Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for 20 Ara 2011

Fransa’da Hukuk Nasıl Görmezden Geliniyor ve Türkiye Ne Yapabilir? – 2

Bu Sefer Devlet değil Sivil Toplum Çalışmalı

Fransa’da Sözde Ermeni Soykırımı’nı reddetmenin hapis ve para cezasıyla cezalandırılması üzerine hazırlanan yasa tasarısı üzerinde Fransız iç politikası ve Aristokrasinin etkilerini, Sarkozy’nin Fransızlara rağmen, Fransız kalarak, Fransız olma çabasını yazımın ilk bölümünde açıkladım. Bu bölümde ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve halkı olarak bizlerin yaptıklarımız ve yapmamız gerekenler üzerinde duracağım.

Daha önce bu tarz iddialar karşısında örgütlü bir sivil tepki veremeyen ve devlet kadrolarının çabalarıyla ayakta duran Türk savunması ise en azından başlangıçta şekil değiştirmiş gibi görünüyor. Başbakan’ın geçirdiği rahatsızlık sonrası henüz tam olarak eski performansında olmayışı ya da Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin Fransa’da iç politikayı iyi analiz edip, Sarkozy ile kapalı kapılar ardında olası etkileri azaltma, iptal ya da bekletip seçim sonrası iptal etme gibi önlemler almış olması bu sessizliğin arkasında olabilecek nedenlerden. Devlet kadrolarında hal böyleyken geçtiğimiz ay İstanbul’da yapılan Dünya Türk İş Adamları Kurultayı’nda Türk Diasporası kurulduğunu dünyaya ilan eden TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu ve onun organize ettiği iş adamları önderliğindeki sivil toplum ya da onların adlandırmasıyla Diaspora bugünlerde Fransa’da ciddi çalışmalar yapmakta. Fransa’da özellikle iş dünyası üzerinde yapılan baskının nasıl bir sonuç vereceği bilinmez ama belki de ilk kez ciddi bir Türk sivil toplum çalışması görmemiz sevindirici.Aslında bu yasa tasarısı üzerinde son zamanlara kadar rakip olarak görülen TOBB ve TÜSİAD’ın Başkanlarının beraber yaptıkları lobi ve çalışmalar bizlere yeni bir Türkiye tasviri için de fırsat veriyor. Bugüne kadar Türk sivil toplumu özellikle iç politikada belli konularda, özellikle de konu bir yerden kendisine değiyorsa ortalıkta gözükür ve sonra yine köşesine çekilirdi. Ancak son zamanlarda bu değişmeye başladı. TOBB Başkanı Sayın M. Rıfat Hisarcıklıoğlu’nun önderliğini yaptığı bu değişim belki de artık kaçınılmazdı.

Türkiye son on yılda ciddi bir büyüme ve güçlenme dönemine girdi. Her zaman bu büyümenin sebebinin sabah 6’da dükkânını, fabrikasını açan girişken özel müteşebbislerimiz olduğunu belirtiyorum. Ancak bu grup nedense bu güne kadar politik konularda sadece tavsiyeler veriyor ve harekete geçmiyordu. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra gelmiş en güçlü ve uluslar arası literatür tabiriyle karizmatik lider olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan gerek iç gerekse de dış politikada çağın en aktif liderleri arasına girerken onu destekleyecek liderler ne yazık ki ne politikada ne de sivil toplumda çıkmıyordu. Ancak sonunda iki istisna fark yarattı. Son dönemde siyasi arenada Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, belki de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanlığı’ndan beri hiç görülmemiş şekilde, bir belediye başkanından çok daha öte bir güce ulaştı. Sivil toplumda ise TOBB Başkanı M. Rıfat Hisarcıklıoğlu kanaat önderi olarak ve belki de Sakıp Sabancı, Vehbi Koç sonrası onların siyaset üstü iş adamı kimliğine yönelen ve şu ana kadar bu kimliği başarıyla sürdüren isim olarak öne çıktı. Van Depremi, terör olayları ve son Sözde Ermeni Soykırımının Reddine Yönelik Yasa’ya karşı bu isimlerin yürüttüğü politika ilgi çekici bir boyuta geldi. Peki, bu konu kapsamında iş dünyasının yaptığı doğru mu, devlet çok mu sessiz ve bu kesimlerle beraber biz ne yapabiliriz?

Yazının başında belirttiğim gibi Başbakan’ın bozulan sağlığının henüz tam olarak yerine gelmemesi beklediğimiz kadar ses çıkarmamasının sebebidir. Aksi takdirde Başbakan mutlaka gereken sertliği koyacaktı. Ya da bu sefer tehditler üzerinden gitmek, aynı konuların birkaç ay bekletilip önümüze ısıtılmasından bıktığından, olası yasadan sonra gereken tepkiyi verecek, yapılacaklar listesini cebinden çıkarıp bu tarz hukuk dışı konularla bir daha uğraşmamamızı sağlayacaktır. Başbakan için bu gerekçeleri sunsak da özellikle hükümetin dış ilişkilerinde ön plana çıkan Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan ve Egemen Bağış’ın sessizliğini ise pek anlamlandıramıyorum. Onların da bu konuda sivil topluma arka çıkmaları ya da daha fazla destek vermeleri gerektiği kanısındayım ve bunu bekliyorum. Ancak aynı zamanda bu sessizlik kapalı kapılar ardında bu yasanın bir şekilde, bir yerde iptal edileceği garantisinin alındığına da bir işaret olabilir ve bu ihtimali de asla göz ardı etmiyorum.

Devletin alışılagelmiş aktiflikte olmadığı bu dönemde başını TOBB Başkanı M. Rıfat Hisarcıklıoğlu’nun çektiği sivil toplumun faaliyetleri ise göz kamaştırıyor. Bu faaliyetleri sonuna kadar destekliyorum. Çünkü ilkyazımda da belirttiğim gibi bu konu devletlerarası çözülecek bir mevzu değil. Birilerinin Fransız Aristokratlarına doğruyu, konunun neden uzmanlar arasında tartışılması gerektiğini anlatması gerekiyordu ve bunun için de TOBB Başkanı’nın Türk Diasporası benimse Türkiye Cumhuriyeti Sivil Toplum’u olarak gördüğüm bu grubun çalışmaları oldukça önemli Hem doğru grubu hedef alıyorlar yani Aristokrasiyle bağ kuruyorlar hem de onların dengi doğru kişiler olarak faaliyet gösteriyorlar. Bu çabaları bu sefer sonuç vermese bile bundan sonra çabalarının devam etmesi ise uzun dönemde hem Türk Demokrasisi hem de ülkemizin uluslar arası gücü için hayati derecede önem taşıyacaktır.

Bu noktada son olarak bizim yani halkın yapması gerekenlere değinmek istiyorum. Öncelikle aramızdaki Fransız hayranlarına ya da her hangi bir grup, ırk, din ya da millet fanatiklerine seslenmek istiyorum: Bırakın bu ezikliği. Hiçbir millet diğerinden üstün değil, hiçbir millet diğerinden alçak değil. Birilerine hayran olmak, onların yanlışlarında bir kenara çekilmek diğer zamanlarda onların kimliğiyle hava atmak 21. Yüzyıl Türkiye’sinde olmaması gereken davranışlardır. Bazı çevrelerde Fransız mallarına boykot vb. eylemler için çağrılar görüyorum. Bu da bir yöntem değildir. Bu yasa çıkarsa ve boykot edersek alacağımız tek geri dönüş bize haksız suçlamalar atanların daha fazla dinlenmesi olacaktır. Bugün böyle tasarılarla karşılaşıyorsak halen birilerine bir şeyleri anlatamamışız demektir ve bunun yolu sadece diyalogdur. Bu aynı zamanda bizim halen belli sorunlarımızla, geçmişimizle, farklılıklarımızla, belli hatalarımızla açık seçik yüzleşmemiş olduğumuzu da gösterir. Dersim’le başlayan süreç sürmeli ve halk olarak Maraş’la, Dersim’le, Sivas’la, 1915 olaylarıyla yüzleşmeli doğruyu öğrenmeyi talep etmeliyiz. Kesin doğrulardan vazgeçmeli, şu olmamıştır, bu olamaz demek yerine arşivleri açıp, her kesimi dinlemeli ve vicdani kararlarımızı vermeliyiz. Biz bunu yapmadan böyle komedyalarla daha çok karşılaşacağımızı ve bunlarla çok enerji kaybedeceğimizi unutmamalıyız. Ayrıca bu sorun hukukun üstünlüğünün, düşüncenin özgürlüğünün ne kadar önemli olduğunu bize bir kez daha hatırlatmalıdır. Halen 301. Madde gibi maddeleri taşıyan anayasalarla, düşünce suçundan yatan yazarlarla yüzleşmek ve bu durumu değiştirmek için Başbakan’ın kendisinin de bir düşünce suçlusu olarak hapis yattığı bir zamandan daha iyi bir zaman yoktur.

Son yasa tasarısı bize hukukun üstünlüğüne duyulan ihtiyacı, düşüncenin suç olamayacağını ve asla engellenmemesi gerektiğini bir kez daha göstermiştir. Bu bağlamda Sivil Toplumun benzer konularda iç politikada da hassasiyet göstermesi, yöneticilerin, hükümetin başlattıkları geçmişle ve hatalarla kendi platformlarında yüzleşme cesaretini kararlılıkla sürdürmesi ve biz yurttaşlarında vicdanın ve onun yegane temsilcisi olan adaletin ülkemizde ya da dünyada nerede ve ne zaman olursa olsun vazgeçilmez olduğunu unutmamamız gerekliliği ortaya çıkmıştır. Umarım bu yasa iptal edilir ya da edilmez dediğim dönüşümü hem biz hem de dünya geçirir ve daha mutlu bir yarın için daha adil bir dünyaya ihtiyaç duyduğumuz her an aklımızın bir köşesinde olur. Güneşin daha adil bir dünyaya doğduğu günlerde görüşmek için artık dünya insanları olarak kafamızı kumdan çıkarma vakti geldi. O zaman bunu da biz başlatalım ve yarından itibaren kafamızı kumdan çıkaralım, kafalarını kuma gömenlere de çıkarmaları için yardımcı olalım…

Bilal ERTUĞRUL

20 Aralık 2011

03:02

Read Full Post »