Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for 05 Kas 2011

ECEVİT’İ AN(LA)MAK…

Bugün Türkiye Cumhuriyeti tarihinin gördüğü en basiretli liderlerden Bülent Ecevit’in 5. ölüm yıldönümüydü. Bazıları bugün bayram telaşıyla onu anamazken, bazıları da anma törenlerinde onu anmayı ve anlatmayı anlattı. Ben de bayram ve toplumsal önemini anlatacağım yazımı yarına sarkıtarak bugün rahmetli Başbakan’ı anlamaya ve dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. Bülent Ecevit Türk siyasetine kibarlığı, kendisini desteklesin ya da desteklemesin halkın geneli tarafından saygı görmenin mümkün olduğunu en iyi şekilde gösteren liderdi.

Adli tıp profesörü bir baba ve ressam bir annenin oğlu olarak dünyaya gelen Bülent Ecevit kültürel düzeyi oldukça yüksek bir aileden geliyordu. Günümüzün Boğaziçi Üniversitesi’nin temeli olarak kabul edilen Robert Kolej’den mezun olan Ecevit Hukuk Eğitimini de, Ankara Dil-Tarih-Coğrafya Fakültesi’ndeki eğitimini de yarıda bıraktı. Belki de bu yarıda bırakışların en önemli sebebi onun hiçbir zaman bırakamayacağı kalemiydi. Bu kalemin peşinden gazeteciliğe doğru yol aldı. Gazetecilik ve şairlik onun ömrü boyunca bu kalemi bırakmama isteğinin hayat bulduğu alanlar oldu.

1954 yılında 29 yaşında Cumhuriyet Halk Partisi’ne üye olarak başladığı siyasi hayatında cumhuriyet tarihinin en tartışmalı seçimlerinden olan 1957 seçimlerinde 32 yaşında Zonguldak Milletvekili olarak meclise girdi. 36 yaşında Çalışma Bakanı olarak cumhuriyet tarihinin en genç bakanları arasında yerini aldı. 1966 yılında kimilerine göre devrin CHP lideri İnönü’ye rağmen CHP Genel Sekreteri olan Bülent Ecevit ve İnönü’nün sola yaklaşımları arasında büyük farklılıklar olduğu ve bu çekişmenin burada bitmeyeceği daha o günlerde kendisini gösteriyordu. CHP’yi devletin kurucusu ve sahibi olarak gören ve sol çizgisini buna göre oturtan İnönü’ye karşı, devrin Çiçek Çocukları, Türkiye’de artan devrim merkezli gençlik hareketleriyle bütünleştirdiği daha milliyetçi, devlet partisi olmak yerine halkın partisi olmayı tercih eden Ecevit’in Ortanın Solu düşüncesi artık karşı karşıyaydı. Köy, bucak, ilçe, il demeden tüm örgütleri gezen Ecevit halka daha yakındı ve bu yakınlık sonucu Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını idama götüren 12 Mart Muhtırasına tepkisi İnönü’den çok daha ciddi boyutlardaydı. İnönü muhtıracıların hükümetinde yer almayı isteyince Ecevit isyan bayrağını çekti. 1972 Kurultay’ında İnönü parti örgütlerinde Ecevit’e mağlup olunca çekildi ve Ecevit, ortanın solu sloganıyla CHP’nin başına geçti. Cumhuriyet tarihinde ilk kez parti içi demokrasiyle lider değişiyordu.

1973 seçimlerinde en yüksek oyu alıyor ama devrin düşük barajlı seçim sistemi sebebiyle ancak Erbakan liderliğindeki Milli Selamet Partisi’yle koalisyon kurarak Başbakanlığı alıyordu. Bu dönemde yerli sanayi, tarıma verilen destek ve Kıbrıs Harekatı ile milletin hafızasına kazınan Ecevit, Erbakan ve Alparslan Türkeş’in Demirel’le ittifak yapmasıyla 10 ay sonra Başbakanlığı Demirel’e bırakıyordu. Bu bana göre devrin batılı çıkarlarına hizmet etmemesi sonucu Türkiye’de yapılan ilk sivil darbeydi. Ancak halk bunu unutmuyor ve Ecevit 1977 seçimlerini % 41 gibi bir oy oranıyla kazanıp Türkiye’de bugüne kadar bir sol partinin aldığı en yüksek oy oranına ulaşıyordu. Ama bu oy oranı da onun Başbakan olmasını sağlamıyor ve Demirel-Erbakan-Türkeş koalisyonuyla 2. Milliyetçi Cephe hükümeti kuruluyordu. 11 milletvekilini Bakan yaparak transfer edip 1978’de Başbakan olan Ecevit kanımca siyasi hayatının ilk büyük hatasını yapıyor ve 1979 seçimlerinde Demirel’e ilk kez kaybediyordu. Demirel yönetiminde gelen 12 Eylül darbesi tüm siyasi liderleri 10 yıllığına yasaklıyor ve Ecevit gazeteciliğe dönüyordu.

1987 yılında yapılan referandumda halk Başbakan Özal’a rağmen, ki bu karşı duruşu da bana göre onun siyasi hayatının ilk ve en büyük hatasıdır, Ecevit ve diğer siyasi liderlere siyasete dönme şansını veriyordu. Ancak bu sefer Ecevit Demokratik Sol Parti ile dönüyor ve partisi oylarını yavaş yavaş yükseltiyordu. 1995 seçimlerinde %15 oy alarak CHP ve SHP’yi geçerek en büyük sol parti lideri oluyordu. 1999’da ülkeyi seçime götürmesi için kurulan hükümette Başbakan iken Abdullah Öcalan’ın yakalanmasıyla Nisan 99 seçimlerinden birinci parti olarak çıkıyor ve ANAP-DSP-MHP hükümetinde Başbakan oluyordu. Ülke yönetimine hazırlıksız bir kadroyla Başbakan olan Ecevit; hem 90’lı yıllarda yapılan ve benim vatana ihanet olarak adlandırdığım ekonomik başarısızlıkların yükleriyle hem de depremin ağır yüküyle karşı karşıya kalıyordu. Bu arada parti içi ihanetler ve bozulan sağlığıyla beraber ülke tarihinin en büyük ekonomik krizine sürükleniyordu. Ülkeyi zor günlerinde en ağır şartlarda imzalanan ama açıkça imzalamak zorunda olduğu İMF programıyla yönetiyor ve tüm yükü üstleniyordu. 2002 seçimlerinde halk bunların etkisiyle partisini baraj altında bırakınca 2004 başında siyaseti bırakıyordu.

Evet, ülke bir krize sürüklenmişti, evet Ecevit yaşlıydı ama o dönem görülemeyen bazı gerçekler de vardı. İlk olarak ülke 90’lı yıllarda olabileceğinin en kötü haliyle yönetilmiş ve iflas noktasına gelmişti. Depremin ağır yüküyle bugün Japonya’nın bile baş etmekte zorlandığını düşündüğünüzde depremde her şeye tuz biber ekiyordu. Dahası tüm İMF programları ülkelere ilk yıllarda çok acı faturalar çıkarırlar ve bunu da bugün Yunanistan’da Yorgo Papandreu’nun çektiği zorluklarda görüyoruz. Birkaç yıl sonra bu programlar ülkenin ekonomisini düzeltir ama kanımca Yunanistan’da da göreceğimiz gibi zor günleri yaşayan liderler hiç bu güzel günleri yaşayamazlar. Ama Ecevit’i bitiren asıl içten uğradığı ihanetti. Ama ister tarihin garip bir cilvesi diyin, ister başka bir şey o gün açıkça söylüyorum o ihaneti yönlendiren Ecevit’in en güvendiği İsmail Cem’de bugün aynı yazgıyla yüzleşen Yorgo’nun en yakın dostuydu.

Ecevit 2006 yılında hayata gözlerini yumdu. Ülkemin pek çok güzel insanı gibi değeri öldükten sonra anlaşıldı. Ama başta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere bir zamanlar ona rakip olan siyasiler hep hakkını teslim etti. Belki de onu bugün en çok sevindiren artık yanlış da anlaşılsa daha çok anlaşılıyor olmasıdır. Evet Ecevit gerçekten sağlam bir vatansever ve büyük bir liderdi. Cumhurbaşkanı olması için yasa teklifi yapılmasına karşı çıkarken de, Anadolu’da Karaoğlan olarak anılırken de hep bu duruşu ona kazandırdı. Ama bugün CHP’nin onu Demirel’le anması doğrusu çok garibime gitti. Onunla hep ters istikamette giden dahası kanımca ülkenin onu yeterince anlamamasına vesile olan Demirel onu anacak son kişi olmalıydı.

Ecevit doğruları ve yanlışlarıyla ama hiçbir zaman vazgeçmediği beyefendiliği, yolsuzluğa karışmamış ve kimi densizlerce karıştırılamamış adamlığıyla bu ülkede gönüllerde yaşamaya devam edecek. Ancak bence bugün önemli olan onu gönüllerde değil beyinlerde yaşamak ve yaşatmak. Bugün önemli olan onu siyaset üstü tutup, bu ülkeyi, insanlarını onun kadar anlamak ve onlar için yaşamaya çalışmak. Umarım tüm partiler ve halkımız bunu anlar ve bir yıl sonra onu, onu anlayanlarla tüm partiler el ele anar.

Bilal ERTUĞRUL

05.11.2011

21:37

Read Full Post »