Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for 25 Kas 2011

BEKLİYORUM…

Bu yazı sana yazılmıştır. Bana göre dünyanın en güzeline ya da sana göre kuruyan bir ağacın yaprağına yazılmıştır. Tüm samimiyetimle, düşünmeden sadece kalbin ve ruhun kontrolünde bir bedenden çıkmıştır bu kelimeler. Ve yalnızca sana anlatılmak istenmiştir buradakiler. Evet; sen pek çok kişinin bilmediği bilmeyeceği kolay kolay anlayamayacağı bir yanlışın iki tarafından birisisin. E diğeri de benim. Yanlış diyorum çünkü sen de öyle diyorsun. Bir yerlerde denenmiş, yarım bırakılmış ama zamansız bir zamanlamaya kurban verildiği unutulmamış bir ilişkiyi sürdürme kararı aldık. Yalnızlıktan sıkıldığımızdandır belki bu kararımız. Ya da adını veremediğimiz o yarım kalmışlığımızdan dolayıdır. Adını koyamasak da aynı şeyleri aradan geçen onca güne, üstü açık seçik çizilemeyecek acılara, sevinçlere rağmen hissedebiliyoruz. İlk kez bu kadar anlaşıyoruz. Bilmiyorum belki de anlaşmaya çalışıyoruz. Sebepsiz değiliz bu kez. En azından bazı kaçışları sonlandırmaya çalışıyoruz. Ortak kararımızdan yine ortak irademizle dönmeye çalışıyoruz. Yaşanamamış onca güne yeniden ulaşmaya çabalıyoruz. Belki birbirimizi artık daha iyi tanıyoruz ya da hiç tanımıyoruz. Belki bu sefer tanımadan sevmeye, bir şeylere hayat vermeye çalışıyoruz. Bilmiyorum ama bildiklerimden sana bir yazı yazmaya çalışıyorum. Dedim ya bu sefer bilinmezliklerin üzerine oynuyoruz. Ama oyunun sonun yine göremiyoruz. Plansız, zamansız, sebepsiz çıkılan bir yoldan açıkçası pek son da beklemiyoruz. Ama her halde halen az biraz da olsa biz birbirimizi seviyoruz.

Şimdi birileri bana seni, sana beni soracak. Anlamadığımız bir yolu onlara anlatmaya çalışacağız. Belki yine yanılacağız. Bir şans daha verdiğimiz bu aşkın kurbanı olacağız. Ama az biraz da kararlıyız. Artık pek de sorgulamayacağız. Neyi, niyeyi, zamanı, yeri sorgulamayacağız. Söz verdik ya birbirimize. Belki de verilen sözlere uymakta çok zorlanacağız ama zorlayacağız. Bu ayrılıkta kaybettiklerimiz başkalarına göstermediklerimiz için bir kez daha savaşacağız. Ama unutma bu sefer yalnızız.

Sana niye geldim, niye başladık ben de bilmiyorum. Ama tahmin edebiliyorum. Ben sende biraz beni, sen bende seni buluyorsun. Yalnız değilmiş gibi yapıp kalabalıklar arasında yalnızlığa alıştığımızda yeniden başlıyoruz. Ama alışamadığımızı, her an her yerde birbirimizi aradığımızı biliyoruz. Bu yüzden biz bir kez daha başlıyoruz.

Benden istediklerini söylemen bekleyeceğim. Değişmelere, değişime dirençlerimi anlayacaksın bunu biliyorum. Ama bende senden bir şeyler istiyorum. Şu karamsar ruhun, gülmeyi unutmuş gözlerin adına istiyorum. Belki biraz da bencillik yapıp seni mutluyken sevdiğimden istiyorum. Ama istiyorum işte. Öncelikle kararttığın şu dünyayı aydınlatalım. Kalbini hapsettiğin zindandan çıkaralım. Hem şu sahte özgüven oyununu da bırakalım. Güvensiz, yalnız, paranoyak şarkılarda kaybolmuşuz. Kendimizden bizi biz yapan şeylerden uzaklaşmışız. Hemen geri dönüyoruz. Kendimize yeni bir dünya kuruyoruz. Bu sefer çok uzaklarda hani hep o kaçmak istediğin şehirden çok uzaklarda. Senin için bu sefer nargilemi de almıyorum. Ama senden de sigaranı bırakmanı istiyorum. Bu alev ve köz oyununu da bırakıyoruz buralarda. Okyanuslara gidiyoruz. Masmavi sulara, hani uzaktan da olsa hayallerimizde olan o adaya. Artık egzotik çiçekler arıyoruz papatyalarla mutlu olmuyoruz ve sana bir daha güllerle de gelmiyorum. Yeni çiçekler seviyoruz. Hem artık daha fazla renk görmeye çalışıyoruz. Siyah beyaz aşkı yaşamıyoruz. Ne sen artık siyah kalabilirsin ne de ben beyazın tüm yükünü kaldırabilirim. Yeni renkler buluyoruz anlayacağın. Yeni şiirler okuyoruz, yeni masallar anlatıyorsun bana sen rüyamda gördüm desende ben masal olduğunu anlayana kadar. Ben artık nükteli, bilmiş, hafif dikenli laflara da veda ediyorum. Argoyu da bırakıyorum. Seni argosuz da anlatabilir, yaşayabilirim bunu biliyorum. Hem artık vedalaşmıyoruz da sadece sarılmakla yetiniyoruz ama her sarılmanın diğerine kadar geçecek kısa bir ayrılığı unutturmak için olduğunu da biliyoruz. Bir de erken ölümden hani şu birbirimize rağmen birbirimize bıraktığımız tek hediyeyi çöpe atıyoruz. Yaşamı da onun getirdiklerini de seviyoruz. Başkalarıyla paylaşmak istemediğin sevinçleri saklıyoruz ama biz bize baş başa en ufak şeylerden de mutlu olmaya çalışıyoruz. Her gün doğan güneşi selamlıyoruz, görünmese de bir yerlerde saklandığını ve mutlaka o gün birimizin ama en azından birimizin yüzünü aydınlatacağını da biliyoruz. Artık değişiyoruz. Birbirimizi birbirimize rağmen değiştiriyoruz. Bu sefer karışmadan, başımızı ellerimizin arasına alarak uzaklaşmayı seçmiyoruz. Dedim ya ilk kez adam gibi ya da feminen yanın ağır basarsa da bir annenin çocuğuna hem de yeni doğmuş çocuğuna sarıldığı gibi sarılıyoruz. Ama bu kez sarılmayı da başarıyoruz. Dedim ya bundan sonra bunları yapıyoruz. Biliyorum sen de bana bir şeyler yazacak benden bir şeyler isteyeceksin. Ama bu sefer ilk golü ben atmak istedim. Hani şu her şeyi bıraksak da bırakmayacağımız değiştirmeyeceğimiz tek huyumuz olan hırsımız için bu golü yemiş say. Zaten artık kaleleri de açıyoruz. Hem futboldan da beraber zevk alıyoruz tabii senin için tenis oynamayı da ihmal etmiyoruz. Artık birimiz okurken diğerimiz susuyor ve sadece hayallere mutlu günlerin hayallerine dalıyoruz.

İstersen bunların hiçbirisini yapma, ya da yapmayalım. Ama yeniden başlayalım. İkimiz için de en iyisi bu gibi dururken bir kez daha kaçmayalım. Ben bu yazıyla elimi uzatıyorum. Bu sefer tut bu eli, yoksa bir daha uzatamam ve seni uçurumdan alamam. Tabi sen düşmeden orda olacağıma da aldanamam. Bu yüzden tut elimi ve bir daha deneyelim. Bekliyorum…

Bilal ERTUĞRUL

25 Kasım 2011

23:43

Reklamlar

Read Full Post »