Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for 10 Nis 2012

YENİ ANAYASA ÇIKMAZI…

YENİ ANAYASA ÇIKMAZI…

Geçtiğimiz yıl bu aylarda ülke son sürat genel seçimlere gidiyordu. Meydanlarda konuşan liderler çeşitli sözler veriyor ancak tartışmalar geçmiş hesaplarının ötesine pek de geçmiyordu. Aslında bu durumun çok da basit bir sebebi vardı. Son dönemde neredeyse tek siyasi lidere – o da zaten tahmin edebileceğiniz gibi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan – indirgenebilecek Türk siyasetinde konumlanmış 4 hareket pozisyonlarını korumanın ötesinde bir şey düşünmüyorlardı. Bu bağlamda Çılgın Projeler gibi maddi değişimlerin dışında meydanlarda konuşulan tek konu Sivil Anayasa olmuştu.

12 Eylül 2010 referandumuyla beraber iyiden iyiye 12 Eylül Darbe Anayasası gündeme gelmiş, halktan referandumda “EVET” oyu kullanmasını isteyen iktidarın kampanyası bu anayasadan kurtulmak üzerine kurgulanmıştı. İşte bu ahval ve şerait içinde bulunulan durumdan da olsa gerek seçimin sonuçlanmasıyla beraber ülke olarak hepimizi yeni anayasa heyecanı sardı. İktidarın TBMM Başkanı olarak meclisin en kıdemli ve Ankara’da sözü her partide geçerli isimlerinden olan Cemil Çiçek’i belirlemesi, partilerin TBMM kurmaylarının tecrübeli ve sağduyulu isimlerden oluşturulması da ilk aylarda bu heyecanı arttıran faktörler olarak öne çıktı. Ancak aradan geçen 10 ayda ne yazık ki bu heyecanın yersizliği, mevcut düzen, siyasi iklim ve halkın Anayasal vurdumduymazlığıyla en azından benim de içinde bulunduğum bir kesim için anlaşıldı. Evet, bundan 3 –  4 ay önce yazdığım bir yazıda “Gençlik Gözünden Anayasa” başlığını kullanmış, yeni Anayasa’dan umutlu olduğumu ve bence yeni anayasanın neler içermesi gerektiğini belirtmiştim. Aradan geçen zamanda ne oldu, neler oldu da bu konuda umutsuzluğa kapıldım diye sorarsanız işte onu paylaşmak için bu yazıyı kaleme aldım.

Evet, sivil toplum örgütleri Sivil Anayasa çalışmaları yapıyor, partiler alanının önde gelen hukukçularını toplayıp fikir alıyor, dahası Meclis Başkanı Cemil Çiçek gerçekten yeni anayasaya inanmış ve bunun için çalışıyor. Bunların yanında iktidardan yeni anayasanın gündemden silindiğine yönelik bir açıklamayı bırakın mecliste yeni anayasa komisyonunun çalışması için ciddi bir istek göze çarpıyor. E muhalefet partileri de her gün neredeyse bu konuya değiniyorlarsa neden umutsuzluğa kapıldın diyebilirsiniz. Benim halen umudum varda diyebilirsiniz. Ama bunlarla beni ve ben gibi düşünenleri ikna edemezsiniz. Sizin sorunuza yanıtım “kapıldım işte” kadar basit ve anlamsız olmayacak ve bunu bence tüm bu çalışma ve çabaların tıkandığı ana gündem maddelerinden birisi olarak öne çıkan Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Sistemi üzerinden vereceğim örnekle açıklamaya çalışacağım.

12 Eylül darbe yönetimi ve onun uygulamalarına bugün herkes karşıymış gibi görünüyor. Siyasi partiler bu karşıtlık üzerinden adeta bir yarış içerisine girdiler. En çok ben acı çektim, en çok ben hırpalandım ama en çok da karşısında ben durdum diyenlere aldanmayın. Bu ülkede 12 Eylül’e de onun getirdiklerine de karşı çıkanlar bir elin parmaklarını geçmedi. Hatta öyle ki bu yönetimin en önemli icraatı olan ve ülkenin bugün içinde bulunduğu yapısal geriliğin kanımca en önemli sebebi olan Anti-özgürlükçü, insan haklarına aykırı, farklılıklara tahammülsüz, dikta anayasası 7 Kasım 1982 günü % 92 gibi bir oy oranıyla kabul edildi. Tamam, bu oylama baskı altında, anti demokratik koşullar da yapıldı da bugünün demokrasi kahramanları o gün neredeydi. Bu baskının sonuç vermesi sadece baskıyla açıklanabilir miydi? Kanımca “HAYIR”. Çünkü 1961 Anayasasıyla oluşturulan özgürlükçü Türkiye fikri aradan geçen yıllarda yanlış yönlendirmelerle o kadar yıpratıldı ki halkın büyük bir çoğunluğu darbe günü de anayasa referandumu günü de gönül rahatlığıyla birkaç kuşağın özgürlüğünü mahveden ve daha kaç kuşağınkini mahvedeceği bilinmeyen bu anayasaya “EVET” dedi. Baskı olmasa oy oranı ne olur bilinmezdi ama dönemin tarafsız analistlerine göre bile bu oran %80 gibi bir anayasa için gerek ve yeter olan meşru sınırların üzerinde olurdu. O halde öncelikle ucuz demokrasi nutuklarını halk olarak bir kenara bırakıp bu anayasayı bizim getirdiğimizi ve onayladığımızı kabul edelim. Zaten bu kabullenmeyiş ve yok canım biz istemedik tavrı benim bugün bu anayasayı değiştiremeyeceğimiz fikrimin temelini oluşturuyor. Dahası yaptığı hatayla yüzleşemeyen bir ülkede o hatadan dönecek bir cesaret de yoktur ve nitekim bizde de o cesaret yok.

Şimdi gelelim vereceğim örnek olan Siyasi Partiler ve Seçim Yasası üzerinden yapılmayan tartışmaya. 12 Eylül anayasası aradan geçen zamanda çoğu Avrupa Birliği ve uluslar arası baskı zorunluluğundan olsa da önemli değişimler geçirdi. Son referandumlarla beraber pek çok yasası değişti. Ama nedense Avrupa’dan gelen her baskıya direnen, referandumda da değiştirilmeyen kısımların başında anti-demokratik, özgürlük karşıtı bu yasalar yer aldı. Neden değiştirilmedi diye bakacak olursak insanın en temel özelliğiyle karşılaşıyoruz. Temel sebep insanın materyalist bir varlık olması. E onun oluşturduğu siyasi partiler de başta seçim barajı olmak üzere mevcut konumlarını sürdürmelerini sağlayan maddelere her zaman dört elle sarıldı. Bunlar üzerinde tartışmaya bile gitmedi. Peki, bu yasalar gerçekten önemli mi derseniz evet hem de çok önemli Çünkü bu yasalar değişse, baraj düşürülse hem mecliste temsil oranı, farklı grupların seslerinin duyurulma oranı artardı hem de lider sultasında yaşayan siyasette gerçekten işin ehli vekiller, bakanlar yer alırdı. Ama başta iktidarda yer alan liderler olmak üzere 30 yıl kimse bu yasalara dokunmadı. Çünkü her parti o günkü mevcut iktidarını ömür boyu sürdüreceğini düşünüyordu. E her liderde ilelebet başta kalacağını. Hal böyle olunca da bu yasalar değişmedi. Şimdi bir düşünün bakalım şu anki Türkiye’ye bakınca gerçekten bu yasayı değiştirecek, daha özgürlükçü, daha demokratik, daha katılımcı bir siyasi arenayla karşılaşıyor musunuz? Ya da daha da ileriye gideyim 90 yıldır bu ülkenin tarihinde böyle bir tabloyla karşılaştınız mı? Cevap çok basit “HAYIR”. Bu ülkede demokrasiyle gelen hiç kimse statükoyu, ona o imkanı veren demokratik ortamı geliştirmeyi bırakın denemeyi düşünmedi bile. E hal böyle olunca bende sivil siyasetten bir anayasa beklememekte haksız değilim kanımca.

Not: Sivil anayasa çıkmazına yönelik olumsuz beklentimi nedenlendirmeye devam yazımla devam edeceğim.

Bilal ERTUĞRUL

10 Nisan 2012

22:08

Reklamlar

Read Full Post »