Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for 07 Nis 2012

GALATASARAY – İMPARATORUN DÖNÜŞÜ – 4…

SÜPER FİNAL’E DOĞRU – 13…

GALATASARAY – İMPARATORUN DÖNÜŞÜ – 4…

Analizimizin ilk kısımlarında önce genel bir değerlendirme yaptık, sonra da taraftar, yönetim ve teknik heyet analizlerimizle Galatasaray’ın 2011 – 2012 sezonundaki performansını değerlendirmeye çalıştık. Bu son yazıda oyuncuların bireysel performanslarını teker teker ele alıp, Galatasaray analizimizi noktalayacağız.

Evet, tıpkı diğer takımlarda olduğu gibi önce kalecilerden başlayarak mevkilerine göre tüm oyuncuların analizine başlayalım. Kalede şüphesiz ligin genelinde Sezonun En iyi kalecisi unvanını hak eden Fernando Muslera var. Sene başında transfer edilen Muslera kalesinde güven veren bir performans sergiledi. Ligin en az gol yiyen kalecisi olmanın yanı sıra Mondragon sonrası çözülemeyen bir problemin de kalıcı çözümü oldu. Henüz 25 yaşındaki Muslera olası bir satış durumu olmazsa en az 10 yıl için Galatasaray’ın kaleci problemi yaşamayacağını dosta düşmana gösterdi. Onun arkasında özellikle Ufuk forma giydiği maçlarda olası bir sakatlıkta kaleyi devralabileceğini gösterdi. 3. Kaleci konumunda da yıllardır takımda bulunan Aykut yer aldı. 3 kalecisiyle Galatasaray gelecek yıl da bu mevkide sorun yaşamayacaktır ve Muslera gitmezse uzun yıllar kale sorunu çözülmüştür.

Defansa geldiğimizde yine bir yeni transferle başlıyoruz analizimize. Tomas Ujfalusi Bülent Korkmaz’a benzeyen yürekli, topa sert ve güvenli oyun tarzıyla tam anlamıyla takımın bel kemiği konumuna yükseldi. Sakatlanmayan, oldukça az kart gören bu denli mücadeleci bir stoper uzun yıllardır Galatasaray’da yer almamıştı ve onun da en az 4-5 yıl daha takıma katkı vereceğini düşünüyorum. Onun partneri ise beklenmedik bir isim oldu: Semih Kaya. Aslında Genç Semih daha çok gençken bundan 4-5 yıl önce onu alt yaş kategorilerde izleyenler ondaki ışığı görmüşlerdi. Ancak başta en çok stoper sıkıntısı çekilen dönem olan Efsane Kaptan ve Stoper Bülent Korkmaz’ın dönemi olmak üzere gereken şansı bir türlü bulamamıştı. Yaşadığı sakatlıklar sonrası sene başında Galatasaray’dan ayrılması da gündeme gelmişti. Ama o yılmadı, çalıştı ve Fatih Terim’in gözüne girdi. Fatih Terim tarafından ilk Beşiktaş derbisinde görev verildiğinde sahada adeta şov yaptı ve bir daha da formayı kaptırmadı. Hamleleri yerinde, güvenli bir savunma anlayışı olan, zaman zaman hücuma destek veren ayağı düzgün, her şeyin üstüne Ujfalusi gibi bir ustanın yanında staj yapan bu sarı çocuk daha uzun yıllar hem Galatasaray’da hem de Milli Takım’da değişmez olacak ve Türk futbolunun en sıkıntılı mevkilerinden birinde tam bir ilaç olacaktır. Stoper mevkiinin diğer iki ismi Gökhan Zan ve Servet verilen şansları değerlendiremedi ve gözden düştüler. Kanımca seneye en azından birisi gönderilmeli yerlerine alt yapıdan ya da transferle genç bir stoper monte edilmelidir.

Kanat savunmasında sol bekte Hakan Balta yıldızlaştığı 2008 sonrası en iyi yılını geçiriyor. Uzun bir süredir ortalıkta görünmeyen bir oyuncunun tekrar Fatih Terim yönetiminde dirilmesi ise kesinlikle bir teknik adam başarısı. Onun yedeği ise büyük umutlarla alınan ama 3 yıldır katkı vermekten uzak Çağlar. Kanımca seneye bu mevkiye hücuma da katkı verecek bir bek transfer edilmeli ve Hakan Balta’yla beraber rotasyonu genişletmeli. Sağ bekte de Emanuel Eboue yine yerinde bir transfer olarak dikkat çekti. Ancak onun olmadığı dönemde yaşanan sıkıntılar dikkate alınarak bir alternatif bek transferi ve Sabri’nin de varlığıyla bu mevkii de garantiye alınmış olacak. Genç Serkan Kurtuluş’un ise oynayabileceği bir takıma kiralık gönderilmesi bana göre hem onun hem de gelecekte ondan umutlu Galatasaray’ın en iyi hamlesi olur. Yani sözün özü Galatasaray savunması şu anda şekillenmiş ve güven veren bir savunma. Seneye iki beke birer alternatif takviyesiyle de uzun yıllar başarılı olmaya aday bir kadro oluşturuldu.

Orta sahaya geldiğimizde sezonun belki de en iyi ikiliyle karşılaşıyoruz. Trabzonspor’dan transfer edilen Selçuk İnan’ın ve Juventus’ta rotasyonda kaybolunca kiralanan Melo’nun başarılı olabileceğini herkes biliyordu ama kimse bu denli başarılı olmalarını beklemiyordu. Toplam 19 gol ve bir o kadar da asiste imza atmalarının yanı sıra oyunun her iki yanını da oynayabilmeleri, saha içerisinde takımın defans ve hücum hatları arasındaki koordinasyonu sağlamaları gerçekten de bu sezon gelen başarının en önemli sebebi. Seneye de Melo’nun bonservisi alınabilirse uzun yıllar ligin en iyi orta alan ikilisi olmaya adaylar. Bu ikilinin yanı sıra sene başında Arda Turan’ın ayrılması, Culio’nun da kiralık gitmesiyle forma şansı bulan ve bu şansı iyi kullanan Emre Çolak’da sezonun dikkat çeken isimlerinden. Emre’nin fiziksel dezavantajı ve skora katkısının mücadelesine oranla düşük olması seneye onun önüne etkili bir kanat oyuncusu alınmasına neden olabilir ama bu sezon onun Galatasaray’ın geleceğinin önemli bir parçası olduğunu gösterdi ve her zaman takıma katkı verecek bir oyuncu. Orta sahada yeni transferlerden Engin Baytar’da takıma katkı veriyor ama bazen kontrol edemediği hırsıyla takımın da gerilimini yükseltip takıma zarar veriyor. Yine yeni bir transfer Riera ligin ikinci yarısında kıpırdasa da beklentilerin uzağında kaldı ve bence seneye takımdan ayrılması muhtemel isimlerden. Ayhan emeklilik öncesi son sezonunda her zaman hazır kıta olsa da göbekte forma şansı çok az buldu. Genç oyuncular Ceyhun, Yiğit Gökoğlan ve Aydın çok kısıtlı zamanlarda süre buldular. Ancak en çok şans bulan Aydın’ın bir türlü patlama yapamaması onun yavaş yavaş gelecek hesaplarından çıktığını gösteriyor. Ceyhun ve Yiğit ise bence seneye çok daha fazla katkı vereceklerdir. Yine sakatlığı sebebiyle sezonun çoğunu kaçıran Yekta’dan da seneye iyi bir performans bekleyenlerdenim.

Hücum hattına geldiğimizde karşımıza çıkan gerçeğin adı: Johan Elmander. Açıkçası sene başında ben dahil pek çok kişi onun bal yapmayan bir arı gibi ya da Mert Nobre gibi bir oyuncu olacağını düşünüyorduk. Ancak haftalar ilerledikçe özellikle çift forvette takıma inanılmaz katkı veren, mücadelesiyle Fatih Terim’in istediği gibi savunmayı hücumdan başlatan bir oyuncu olduğunu gösterdi ve yılın en iyi transferlerinden birisi olarak dikkat çekti. Sakatlıklardan muzdarip Baros bence bu yıl ömrünü tamamladı ve seneye bu takımda yer bulamaz. Aynı şekilde verilen şansları kullanamayan genç oyuncular Sercan ve Mehmet Batdal’ın da bir daha Fatih Terim’den bu şansları bulacaklarını düşünmüyorum. Onlar için en iyi seçenek ise kiralık olarak gönderilip bir yıl daha beklenmeleri olacak. Son olarak da takıma en son katılan isimden bahsederek analizimizi noktalayalım. 4 yıl önce hiç de hoş olmayan bir şekilde takımdan ayrılan Necati’nin dönüşü muhteşem oldu. Oynadığı hemen hemen her maçta katkı yaptı, dahası Elmander’in olmadığı maçlarda takımın ayakta kalmasını sağladı. Bu yıl gelecek olası bir şampiyonlukta çok emeği var ve şüphesiz ligin en iyi devre arası hamlesi oldu. Gelecek yıl da en azından rotasyonda güvenilir bir oyuncu olarak kendisine yer bulacaktır.

Evet, Galatasaray analizimizi de tamamlamış olduk. Lider 33 haftada 9 puan fark yakaladı. Bu yeni kurulmuş, hocası, başkanı, ilk 11’nin her maç en az 6-7 oyuncusu yeni olan bir takım için mükemmel bir sezon demek. E hal böyle olunca mimarlar Fatih Terim ve Ünal Aysal’ı da tebrik etmek demek. Seneye de kanatlara ve forvete direkt oynayacak bir oyuncu, beklere de bir iki alternatif transferiyle Avrupa’da da çok iş yapar bu takım. Benden söylemesi…

Bilal ERTUĞRUL

7 Nisan 2012

07:19

Read Full Post »

GALATASARAY – İMPARATORUN DÖNÜŞÜ – 3…

SÜPER FİNAL’E DOĞRU – 12…

GALATASARAY – İMPARATORUN DÖNÜŞÜ – 3…

Analizimizin ilk 2 yazısında bir sezon değerlendirmesi ve taraftar analizi yaptık. Şimdi bu yazıda sıra geldi yönetim ve teknik ekip analizine. Önce izin verirseniz teknik heyeti bu göreve getiren, onlara her türlü desteği veren yönetimden başlayıp, sonra da teknik heyetle analizin bu kısmını tamamlayalım.

Galatasaray’ın son 2 yılda yaşadığı zorlu süreçler, Adnan Polat döneminde özellikle 2011’in ilk 4 ayında yaşanan olayların gerek camiaya gerekse de taraftarlara verdiği umutsuzluk, tüm bunların üzerine yaşanan onca üzücü olayı analizimin ilk kısmında sizlerle paylaştım. Tüm bu analizlerden sonra Ünal Aysal’ın neden bu görevi kabul ettiğini, neden takımın artık daha geriye gitmesine izin vermeyeceğine de orada değinmiştim. İşte bu başlangıç anlayışıyla Ünal Aysal ve ekibi profesyonel bir kulüp yönetimine gittiler. Bu profesyonelleşmedir ki bugün Galatasaray’da ki başarı ve sükuneti sağlamıştır. Peki bu noktaya nasıl gelindi. İsterseniz biraz da bunların üzerinde duralım.

Ünal Aysal ilk seçildiğinde farkını ortaya koydu. Ben futboldan anlamam, ha iyi bir seyirciyim, iyi bir Galatasaraylıyım, oynadım da ama profesyonel olarak ondan anlamam diyerek her şeyden az çok anlayan ama en çok futboldan anlayan ve ona karışan Başkanlardan olmayacağını gösteriyordu. Bu kapsamda futbol yönetimine iyi bir teknik adam gerekiyordu. Bunun için adayları değerlendirdi ve Fatih Terim’le en iyi seçimi yaptı. Ancak Fatih Hoca’nın son 2 yılda defalarca teklif edilen ve reddettiği bu görevi kabul etmesi de Başkan’a olan inancı ve kulübün doğru yolda olduğunun göstergesiydi.

Bundan sonra Hoca’nın Florya’yı yönetmesine, onun isteklerini de yönetimde futbol takımıyla yatıp kalkan Abdürrahim Albayrak ve Ali Dürüst vasıtasıyla yerine getirmeye çalışan Galatasaray Yönetimi’nde taşların yerine oturduğu, her şeyin belli olduğu dikkat çekiyordu. Başkanın bu görevlendirmenin dışında Voleybol, Basketbol gibi diğer branşlarda da sponsorluklarla güçlü takımlar kurup, taraftarın bu sporlara ilgisinin artması da önemli bir adımdı. Çünkü son yıllarda bu alanlarda hakimiyet kuran Fenerbahçe’nin kurmaya çalıştığı Tek Büyük hegemonyası da böylece aynı politikayla lağv ediliyor, 2000 ruhu olarak adlandırılan kulübün birlik, bütünlük içinde başarıya giden yoldaki ruhu da zaten böyle adımları zorunlu kılıyor. Başkan’ın yaptığı transferler, mali konulara gösterdiği önem ve tesisleşmeye verdiği dikkat onun yönetiminde Galatasaray’ın profesyonelleşme ve kurumlaşma konularında çok büyük farklılıklar yaratacağını daha bu ilk yılından gösterdi ve açıkçası rakiplerine de korku saldı. Ayrıca şike soruşturması konusunda ilk günden bu yana tavrını net olarak ortaya koyan, Avrupa’sız Türkiye’nin içerdiği tehlikeleri kamuoyuyla paylaşan yönetim bu konularda da gerek taraftarından gerekse de tarafsız kamuoyundan büyük bir övgü alıyor ve bunlar da hanesine artı noktalar olarak ekleniyor.

Teknik ekibe geldiğimizde karşımıza İmparator çıkıyor. Evet bu yıl tam anlamıyla İmparatorun Dönüş yılı oldu. 4 yıl üst üste şampiyon yaptığı, UEFA Kupası kazandığı takımda İtalya’ya giden, orada da başarılı olan ama yönetim ve takımlarındaki oyuncuların o günlerde moda olan kumpaslarına dayanamayıp geri dönen İmparator’un ikinci seferi hiç de parlak geçmemişti. Dahası yapılan yanlış transferler de uzun süre gündemi meşgul etmişti. Ancak o günden bu yana Galatasaray ne zaman zor duruma düşse onun adı hep akla gelen ilk isim oluyordu. Galatasaray taraftarı 2000 ruhunu onsuz düşünemiyordu. 2008 yılında Avrupa üçüncüsü yaptığı Milli Takım’da dönüşümü tamamlayamaması, özellikle Oğuz Çetin’in kadro seçimleri dahil pek çok konuda onu etkilediğine dair çıkan haberler ve gelen başarısızlık sonucu görevi bıraktığından bu yana yani 2 yıl takım çalıştırmamış olan İmparator geçen yıl Rijkaard sonrası yapılan daveti de reddetmiş ve sene sonunda daha iyi planlamaya gidebileceği bir takımda görev yapmak istediğini belirtmişti. İşte Ünal Aysal’ın ona bu şansı vermesiyle sene başında Galatasaray’a döndü ve takımı onun döndüğünü adeta dosta düşmana belli etti.

Galatasaray’ın sene başında yaptığı transferlerin neredeyse tamamı bugün harika olarak adlandırılıyorsa bunda bu oyuncuları sisteme monte etmeyi başaran, dahası sistemine göre oyuncu alıp yıldız peşinde zaman harcamayan Fatih Terim’in payı büyüktür. Dahası Fatih Hoca’nın uzun zamandır ligde unutulan Çift Forvet, Ön Liberosuz Orta Saha kurgulu takımları pozitif futbolun tekrar ligimize dönemsi için de hayati önemdedir. Ne yazık ki Daum ve Lucescu’dan ligimize kalan yegane şey bu tek forvetli, sadece skora o da çoğu zaman 1-0 olmak üzere, dayalı modern futboldan uzak sistemlerdi. Fatih Hoca bunun değişimini sağlarsa ilerleyen yıllarda Türk futboluna da büyük katkı sağlamış olacaktır. İçerde dışarıda kazanan, hücum oynayan, puan kaybettiği maçlarda son dakikaya kadar skoru kovalayan, ligin en az gol yiyen ve en çok gol atan takımını oluşturan Fatih Hoca bu sezona damgasını vurdu ve bence tüm sezonun özeti: İmparatorun Dönüşü…

Not: Galatasaray analizimi son yazım olacak olan gelecek yazıda futbolcuların bireysel performans analizleriyle tamamlayacağım.

Bilal ERTUĞRUL

7 Nisan 2012

01:33

Read Full Post »