Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for 12 Eki 2011

Bazı insanlar vardır, yalnız bir ömür tüketmek için yaratılmışlardır. Yalnızlık dediysem öyle etrafında kimselerin olmadığı, içine kapanık, sürekli bir kaçış halindeki insanlardan bahsetmiyorum. Aksine dışardan bakanlar için delikanlılık zamanlaında gayet sosyal, eğlenceli, muhabbet erbabı insanlardır onlar. Ama hep eksiktir bir yanları. Hiç bulamazlar aradıklarını, ha pek aradıkları da söylenmez ya neyse. Bu tarz insanlar belli alanlarda piskopatlık düzeyinde gelişim gösterirler. Çoğunlukla çok şey bilen, çok konuşan ama konuştuğu kadar da dinleyen ve zaten temelde dinlediği için çok şey bilenlerdir. Hep bir merakları vardır. Yasak olana, onlara uymadığı düşünülen şeylere, arka sokaklarda yalnız oturulan kaldırımlara ya da bir kahve köşesinde hiç tanımadığı insanların muhabbetlerine olan merakları. Onlar bir yalnızlık senfonisindedirler. İşin kötüsü bunun farkındadırlar ancak bundan çıkmak için hiç uğraşmazlar.

Çok aşkları olur onların yarısından kendilerinin haberi yoktur, yarısından da platonik sevdiklerinin. Zaten onlarda aşklarını söyleyecek kadar cesaret olsa ya da onlardan hoşlananlar korkmadan, çekinmeden kulaklarına fısıldayabilse ne kadar sevildiklerini belki de bu mahzenlerin dışına hiç umulmadık hızlarla atlayacaklardır. Ama genelde öyle olmaz. Ne onlar gider sevdiklerine ne de onların sevenler gelir. Belki de en adam gibi sevdaları ıskaladıkları gerçeğiyle hiç yüzleşmezler. Yetmişine dahi gelseler, köşe başında yirmilik gencecik kızlara vurulurlar. Belki de eskileri unuttuklarından geceleri hayaliyle uykuya dalıp kapanmayan gözlerin perdesini indirecek bir güzelliğe ihtiyaç duyduklarındandır Karacaoğlan’dan kalma bu sevdalıkları. Yarısı divanedir, nerde akşam orda sabah yaşarlar. Şişelere ne bir yaşam sığdırırlar içmeyenler de gece ısınma bahanesiyle sigara dumanına sığınırlar. Dedim ya her şeyden anlarlar da bu anlayış öylesine bir safhaya gelir ki herşeyden korkmaya başlarlar. Belli bir yaşa gelince artık yaşlılıktan, ak düşen saçlardan korkmaya başlar, ölümün hafif tınılarını ne zaman duyacaklarına dair telaşla yatmaya başlarlar. Bakmayın hayatın en zorunu, yalnız olanını yaşarlar amma şu hayattan ayrılmaktan da hepinizden çok korkarlar.

Bu bestekarlar iki kez ölür aslında. İlk olarak anneleriyle ölürler. Hayatlarının önemli bir kısmında onları dünyaya getirdiğine dahi isyan ettikleri ama dünyadaki tek varlıkları olan annelerini de kaybedince artık iyiden iyiye yoldan çıkarlar. Zaten annelerinden başka kadın girmez hayatlarına. Tek gecelik ya da frekansı yüksek zaman aralığı dar olan sabahından gecesini unuttukları kaçamakları ayılmadığında. Sokakları en iyi onlar anlar-tırlar ha birde o sokaklarda hepinizden çok kalırlar. Gündüzler, eğlence onlarda uzaktır zaten yaşlanınca gecenin koynunda uzanıp manzaralara dalmaya bayılırlar. En güzel yerleri bir deniz kenarı kasabasıdır da çoğu da bulamaz zaten orayı. Hiç keşkeleri yoktur. Hiç pişman olmazlar ama tıpkı toplumun onları kaybetmeyi anlamadığı gibi onlar da kaybettiklerini ya da kaybettirdiklerini hiç bir zaman anlamazlar. Sessiz ölmek isterler, kimsesiz. Az bir şey paraları kalmışsa annelerine yakın gömülmek isterler de kimliksiz cesetleri genelde kimsesiz uzak yerlere gömülür aslında. Bilemem belki toprak altında da mutsuzdurlar. Zaten ne zaman mutlu oldular.

Orhan Veli’nin Kaleminden Yalnızlık

Bilmezler yalnız yasamayanlar,

Nasıl korku verir sessizlik insana;

İnsan nasıl konuşur kendisiyle;

Nasıl koşar aynalara,

Bir cana hasret,

Bilmezler.

Bilal ERTUĞRUL

12.10.2011

11:18

Reklamlar

Read Full Post »