Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for 22 Kas 2011

SEN SARIL O SANA SARILMASA DA…

İnsanoğlunu diğer tüm canlılardan ayıran en önemli özelliği düşünme ve konuşma yetisidir. Bu ikisi bir bütün olarak algılanır ve hep beraber hareket ettikleri zannedilir. Halbuki bence insanoğlunun en saf duygularını da düşüncelerini de anlatması sözlerle olmamaktadır. Söz paylaşılmış bir yalnızlığın dışa vurumu olabilir. Abartılmış, şova kaçmış ya da kaçırılmak istenen her yerde de ona ihtiyaç duyulur. Ama yalın, saf, temiz, katıksız duygular ve düşünceler jest, mimik ve eylemlerde daha net gösterir kendisini. İşte kanımca bu eylemlerin en önemlilerinden birisi de sarılmaktır… Neden, nerede, nasıl sarılırız? Sarılmak aslında neleri dışa vurmamızı sağlar? Bunlara da değinelim isterseniz.

Sarılmak; insanın dünyaya gözlerini açma beklentisiyle sabırsızlandığı anlarda tanıştığı bir duygudur. Onun babası annesine sarılırken ilk kez hissettiği bu duygu hayatı boyunca vazgeçemeyeceği bir alışkanlığı olacaktır. Babası annesine kutsal bir taşıyıcı gözüyle bakıp tüm benliğiyle sarılırken, anne en büyük eserini vermeye hazırlanan sanatçıların anlayabileceği bir heyecan duymaktadır.

Sonra dünyaya gözlerini açar açmaz sarmaş dolaş bulaşır bu duyguya insanoğlu. Birileri ona sarılmaktadır, bağırlarına basmaktadır, ilk o anda o da karşılık vermek ister; tüm varlığıyla hoş bulduk demek ister ama yapamaz ve bu hayatında erteleyeceği sarıl(ama)maların miladını oluşturur. Hayatı boyunca nerede başladığını hep merak edeceği keşkeleri de işte o anda başlayacaktır.

Sonra çocukluk da başlayan ve insanların sevgilerini göstermek için sizi sımsıkı sarmalarıyla şekillenen sarılmalar gelir; hani siz sonrasında aldığınız hediyeleri bir süre sonra bir ritüele dönüşmeden tüm saflığınızla kabullendiğiniz o sarılmalar.

Sonra yavaş yavaş okul yıllarınız gelir 6-7 yaşında arkadaşlığın, bir şeyler paylaşabilmenin değerini anladığınız anlarda süreli ayrılıkların başlangıç ve bitişini ifade eder sarılmalar. Ve ilk aşkınız gelir ona sarıldığınızda tamamen çocuk kalmayı isteyeceğiniz o anları bir daha hiç yaşayamayacağınızı bilemezsiniz. Bir daha çocuk olamayacağınızı, bir daha hiç kimseye o kadar saf sarılamayacağınızı ve bir daha bu kadar çıkarsız sevemeyeceğinizi nereden bilebilirdiniz. Sonra büyür yavaş yavaş insan bu sarılmalar yapmacık duygular, cinsel arzular içermeye başlar. Ya da sahiplenmeye sizin olmayan ama başkasına sizinmiş gibi göstermek istediğiniz bir sahiplenmeyi anlatırsınız artık sevgilinize sarıldığınızda. Biraz kıskandırmak istersiniz, biraz kendi şovunuzu yapmak ama artık o çocuk kadar iyi sarılamadığınızı da her sarılmada biraz daha fazla anlayarak.

Sonra o hep birilerinin çıktığı eskilerin gurbet, yenilerin macera dediği zamanlar gelir. Sakallarınızı yoktur bazen, bıyıklar yeni terlemiş, kızlar ergenlik sivilcelerinin uzun vadede kendilerine katacağı güzelliği anlamamıştır daha. Önceleri hep birileri size sarılmış ve gitmiştir ama hayat devam etmiştir. Yine öyle olacak zannedersiniz; sizde devam edeceğinizi zannedersiniz. Halbuki bu sefer durum öyle değildir. İlk kez bir şeyleri kaybetmekle başladığınız bu serüven artık bir çembere dahil olmuştur. Hep birilerini kazanıp birilerini kaybedersiniz. Sarılmalar şekilcidir, sırf bir gelenek sebebiyle de yerine getirilebilir. Mesela takımınız gol attığında yanınızdaki sizin takımdan kankaya sarılırsınız; ama o küçük çocuğun diğer yanınızda sevdiğiniz ama asla söyleyemediğiniz güzel kıza sarılacağını da içten içe bilirsiniz.

Ha bu arada okullar, askerlik, kısa süreli ilişkiler başlar, biter. Hep bir yerlerde kendinizden bir şeyler bırakmayı yavaştan huy edindiğinizi anlarsınız da bir türlü itiraf edemezsiniz. Artık sarılmalarınızda hiç bırakmak istersiniz de yine yapamazsınız. Dedim ya artık daha yapmacıksınız.

Neyse bu arada birileri yollara çıkar, sizden ayrılır, her şeyi ama yaptığınız her şeyi unutur, birlikte geçen günleri anlamadığını hissettirir size ve yapma bir sarılmayı dener. Siz de yersiniz çoğu zaman. O anda aldatılmış, terk edilmiş hissedersiniz ve karşınızdakine bir kamyon dolusu küfrü basarsınız. Ama onun size sarılmaktan neden kaçtığını anlayamazsınız. Sırf o gitmeler zorlaşmasın diye sizden kaçırdığı gözlerinde yaşların ne zaman çıktığını anlamazsınız. Ki o yaşlar anneye, babaya, sevgiliye vedada da yaşandığından o adamlar en azından sevgili hanesini boş bırakmışlardır zaten. İşte sarılmanın pek çok şeyi düzelteceği bu anlarda sarılamamanın yıllar sonra vereceği ıstırabı bir sahil kasabasında kamburlaşmış bellerle zorlanarak da olsa o çocukluktaki neşeye anca yıllar sonra kavuşmuş olmanın verdiği mutlulukla en zorlu sarılmalardan birisini yaparak atlatmaya çalışırsınız.

Dedim ya o sarılmalar bir şeylerin başlangıcı, bir şeylerin sonu oldukları için değil bir şeylerin ölümsüz olacağını anlattıkları için vazgeçilmezdir. Annenize sarılırsınız, ondan vazgeçemeyeceğinizi gösterirsiniz; günün birinde bir telefonla ölümünü duymadan önce onu her gördüğünüzde bu son sarılmanızmış gibi bu yüzden sarılırsınız. Aynı şekilde babanıza da tabi yapabilirseniz; sarılırsınız. Sonra dosta sarılırsınız bazen çabucak gelsin diye, bazen gitmesin diye, bazen çabuk dönün diye ve bazen onu bir daha göremeyeceğini bile bile. Zaten o sarılmalarda ya yeniden doğar ya da bir kez daha ölürsünüz. Sevgiliye sarılırsınız aşık olduğunuz anda, elini tutabildiğiniz zamanda ya da onu kaybedip ondan son bir anı kalmasına hayatınızı adadığınızda.

Sonra tamamlanamamış tüm sarılmaların acısını çıkarırcasına günün birinde ölürsünüz. Toprağa sarılırsınız. Ona verdiğiniz ve onun size verdiği her şey için. Tüm inançlar, sevgiler, kazanılmış, kaybedilmiş duygular işte o sarılmayla ortaya konur. Toprak da bir kez daha ve aslında son kez sizi bir daha bırakmamasına sarılır. Tabi bir kez bıraktığında neler olduğunu o da görmüştür ya.

Dedim ya hayat dediğiniz şey bir sarılmadan bir son sarılmaya uzanan bir uzun yolda yapılmış ya da yapılamamış; bir bakıma bir şeylere satılmış sarılmaların toplamıdır aslında. Son sarılmanızda kendinizi toprağın koynuna tüm benliğinizle bırakmak, o çocuk gibi tüm saflığınızla sarılmak için dostlarınıza, anne-babanıza ve en önemlisi sevdanıza, sevdalarınıza sımsıkı sarılın. Onları bırakmayın. Yoksa günü geldiğinde sarılacak kimseyi bulamamanın ve son sevgili toprağın seni sarmasına ölümüne hazırlanmanın dayanılmaz acısıyla yüzleşirsin. Bu yazıyı okuduktan sonra en yakınındaki en sevgiliye sarıl, sebebini sorarsa bir gün anlarsın de; ama sarıl son sarılman olacakmış gibi. Öyle olup olmayacağını bilmeyeceğine ve hiçbir şey kaybetmeyeceğine göre sen sarıl, o sana sarılmasa da…

Bilal ERTUĞRUL

22 Kasım 2011

17:08

Read Full Post »