Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for 20 Eki 2011

Dünya acı ve kederin bolluk, neşe ve eğlencenin kıtlık zamanlarında çekilmez bir zindana döner. İnsanlar işte bu anlarda önce bir gerginlik seline kapılır. Düşünemez, düşünmek istemez artık kalptir beyin yerine karar veren. İşte dün sabahtan akşama kadar bu ülkede kalp taşıdığını iddia eden herkes kontrolünü kalbine kaptırdı. Aslında olması gereken de buydu. Dün düşünülecek değil duygulanılacak bir gündü. Şimdi şehitlerimize onlara yakışan bir şekilde veda edip, aklı selimle düşünme zamanıdır. Onlara dünyaya örnek olacak bir vedada bulunmalıyız. Bağırarak, çağırarak, namazlarına gelmiş siyasetçilere söverek ya da bir kısmını alkışlayarak değil. Unutmayalım ki asaletin zirvesi susmak ve sessizce vedalaşmaktır. Onları en yücenin huzuruna belki de hiçbirimizin ulaşamayacağı bir makama ulaştıklarını düşünerek, itidalle göndermeliyiz. Memeleketin her tarafında en azından size yakın olan bir tanesinin cenaze merasimine katılmak, onlara saygımızı göstermek açısından bugün için yeterlidir.

Ancak yarın farklı olacaktır. Yarın suskunluk, içe kapanma günü olmayacaktır. Acılarını yüreğimizde hissettiğimiz bu gencecik fidanların soluşunu hiç unutmadan, annelerin göz yaşını kendi annemizin gözyaşı bilerek artık bu lanetten kurtulmaya konsantre olacağız. Önce nerede hata yaptığımıza bakacağız. Evet siyasetçilerimizde, askerimiz de ve en önemlisi vatandaş olrak bu ülkede yaşayan 74 milyon olarak bizlerde bu lanetin 27 yıl sürmesinde suçluyuz. Önce kendi suçumuzu kabul edip sonra dış güçlere ya da farklı noktalara değineceğiz. Bizim halk olarak suçumuz bu acıları unutma hastalığımızdır. Evet doğrudur bu ülkenin dininde de, Türk kültüründe de yas süresi 3 gündür. Evet doğrudur 3 günden sonra gündelik işlere dönülür. Ama giden, niye gittiği ve dahası bir daha aynı şekilde başkasının gidip gitmeyeceği hep düşünülür. Peki biz ne yapıyoruz. Evet hepimiz ne yaptık. Unuttuk. Teker teker şehit olanlar bizim için ifade etmedi. Sayılar çift hanelere ulaşmayana kadar aklımızdan dahi geçirmedik. Daha da acısı sivil kayıp ya da polis kayıplarında aklımızdan geçirmedik. Durun durun bira zdaha saydıralım kendimize 18 Ekim günü 5’i polis, 4 sivil 9 şehit verdik. Hangimiz bu habere değindik. Cevap: Hiçbirimiz. Dün Twitter ve Facebook aleminde delikanlı kesilenler başta ünlülerimiz hangisi bahsetti hiçbiri. Neden mi çünkü o gün daha Adriana Lima’yı konuşuyorduk. Ülke olarak zevke gelmiş, kanallarımızda şov yapıyorduk. Dahada acısı bugün çarşaf çarşaf yayın yapan gazete ve televizyonlarımız sivillerimizi şehitten saymıyor ve sadece 5 şehit deyip onu da kenarda köşede veriyordu. Gerçekçi olalım, kendimizi kandırmayalım, bu sorun bugüne kadar bitmediyse böyle çift haneli sayı mantığı şehidin sayısına asker mi polis mi olduğuna, sivilse adam yerine koymamamıza yani önce kendi hatalarımıza bakalım. Biz bu sorunu önemsemedik, canımız yandımı 3 gün sonra geçince unuttuk ve ne yazık ki unutturduk. Ancak terörist uyumaz. O her an senin gaflete düşmen için bekler ve saldırır. Öyle de yapıyor, en güvende hissettiğimiz yerde saldırıyor. Çünkü terörün dini, dili, vicdanı yok. O can alır, kan kusturur. Çünkü işi budur. Ama bizim işimiz unutmak değil hatırlamak, hatırlatmak ve bu sorunu ortadan kaldırmaktı. Yapamadık. Bu sebepten ben kendi adıma bugün şehit olan tüm asker, polis, korucu ve sivil vatandaşlarımızdan helallik istiyorum. Size layık olamadığımız için özür diliyorum. Sizin daha damarlarınızdaki kan kurumadan, vucudunuzdaki sıcaklık soğumadan sizi unutup zevk, sefa peşine düştüğümüz, gündelik kaygılarda yok o0lduğumuz, futbol maçlarında kimin ne yaptığına, magazinde kimin eli kimin cebinde diye saatlerimizi harcadığımız için de en azından ben kendi adıma sizden özür dilerim. Tüm be sebeplerden bizde bugün verdiğimiz canlarda suçluyuz. Bunu kabul etmeliyiz. Bundan sonra evlatlarını ellerinden aldığımız analara evlat, kardeşlere abi olup hatamızı telafi etmekten başka seçeneğimiz de yok.

Peki tek suçlu unutan, unutturan, hesap sormayan halk mı? Siyasilerin ve askerin hiç mi suçu yok. Hayır tabii ki var. Önce siyasiler. İsmi, partisi, görüşü, ideolojisi ne olursa olsun 27 yıldır bu sorunu anlamadılar. İlk olarak onlar da bizim gibi unutkandılar. İkincisi bugün meclisteki mevcut partiler de dahil olmak üzere bazı partiler bu meseleden beslenmekten, çözüm için hiç bir şey sunmamaya, dahası çözümsüzlüğe saplanıp Kürt ile Türk’ü karşı karşıya getirmek için elinden geleni yaptı. Muhalefet partileri 27 yıldır sadece şehit haberlerinden sonra cenaze şovları peşinde koştular. Peki iktidar partileri onlar ne yaptılar. Öncelikle anahtar ellerinde olduğundan en büyük sorumluluk onlardadır. 27 yıl süren bir terör sorununun adını dahi koyamadılar. Teröre karşı savunma olmaz. Terör ortadan kaldırılır. Daha sonra demokratikleşme, insan hakları, gerekirse genişletilmiş azınlık hakları ya da ekonomik gelişmeyle sorunlar çözülür. Ama barışın mürekkebi kan olmaz. Bunu anlamadılar. Kan akarken, terör dağlarda dolaşırken barış olmayacağı gerçeğini anlamadılar. Kimileri seçim meydanlarında ip meselelerinde kayboldular. Halbuki terör örgütü başları Abdullah Öcalan hapse girdikten sonra da eylem yapıyor. Demek ki bu mesele başta değil bu mesele sende. Peki dönemsel analizlerde biz nerede doğru yaptık nerede yanlış yaptık. Birinci ve en büyük yanlışımız dünyanın en modern, en güçlü ordularından olan ordumuzun profeyonelleşmesi, profesyonel orduyla teröre karşı savaşmak dururken gencecik, hayatında mahalle arasına çıkmamış,su tabancasına bile yabancı fidanlarımızı doğunun 8 ay kar altındaki dağlarına Hz. İbrahim’in oğlu İsmail gibi kurban olarak göndermemiz oldu. Bu çocukları feda edip, onlar üzerinden tüm ülkeye acı çektirdik. Bu hem ordunun hem de aralıksız 27 yıldır başta olan iktidarların, bu iktidarların çıkmasını sağlayan muhalefetin en büyük suçudur. İkinci büyük yanlışımız daha önce de belirttiğim gibi teröre saldırı yerine savunmayla yaklaşmamız oldu. Bu en temel stratejik hatamızdı. Üçüncü büyük yanlışımız bölge insanıyla terör örgütü arasına bir türlü set çekemememiz oldu. 90’lı yıllarda savunma amaçlı boşaltılan köyler, teröristlerin kafasına silah dayayıp baskıyla ununu, buğdayını aldığı masum köylüleri yardım ve yataklıktan içeri alırken, teröristle işbirliği yapan güçlü ailelere dokunmamalar terörün kaynaklarının kurumasını engelledi. Bu sebepten bugün 20 yaşında olup, terör örgütü başladığında dünyada dahi olmayan çocuklar dağlarda onlarla beraber. Ve bence en büyük hatalarımızdan birisi de sorunun çözümüne yani terörün bitirilmesine en yakın olunan zamanlarda son çırpınışını yapan terör örgütünün o son çırpınışlarında bir türlü sert tepki veremeyip, o çırpınışlardan teröre hayat kaynakları yaratmamız oldu. Ne zaman zayıflatsak, bitirmek yerine onlara bir şans daha verdik ve bugüne geldik. Sürecin önemli bir hatası da Hizbullah ile bölgede gayri resmi terörü bitirmeye kalkışmamızdı ki onun tüm ülkeye verdiği acılarda unutulacak cinsten değildi.

Sürecin en önemli unsurlarından askeri yönetimimizde büyük hatalar yaptı. Örneğin son saldırıda 8 noktaya aynı anda saldırı yapılması ve bundan istihbarat alınmamış olması akla ziyan. Modern bir ülkede bugün istihbarat daireleri istifa etmişti. Ancak bizde bu olmadı. Dahası özellikle karakol seçimleri, er ve erbaştan oluşan komando timlerinin dağlarda savaşa hazırlıksızlığı hep bu sorunun uzamasına neden oldu. Askerin bence en önemli hatası da açıklık ve şeffaflığa sahip olmamasıydı. Saldırılarda kaybettiğimiz asker, sivil, korucu sayıları hiç bir zaman doğru verilmedi. Sonradan ulaşılan gerçeklerin üstü kapatıldı. Bazı dönemlerde askerin stratejik hataları basına sızdığında askeri mahkeme aracılığıyla ya da doğrudan istifa etmek yerine hep bir şeyler kapatıldı. İşte bu kapatmalar bu terörün bitmesine engel olan sebeplerdendi.

Sonuç olarak 19 Ekim 2011 tarihinde terör örgütünün 27 yıl sonra dahi bir gecede 8 ayrı noktadan saldırıp, resmi rakamlara göre 24 şehit verdirtmesi hem halk, hem siyasi hem de askeri kadrolar için izah edilemeyecek bir aciziyettir. Bugün tek gerçek budur ve sonucu anaların yüreğinde yanan evlatlarının acısıdır. Umarım bugün milat olur ve bundan sonra bu acılar yaşanmaz.

Bilal ERTUĞRUL

20.11.2011

Reklamlar

Read Full Post »