işin tuhafı hepsinin hikayesi mağlubiyetlerle sonuçlanmış ve hiç birisi kazanan olmamıştır.Ancak bazen kaybederken dahi österilecek onurun yüceltilmesidir belki de onlara karşı duyulan özlem. Benim için bu şehirlerin başlıcaları Truva, Sparta, Çanakkale, Hiroshima, Felluce, Guernica’dır. Ancak ben bugün bu şehirlerden 2 tanesine değineceğim. Truva ve Çanakkale…

Öncelikle en eskiye gidelim. Truva’ya. Anadolu uygarlığının tüm Ege ve Akdeniz uygarlıklarına karşı ulaştığı en yüksek noktaya. Evet Truva gerek kültürel yaşamı gerekse de moral değerlere bağlılığıyla bugün bile etkileri görülen bir uygarlıktı. Bugün Çanakkale il sınırlarında kalan dönemin sahil kenti asırlarca unutulmayacak bir aşkla sürüklenecekti yok oluşa. Prens Paris ve Sparta Kraliçesi Helen’in aşkları bir kaç yıl önce çekilen Troy filmiyle bir kez daha kalplerimize kazıldı. Asıl yerleşim alanı uzun yıllar toprak altında kalsa da Truva özellikle bu topraklarda hiç unutulmadı. Hatta rivayete göre Fatih Sultan Mehmet Çanakkale sahil şeridini fethettiğinde;”Bugün Hector’un (Truva’nın) öcünün alındığı gündür.” demiştir. Bu bile bizlere aradan geçen zamanda Truva’nın dini, dili ne olursa olsun bu topraklar üzerinde yaşayanlar için unutulmaz olduğunu gösteriyordu.

Truva’dan asırlar sonra aynı topraklar artık Çanakkale diye anılıyordu. O gün sahilde kalan Truva bugün daha içlerde kalmış dahası şehir merkezi ondan uzaklaşmıştı. Truva’dan sonra Anadolu toprakları uzun yıllar Batı uygarlığının elinde kalmış, daha sonra önce Persler sonra Osmanlılar bu bölgeleri ele geçirmişti. İlginçtir Perslere karşı direnen Sparta’da kendi onurlu direnişini kazanmış ancak nasıl ataları yüzyıllar önce Truva’yı hileyle devirmişse kendileri de yüzyıllar sonra yine hile ve entrikayla kazandıkları bir savaşı kaybetmişti. Bu olaydan sonra akın sırası bu sefer Doğu’ya gelmişti ve Doğu akınının zirvesine Osmanlı ulaşacaktı.

Osmanlı zayıflayıp, Avrupa’nın hasta adamı olarak tanımlanacak konuma gelince 1. Dünya Savaşı’nda batı bir kez daha Truva topraklarından Doğu’yu yok etmeye kalkacaktı. Ve asırlar önce unutulmaz kahraman Hector’u çıkaran topraklardan yine bir kahraman doğacaktı: Mustafa Kemal Atatürk. Ancak ikisi arasında bir fark vardı. Hector sadece kendi halkıyla tüm Yunanlılara direnirken Atatürk’ün arkasında neredeyse tüm ezilen uluslar, tüm doğu milletleri birleşmişti. Kimisi malıyla, kimisi canıyla bu kutsal hesaplaşmaya katılmıştı. Tüm dünyanın gözü önünde yenilmez armadalar diz çöküyor, medeniyetin eli kanlı katilleri aman diliyordu. Ama sonuç değişmiyordu. Nasıl Truva’yı cesurca savunan Hector hak etmediği halde hileyle savaşı kaybettiyse, Atatürk’ün de aralarında olduğu Türkü, Kürdü, Lazı, Rumu, Ermenisi, Arabı, Acemi, Çerkezi, Azerisi bu cepheyi kazansa da Almanya kaybedince onlarda kaybedenler arasında yerlerini alıyordu. Ve tıpkı Truva’ya bir at içinde utanç içinde ama zafer nidalarıyla giren milletler gibi İngiliz, Fransız donanmaları da aynı utanç ve küstah zafer nidalarıyla İstanbul’a doğru süzülüyorlardı.

Onlar o gün kazandıklarını düşünüyorlardı.Ancak bu kez durum farklıydı. Dedim ya ilkinde Truva’da Doğu derin bir uykuya bürünüyordu. Sanki kimse Hector’un çığlığını duymuyor, Helen’le Paris’in efsanevi aşkı, aşkların kutsandığı Doğu toplumlarında yok sayılıyordu. Ama bu sefer tüm Doğu için bir uyanış fitili ateşleniyordu. Ezilmiş, geri kalmış yalınayak toplumlar Avrupalı efendilerinin de yenilebileceğini bir kez görmüşlerdi ya bundan sonrası kolaydı. İşte o günden başlayan ve 2. Dünya Savaşı ile geciktirilmeye çalışılan uyanış önce Sovyetler Birliği, sonra Japonya günümüzde ise Çin, Hindistan, Malezya, Türkiye gibi ülkelerle sürdürülüyor. Dahası Doğu uzun zaman sonra kaybettiği dümene tekrar oturuyordu. Belki de bilinçli uyanış bugün başlıyordu. Ve en önemlisi belki de Hector ilk kez bugün kara topraklar altında vatan kokusu alıyor. Dedim ya Çanakkale’de bugün Mart aylarında ayrı bir rüzgar esiyor. Anzakların binlerce kilometre öteden gelip yad ettikleri ataları ve bizim atalarımız Truvalıların sonsuza kadar misafiri olacaklar. Bir kez daha yolunuz o topraklara düşerse bu açıdan bakmanızda fayda olacağını düşünürüm. 

Bilal ERTUĞRUL

10.10.2011

16:30

Reklamlar

Read Full Post »