Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for 23 Nis 2012

NEREDEN NEREYE?

Son dönemde uluslar arası toplumun belli kesimlerini etkisi altına alan bir soru var: İnsanoğlu nereden geldi, nereye gidiyor? Geçtiğimiz günlerde her biri farklı ülke ve kültürden gelmiş, farklı eğitimler almış ama her birisinin öznesi insan, ya da en temel anlamıyla dünya insanı olan bir grupla bu konuyu tartışma, fikirlerimizi paylaşma fırsatı buldum. Evet, sahiden biz nereden gelip nereye gidiyorduk?

Aslında bu konu üzerine daha önceleri de kafa yormuştum. Özellikle kimi zaman belli bölümlerini sizlerle paylaştığım Modern Toplum Paradigması yazılarımda bu konu temel çıkış noktalarımdan birisini oluşturmaktaydı. Her neyse biraz tartışmadan bahsedeyim. Fikir paylaşımımızın başlangıcında grubun moderatör olarak atadığı bir arkadaşımız ortaya bir fikir attı. Onun önerisine göre herkes popüler kültürden örneklendirmek şartıyla “Nereden gelip, nereye gittiğimiz” sorusunu geometrik bir şekille açıklayacaktı. Şekil yoluyla kafalardaki düşüncenin somutlaşmasını sağlayacak, popüler kültürden aldığımız örnekle de ütopyadan ziyade gerçekle uğraştığımızı kanıtlayacaktık. Bu fikir çok hoşuma gitti ve tartışmanın gelişimini merakla beklemeye başladım.

Önce grubumuzda yer alan bir Fransız arkadaşımız söz aldı. Matematik lisansını Yazılım Mühendisliği yüksek lisansıyla tamamlamış, kendinden emin, bilimsel konuştuğunu ya da en azından tamamen bilimsel olduğunu daha konuşmasına başlarken herkese kabul ettirmek isteyen birisiydi. Bana göre düz bir doğrunun üzerinde ileriye doğru hareket ediyoruz dedi. Ne başlangıcımız ne de sonumuz belli ama ilerlediğimiz gerçeği teknoloji ve onun hayatın her alanında görülen etkileriyle apaçık ortadadır, dedi. Bilimsel anlamda birkaç örnek saydı ve en önemli kanıtının da evrim olduğunu Neondertallerden günümüze gelen evrimimiz olduğunu dile getirdi. Özellikle evrim teorisi gibi henüz başlangıcı kanıtlanmamış, canlıların sudan karaya çıkışı ve ilk canlı molekülün oluşumu, bu sebepten de bence örnek olarak verilmesi tartışmanın boyutlarını değiştirebilecek bir örnek vermesine rağmen arkadaşlarımız mantıksal eleştirilerle neden onun gibi düşünmediklerini açıkladılar.

Sonra bir arkadaşımız eleştirdiği bu yaklaşımın yerine insanın çizgisini salınım yapan bir eğri olarak dile getirdi. Onun da yaklaşımında en azından şimdilik baş ve son yer almıyordu. Güncel hayattan örnek verdiğinde aynı anda medeniyetin ve gelişmenin farklı aşamalarında yer alan binlerce farklı topluluktan oluşan bugünkü dünyaya bakmamızın ve herkesin bu karmaşa içerisinde bir şekilde ilerlemeyi başardığının görüldüğünü söyledi. İlerleme olarak yaklaştığı şeyi madden görülebilen, daha da doğrusu bilimsel olarak kanıtlanabilecek her alanda olduğunu da açıklamalarına ekledi. Yine bazı arkadaşlarımızdan eleştiriler aldı. Kimileri sadece maddi yaklaşımın insanın gelişimini açıklayamayacağını belirtti, kimileri ise ilerlemenin kesintisiz devam etmesinin bir hata olduğunu, ilerlemenin duraksamalar yaşadığını ve bu duraksamaların her hangi bir şekilde her iki yaklaşımda da yer almadığını belirtti.

Tam da bu aşamada ben söze girdim ve kendi yaklaşımımı paylaşmaya karar verdim. Bana göre, İnsanoğlunun yolculuğunun bir başlangıcı var, tıpkı bir sonucu olduğuna inandığım gibi. Bunu bilimsel olarak kanıtlayamayacağımı ama genel insanlığın insanlardan oluşan bir popülasyon olduğunu ve bu popülasyondaki her bir örneğinde doğum ve ölümle, başlangıç ve sona sahip olduğunu belirttim. İnsanoğlunun serüveni için çizdiğim geometrik yaklaşım ise iç içe birbirleriyle farklı kanallardan bağlantılı bir daireler zinciri olduğunu söyledim. Bu şekil yani iç içe geçmiş dairelerin merkezinde her şeyin tek bir bağlantısı olduğu ya da sistemin merkezi dengesini tutan bir nokta olduğunu da ekledim. İşte o nokta insanlığın özüdür. Herkesin ulaşmaya çalıştığı yolculuğumuzun başında ve sonunda onun çevresinde buluştuğumuz Dünya İnsanlığının Ortak Noktası. Yolculuğumuza ona farklı uzaklıklarda başlayan dairelerin üzerinde başlarız. Zamanla ticaret, savaş ya da teknoloji adını ne derseniz deyin bir kanalla daha içerde ya da daha dışarıdaki bir noktaya geçiş yaparız. Geçiş dönemlerinde kendi çemberimizde merkeze daha dış bir halkaya geçersek zamanın boşaldığını ve değersizleştiğini hissederiz. Daha uzun bir mesafeyi bize bir alt çemberde verilen zamanda aşarız. Aslında geldiğimiz son aşladığımız yerin paralelidir ama değişim dönemlerinde sanki zamanı sayısal manada uzatmış (örn: ortalama yaşam ömrü), ama değer anlamında kısaltmış oluruz. İşte bu sebepten bugün hepimiz zamanın çok hızlı geçtiğini ama çok uzun yaşadığımızı ya da yaşayacağımızı düşünüyoruz. İşte bu sebeptendir ki bana göre modern toplumda pek çoğumuz daha dış bir yörüngeye yani insanlık merkezinden uzak bir yörüngeye geçtik. Bu nedenledir ki barbarlık tarihte hiç olmadığı kadar bizim dönemimizde ilgi çekiyor. Bu nedenledir ki savaş ya da kan, cinsellik ya da saf et düşkünlüğü halen dünyada en çok ilgiyi topluyor. Bu nedenledir ki hissizleşmek ve maneviyattan kopmada Roma bile bu günlere gıptayla bakıyor.

Ben bu tarz duygusal, farklı ve biraz da kışkırtıcı bir tanımlama yapınca tartışmamız uzadı da uzadı. Kimisi fazla romantik buldu kimisi bilimsel tabanın zayıflığından dem vurdu. Ama yine de bir kaç farklı fikirle beraber gecemizin sonunda en çok tutan fikirlerden birisi de bu oldu. Bende bu yazımda sizlere bu tartışmayı ve fikrimi paylaşmak istedim. Dedim ya benim şeklim biraz karmaşık ama bana göre serüvenimizde hiç homojen değil. Peki ya size göre; ”nerden geldik, nereye gidiyoruz…”

Bilal ERTUĞRUL

23 Nisan 2012

20:27

Read Full Post »