Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for 15 Şub 2012

NİHAYET İTHALAT HAKKINDA KONUŞAN BİR BAKANIMIZ VAR…

Dün İstanbul’da önemli bir toplantı yapılmış. Ekonomi Bakanı Sayın Zafer Çağlayan 2011 İthalatı konulu bu toplantıda yaptığı açıklamalarla uzun süredir kafamda yer alan bazı soruları da cevaplamış. Malumunuz Türkiye’de İhracat 2011 yılında yıl bazında 135 Milyar Dolarla rekor kırarken ithalatta 241 Milyar Dolarla kendi rekorunu kırdı. Daha önce de bu konuda çeşitli yazılar yazdım ve çözümün sadece siyasi değil genel olarak bir halkın tüketim ve sanayinin üretim yapısı üzerine yapılacak köklü çalışmalarla sağlanacağını belirtmiştim. Dün gelen rakamlar ve Sayın Bakanın açıklamaları da beni bir kez daha haklı çıkardı. İsterseniz önce dünkü açıklamanın satır başlarına bakalım ve nelere dikkat etmek gerektiğine, var olan sorunlara olası çözüm yollarına değinelim.

Öncelikle başta da belirttiğim gibi bir Ekonomi Bakanı’nın sadece İthalatı baz alan bir toplantıda konuşması ve böyle bir toplantının yapılması bile bence başarıdır. Çünkü Türkiye’de İthalat bir tabudur. Nedense herkes onun hakkında olumsuz bir şeyler söyler ama yılsonu geldiğinde görürüz ki ihracatımızın çok daha üstünde ithalat yapmışız. Yani lafta Aslan icraatta Maymun iştahlıyız. Bakan dün güzel bir konuşmayla sorunları, bunların çözümü için yapılan çalışmaları belirtmiş. Öncelikle bazı detaylar üzerinde duralım.

Bakanın açıklamalarına göre 2011 yılında yapılan 241 Milyar Dolarlık ithalatın 173 Milyar Dolarlık bölümü yani %72’si ara mallar, 37 Milyar Dolarlık bölümü yani % 15,5’i yatırım malları, 30 Milyar Dolarlık bölümü yani % 12’si de tüketim mallarına yapıldı. Mal kalemleri baz alındığında Enerji Ürünleri 54 Milyar Dolar, Makine ve Cihazlar 27 Milyar Dolar, Demir-Çelik 20,5 Milyar Dolar, 17,2 Milyar Dolar Motorlu Kara Taşıtı, 17 Milyar Dolar Elektrikli Makine ve Teçhizat, 12,6 Milyar Dolar Plastik ve plastikten eşya, 7 Milyar Dolar Altın, Gümüş ve Mücevherat, 5,5 Milyar Dolar Organik Kimyasal Ürün, 4,7 Milyar Dolar Eczacılık Ürünü, 4,1 Milyar Dolar Bakır ve Bakır Eşya, 4 Milyar Dolar Hava Taşıt ve parçaları, 3,4 Milyar Dolar Kauçuk ve Kauçuktan Eşya, 3,3 Milyar Dolar da Alüminyum ve Alüminyumdan Eşya ithal edildi.

Bakanın açıklamalarında dikkat çeken bir diğer noktada Türk sanayisinin dışa yani ithalata bağımlılık oranı oldu. Bakan %43 olarak bu oranın da üzerinde durdu. Peki, tüm bu rakamlar varken genel olarak Türkiye’nin ithalat resmi bize neler söylüyor, durumumuz nasıl, iyileştirmek için neler yapabiliriz.

Daha önce de Türkiye’de çeşitli dış ticaret konulu toplantılara katıldım. Bu toplantılarda konu ithalattan açıldığında ilk olarak şunu söylerdim: Bu ülkede sanayi üretimi, tüketim alışkanlıkları ve enerji olarak ithalat dosyası 3 kısma ayrılmalıdır. Sanayi üretiminde özellikle yedek parça ve ara malda inanılmaz oranlarda dışa bağımlıyız. Petrol ve doğalgaz yoksunu olmamız ve bu kaynakları da enerji üretiminde ilk sıraya koymamız enerji konusunda da elimizi güçleştiriyor. Ayrıca özellikle son yıllarda dünya genelinde artan ve milli gelirimiz düşünüldüğünde lüks tüketim olarak rahatlıkla görülebilecek İleri Düzey Teknoloji Elektriksel ürünler ve otomotivdeki tüketim alışkanlığımızda ciddi bir sorun olarak ortada duruyor. Peki, ne yapabiliriz?

Öncelikle yıllardır sadece ihracat rakamları üzerinden yürütülen ve hem Türk sanayicisinin hem de siyasilerin tek taraflı baktığı dış ticaret anlayışından vazgeçmeliyiz. Biz üreten, sanayileşmiş, katma değeri yüksek bir ülke hedefindeysek yaptığımız ithalatın %56’sı kadar ihracat yapıp, sonra da buna bakarak övünemeyiz. Özellikle 2011’in son aylarından itibaren hızı azalsa da görünürde Türk ekonomisinin en büyük kara deliği olan cari açıkta zaten önemli ölçüde iki kalem arasındaki farktan oluşuyor. Bu konuda Bakan’ın da değindiği gibi 2011 3. Çeyreğinden itibaren bir düzelme mevcut. Artık hem iş adamlarımız hem de siyasiler ithalattaki sorunlara yöneliyor. Bu iyi bir başlangıç noktası olacaktır.

Ara malların üretimi ve ithalatın azaltılması daha önce de belirttiğim gibi bölge sadece bazlı değil de hem bölge hem de ürün bazlı kapsamlı teşvik paketiyle sağlanabilir. Bu yolla hem ithalat azalır hem de pek çok ülkeye ihraç edilebilecek yeni bir ürün grubuna ulaşırız. Enerji konusunda alternatif enerjiler doğaya uyumlu olması bakımından önemli olsa da kanımca gelişmekte olan bir ülke olarak tek çözüm 3. Kuşak nükleer santrallerdir. Batılı gelişmiş ülkelerin santralleri kapatma sebebi neredeyse tüm üretimlerini Uzak Doğu Asya ve Çin’e taşımış olmalarıdır. Türkiye yok denecek kadar az petrol ve doğalgaz kaynağıyla nükleeri reddetme lüksüne sahip değildir. Alternatif enerjide de özellikle Güneydoğu Anadolu, Akdeniz ve Ege’deki güneşli gün sayısı baz alınarak sadece Güneş enerjisine yönelik yatırım akıllıca olacaktır. Ama dediğim gibi sadece ithalata yönelik bir politikayla bu sorunlar çözülmez enerji ve üretim baz alınmadan, bunlara yönelik sektör temsilcilerinin de katılım ve desteği alınarak topyekün bir seferberlik zamanıdır.

Son kalem olan tüketim malları ise sanırım uzun vadede Türkiye’nin en önemli sorunu olacaktır. Bugün için tuttuğu yere bakmayın son yıllardaki trend devam ederse uzun vadede en büyük kalem olacaktır. Bu konu üzerinde daha önce yazdığım Türkiye ve Küçük Amerika olma konulu yazımda detaylı değerlendirmelerimi bulabilirsiniz. Ayrıca çocukluğumuzda güzel anılarımızın olduğu ama şimdi pek çoklarının dalga geçtiği yerli malı haftaları gibi yerli üretimi destekleyici toplumsal çalışmalar da kanımca uzun vadede çok daha elzem olacaktır. Aşırı ve lüks tüketim toplumsal genetiğimizde ne yazık ki mevcuttur. Osmanlı’dan bu yana Ayağımızı Yorganımıza Göre Uzatma konusunda çok defa sınıfta kaldık ve bunun faturasını ödedik. İlerde hızla artan üretimimiz, dünyanın dört bir yanında dil, yol bilmeden sadece cesaretleriyle ihracatımızı yükselten, son on yıllık ekonomik büyümemizin her zaman yegane sebebi gösterdiğim müteşebbislerimizin çabalarının boşa gitmemesi için tüketim alışkanlıkları üzerine yoğunlaşılmalı ve bizlerde fert olarak tüketimin bugünü tasarrufun ise çok daha uzun olan geleceği kurtaracağı bilincine erişmeliyiz.

Sonuç olarak 2023 yılında hedeflenen 500 Milyar Dolara ulaştığımızda ithalat ve ihracat bu hızla giderse yaklaşık 1 Trilyon dolarda ithalat yapmış oluruz. Bu rakamlarla da ne yazık ki dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına giremeyiz. Bu sebeple ithalatın karşılanma oranı %70-80 bandına getirilmeli ve yaklaşık 2023 ithalatı en fazla 650 Milyar dolar civarında olmalıdır. Bunun yapılmasında hepimize bir birey ve bir tüketici olarak görev düşmektedir. Aksi takdirde üreticilerimiz ne kadar üretirse üretsin bu tüketimle onların emeklerini de boşa çıkarırız.

Bilal ERTUĞRUL

15 Şubat 2011

23:58

Reklamlar

Read Full Post »

AMAN DİKKAT; FİLM KOPMASIN…

Dün gece yaklaşan Oscar Ödül törenleri ve Amerika’da gündemde olan yeni filmlerle ilgili bir araştırma yaparken çeşitli bloglarda sinemanın dahi çocuğu, çağımızın tartışmasız en büyük yönetmeni olan Steven Spielberg’in yeni bir film çekmeye hazırlandığı bilgisine ulaştım. Bu filmle ilgili detaylara ulaşmak isterken ne yazık ki ülkemiz için hiç de iyi olmayan bir durumla karşılaştım. Evet, Spielberg yeni bir film çekecek ama daha da önemlisi Sözde Ermeni Soykırımı’nı esas alan bir film çekecek. Bu haber beni derin kuşku ve üzüntüye sevk etti ve bu konuya değinmek istedim.

Biliyorum ülkemizde bazı konularda umursamaz tavırlar sergileyen kitleler için bir film hiçbir şey ifade etmeyebilir ama bu gelecek yüzyılda Türk insanının nasıl tanınacağını, çocuklarımızın, torunlarımızın dünyada hangi sıfatla tanımlanacağını etkiler. Çünkü günümüz dünyasında, medyanın iletişim çağının tüm desteğini arkasına alarak yarattığı güç en önemli güç olarak kabul ediliyor. Ve Spielberg de bu gücü en iyi kullanmayı bilen adamların başında geliyor. Eğer iddia edildiği gibi Sözde Ermeni Soykırımı’nı ele alan bir film çekerse bu Ermeni Soykırımını dünyada sözde olmaktan çıkaracak ve 2. Dünya Savaşı sırasındaki Yahudi Soykırımı yani Holocaust sonrası en büyük soykırım olarak tarihe ve daha da önemlisi gelecek kuşakların belleğine kazıyacaktır. Peki, bu iddialar ne kadar ciddi, neden Spielberg tarafından bir film çekilmesi isteniyor ve bu neden önemli, dahası bu film nasıl engellenebilir ya da en azından doğru ve tarihe uygun bir film çekilmesi sağlanabilir. Biraz da bunlar üzerinde duralım.

Öncelikle iddiaların ciddiyetiyle başlayalım. Biraz araştırdığımda Sözde Ermeni Soykırımı ile ilgili bir film çekilme isteği Amerika’da ki Ermeni Lobisinin 40 – 50 yıllık hayali olarak karşıma çıktı. Başlarda sönük kalan bu hayal 90’ların başında Ermenistan’ın kurulmasıyla dillendirilmeye başlanmış. 1993 yılında kendiside Avrupa’dan göçen bir Yahudi aileden gelen Steven Spielberg Schindler’in Listesi filmini çekip film 7 dalda Oscar kazanınca ve dahası Yahudi Soykırımı’nı dünyaya tartışmasız bir şekilde kabul ettirince Ermenilerin de benzer bir film için çabaları artmış. Bu filmler beraber toplumsal olaylara yönelen ve anlamlı filmler çekmek istediğini belirten Spielberg üzerinde de o günden sonra durmaya başlamışlar. Hollywood’un da yer aldığı California Amerika’da Ermeni lobisinin de merkezi ve dahası önemli miktarda Ermeni bulundurunca da Spielberg’e ulaşmaları zor olmamış. 2004 yılında konuyla ilgili ilk iddialar ortaya atılmış. Ancak bu durum Spielberg tarafından doğrulanmamış. 2011 yılı başlarında Spielberg’in olaylarla ilgili belge topladığı haberleri karşısında sessiz kalan ünlü yönetmen sessizliğini geçtiğimiz hafta bozdu ve arşivindeki toplumsal olaylar dosyasında Yahudi Soykırımı’yla beraber Sözde Ermeni Soykırımı ile ilgili belgeler de eklediğini doğruladı. Dahası yine ABD merkezli Ermeni Sinema Merkezi ve Spielberg arasında görüşmeler yapıldığı da doğrulandı. İşin en kötü boyutu da bazı forumlarda Spielberg’in bu projesinin startının en geç 2013 yılı 24 Nisan Anma Günü’nde verileceğine dair iddialar olması. Yani anlayacağınız iddialar artık iddia boyutunu geçti, her iki taraf da kabul etti ve gemi yola çıktı.

Peki, bu geminin kaptanı neden Spielberg ve neden onun bu filmi çekmesi bu kadar önemli? Öncelikle Spielberg pek çok otoriteye göre tarihin en büyük yönetmeni, dahası sinemanın tartışmasız kralı, Amerika’da neredeyse tüm sinema dünyasında sözü geçen tek adam. Tabii bu unvanları kolay almadı. Bilimkurguyla başladığı kariyerinde pek çoklarına göre zirveyi Schindler’in Listesi filmiyle gördü. 7 Oscar ödüllü bu film halen Amerikan Sinema Merkezi tarafından gelmiş geçmiş en iyi 10 filmden birisi olarak gösteriliyor. Dahası Schindler’in bu filmle toplumsal olaylara yönelmesi de Ermeni lobisini onu ikna edeceğini düşünmesine sebep oldu. Spielberg’in yapacağı bir filmin etkisi Türkiye’nin özellikle Avrupa’da imajını yerle bir eden Orient Ekspresi’nin çok daha ötesinde olacaktır. Yani Spielberg demek garanti başarı demek ve bu sebepten böyle bir filmi onun çekmesini istiyorlar.

Ortada tüm çıplaklıyla duran bu gerçeklerden sonra çözüm önerilerine gelelim. Öncelikle sinemanın dahi çocuğu bu noktaya olmaz denileni oldurarak, kimsenin girmediği işleri yaparak geldi. Bu bakımdan onun kişiliğini de düşündüğümüzde bu filme karar vermişse engellenmesi mümkün değildir. Peki, engellenemeyecekse ne yapılabilir? Hemen söyleyeyim “o çeksin, biz yasaklarız” bu noktada en anlamsız çözüm önerisidir. Spielberg demek garanti gişe, dahası evrensel etki demektir. O halde Spielberg’e bir şekilde ulaşıp gerek Türk gerekse de yabancı tarihçilerin konu hakkındaki nesnel araştırmaları ulaştırılmalı, tek taraflı Ermeni iddialarıyla bu filmi çekmesi engellenmelidir. İşte burada görev geçtiğimiz Kasım ayında kanımca başarılı bir şekilde temeli atılan Türk Diasporası’na düşmektedir. Dikkat edin Türk hükümeti, devleti, diplomasisi demiyorum. Türk Diasporası diyorum. Çünkü daha önce Fransa ile ilgili yazdığım yazıda da belirttiğim gibi bu konu artık devlet ve parlamento boyutunu aşmış, bir halkın haklı davasını kendi gücüyle savunma aşamasına gelmiştir. Temelleri atılan Diaspora için ortada çok net bir rüştünü ispat etme şansı vardır. Acilen özellikle Amerika’da ki Türk Diasporası vasıtasıyla Spielberg’in konu hakkında doğru bilgilendirilmesi ve filmi tarafsız bir bakış açısıyla çekmesi sağlanmalıdır. Bu yapılabilir mi? Kanımca yapılabilir. Yıllarca Amerika’da Türk dendiğinde akla gelen ve o gün bugünkü diaspora desteğinden mahrum olan Ahmet Ertegün’de müzik dünyasında, California’daydı ve rahmetlinin ilişkileri, bugün çok önemli konumlardaki Türklerin ulaşabileceği kişi sayı ve yapısı Spielberg’e en azından doğru belgelerin ulaştırılmasını sağlayacaktır. Dahası Spielberg bizzat Diaspora desteğiyle Türkiye’ye davet edilip filminde bahsedeceği yerleri görmesi, bugün oralarda çıkan Türk, Kürt, Dadaş toplu mezarlarını görmesi de sağlanabilir. Sinemanın dahi çocuğu şüphesiz Fransa’da birkaç oy için geldikleri Osmanlı toprağının huzur, barış ve kardeşlik dolu topraklarını unutan Sarkozy ve yasa tasarısının hazırlayıcısı Cezayir asıllı Valerie Boyer’den daha duyarlı, bilgili ve sağduyulu davranacaktır. Dahası İsrail Dışişleri Bakanı Liebermann’ın son çıkışıyla Yahudi Lobisinin dünyadaki tek resmi soykırımı olarak Yahudi Soykırımı’nı kabul ettirme ve onun yanına başka bir soykırım ekletmeme politikası da bu haklı davamızda kullanılabilir.

Ben bu topraklarda doğmuş ve bu toprakların yüzyıllardır oluşturduğu kültüre sahip bir birey olarak 1915’de bir Soykırım olmadığına sonuna kadar inanıyorum. Ve bu haklılığımın da er geç dünya tarafından kabul edilmesi gerektiğine, bunun için elimden gelen neyse yapacağıma her zaman değiniyorum. Bugün için elimden gelen bu uyarıdır ve umarım büyüklerimize, diasporamıza ve benim gibi düşünüp farklı etkileri olabilecek herkese ulaşırım. Fransa’daki oylamalardan önce yazdığım yazılarda tarihi parlamentoların değil tarihçilerin yazdığını ve yazacağını, Fransa’da bu işin peşindekilerin Fransızlara Rağmen, Fransız Kalarak, Fransız Olmaya çalıştıklarını belirtmiş ve bu çabanın er geç doğru yola ulaşacağına değinmiştim. Ancak tarihçiler yazmasa da günümüzde sinemanın öncülüğünde medyanın yazdığı tarih farklı ve bu kez durum çok daha ciddi. İşte bu yüzden Fransa’da ilk işaretlerini aldığımız Türk Diasporası’na bu sefer daha büyük görev ve çaba düşüyor, hem de bu çaba yarınlarımızı, çocuklarımızı torunlarımızı ve onların dünyada nasıl tanınacağını da içeriyor. Bu yüzden: Aman Dikkat; Film Kopmasın…

Bilal ERTUĞRUL

15 Şubat 2012

00:18

Read Full Post »