Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for 03 Kas 2011

3-4 Kasım günlerinde yılın devlet ve hükümet başkanları arasındaki en önemli toplantısı olarak adlandırabileceğimiz G-20 Liderler Zirvesi Fransa’nın Hayallerin Şehri olarak adlandırılan sahil kenti Cannes’da gerçekleştiriliyor. Bu zirve özellikle Avrupa merkezli yaşanan ve EURO Krizi olarak adlandırılabilecek ekonomik kriz, Çin, Türkiye, Brezilya, Hindistan gibi bir kaç ülke dışında ekonomik büyüme yeteneğini kaybetmiş gibi görünen bir dünya gerçekleriyle toplanıyor. Dahası sürdürülebilir büyüme, kalkınma ve istihdam son yıllarda artan nufüs ve yükselmesi ön görülen hayat standartları sebebiyle dünyanın en önemli başarısızlıkları olarak görülüyor. Peki nedir bu G-20, ne zaman kurulmuş, nasıl işler, dahası gerçekten bir önemi var mı? İsterseniz bunları cevaplayalım.

G-20 yani Group of Twenty, 20’li Grup’un temelleri 1975 yılında atılmıştır. Daha önce uluslararası iş birliği BM, IMF ve Dünya Bankası üzerinden götürülmeye çalışılmış ama gelişmiş ülkeler bir yerden sonra bu düzende aktif iş birliğine gidemediklerini, hızlı hareket için daha küçük ve kendi aralarında gruplara yönelmek istediklerini belirtmişti. Bu ilk 6 ülke ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya ve Japonya’ydı. Önce Kanada, sonra Rusya’nın katılımıyla 1999 yılına gelindiğinde G-8 oluşmuştu. 1999 Köln Zirvesi’nde bu 8 ülkeye 12 ülkenin katılımıyla G-20 oluşuyordu. G-20 siyasi, ekonomik, kültürel anlamda en etkili 20 ülkenin bir araya geldiği önemli bir birlikti. Avrupa kıtasını AB, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya, Rusya ve Türkiye temsil etmektedir. Türkiye ilk G-8 üyesi olmadan üye olan ilk ve tek G-20 ülkesidir. Amerika kıtasını ABD, Arjantin, Brezilya, Kanada, Meksika temsil etmektedir. Afrika’dan Güney Afrika, Asya’dan Çin, Japonya, Endonezya, Hindistan, Suudi Arabistan, Güney Kore ve Okyanusya’yı da Avustralya temsil etmektedir. Bu G-8, BM Güvenlik Konseyi ya da IMF gibi Batı Avrupa merkezli birliklere göre çok daha adil, dengeli ve gelişmeye açık bir gruptur ve bu yüzden geleceğin grubu olarak adlandırılmaktadır. Grubun daimi bir merkezi yoktur, her yıl bir kez Liderler, bir kez Maliye Bakanları, iki kez de Bakan Yardımcıları bir ülkede toplanır. Her yıl bir ülke liderlik ve ev sahipliği yapmaktadır ve bu sırayla ilerlemektedir.

Peki bu G-20 neyle ilgilenir ve hangi konularda dünyanın zirvesinde yer almaktadır. Öncelikle G-20 ilk olarak yıllarca IMF ve Dünya Bankası üzerinden götürülmeye çalışılan ama 2008 krizinde başarısız olunduğu gerçeği çok net ortaya çıkan uluslararası ekonomik entegrasyon ve regülasyon üzerine çalışmaktadır. G-20 bu misyonu 2009 yılında Pittsburgh Zirvesi’nde açıkça üstlenmiş ve o günden sonra temel çalışma alanını da uluslararası ekonomi arenası olarak belirlemiştir. G-20 bu aşamada sürdürülebilir kalkınma, istihdam, küresel sorunlara küresel çözümler temelinde çalışmaya başmala kararı almıştır. Bu yeni görev tanımı özellikle 2008 krizinde dünyanın entegre adımlar atamamasının yarattığı tahribatın sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Bu birliğin bu yeni görevinde başarılı olup olmaması dünyanın geleceği açısından çok önemlidir. Eğer başarısız olursa ne yazık ki bu artık her hangi bir ülkede kaybedilen istikrarsızlığın tüm ülkeleri etkilemesi durumunun devam etmesine yol açacaktır. Bu da son Yunanistan örneğinde olduğu gibi bir ufak ekonominin kendi ekonomik büyüklüğünün onlarca katı bir tahribat yaratmasına neden olacaktır. Olası bir başarısızlık dünyayı küresel bir köy haline getirme hayaline sonsuza kadar darbe vuracaktır.

Ancak olur da ülkeler bu hayalin peşinde kararlı, iç politik kaygıları aşarak başarılı olunursa bu durumda hem uluslararası ticaret hacmi genişleyecek hem de artık dünya kanayan yaralarını çok daha hızlı sarma yeteneğine kavuşacak. İşte bu yüzden G-20 dünya için vazgeçilmeyecek bir rüya. Bu rüyayı hiç bir şekilde bırakmamak bizim şu son krizden çıkartacağımız en önemli ders olmalı. Dünya bir kez olsun krizden fırsat yaratacaksa bu G-20 merkezli daha entegre, düzenlenmiş ve herkesin birbirine eşit, saygılı ve ilgili olduğu yeni bir dünya inşa etmekten geçer. Umarım bu günleri görebiliriz ve bir daha Yunanistan gibi Komedyalarla uğraşmayız.

Bilal ERTUĞRUL

04.11.2011

15:18

Reklamlar

Read Full Post »

MODERN TOPLUM PARADİGMASI

POSTANELER KAÇ EVLİLİK KURTARIR?

Bugünkü yazımı dün okuduğum bir gazete haberi ve onun bana düşündürdükleri üzerine yazmak istedim. Haber; Çin’de Postanelerin bundan sonra Geleceğe Mektup adı altında yeni evlenen çiftlerden aldıkları mektupları evliliklerinin 7. yılında onlara göndererek boşanma sayılarının azalmasını sağlamaya çalışacağını belirtiyordu. Evet pek çoğumuza tarihi birer yer olarak görülen Postaneler yine tarihi olarak algılanan, toplumdaki yeri ve değeri her geçen gün tartışılan evlilikleri kurtarmak üzere görevlendirilmişti. Peki gerçekten buna gerek var mıydı? Postanelerin bu çabası başarılı olabilir miydi?

Modern Toplum Paradigması’nda toplumun bizden aldıklarını, geri almaya başladığımızda bizi koruyacak şeyin aile olduğunu belirtmiş. Gelecekte ailenin öneminin hiç tahmin edilemeyecek boyutlara geleceğini belirtmiştim. Aslında aile ve toplum iki farklı kök ve tarihi barındırıyordu. Ancak zaman içerisinde toplumun öne geçişi, toplumsal değerlerin baskınlığı derken aileye topluma hazırlanma yeri görevi verildi. Hatta ilk okul sıralarında aile için toplumun temelidir yakıştırmalarıyla aile temelli toplum benimsettirildi. Ancak modern toplum dediğim toplumsal genişleme de toplum bizim üzerimizdeki baskısını arttırdıkça aile de kendi değerlerini kaybetmeye başladı. Aile artık kendisine biçimlendirilen kalıpların içinde hareket etmeye ve bu sınırları aşmamaya teşvik için kullanılıyordu. Bu değerleri tam benimseyemeyen çocuğun aildeden ilk özgürlük çalma deneyimi, evden ilk uzun dönemli ayrılış bu sebeple hep ebeveynlerden büyük bir muhalefetle karşılaştı. Aslında ebeveynler de kendilerine verilen rollere hapsolmuşlardı ve onun dışına çıkamıyorlardı.

Ve toplum artık zamanı geldiğini düşündüğü son dönemde aile üzerine onu yok etmeye yöneldi. Boşanma sayıları, mutsuz evlilikler derken aile kurumundaki çöküş, bir nevi toplumun sallamaması ya da içten içe desteğiyle her geçen gün hızlanıyordu. Dünyada son yıllarda yapılan araştırmalarda nerdeyse tüm ülkelerde boşanma sayı ve oranlarında, evlilik dışı ilişkilerde ciddi bir artış yaşandığı görülmekte. Bazı ülkeler bunu çok ciddi bir sorun olarak algılarken bazı ülkeler de bunu takan bile olmaması acı bir gerçek olarak ortada duruyordu.

İşte Çin buna önlem olarak Postaneleri kullanacak, peki bu başarılı olabilir mi? Aslında bunu kesin olarak öngörememekle beraber olumsuz olacağına dair genel bir kanı mevcut. Çünkü toplumsal değerler ve onun verdiği görevlerden ibaret görülen aileler artık sevgi temeli üzerine, saygı duvarlarıyla inşa edilmiyor. Bu sebeple de he rgeçen gün boşanma ve mutsuz evlilik sayısı artıyor. Bu tartışmalarda bizim gibi ülkelerde bazen gündeme gelen ve dahası şimdiki durumdan çok daha iyi olduğu söylenen Görücü Usulü Evlilikler de günümüzde geçerliliğini yitirmiştir. Artık beraber yaşamak için evlilik zorunluluğu yok, dahası evlilik belki de sadece çocukların bir aile ortamı yakalaması için kuruluyor. Bu durmda evlilik kurumu güç kaybediyor.

Peki nasıl kurtarılabilir evlilik ve aile kurumu? Kanımca sevgi temelli, birileri ne der kaygısından uzak aileler kurulursa evlilikler daha sağlam bir hal alır. Çinliler 7 yıl sonra mektupları göndererek ilk günlerde yaşanan heyecanı yeniden yaşatarak başarıya ulaşmaya çalışıyor. Kim bilir belki başarırlar. Ki ben ilk anların, heyecanların, kekelemelerin hatırlatılmasından fayda umanlardanım. Ama Çin’in başarısı bazı gerçekleri hem de acı gerçekleri örtemeyecek ne yazık ki. Toplumsal ilerleyiş ve modernizasyon ne yazık ki duygulardan çok görevleri öne çıkardı. Ve yine ne yazık ki kaybedilen duyguların vucut bulduğu yer olan aile önce bir alt norm haline getirildi, sonra yok etme saldırıları başladı. İşte bu zor günlerinde çeşitli ülkelerde aile kurumu kurtarılmaya çalışılıyor. Bence bu çabalar gelecekte modern topluma karşı açılacak özgürlük savaşının temelinde yer alacak aile kurumunun geleceği açısından çok önemli. Aile olmadan modern toplumun bizden aldıklarını, dahası toplumun prangalar takıp yok ettiği doğal halimizin önemini ve güzelliklerini anlayamayız. Ve toplumsal zincirlerden korunamayız. Bu sebple Çin’deki gibi çabalar önemlidir ve her ülke kendi toplumlarının yozlaşmasının aileleri bitirmesini engellemelidir.

Bilal ERTUĞRUL

03.11.2011

11:12

Read Full Post »