Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for 01 Kas 2011

İlk okula başladığım günlerde henüz ilköğretim diye bir şeyin olmadığı hani o 5 yılda bitirilen ilk okullara gidildiği günlerde Osmaniye’de pek de soğuk olmayan bir günde tanıştım Cumhuriyet Bayramı’yla. 29 Ekim öncesi öğretmenler bizlere yarın bayrama yakışır şekilde giyinmemizi tembihliyordu, ama neden bugünün bayram olduğunu anlatmıyordu. Zaten sonrakiler de anlatmayacaktı. Yıllar geçtikçe önceleri soğuk günlerde, yağmurlu günlerde en ağır işkenceler gibi geliyordu törenler, sonra liseden itibaren pek çok yaşıtımda olduğu gibi tatil günlerine eklenen daha fazla uyuyabileceğim dahası hafta içine gelmesi için 1 Ocak tarihinde yeni yıl takviminde özenle bakacağım tarhlerden oluyordu. Gösteriş yapma huyum, birilerine yaranma, olmadığım biri gibi görünme hayalim yoktu. Belki de bu yüzden o törenlerde Cumhuriyet Çocuğu olamıyordum. Zaten o törenlerin sevimli yüzü olmayı aslına bakarsanız hiç de sallamıyordum.

Sonra lise bitip, üniversiteye başlama dönemlerinde yavaş yavaş cumhuriyet üzerine, bana, vatanıma verdikleri üzerine düşünmeye başladım. Ne de olsa onu bize birileri anlatmıyor, kendi ideolojileri içinde basmakalıp düşüncelerini empoze ediyorlardı. Belki de bu yüzden insanın kendi kendine öğrenmesi gereken konuların başında geliyordu bu ülkede Cumhuriyet. Üzerinde uzun uzun düşündüğüm ve sonra neden diğer yönetimlerden daha iyi olduğuna dair inanışlar değil de düşünceler geliştirdiğim bir yönetim biçimi olarak tanımlıyordum artık cumhuriyeti ve artık onu törenlerde belirli gün ve haftalarda yaşamak yerine yaşadığım her ana bir sebep olarak katıyordum. İşte bu duygular içinde hazırlandığım benim için sıradan bir günde, yani cumhuriyeti yine bir yerimde düşüneceğim, mutlaka anacağım bir günde yıl boyu onu unutanların yapmacık hareketlerini görmeye hazırlandığım bir günde Cumhuriyet Bayramı bir anda gündemi tamamıyla işgal ediyordu. Önce şaşırdım tamam onun anlamını bilmiyenlerin, onu hayatlarının hiç bir yerinde anlayamamış dahası anlamamış olanların yapmacık sevgilerine ya da en azından saygı duruşşlarına şahit olmuştum ama bu kadar yaygara kopmamıştı. Sonra öğrendim ki Ankara’dan resmi törenlerin iptali haberi gelmiş ve isyan buna yönelikmiş. Yani tamamen siyasi ve ideolojik, canım ülkemin son zamanlardaki her tepkisinde olduğu gibi. Ama kutlamalar bu gerçeğe rağmen o kadar içten yapıldı ki bana bu yazıyı ve bir daha resmi törenle cumhuriyet kutlanmaması isteğini taşıdı. Peki gerçekten o gün o yaygarayı koparanlar ya da bunu kopartanlar yani bu üleknin vatandaşları cumhuriyeti anlamış, anlatmış en doğrusu onu yaşatmış mıydık? Ya da bunca yıldır törenlerde paltolarının üstünü önceleri fötür şapka, sonraları güneş gözlükleriyle kapatan siyasilerimiz, bürokratlarımız hani şu büyüklerimiz ne kadar kutlamışlardı bu bayramı. Ne kadar istekli durmuşlardı o soğuktan donan çocukların karşısında. Bunların cevabını sizlerde en az benim kadar iyi biliyorsunuz özellikle son yıllarda bu ülkede bu tür şeyleri ne halk ne de büyükler hiç de takmamışlardı. Resepsiyon tartışmaları ideolojik kalmış, yapılan bir kaç küçük espri 23 Nisan çocuklarından sonbahara kalmıştı. Yani anlayacağınız hiç birimiz bu bayramı anlamıyor dahası anlamaya da çalışmıyorduk. Ama sebebi ister terör ister depram olsun bu yılki iptal bir kıvılcım yaktı. Umarım bu kıvılcım bir ateşe dönüşür ve Cumhuriyeti her gün yaşayarak, bir gün kutlayarak, onu hak ettiği şekilde taşıyarak yaşatırız. Peki nedir bu cumhuriyet, neden önemli ve ben neden bu yönetim biçimini insana insanca değer verildiği sürece vazgeçilmez ve kaçınılmaz görüyorum. İsterseniz bir araştırmaya dalalım ve onu az da olsa anlamaya çalışalım.

Öncelikle nedir bu cumhuriyet. Hani ilk okulda halkın kendi kendini yönetmesini sağlayan yönetim şekli denmişti ya gerçekten öyle miydi. Yoksa yine bizi kandırmışlar mıydı. Öncelikle sözlük anlamına gidecek olursak Cumhur yani halk sözcüğünden üretilmiş ki aynı sözlük cami ve cemaat gibi toplanılan yer ya da topluluğa da yakındır, halka ait olan anlamında, halkla ilgili manasında bir sözcüktür Cumhuriyet. Batıda onun yerine Republic kullanılır ki o da Latince Res Publica yani Kamu İşleri sözcüklerinden gelir yani işin özü kelime anlamlarında halkla ilgili bir şeyler olduğu vurgulanıyor bu mefhumun. Siyasi terminolojide yöneticilerin belli bir süreyle yenilendiği, bu yenilenmenin de babadan oğula olmadığı bir yönetim biçimini ifade eder. Yani halkın kendi kendini yönetmesi değil de halkın en azından kendi yöneticisini belirlemesi ve en önemlisi bu yöneticiyi seçimlerle yenileme hakkının olduğu bir yönetim biçimidir. Bu bağlamda halk diktatörleri de seçebilir ve demokrasiyle cumhuriyet buna vesile olabilir ama bir daha halka bağımsız seçim şansı vermediklerinde işte o dakkada sadece lafta bırakırlar cumhuriyeti. Cumhuriyet aynı zamanda iyi tanımlanmış bir güçler ilişkisini de gerektirir. Yani güçler ayrılığı olmadan güçlerin tek bir merkezde toplandığı rejimlerde tam anlamıyla cumhuriyet olduklarını iddia edemezler. Bir bakıma yasama, yürütme, yargı ve artık modern literatürde medya güçleri arasındaki ilişki ve güçlerin bağımsızlığı, eşitliği bu yönetimin olmazsa olmazlarındandır.

1923 yılında Türkiye’de ilan edildiğinde Atatürk ve arkadaşları tarafından o günkü Türkiye’de halk ya da aydınlar tarafından kolay kolay anlaşılamayacak bir yönetim olduğu gayet iyi biliniyordu. Kula kulluğun gezdiği bu topraklar, siyasetin kötülendiği dahası seçim kelimesinin hayatın pek çok alanında işlemediği, hep belirlenen sınırlarda kalmayı bilen insanların ülkesiydi. Zaten 1923 – 1950 arası tek parti döneminde de cumhuriyet hep eksik işletilecekti. Bu evre bir hazırlık evresi olarak görülüyor bir nevi diktatörlük altında cumhuriyetle onun gerçeğine ulaşılmaya çalışılmıştı. Türkiye’nin o dönemine başka bir ad vermekte çok zor olabilir zaten. Ancak o devirde cumhuriyeti getiren kadroların en önemli hatası eksik kalan rejimin bir şekilde ilerleyeceği ve her gün tamamlanmaya yaklaşacağı düşüncesiydi. Böyle olmadı aksine onun ilke ve değerlerine aykırı sürdürülen tek parti dönemi sonrası hiç bir zaman ona uygun bir yapı oluşturulamadı. Dahası hiç kimse de bunu arzulamadı. Güçlerin ayrılığını isteyen, bir gün o güçlerin biliğinin altında ezilen kadrolar, kendileri başa geçtiğinde bu sefer onlar güçlerin birliğine sıkıca sarıldı. Bu sefer feryat eden, demokrasi, yargı bağımsızlığı diyen önceleri onları ezenlerdi. Yani cumhuriyet ilkelerinin eksikliği sadece bu eksiklik insanlara zarar verdiğinde haykırılıyordu. Bu eksikliğin sahibi olduklarında ise insanlar pişkin bir şekilde susuyor en kötüsü bunun zevkini çıkarıyorlardı.

İşte bu onla yönetilirmiş gibi yapılan Cumhuriyet bir de bayramlarda devletin o soğuk, asık yüzünün gölgesinde Komünist ya da dikta rejimlerinde yapılan tank, top, bulunamazsa belediye araçlarıyla yapılan geçişlerle süslendirilen bir yapmacık bayramla kutlanıyordu. Kimse neyin kutlandığını sorgulamıyor, anlaşılamayan, dahası anlamak için çaba da harcanmayan bu en iyi yönetim şekli gittikçe özünü kaybediyordu bu topraklarda. Ama son iptal bu gidişe dur dedi. Sebebi, şekli, o günlerde törenlerde olması gerekenlerin yaptığı işlerle hiç ilgilenmiyorum. Ben sadece cumhuriyet ilk kez sahibi halk tarafından kutlandığı için mutluyum. Ve eğer bu böyle olacaksa, halk bu bayramı böyle içten, coşkulu, samimi duygularla kutlayacaksa her yıl devlet töreni yapılmasın. Çocukları buz gibi havada akşama kadar ayakta tutmak yerine onlara büyüklerinin gülen yüzleri, aydınlık bakışlarıyla nasıl bir nimete sahip olduklarını anlatabaileceksek bu bayram hiç devlet tarafından kutlanmasın. Zaten bugünlerde ki kutlamalarda eğleneni dahası eğlenirken sahip olduğu nimetin farkına varan genç kuşaklar yarınlarda bu bayramı bir gün değil her gün kutlayacaktır. Hükümet haklı ya da haksız olsun belki de bu ülkeye en büyük iyiliklerinden birisini yaptı. İnsanlar bu uyanışı anlar ve cumhuriyeti, ilkelerini sadece lafta değil özde, hayatta da anlarsa bir daha hiç bir hükümet bundan öncekiler kadar rahat olmaz. Hiç bir meclis yargının üzerine çıkmaz. İnsan hakları, demokratik yaklaşım belki de ülkeyi içine düştüğü ve uzun bir süredir çıkamadığı hemen hemen her konuda görülen çoğunluğun diktasından da kurtarır. Çoğunluğun azınlık olanın hakkını korumayı kendi isteklerinden önde görmesi gerektiğini her konuda bizlere anlatır. Umarım 90 yıldır yanmayı bekleyen cumhuriyet meşalesi bu kıvılcımla tutuşur ve daha güzel bir Türkiye’ye bizleri ulaştırır.

Bilal ERTUĞRUL

01.11.2011

11.15

Read Full Post »