Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for 07 Haz 2012

BU ÜLKEDE İKTİDARI KADINLAR BELİRLER, ERKEKLER DEĞİL! – 2…

KADINLAR NEYE GÖRE OY KULLANIR VE BU OYLARI KİM KAZANIR?…

Bu serinin ilk yazısında geleneksel toplum formlarında kadının toplumdaki rolü üzerine düşüncelerimi sizlerle paylaşmış, bu bağlamda Osmanlı’da kadını ele almış ve Cumhuriyet’in ilk döneminde toplumda erkeklerden daha fazla olmalarına rağmen neden kadınların yeterince aktif olamadığına değinmiştim. Ancak tüm bu durumların 1950 sonrası geri dönülmeyecek şekilde değiştiğini ve bu değişimin nasıl olduğunu da devam yazımda sizlerle paylaşacağımı belirtmiştim.

Evet, bana göre ülkemizde halen eksik olan demokrasinin en azından eksik de olsa varlık kazandığı seçim; 1950 yılında yapılan ilk düzgün (1946 seçimleri açık oy, gizli sayım olduğundan benim için anlamsız ve öncekilerden farksızdır) çok partili seçim olmuştur. Bu seçimde ilk kez halkın tercihi meclise yansıyacak ve halk zorunluluktan gönüllülük esaslı seçime yani demokrasinin özüne doğru yönelecekti. İşte bence kadınların siyasetteki egemenliği de o dönemde başladı. 1950 sonrası dönemde Türk toplumu neredeyse kutuplaşmanın olmadığı bir dönem yaşamadı. Her dönemde yaşanan bu ayrışmalar toplumda seçmen olarak kadının gücünü de zirveye taşıdı. Peki, bu güç fark edildi mi, nasıl kullanıldı ve bu güçten kim kazandı? Şimdi isterseniz bu konuları tartışalım.

Yukarıda da belirttiğim üzere Adnan Menderes – İnönü ayrışması ya da Demokrat Parti – Cumhuriyet Halk Partisi ayrışmasından sonra toplum olarak hep ayrışmış bir hüviyete sahip olduk. Ve bu ayrışma doğal olarak seçimler üzerinden siyasete de yansıdı. İnsanlar futbol takımı tutar gibi belli bir ideolojinin peşine takılıp ne olursa olsun, günahları ya da sevaplarına bakmadan, adaylara yoğunlaşmadan bu yönde demokratik haklarını kullandılar. Ancak bu kalıplaşma erkeklerde ve nispeten büyük şehirlerin eğitimli kadın nüfusunda sınırlı kaldı. Ve işte o gün bugündür Anadolu kadınını kazanan iktidarı da kazandı. Biliyorum çok kesin yargılarda bulunuyorum ama desteklenmeyecek yargılarda bulunmuyorum. Bahsettiğim 1950 sonrası döneme bakarsanız büyükşehir diye tabir ettiğimiz Ankara, Adana, Bursa, İstanbul, İzmir, Gaziantep, Hatay gibi şehirlerde hiçbir partinin büyük bir üstünlüğe ulaşmadığını göreceksiniz. Çünkü bağlı kalınan ideolojilerin taraftar sayısı birbirine yakındı ve bu yakınlık bu şehirlerde kesin kazanan çıkmasını engelliyordu. Hatta son 60 yılda Türk solunun resmi partisi olarak adlandıracağımız Cumhuriyet Halk Partisi bu şehirlerin çoğunda sağ partilerden daha fazla ve daha uzun süreli oy sahi olsa da iktidarda geçirdiği toplam süre 5 yılı aşmamaktadır. Öyleyse Türk toplumunu yönetecek kişileri sanıldığı gibi büyükşehir hegemonyaları belirlememiştir. Aksine Anadolu asıl karar sahibi olmuştur. Hal böyle olunca ve Anadolu’da da tıpkı büyükşehirlerde olduğu gibi erkekler arasında ideolojik körlük (bir ideolojiye saplanıp kalma, diğerlerini inceleme zahmetinde bulunamama) olduğuna göre bu toplumun karar vericisi Anadolu kadını olmuştur. Peki, Anadolu kadını neye göre oy verir? Şimdi biraz da buna bakalım.

Anadolu kadını denildiğinde akla ilk gelen rol model cefakar ana modelidir. U noktada hepinizden bir düşünceye odaklanmanızı istiyorum: Anadolu kadını denince aklınıza ne gelir? Truvalı Helen ya da çağımız deyimiyle güzel genç kız mı yoksa hafiften saçlarına aklar düşmüş, yüzünde kısa ama dolu ve ağır bir hayatın çizgileri ve her şeye rağmen, herkese rağmen şükür diyen 40’lı yaşlarda bir ana mı? Bana göre pek çok kişi için ikinci seçenek düşünülen şey olacaktır. O halde her şeyden önce ana olarak tanımlanan bir kadının bu tanımlaması dahi onun çektiği yükün ne kadar büyük olduğunu, toplumun mihenk taşı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Dahası bu o kadına gençlikte olmayan bir bilgelik, yüklenmemiş bir yük ve kendisinden çok çocuğunu, kocasını düşünme rolünü de getirir. İşte bu rol Anadolu kadınının hayat tercihlerinde ister istemez bir pragmatizm doğurur. Bu pragmatizm kendisi için değil, çocuğu ya da yarınları için taşınan bir pragmatizmdir. Bu pragmatizmden ötürüdür ki Anadolu kadını idealizm peşinde sürüklenen sol politikaların yerine pragmatist, faydacı ve günü kurtarmaya odaklı sağ politikaları daha fazla desteklemiştir. Çünkü, bu politikalar o anda sonuç vermiş, kaygılandıklarının hayatına o anda etki yapmıştır. Çocuğu için yarınlarda daha güzel bir dünya hayali yerine çocuğunu o dünyaya bu günden kendi elleriyle ulaştırma sevgisi de denebilir bu seçime. İşte bu yüzdendir ki her ne kadar okumuş büyükşehir kadınları arasında sol düşünceler yaygın olsa da memleketin son 60 yılının 50’sinde sağ iktidarlar iş başında olmuştur. Sözün özü kadın bugünden hayatına kendisinden öte çocuğunun hayatına katkı yapan politikaları yarınki rüyalara tercih etmiştir ve bu da gayet insani bir seçimdir.

Peki, bu Anadolu kadını kimlere destek vermiş, hangi konularda oyunun rengini belli etmiştir. Kanımca belli liderler Anadolu kadınının gözünde hep diğerlerinden daha ayrı değer bulmuştur. Bu liderler Recep Tayyip Erdoğan, Bülent Ecevit, Turgut Özal, Süleyman Demirel ve Necmettin Erbakan’dır. İsimlere dikkat edildiğinde bu isimlerin tamamının kısa ya da uzun bir şekilde ülke yönettiklerinde ülkede elle tutulan bir ilerleme sağladıkları görülmektedir. Sanılanın aksine Anadolu kadınında erkelerde son yıllarda oluşan Menderes hayranlığı, İnönü düşmanlığı yoktur. Çünkü kadın dünü unutmuştur o bugüne bakar ve bugünden yarına geçmeye çalışır. Bugün yaşayan kadınların gördüğü liderler bunlar olduğu için de tercihler onlardan yanadır.

Kadınlar erkeklerde olduğu gibi sembolist davranıp belli hareket ve sözlere göre oy kullanmazlar. Kadınlar belki son yıllara kadar okuma yazma oranı düşüklüğünden, sonra da çok okumamanın da etkisiyle erkekler gibi basın tarafından kolayca yönlendirilemezler. Daha da ötesi kadınlar kocaları tarafından da yönlendirilemezler. Onlar icraata bakar ve ona göre oy kullanırlar. Kolay kolay ikinci şans vermezler ve bir kez oy verdikleri iyi çıkarsa o kötü olup o oyu hak etmeyene kadar o oyları vermeye devam ederler. Bu sebepledir ki Demirel, Ecevit ya da Erbakan her darbede gidip geri gelebilmişlerdir. Çünkü yaptıkları bazı işler hayata dokunmuş ve oylarla unutulmadıkları gösterilmiştir.

Peki, hal böyleyken iktidarda olmayanlar için kadınların oyunu almak mümkün müdür? Hele de Ak Parti gibi uzun süreli iktidarlarda bu nasıl başarılabilir? Öncelikle şunu söyleyeyim daha önce Özal ve Demirel örneklerinde olduğu gibi kadın desteğini alan liderleri yıkmak hiç kolay değildir. Bu bakımdan Tayyip Erdoğan’ı da en azından kadınlar nezdinde geçmek kolay olmayacaktır. Ancak eğer Başbakan öncülleri gibi Cumhurbaşkanlığı’na çıkar ya da Ak Parti hizmet yorgunluğuna düşerse bu mümkün olabilir. Çünkü kadınlar erkekler gibi parti renklerine değil hizmet rengine aşıktır. Hizmet eden varsa onu desteklerler ve daha iyisi hayaline kolayca atlamazlar. Ancak hizmet aksar ve verilen yeni bir şans iyi kullanılırsa (özellikle yerel seçimlerde muhalefet partileri bu şansı alır) o zaman kadınların da tercihi değişebilir. Ama asla unutulmaması gereken; Herkesi aldatabilirsiniz, Anadolu kadının asla…

Not: Ak Parti’nin kadın oylarındaki başarısının sırrı, son türban ve kürtaj gibi konuların oylara etkisini serinin son yazısında değerlendireceğim…

Bilal ERTUĞRUL

7 Mayıs 2012

01:31

 

Reklamlar

Read Full Post »