Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for 13 Eki 2011

Modern toplum paradigması yazılarımın Başlangıç bölümünde toplumun oluşumundan günümüze kadar yaratılan otoriteyi, bu otoritenin yerleşme sürecini anlatmıştım. Peki insanlar bu otoriteden kaçmaya çalışmadılar mı? Ya da hiç mi isyan etmediler de bugünlere geldik? Bu soruların cevabı tabii ki hayır. Toplumun kazandırdıkları kadar kaybettirdikleri de görüldükten sonra ona karşı isyanlar, kaçışlar çoğaldı. İşte bugünkü yazımda sizlere insanların kaçış çabalarını ve bu kaçış çabalarının ortaya çıkardıklarına bakacağım.Modern toplumdan kaçışın ilk ortaya çıkış hali Mistisizm oldu. Mistik öğreti ve hikayelere kaçış ilk olarak kendini antik toplumlarda gösterdi. Mistik yaşam önceleri insanların bir nevi korku kozu üzerine inşa edilmişti. Büyük canavarlar, yasak topraklar, kayıp yollar, gizemli ormanlar bu mistisizmi yönlendiriyordu. Ancak çok geçmedi ki modern toplum ve yönetimi bu mistik yönelişi kendi lehlerine çevirdi. Bu sefer destansı aşklar, kayıp mükemmel krallıklar, Olympos, hiyerarşik tanrı sistemleri öne çıkıyor ve insanlara oyunda sadece piyon oldukları, onlara emredilmesi gerekeni yapmaları apaçık bir biçimde aktarılıyordu. Yani ilk kaçış denemesi başarısızlıkla sonuçlanıyordu.

Ama insanın kaçış denemeleri değişerek gelişiyor ve mükemmelleşiyordu.Bu kaçış denemeleri bazen en kutsal törenlerde dahi yer alabiliyordu. Mesela antik Yunan’da bir genç kız evlenmeden önce Bakireler Koşusu denilen bir koşuda evliliğinde mutluluğu yakalama umuduyla diğer bakirelerin hepsiyle ölümüne yarışıyordu. Yarışı kazanan genç kız özgürlüğünü kaybedeceği gün aslında zirvede bırakmanın hazzını yaşıyordu. Buna benzer pek çok kaçış denemesi düzen içerisinde düzensizliği yaşatıyordu. Ancak toplumsal düzenin pragmatistleri buna da bir çare buluyordu. Temel felsefesini üç latince sözcük, “Daha hızlı, daha yüksek, daha güçlü” anlamına gelen “CITIUS-ALTIUS-FORTIUS”tan alan Olimpiyat Oyunları insanlara bu vahşi duygularını tatmini için 4 yıl bekleme ve düzene uymayı şart koşuyordu. Ancak bu şekilde dünyanın en iyilerini görebilecek ve kendilerini onların yerine hayal edebileceklerdi. Olimpiyatlar insanın doğasına, yapabileceklerine en yakın olduğu yer olsa da, insanlar yine umutsuzluğun zirvesine de bu zamanlarda ulaşıyordu.

Otorite ve düzenin hapsettiği insanların hayallerine kavuşma alanı olarak seçtikleri yer ise tiyatrolar olacaktı. Önceleri özgür tiyatro hem insanlara sınırsız bir hayal etme gücünü sunuyor hem de onların otorite karşısında kaybettikleri duyarlılıklarını tazeliyordu. Zamanla tiyatrolara arenalar katılacaktı. İnsanlar kendi toplumlarından kişilerin yarışmadığı, tamamı köle olan gladyatörlerin kavgalarında bir nevi kendi hazlarını yaşıyor adeta hayvani duygular ortaya çıkıyordu. Roma İmparatorluğu döneminde düzenin simgesi haline gelen Arenalar, Kolezyum isimleri altında insanların isyanını bastırmak için olmazsa olmazlar arasına girmişti. Ancak Roma’nın Düzen Bekçileri nereden bileceklerdi ki Modern Düzene en büyük isyan da bu kolezyumlardan çıkacağını. Spartaküs önderliğinde devrin tasmalı kahramanlarının bir ömür köle olarak yaşamaktansa bir gün özgür ölmek için başlattığı isyan yayılacak ve Roma tarihinde ilk kez bu derece bir şaşkınlığa düşecekti. Spartaküs ve arkadaşları sıkıştırılıp 3 yıl sonunda öldürülse de onların başlattıkları isyan, modernitenin tartışmasız zirvesi Roma’nın sonunu getirmeye yetecekti.

Gelelim bugünlere…Bugün tiyatroların yerini filmler aldı. Gladyatörlerin arenada yaptığı basit ama ölümüne kavgaların yerini çoğunu hayatımızda duymadığımız belki de rastlayamayacağımız binlerce Spor dalı aldı. İnsanlar burada da ulaşabilecekleri mükemmelliğe hayran kalırken, bu noktalara ulaşamayacaklarına dair hayal kırıklıklarıyla düzene adepte ediliyor. Olimpiyatlar, dünya şampiyonaları, kıta turnuvaları hep antik çağdan günümüze basit çağ dönüşümlerini aktarıyor bizlere. İnsanlar bugün bile kumların üzerinde dökülen kana ve her türlü duygunun abartılı yaşanmışlığına diziler ve filmler üzerinden hayran kalıyor. Spartaküs’ün dünyada yarattığı etki bundan başka bir şekilde açıklanabilir mi…Ya da Harry Potter’a, Yüzüklerin Efendisi serisine, Avatar’a duyulan hayranlık, çılgınlık nasıl açıklanabilİR. İnsanlar halen ilk çağdaki ataları gibi mistik dünyayı sunan her şeye taparcasına sarılıyorlar. Kendi yapamadıklarını yapan insanları ulaşılmaz görmek, sırf onlar yaptı diye hayatında yapmayacakları bazı hareketleri taklit etmek, giymeyeceği kıyafetleri giymek hep bu düzeni delme çabalarıdır. İnsan bugün düzenin kendisini en saf yerinden vurmasına izin veriyor gibi görünüyor. Ancak düzenin savunucularının kaçırdığı nokta bugün 10’lu yaşlarında kendisini Pikachu zannedip damlardan atlayan çocukların, yarın çok daha iyi imkanlarla Spartaküs olmaya çalışacaklarıdır. Ancak düzen bu sefer Roma gibi onları bastıramayacaktır, bastırsa dahi sonu yıkım olacaktır. Ancak bu yıkım daha baskıcı bir dünyadan daha özgür bir dünyaya geçişin doğum sancısı olacaktır. Günü geldiğinde kırlarda özgürce koşan ve başkalarının, toplumun dayatmalarından değil de; kendi seçimlerinden dolayı yargılanacak kadar şanslı olanlar arasında yer almak dileğiyle…

Bilal ERTUĞRUL

13.10.2011

10:47

Reklamlar

Read Full Post »