Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for 14 Şub 2012

NEREDE JEOPOLİTİK AVANTAJLARIMIZ…

Benim neslim ve benden önceki nesiller ilkokul sıralarındayken Sosyal Bilgiler dersinde 4. Sınıftan itibaren başlayan, daha sonra Coğrafya ve Milli Güvenlik derlerinde artarak devam eden, Üniversite sıralarında Siyaset Bilimi kitaplarında son haddine ulaşan bir Jeopolitik Avantaj balonuyla yaşadı. Cennet ülkeme bağlılığı arttırma amacıyla ya da devletin her yaptığını sorgusuz kabul edecek kuşaklar yetiştirmek amacıyla uydurulan bir balondu bu. Halbuki bu ülkeyi ve insanlarını sevmek bu topraklarda doğan herkes için zaten bir zorunluluktu. Hem de öyle oyunlu, göstermelik planlı bir sevgiye de gerek yoktu. Ve nihayet bu balon 2011 yılında iyiden iyiye patladı. Bugün sizlerle bu balonu, nasıl patladığını ve bazı sorunlarla ilgili çözüm önerilerimi paylaşmak için bu yazıyı kaleme aldım.

2011 Türkiye için zor bir yıl oldu. Seçimlerden sonra başlayan, Ramazan ayında artış gösteren terör olayları, son yıllarda alışık olmadığımız kadar şehit verilmesine yol açtı. Bunun arkasından gelen Van Depremi’nin yıkıcı etkisi de sonbaharı hüzünle doldurmaya yetti. Aynı zamanda bölgesel liderliğe soyunan Türkiye’nin yakın komşularında baş gösteren huzursuzluklarda tuz biber oldu.

Avrupa’da komşumuz Yunanistan’ın öncülüğünde başlayan kriz ve sonrasında yaşanan ekonomik, siyasi çalkantılar kötü yılın tamamını doldurdu. Gürcistan ve Ukrayna’da Rusya ile iyice gerilmiş ilişkilerle Kuzey sınırlarımızdaki ülkelerin iç siyasi yoğunluğu, ülkemizde yaşayan Kafkas göçmenleri de düşünüldüğünde hep bir yerden acı verdi bizlere.

Ermenistan’la her geçen gün çözüm yerine çözümsüzlüğe giden ve diğer ülkelerin de karıştığı Sözde Soykırım tartışmaları özellikle yılın son günlerinde artık böyle gitmez, gitmemeli dedirten bir noktaya geldi.

İran üzerinde sallanan Demokles’in kılıcı ve İran’ın aynı tondaki cevabı, Orta Doğu’da başta Yemen’de görülen Şii-Sünni tartışmalarında gözler hep en eski komşu uygarlık İran’a çevrildi. Suriye’de uzunca bir süredir kaynayan kazanın ilk kez dışa taşması ve ülkemize gelen göçmenler, muhalefetin açıkça desteklenmesi, son 10 yılda en yakın müttefik olan Esad’ın kaybı zor günlerin bu yılda devam edeceğinin en açık göstergesi oldu.

Irak’ta Amerika’nın çekilmesiyle başlayan Şii-Sünni çatışmaları, içinden çıkılamayan ve bu sınırlar baki kaldıkça sürecek etnik gerilimler Bağdat’ta çiçeklerin bir süre daha açmayacağına, güneşin bir zamanlar en güzel meyvelerini verdiği bu topraklara bir süre daha uğramayacağına işaret ediyordu.

İsrail’le gerilen ilişkiler, artan İsrail düşmanlığı birkaç yıl önce iki ülke arasında esen rüzgarın terse döndüğünü işaret etmekten öteye gitti.

Mısır, Libya ve Tunus’daki Arap Baharı dalgasından sonra henüz tam dönüşümün yaşanmaması ve özellikle Mısır ile Libya’nın daha uzun vadede bu çıkmazdan çıkamayacağının görülmesi de Jeopolitik avantaj balonunun en büyük patlatıcısı oldu. Peki, hal böyleyken nerede bizim Stratejik Jeopolitik üstünlüklerimiz ve bu balon sürdürülemiyorsa artık biz ne yapmalıyız…

Evet, yıllarca bulunduğumuz bölge, bu bölgenin tarihi gerçekliği göz önünde bulundurulmadan şişirilmiş balonlar artık yok. Bugün Suriye’de dünyanın gözünün önünde kan gövdeyi götürürken buna karşı sözde seslerini yükseltmiş olan Arap liderlerin tamamına yakınının diktatör olması gözlerden kaçmamalıdır. Bu bölgede Türkiye ya demokrasinin sesi olmalı ya da ne şiş yansın ne kebap anlayışını sürdürmelidir. En tehlikelisi arada kalıp ikisinden de az biraz katalım şeklindeki yaklaşımdır.

Türkiye bu tarz bir yaklaşımın sonucunu daha 2 yıl önce arabulucu olduğu Suriye ve İsrail’le olan ilişkilerinde yaşadı. Beşar Esad o gün can kardeşti, sevgili dosttu ama yine diktatördü. İsrail o günde Suriye topraklarını işgal etmiş durumda, Filistin’de yeni yerleşim alanları yapmaktaydı ama onlar da her ne hikmetse görülmüyordu. Ve olan oldu. Rüya bitti, büyü bozuldu. Bugün bakıyorum da bazıları halen dış politik başarıdan bahsediyor. Kendimizi kandırmayalım. Evet bir başarı var artık Türkiye uyandı ve bu uyanış bu bölgede tarihiyle, nüfus avantajıyla bir devin uyanışıdır. Ancak bu uyanış doğru hamlelerle pekiştirilmelidir. Yani aktif dış politika bir fark ama alınmış bir sonuç yok. Bir sonuç almak için de daha kararlı bir dış politikaya yönelmemiz, ülkelerle iyi geçinme hevesiyle bu kaynayan bölgede yarın utanacağımız adımlar atmamalıyız. Ha bir de unutmamalıyız, bu bölgenin avantajı sadece bu bölgenin değerlerine uygun, yeni ama yeni olduğu kadar da bu topraklarda doğan inançlara, özgürlük kavgalarına uygun politikalara sahip olursak olur. Aksi takdirde bakın son 100 yıla nerede Jeopolitik Avantajımız…

Bilal ERTUĞRUL

14 Şubat 2011

17:46

Reklamlar

Read Full Post »

FUTBOL NEDEN VE NASIL TEMİZLENMELİ…

Türkiye’de futbol hiçbir zaman sadece futbol değildir. Daha önce de yazdığım gibi bu ülkede futbol pek çok şey ifade eder ama asla sadece futbolu yani 22 kişinin 1 topun peşinde koştuğu oyunu temsil etmez. Bu ülkede futbol insanlara kimlik verir, onların acılarını kederlerini unutup yarına daha güzel bakmalarını her mağlubiyetten sonra bile bir sonraki maça diyerek o anki konumları ne olursa olsun yarına olan inançlarını kaybetmemelerini sağlar. Bu ülkede futbol yaşamın can damarlarındandır ve bu ülkeyi karşılaşılan onca zorluğa, yaşanan onca travmaya, kimi zaman parçalanma eşiğine kadar gelen birlik ve beraberliğe götüren de yine odur.

Futbolun belki de dünyada en çok anlam yüklendiği ülke olan canım Türkiye’m son 8 ayını ne yazık ki Şike Soruşturması süreciyle en belki de en büyük sevgililerinden birisiyle kırgın geçirdi. Ve kadere bakın 14 Şubat günü yani Sevgililer Günü’nde nihayet yargıdaki araştırma ve sorgulama aşamalarından geçilip yargılama aşaması başladı. Bu sabah sanıkların tanıtımı ve iddianamenin okunmasıyla belki de son dönemin en önemli davası başladı. Neden mi en önemli davası? Çünkü bu ülkedeki diğer davalar terör, darbe vb davalar daha önce de oldu. Bu ülke 30 yıldır terörle kurulduğu günden bu yana darbelerle yaşadı. Çok acı çekti, çok vatan evladı can verdi, can aldı. Ancak tüm bu acılara dayanmada en önemli etmenlerden olan futbol son 8 aydaki kadar bu ülkeye acı vermedi. Futbol o zorlu süreçlerde hep sığınılacak limandı. İşte o limanın yok olması, kirlenmesi ya da kirletilmesi bundan sonra diğer acıların yaşanmasını da zorlaştıracağı için en önemli dava budur.

Bu ülkede arada geçen taraftar atışmalarında çokça duyulan bir söz vardır: “Efendim diğer ülkelerde takımların, derbilerin, rekabetlerin hep bir anlamı var. Roma Lazio Faşist – Sosyalist, Boca – River Zengin – Fakir, Celtics – Rangers Mezhep Rekabeti; ama bizdekilerin bir anlamı yok” denir. Evet doğrudur böyle bakınca bir kimliğin tamamlayıcı parçası olarak ele alındığında bizdeki derbilerin de ezel-ebed rekabetlerin de bir anlamı yoktur. Ama meseleye kimliğin ta kendisi olarak bakarsanız dünyada en anlamlı futbol bizim ülkemizde oynanan olur. Çünkü; bu ülkede futbol bir kimliğin tamamlayıcısı değil, kimliğin ta kendisidir. Bu ülkede futbol insanların kendini tanımlama biçimidir. Bu ülkede futbol insanlar için kimi zaman yaşam sebebidir. Ve bu ülkede futbol yüzyıl önce paramparça olmuş bir cihan imparatorluğunun bin bir parçasından acı ve gözyaşından başka bir şey getirememiş, kimsesiz, sahipsiz, ölümden başka bir hayali olmayan kitlelerin bir millet olup bugün dünyanın en büyük güçleri arasına girme mücadelesinin kimliğidir. Tüm bu sebeplerden futbol öyle ya da böyle temizlenmelidir.

Peki, futbol nasıl temizlenecektir? Anlaşılan o ki arkasında siyasi destek bulunmadan, futbolu yönetenler bu meselenin içinden çıkamıyorlar ve bir şekilde iş yargı sürecinin sonunu beklemeye kalıyor. O zaman bugünden itibaren gerekirse haftada tek gün dinlenerek bu mahkeme sürdürülsün ve ligler bitmeden karara varılsın. Bu kadar büyük davalar için bile 90 mahkeme yeterlidir ve ligler ibra edilene kadar rahatlıkla 90 duruşma yapılabilir. Madem Sayın Aziz Yıldırım ve diğer sanıklar da yargıya güvenlerini belirtmişler, gün yargının günüdür. Hızla ve dünyaya ders olur bir kararlılık ve hukuka uygunlukla bu dava görülmeli, sonuçlara göre de Federasyon gerekli cezaları vermelidir. Yöntem de çözüme giden tek yolda budur. Ancak böyle bu sorun çözülür.

Sorunun çözüm şeklini ve neden çözülmesi gerektiğini belirttim. Bundan sonraki aşamayı elbette ki yargı ve yürütme büyüklerimiz belirleyecektir. Ancak belirttiğim tarzda hızlı bir çözüm olmazsa ve bu ülke en büyük sevgilisinden bir yıl daha ayrı kalmak zorunda bırakılırsa bunun faturaları hepimiz için acı olacaktır. Çünkü dedim ya Futbol bu ülkenin atardamarı olarak görebileceğimiz damarlarından birisidir ve o olmadan 8 ay böyle zor geçmişken birkaç yıl ne yazık ki hepimizi vuracaktır. İşte bu yüzden bu ülkenin aydınlık yarınları için acil karar alınmalı ve Temiz Bir Saha, Temiz Bir Ülke olarak dörtnala süren yolculuğumuz devam etmelidir.

Bilal ERTUĞRUL

14 Şubat 2012

16:13

Read Full Post »

MOODY’S SADECE TEYİT ETTİ…

MOODY’S SADECE TEYİT ETTİ…

Sabah saatlerinde piyasalarda kısa süreli bir dalgalanma oldu. Bunun sebebi 3 büyük kredi derecelendirme kuruluşundan birisi olan Moody’s tarafından Avrupa’da yer alan 6 ülkenin notunun düşürülmesi, 3 ülkenin de görünümünün negatife çevrilmesiydi. Ancak piyasalar bu dalgalanmadan kısa sürede kurtuldu. Çünkü az bir dikkatli incelendiğinde Moody’s geçtiğimiz aylarda diğer iki büyük kredi derecelendirme kuruluşu Fitch ve Standard & Poors’un yaptığı not düzeltmelerinden başka bir şey yapmamıştı. Peki, bu ve bundan önceki not indirim açıklamaları da baz alındığında genel olarak Avrupa ekonomisi için durum ne? İsterseniz bu konuya yoğunlaşalım…

Öncelikle Moody’s tarafından yapılan açıklama ve not indirimlerine bakalım. Moody’s yaptığı açıklamayla İtalya’nın kredi notunu “A2″den “A3″e, İspanya’nın kredi notunu “A1″den “A3″e, Portekiz’in kredi notunu “Ba2″den “Ba3″e, Slovakya ve Slovenya’nın kredi notlarını “A1″den “A2″ye ve Malta’nın kredi notunu “A2″den “A3″e indirdi. İspanya’nın kredi notunu iki kademe, diğer 5 ülkenin kredi notlarını ise birer kademe düşüren kuruluş, bu ülkelerin kredi notlarının görünümünü ise “negatif” olarak belirledi. Fransa, İngiltere ve Avusturya’nın “Aaa ya da A1” olan kredi notunu koruyan kuruluş, bu üç ülkenin kredi notları görünümünü ise “durağan”dan “negatif”e çevirdi. Moody’s, Avro Bölgesi kurtarma fonu Avrupa Finansal İstikrar Fonu’nun (EFSF) “Aaa” olan kredi notunu korudu.

Evet, ilk bakışta bölgenin en önemli 5 ekonomisinden İspanya ve İtalya’nın notlarında düşüşler ve en güçlü 2. ve 3. ekonomiler olan İngiltere ve Fransa’nın görünümlerinin negatife çevrilmesi yani olası bir not indirimine hazır olun emri önemli derecede kötümserlik yaratıyor. Ancak bu not indirimlerinin daha önce diğer 2 derecelendirme kuruluşu tarafından yapılmış ve piyasalar tarafından fiyatlanmış olmasıyla bu olumsuz hava ortadan kalktı. Aslında İtalya ve İspanya’nın gün içindeki borçlanma ihalelerinde oluşan faizler dikkate alındığında Avrupa için iyi işaretler de gelmeye başladı.

Peki, gerçekten iyileşen bir Avrupa mı var yoksa bunlar sadece geçici bahar ayları mı? İsterseniz bir de bu açıdan konuya yaklaşalım. Geçtiğimiz hafta Yunanistan ise AB, IMF ve Dünya Bankası’ndan oluşan Troyka heyeti arasında Yunanistan’a yönelik 130 Milyar Avroluk ikinci kurtarma paketi üzerinde anlaşma sağlandı. Paket hafta sonu Yunan parlamentosundan da geçti. ABD ve Çin’den gelen büyüme, işsizlik verileri, Almanya’da artan güven ve gelişmekte olan ülkelerin en azından sene başı için beklenenden daha hızlı büyüme performansları ortaya koymasına eklenen bu gelişme piyasalarda son haftalardaki iyimserliği tavan yaptırdı. Ancak bence burada görmezden gelinen bazı noktalar var. Bunlara da değinelim.

Öncelikle Yunanistan’a verilen yardımlar ülkenin sadece borçlarını çevirmesine yetecek düzeyde gözüküyor. Almanya Başbakanı Merkel’in söylediği gibi eğer bu son paket olursa Yunanistan’ın büyümesi için daha uzun zaman gerekecek. Yunanistan bu paketle sadece acil borç ödemelerini yapar. Ancak büyüme olmadan iflas kaçınılmazdır ve kanımca AB buna yıl ortasından itibaren izin verecektir. Yani Yunanistan’da resim düzelmiş değildir. Üstelik bahar aylarında yapılması düşünülen seçimlerle gelen iktidarların bu paketin zorlu koşullarını yapacağı da kesin değildir. Yani Yunanistan’da sadece zaman öldürülmekte pansumanla kesilmesi gereken kol içerde tutulmaya çalışılmaktadır. Yunanistan er ya da geç en azından Avro Bölgesinden çıkartılmalıdır ve çıkarılacaktır.

Çin ihracat bazlı büyüme ve düşük kura geri döndü. Bu politika daha öncede belirttiğim gibi diğer dünya ülkeleri malları aldıkça iyi ama olur da bir kesinti olursa Çin için de artık gözden geçirilme ve değiştirilme zamanı gelecektir. ABD ve Rusya seçim yılındalar ve tüketimleri kısmayacakları aşikar. Ancak ABD’de 2014’e kadar sürdürüleceği açıklanan Düşük Faizin yol açması muhtemel bir enflasyon bu ülkedeki tüm iyimser havayı yok edecektir. Avrupa’ya gelince burada bakılacak nokta Almanya’dır. Çünkü Almanya iyiyse AB iyi o kötüyse AB ölüdür. Almanya’da son aylardaki olumlu göstergeler tıpkı Çin’de olduğu gibi diğer ülkelerde artan tüketim ve yapılan ihracatta gizlidir. Yani Almanya’da olası bir tüketim daralmasıyla ciddi sıkıntılar yaşayabilir.

Sonuç olarak piyasalarda bahar havası esse de ben halen karamsarım. Çünkü bizi bu zorlu sürece sokan Avrupa’nın tek bir mali sisteme entegre olmaması, ülkelerin 2008-2009 krizinden kalma yüksek borç oranları halen devam etmektedir. Ayrıca gelişmekte olan ülkelerde de yapısal dönüşümlerin hızı zayıflamış görünmektedir. Bu bağlamda krizi ve olumsuz tabloyu ortaya çıkaran sebepler halen ortadayken olumlu olmayı sadece Abesle İştigal olarak yorumluyor ve böyle devam edilmesi halinde ne yazık ki önümüzdeki birkaç yılı hiç de olumlu görmüyorum.

Bilal ERTUĞRUL

14 Şubat 2011

15:01

Read Full Post »