Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for 30 Kas 2011

BU YAZI SANA SADECE SANA YAZILMIŞTIR…

Sen ve ben uzakla yakın kadar zıt, siyahla beyaz kadar uyumsuz, geceyle gündüz kadar uzlaşmaz yani kısaca sen ve ben gibi bir şeyiz. Doğrularımızla, yanlışlarımızla, başkalarına ne anlatırsak anlatalım hep birbirimize sakladıklarımızla sadece sen ve beniz. Bazen uzaklarda çok uzaklarda kaldığımızı, birbirimizi unuttuğumuzu hissedip, tüm inatçılığımızla en ufak bir haber vermeden bir diğerimizin bizi aramasını beklemelerimizde bile işte o inattan ve meraktan kudurduğumuz anlarda bile sadece ve sadece sen ve beniz.

Zaten anlamsız kavgalara tutuşmak için sevmedik mi birimizi. Tanımadığımız ama hep tanımaya çalışmaya söz verdiğimiz bir duyguyu yaşatmaya çalışmadık mı? Sadece bir kez sarıldık ve aşklarımızı uzaktan yaşamanın dayanılmaz hafifliğinde kaldık. Bazen vazgeçmek istedik birbirimizden anlaşamıyorduk, ya da aslında anlatamıyorduk. Hep bir yerlerde biraz eksik biraz yarım duygularda yaşadık. Oysa biz dert ortağı olacaktık. Uzak yerlerden gelen yolcular hiç karışmayacaktı aşkımıza. Ne kadar uzaklaştığımızı anlamaya çalışacak kadar uzaklaşmayacaktık. Kendimize bir kıyı kenti bulacaktık hani şu limanı olanlardan. Ve bazen onun limanında buluşacaktık. Bildiğimiz bir şehrin bildiğimiz bir limanında. Dalgalara anlatacaktık birbirimize anlatamadıklarımızı ve dalgalarda diğerine anlatacaktı. Sonra yine ve dalgalar için, kışa denk gelirse de dalgaların o azgınlığına rağmen buluşacaktık. Hani şu uzun suskunluklardan sonra bazen hiçbir şey konuşmadan bitirilen buluşmalarımızdan bahsediyorum. Ve sonra yine ayrılacaktık. Yine ve yeni yolculuklara dalarak ama bizi bekleyen birisi olduğunu hiç unutmayarak yine dalgalarla ayrılacaktık.

Günü geldiğinde sıkılmaya başlayacaktık bu uzun yolculuklardan. Seni uzaktan sevmek sesini başka seslerde, kokunu başka kokularda, yüzünü ayın hilalinde aramak güzel olacaktı ama hep bir eksik kalacaktı. Dalgalar hep yokluğunu anlatacaktı. Belki hiç olmayacaktın ama onlar ısrarla anlatacaktı. Sen bir yerlerde benim sana benzettiklerimden çok uzaklarda nice yanlışlar yapacaktın, ne aya benzeyecektin ne coşkun akan pınarlara ne de kutuplarda güneş göründüğü zaman doğan o şahane manzaraya. Sen de hayaller kuracaktın. Ya da kurmaya çalışacaktın. Sen kavuşmayı kutsayacaktın vakti gelince, bir gün bir yerlerde ama olabildiğince kısa bir süre sonra olması umuduyla. Hâlbuki ben onu da yapamayacaktım en azından gücüm yetene kadar senden kaçacaktım. Sen beni bana rağmen yaşarken ben sensizliği sana rağmen yaşamaya çalışacaktım. İşte yine bir tezatta buluşacaktık. Ama biliyorum o da olmayacaktı.

Sonra gün gelip yaşlanınca sen beni aramaktan ben seni sensiz yaşamaktan yorulacaktık ve sana dönecektim. Seni hiç gitmemişim gibi bulmak isteyecektim ama zaman yine hükmünü sürecek ve sen artık o bırakıp gittiğim sen olmayacaktın. Zincirleri kıracaktık, ben zincirleri kırarken seni uzaktan seyrederken göremediğim hep hayallerimle yaşatmaya çalışacağım gözlerin yüzünden vazgeçecektim. O gözleri artık o kadar da uzaktan görmeye çalışmaya katlanamayacaktım, yine dalgalarla gelecektim sana ve gözlerinin içine bakıp okyanuslara dalmaktan sende yok olmaktan söz edecektim. Sen belki bir şans daha verecektin ama bir daha asla o limanda bırakıp gittiğim 20’li yaşlarından birkaç yıl almış, güzelliğinin zirvesini yaşayan, gözlerinden düşen yaşlarla tüm dalgaları peşimden yollayan kız olmayacaktın. Zaten bir daha asla o kadar ağlamayacaktın. Ben dalgaları hep sen anacaktım ve koyunlarına atladığımda beni sana getirmek için her şeyi yapacaklardı. Ama dedim ya sen artık eski sen değildin ve beni hiç affetmemiştin. Tüm kaçışlarım, cesaretsizliklerim, söyleyemediğim ya da yalanlar içerisinde saklayarak söyleyebildiğim kayıplarım, özlemlerim adına bir şans daha isteyecektim ama bunu hiç hak etmemiştim. Bir kez daha yanıltacaktın beni. Bir kez daha dalgalar kadar geniş koynuna alacaktın ama artık çok yaşlanmıştın. Ölecektin ve bir kez daha asaletinle saklayacaktın öleceğini. Ama bu sefer senin erken gidişine daha doğrusu bu senin beni ilk terk edişine alışamayacaktım. Dalgalara kızacaktım sen gidince nasılsa seni bana hep onlar getirmişti ve ne yazık ki beni sana zamanında döndürememişlerdi. Ve sen gittikten sonra senle yaşayamadığım o buluşmaların anısına her gün o başka bir limanda seni anacaktım. Bu sefer ben ağlayacaktım ve belki de sen hiç duymayacaktın.

İşte böyle bir aşk olacak bizimki. Böyle bir yok oluş hikayesi. Bir yanda deli gibi seven biri diğer yanda dümeni olmayan bir gemi. Birimiz dalgalara ev sahibi diğeri dalgaların kölesi. Bu yüzden artık sevme beni. Ne ben yıllar sonra vicdan azabında boğulayım ne de sen mutsuzluk üzerine bir hayal denizine dal. İşte bunları söylemek için bu yazı sana yazılmıştır. Bırakıp gitmeye cesareti olmayan ama hep bir yerlerde esir kaldığım bir aşk bırakmak istemiyorum ardımdan. Bugün seni daha çok seviyorum ama seni o kadar seviyorum ki sana beni artık sevme diyorum. İşte bu yüzden Bu yazı sana yazılmıştır. Bu yazı birkaç gram kalbe bile adam gibi bakmasını bilmeyen birinin başka bir kalbi taşıma cesaretsizliğini anlatması için sadece ve sadece SANA Yazılmıştır…

Bilal ERTUĞRUL

30 Kasım 2011

16:00

Read Full Post »

Ey Dost! Ben Senden Önce Ölmek İsterim…

İnsan sever, âşık olur, bazen adam bulur dost olur. Günün birinde toprak olma vakti gelir. Ben o ölüm vaktini düşünürekn hep sevgilimden sonra ölmek isterim. Ona son bir acı yaşatmaya kıyamam da ondan. Ya da ona, ardımdan ağlayacağına pek güvenmediğimden. Ama ey dost ben senden önce ölmek isterim. Bilmiyorum daha kaç yıl hüküm sürerim ama şuna eminim ki kaç yıl sürersem süreyim, kaç yaşına gelirsem geleyim sen ölünce ben de ölürüm, o yüzden iyisi mi ben senden önce öleyim.

Böyle diyeceğim dostlar aradım hayatımda ben. Onlardan önce ölmek isteyeceğim. Bazen yanlış anlaşılmalarla bazen yanlış aşamalarda kaybettim. Ama sonunda bu üçüncüsünü yazdığım yazılarımla veda ettiğim dostlarımı buldum. Utku ve Cem’e de birkaç kelam ettik. Ve bugün bir dostu belki de en vefalı dostu anlatma günü geldi. Bu yüzden dedim ki ben senin kadar vefalı olamayacağım için dedim ki; Ben Senden Önce Ölmek İsterim…

Bahsettiğim dostum, kara kuru görünüşü, uzaktan seyrelmemiş görülen saçları, mertliğinin yüzüne yansıttığı apaçık alnı olan Mustafa Karatokuş’tur. 4 yıllık dolu dolu dostluğumuzla bizlere ufukta oturacağımız güneş sofralarından gelmiş gibi duran Mustafa Karatokuş. Hani o kahve köşelerinde ne sigara, ne nargile içmemesine rağmen hatta dumandan alttan alta rahatsız olmasına rağmen dostluk uğruna, iki lafın belini kırmak uğruna, yıllar sonra bir araya geldiğimizde anlatacağı hikâyeleri yazan bir yazar olmak uğruna oturan Mustafa Karatokuş. Onu ilk yılımızda yani hazırlık sıralarında tanımıyordum. Ama arkadaşlarına bakınca bu adam az çok kafa dengi ama dümeni bozulmuş gemi gibi bu dostlardan ona liman olmaz diyordum. Sonra bölüm sıralarında başlayan dostluklarımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Nasıl geldi, ne zaman geldi, niye geldi bunları kimse bilmeden geldi. Çünkü dostluk nedenle, nasılla, zamanla olmazdı bize bunu en iyi o öğretti de geldi.

Ondan çok şey öğrendik. Kimine güldük, kimine üzüldük, çoğuyla gerildik ama hep inandık. Yalan söylemezdi pek de bilmezdi. Hep doğruyu kendisine doğru bildiği doğruyu söylerdi. Kendisinden çok daha az şey bilen dalkavuk ağızlılar bir şey bilirmiş gibi konuşurken bile dinlerdi, sonra yalnız kaldık mı söylerdi, söylerdi de bazen de iş işten geçerdi. O da bunu severdi. Bir ara o kadar haber basmaya başlamıştı ki Basın lakabını sonuna kadar hak etmişti. Ha bu arada belki de bizim Cem’e çok yüklenmişti de ona kim yüklenmemişti ki. Ama iktidar gazeteciliği yapmayacağına emin olduğum bir neferdi, günün birinde biz iktidar olsak bizi bile överken yerebileceğini biliyorduk, işte onu en çok bu yüzden seviyorduk.

Arada bizim Şafakyan’dan satışlar da yemişti ama haksızlığa her uğrayışında dediği gibi Olsun!!! demişti. Hep olsun derdi ama onun olsunu ilerde görüşürüz olsunu değildi, onun olsunu bizden yana ne varsa helal olsun dendiğindeki olsundu. Belki de benim en ağır vurduğu yer de buydu. Kin gütmezdi, adam olmayanı adamdan ayırmayı hepimizden iyi bilmesine rağmen zamansız bileti kesmezdi. Saygı duymayı da kendisine saygı duydurmayı da iyi bilirdi ama yeri ve zamanı gelmeden hani o hep bir hinlikle beklediği an gelmeden bir şey de demezdi.

Herkes vurabilir derdim beni herkes vurabilir bir kısmı kendisini zeki gördüğünden üstümüzden prim yapar giderdi, bir kısmı saflığından Roma’yı yakarken bizi de arada götürürdü. Ama Karatokuş bunların hiç birini yapmazdı. Yapmasını da satmasını da bilirdi ama yapmazdı. Çünkü bunu kimseye yapmak istemezdi. Kendisini zeki sananların da saflıktan yananların da o kadar farkındaydı ve ben daldığımda bana onları o kadar iyi hatırlatırdı ki belki de sırf bu yüzden en zor zamanlarımda hep yanı başımdaydı. Ona bu yüzden çok güvenirdim. Bu yüzden ölmezsem ben bu adam yüzünden ölmem derdim. O yüzden ben bazen kimseye söylemediklerimi bu adama söylerdim. Ben bu adamı bu yüzden kardeşten de öte gördüm. Onu bana 4 kelimeyle anlat deseler; dost derim, durur efendi derim, sonra Basın derim, hepsinden de önce adam derim…

Ankara’yı da onun o ilkeli adamlarını da ben bu adamda tanıdım. Bu adamda anladım Ankaralı olmanın ağırlığını. Bu adamda anladım neden bu şehirde hep susan, yeri geldiğinde konuşan ama işlerini bir şekilde yoluna sokan, yalnız görülen ama kalabalıklardan çıkmayan adamların olduğunu. Ve bu adamda sevdim böyle adamları. Onlarla dost olmanın ağırlığını ama aynı zamanda saygınlığını. Bu adamda anladım binada taş olmaktansa harç olmanın önemini. Bu adamda gördüm güneşin ne kadar uzakta olursa olsun ısıtacağını. Ve bu adamda anladım bu ülkeden, Ankara’dan, yalnızların şehrinde hep bir parçamın kalacağını.

İnsan sevdiğinden sonra ölmeli, onu gömmeli sonra sevdaya olan son borcunu ödemeli. Yani içi içini yemeli. Sıkıntıdan, dertten yalnızlıktan ölmeli. Yani hani o ilk aşk sözcüklerinin büyük sevinçlerin sözü; “Senin için Ölürüm” ucundan da olsa gerçekleştirilebilmeli. Ama dostlardan, gerçekten dost olanlardan önce ölmeli insan. Onların acısını görmemeli çünkü onlar kadar güzel bu acıyı yaşayamama ihtimaliyle yüzleşmeli. İşte bu yüzden ben senden önce ölmek isterim. Çünkü bilirim bu alanda bileğini bükemeyeceğini, senin acıda dahi bizi geçeceğini bilirim. Dedim ya işte anla be kardeşim; Ben Senden Önce Ölmek İsterim…

 

Bilal ERTUĞRUL

30 Kasım 2011

14:10

Read Full Post »