Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for 11 Ara 2011

IHLAMURLAR ÇİÇEK AÇTIĞI ZAMAN DÖNECEĞİM BE ÇOCUK…

Tarihi kitapların birinin ön sözünde bundan yıllarca önce gördüğüm bir söz beni çok etkilemişti: “ Eğer sana bir hediye verebilseydim, insanların seni nasıl gördüklerini gösterebilme fırsatı verirdim. Ancak böylece ne kadar değerli ve eşsiz olduğunu anlardın…” diyordu yazar. Bir dostuna sesleniyordu. O günden sonra hep öyle dostum olsun istiyordum. Aradan yıllar geçti birkaç tane buldum. Hepsine sesleniyorum sırayla. Öncekilere seslendikten sonra sıra onlardan sonrasına geldi. Tobb Etü’ye başladığı dönemde Ardıçlar Yurdunda tanıştığımızda daha çok küçüktü. Belki de fark etmeden büyüdü. Dün takvimlere dalarken tam 3 yıl 3 ay 3 gün geçtiğini anlamam ise tesadüften de öteydi. Evet, 3 yıl, 3 ay, 3 gün sonra bu adam benim kardeşimdir diyebileceğim nadir adamların başında gelir Fatih Ümit Çetin.

Hani arkadaşlıkları, dostlukları, kardeşlikleri anlatırken dilimize doladığımız “nice acı, tatlı, mutlu, hüzünlü anılarımız var” cümlesi vardır ya kardeşim Ümit’in olduğu yerde u cümle yetersiz bir fazlalık taşır. Yetersizdir çünkü bu çocuğun taşıdığı yüreği anlatabilecek sözler henüz gönül lügatı dışında her hangi bir dilde söylenememiştir. Fazlalıkları vardır bu cümlenin çünkü kendisini her şeyden temiz, pak zanneden suları bile utandıran temizlikteki bu çocuğun olduğu yerde ne acı olur, ne keder, ne de hüzünden her hangi bir koşul altında dem vurulur. Onun olduğu yerde acıtmak da mümkün değildir acıtılmakta. Zaten bu halidir insanları çok uzaklara götürebilen, onlara halen bir yerler de Ümit’in var olduğunu gösterebilen.

İlk tanıştığımızda hani hep bahsettiğim o Anadolu sıcaklığı, temizliği, bu toprakların binlerce yıldır her geçen kavimden eritip içine kattığı ve sonunda böyle nadide eserlerinde tüm insanlığa sunduğu adamlığı ama bir çocuk kadar temiz kalınarak ulaşılan adamlığı gördüm. Yalnız değildi içinde uçsuz bucaksız denizler aşmak isteyen, hayalleri olan bir çocuk büyütmüştü ama onun bu güveni ondan belki de ilk kez ayrı kalacak annesinin, bir Anadolu anasının akıttığı gözyaşlarını engelleyemiyordu. Ama bu gözyaşları böyle temiz insanların annelerinde hep görülen bir veda busesidir. Aslında içinde az biraz paylaşamama, yalnız başına sahip olma duygusu da taşır. Bu dünyanın en güzel varlıklarına sahip olan insanların onları paylaşamamasından farklı değildir. Ama o eserler de bunun aksine o kadar paylaşılmayı, kaynaşmayı, alıp-vermeyi bazen kirlenerek daha güzel olmayı isterler. İşte Ümit’te bu ümidi taşıyan bir Fatih olarak gelmişti.

Bugün bakıyorum da bu çocuk halen aynı çocuk. Halen aynı umuttan yola çıkılarak ulaşılan Ümit ve halen başkalarına verdikleri, onlara gösterdikleriyle büyük bir Fatih. Belki de bundan sonra Çetin olması gereken dönem geliyor. Haksızlığın, adaletsizliğin ve bazen dosta rağmen yalnızlığın çağı çok hızlı geliyor. O günlerde o zor günlerde hayatın güzelliklerinin bedelini en acı şekilde aldığı günlerde yanınızda olmak isterdim ama uzaktan da olsa yüreğim seninle Ümidim.

Yüreğim henüz kirlenmemiş kirletilememiş bir yüreğin temizliği için siperdir halen. Yeter ki o yürek sahibi yüreğine sahip çıksın. Sen bugüne kadar bunu o kadar güzel yaptın ki bundan sonra da yapacağıma inancım tam. Bu yazının başlığını Ümit kardeşimin çok sevdiği Bedirhan Gökçe’nin seslendirdiği dostluk ve ayrılık üzerine Bahattin Karakoç tarafından yazılmış bir şiirden aldım. Şair güzel günler için, güneşli günler için döneceğini söylüyor ama takvim vermiyordu. Sadece Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman diyordu. İşte bende bu yüzden bu yazıya böyle başladım. Tarih vermedim ama bir dosta döneceğimi; hiç kimse için olmasa da bir dost, kardeş için mutlaka döneceğimi belirtmek istedim.

Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan
Kimseye uğramam ben sana uğramadan
Kavlime sadığım, sadığım sana
Takvim sorup hudut çizdirme bana
Ben sana çiçeklerle geleceğim
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman…

Ihlamurlar çiçek açana kadar Hoşça kal çocuk…

Bilal ERTUĞRUL

11 Aralık 2011

19:29

Read Full Post »