Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for 02 Kas 2011

YUNANİSTAN NE İSTİYOR?

Malumunuz Avrupa Birliği 2008 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde başlayan Mortgage Krizi’nden başlayan ciddi bir sınavdan geçiyor. Ekonomik bir proje olan Avrupa Birliği zamanla kültürel, siyasal misyonlar almış; bu gelişimi ve doğrularıyla, yanlışlarıyla daha önceki yazılarımda aktarmıştım. Ancak Avrupa Birliği son 6 aydır bu krizin en büyük travmasını belki de dağılma kabuslarını görüyor. Ve aynada bunun sorumlusu olarak komşumuz Yunanistan görülüyor. 2 Hafta önce Avrupa ülkelerinin tek bir çözüm önermeden dahası birbirlerini eleştirmeyi bırakıp, durumun vehametini kavramadan devam etmeleri halinde birliğin kaçınılmaz sona gideceğini belirtmiştim. Ancak başta bu projenin kurucuları ve bugüne kadar projeden en büyük pastayı kapan Almanya ve Fransa gibi ülkelerin liderleri Merkel ve Sarkozy olmak üzere AB liderleri her türlü kavgaya rağmen birleştiler ve geçen Çarşamba günü Avrupa Kurtarma Fonu’na yönelik ortaya koydukları çözümle Yunanistan ve genel ekonomi için tünelin sonunda ışığı yaktılar. Ancak Yunanistan şımarık çocuk olmayı sürdürmekte epey kararlı olduğunu bugün bir kez daha gösterdi ve ülke bu anlaşmayı referanduma götürme kararı aldı. Piyasalarda havalar aniden karardı ve bir kez daha bir pire yorganı yakma girişiminin sonucunu beklemeye başladı. Peki nedir bu Yunanistan’ın derdi ve nereye kadar sürecek bu umarsızlık. Öncelikle planın Yunanistan ve diğer ülkeler için neden önemli olduğunu ve referandum kararının neden ciddi bir hata olduğunu açıklayalım. Daha sonra da olası çözüm yollarına bakalım.

Avrupa Kurtarma Fonu; Avrupa’da derinleşen krizi gören liderlerin krizle topyekün savaş kapsamında en etkili silahları olarak öne çıkmıştı. Yunanistan için önce 2 yardım paketi hazırlayan birlik her iki yardımda da Yunanistan üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmese de kredileri verdi. Ancak Yunanistan bunlarla çözülecek gibi değildi. Çünkü ülke hiç tahmin edilmeyen boyutlarda ekonomik rakamlarla oynamış, üretmeden tüketmek öyle bir noktaya gelmişti ki kriz sebebiyle yapılan kesintiler Atina’yı savaş meydanına dönüştürmeye yetmişti. Bu koşullar altında son çare olarak Avrupa Kurtarma Fonu’nun büyüklüğü arttırldı ve kaldıraçlarla desteklenerek bu fon vasıtasıyla Yunanistan’ın borcunun yarısının silinmesini sağlayacak bir paket geçen hafta Çarşamba günü açıklandı. Herkes rahatlamış piyasalar babanın oğluna yapmayacağı bu iyiliği Yunanistan’a yapan başta Merkel olmak üzere AB liderleri alkışlanmıştı. Tabii herkes özellikle Fransız bankalarında tutulan Yunanistan tahvillerinin bu bankalar üzerinde yarattığı baskının Sarkozy’nin çabalarının altında yattığını ve Merkel’in de Birleşik Avrupa’nın kurtarıcısı olmak için gerekirse Almanya’da ki iktidarını feda edeceğini de biliyordu. Tam her şey iyiye giderken Salı sabahı Yunanistan yeni bir bomba bırakıyordu piyasaların ortasına. Papandreu önce yapılan paketi referanduma götüreceğini açıklıyor sonra da hükümeti için güvenoyuna gidiyordu. Bunlara tepkili 2 vekil istifa edince meclisteki üstünlüğü 152 – 148 ‘e gerileyen Papandreu; 6 vekilinden gelen istifa çağrısıyla piyasaları iyiden iyiye karıştırıyordu.

Peki piyasalar niye bu kadar olumsuz yaklaşmıştı bu haberlere. Çünkü Yunanistan’da yapılan tüm kamuoyu yoklamaları referandumda HAYIR çıkacağını gösteriyor. Ocak ayı başına kadar durum değişmezse, HAYIR çıkınca Yunanistan kontrolsüzce batar. Bu sadece Avrupa’da değil Dünya’da da yeni bir  krizin kapısını sonuna kadar açacaktı. Bu durumda tüm ülkeler risk altına girecek ve bunun bedelini değil Yunanistan hiç kimse ödeyemez.

Piyasaların tepkisinin altında yatan bir diğer sebep ise sürmesi kesinleşen belirsizlik durumu oldu. Piyasalar belirsizlikle ölüp, istikrarla dirilen yapılardır ve belirsizilik onların en son görmek istedikleridir. Halbuki Yunanistan’da en erken Ocak başında yapılacak referanduma kadar belirsizlik sürecek ve hiç kimse dünyanın 6-7 aydır sürdürdüğü bu olumsuz havayı daha kaç gün sürdüreceğini tahmin edemiyor.O güne kadar yapılacak güvenoylamasında Papandreu için çıkacak karar da bu belirsizliği çok daha büyük bir boyuta getirebilir. Kendisinden önceki Karamanlis’in üç kağıtları ve Yunan halkının har vurup harman savurmasıyla yarattığı tahribatın vebalini bugüne kadar tek başına taşıyan Papandreu’nun artık dayanamayacak duruma geldiğini gösteren son kararları ciddi bir belirsizlik ortamı doğurdu.

Peki Yunanistan’da bu kararlar neden alındı? Bu sorulara cevap vermek için 2002’de Türkiye’de koalisyon ortaklarının erken seçime gitme kararlarına bakmakta fayda olacaktır. IMF programıyla ülkeyi tarihinin en zorlu günlerinden çıkaran iktidar ilk 2 yıl çok eleştirilmiş, Başbakan sağlığını kaybetmiş ve yaptıkları her şeyden dahası yıllardır yapılmış tüm yanlışlardan sorumlu tutulmakdan bıkıp erken seçime gitmişler ve hepsi baraj altında kalmıştı. Çünkü kimse onlar aslında uzun yılların bedelini ödediğini ve yapmak zorunda oldukları kesintileri yaptıklarını düşünmemişti. İşte Yunanistan’da da durum bu. Karamanlis döneminde yapılan aşırı harcama, düşük tasarruf ve kaçınılmaz son; kriz… Papandreu bu süreçten sonra krizin tam ortasında geldi. Elinden geldiğince IMF, AB, Dünya Bankası’ndan oluşan Troyka’nın ekonomik krizle ilgili yapılması gerektiğini belirttiklerini yaptı. Ama yetmiyordu. Çünkü halkı bolluğa, yüksek maaşlara, düşük emeğe alışmıştı. Sokaklarda yapılan eylemler, grevler kendi partisinde artan muhalefet dayanılmaz boyuta gelmişti belki de. Ayrıca son paketten sonra bugüne kadar alınan önlemlerden daha da sertleri alınacağı için belki de bunları uygulayacak gücünü kaybetmişti. İşte Papandreu bu şartlar altında dünkü kararları aldı. Dünya, Avrupa bu kararı eleştirecek ve haklı; ama Papandreu da en azından hak verilmese bile anlaşılabilir.

Burada sorun tüketim çılgınlığı içine girmiş Yunan halkında ve ne yazık ki bu problem tüm Akdeniz ülkelerinde var. Nasıl mı bu kadar emin konuşuyorum. Değineyim. İtalya ve İspanya Yunanistan kadar kötü olmasa da sıradaki ülkeler ve onlar özellikle İtalyadünyanın kaldırabileceği bir yük değil. Portekiz 1 yıldır kemer sıkıyor ve belki de en ciddi önlemleri alarak Yunanlaşmaktan kurtuldular ama olası Yunanistan krizi onların da çabalarını böler. Ne yazık ki Avrupa’nın güneyi kuzeyinin yarısı kadar çalışıp, ondan daha fazla harcamanın bedelini ödeyecek ve bunu tüm dünyaya da sıçratacak. Bundan kurtulmanın tek yolu artık Avurpa’nın kanayan kolu kesmesidir. Yani Yunanistan Euro’dan çıkartılıp diğer sorunlu ülkelere de hazırlanma süresi verilmelidir. Bu yöntem Yunanistan için de Drahmi’ye geçip kontrollü temmettüyle Türkiye – 2001 örneğinden yola çıkarak en doğru krizden çıkış yöntemidir. Yani artık bu haliyle Yunanistan – AB ilişkisi en azından parasal birlikte sürdürülemeyecek boyuta gelmiştir. Bu gerçek görülmeli ve buna göre gerekenler ivedilikle yapılmalıdır. Yoksa ne Çin, ne Türkiye, ne Rusya ne de başka gelişmekte olan ülkeler dahi ekonomik büyümeleriyle dünyayı kurtaramaz. İşin özü Yunan tarafı artık gerçeği bir yerden görüyor ve bu ekonomik disiplinsizlikle AB ve dünyayı da batıracağından Euro’dan çıkmayı diliyor. AB’de artık son gelişmelerden sonra Yunanlılara istediğini vermeli ve bir bakıma onları azad etmeli. Bakalım neler olacağını hep beraber göreceğiz…

Bilal ERTUĞRUL

02.11.2011

11:39

Read Full Post »