Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for 03 Ağu 2012

ORADAKİ BİZİM KÖYÜN HİKAYESİ – 3…

ORADAKİ BİZİM KÖYÜN HİKAYESİ – 3…

Bu yazı serimin ilk iki yazısında önce Orta Doğu ve Suriye özelinde genel durumun resmedilmesi daha sonra ise bölgedeki sorunların temellerinin olduğu etnik ve dini gerilimleri, var olan grupların özelliklerini sizlerle paylaştım. Şimdi bu sorunların tarihi seyri ve bugününü ilk iki yazının ışığında anlamaya çalışacağız.

Bugünün Orta Doğu’sunda yaşanan her hangi bir sorunu anlamak, ona dair bir fikir oluşturmak ya da edinmek istiyorsanız bakmanız gereken ilk metinler 1916 tarihli Sykes – Picot Anlaşması ve 1917 tarihli Balfour Deklarasyonu’dur. Sykes – Picot Anlaşması ile Osmanlı’nın Orta Doğu’daki topraklarının nasıl paylaşılacağı tanımlanırken bu paylaşımın altında yatan uzun vadeli planı ise 1 yıl sonra ortaya konan Balfour Deklarasyonu’nda uzun vadede bir Yahudi Devleti kurulmasının ilan edilmesiyle ortaya çıkmıştır. İngiliz ve Fransızlar sömürgeciliğin yavaş yavaş zorlaştığı dünyada bu kadar değerli petrol yataklarına sahip bir bölgeyi uzun vadede kontrol etmek istemişlerdir ve bu bağlamda yapay sınırlar ve Arap – Yahudi geriliminin kendilerine bölgede her zaman söz sahibi olma hakkını tanıyacağını düşünmüşlerdir. Bu plan kapsamında savaş sonrası kendi hakimiyet bölgelerini oluşturan İngiliz ve Fransızlar Arap Milliyetçiliğinin bayraktarlığını yapan Mekke Emiri Şerif Hüseyin’e de sus payı olarak bugünkü Ürdün’ü vermiş onun yerine Arap Yarımadasına Vahabileri yetkili kılmışlardır. İkinci dünya savaşı sonrası artık bölgede kalma güçleri kalmayan iki ülke bölgede Suriye, İsrail, Mısır, Irak, Ürdün ve Körfez Ülkeleri’nin sınırlarını yapay bir şekilde belirleyip Arap – İsrail, Şii – Sünni çatışmalarının ortasına bıraktıkları bölgede uzun vadeli imtiyazlarını koruyarak ayrılmışlardır.

Ancak kısa süre sonra batılı devletlerin pek de hesap etmediği gelişmeler art arda ortaya çıkmaya başlamıştır. İsrail’in varlığıyla beraber özellikle askeri kesimlerde artan Arap Milliyetçiliği sonucu Suriye, Irak ve Mısır’da darbeler yapılmış, Birleşik Arap Halkları amacında sosyalist yanı ağır basan dikta BAAS rejimleri kurulmuştur. Ancak bu 3 ülkeden sadece Irak’ta ciddi petrol olması ve 1970’ler için Suudi Arabistan’la İran’ın halen kendi kontrollerinde olması sebebiyle batı bu ülkelere müdahale etmemiş dahası diktatörleri yanına çekmeye çalışmıştır. Ancak uzun vadede sadece kendi ülkelerindeki farklı gruplara değil tüm bölgeye zarar veren bu diktatörlerin ortadan kaldırılması gerekecekti ve bu kaçınılmaz son daha o zamanlarda dahi anlaşılmıştı. Ama bu ülkelerin Sovyetlere sırtlarını dayaması ve Batının da İran’la Suudi Arabistan yanındayken unlara ihtiyaç duymaması bu ülkelerdeki insanlık dışı yönetimlerin yaşamlarını sürdürmesine yol açtı. Ancak 1980’li yıllar farklı olacaktı.

Önce İran İslam Devrimi’yle beraber Batı’nın bölgedeki en eski kuklası İran’ı kaybetmesi, daha sonra bu kaybın acısını çıkarmak için İran’a saldırı yapmaya teşvik edilen Saddam’ın önce kendi ülkesindeki Kürtleri nükleer kullanarak öldürmesi sonra da Kuveyt’i işgal etmesi, aynı dönemde Suriye’de Esad ailesinin katliamları, Kaddafi’nin Libya sınırlarının dışına taşan Uluslar arası manyaklıkları derken Sovyetlerin de yıkılması, Arap ülkelerin İsrail’e 4 kez saldırması ve artan milliyetçi dalgaların İsrail için ciddi bir tehdit halini almasıyla batı bu ülkelerin yer aldığı Orta Doğu’da kökten bir dönüşüme geçilmesi gerektiğine karar kıldı. 2000’li yılların başında varılan bu kararın uygulanması için 11 Eylül’de ABD’de İkiz Kuleler ve Pentagon’a yapılan terörist saldırılar da tam aranılan bahane oldu. Bu saldırılardan sonra önce Afganistan sonra Irak’a saldıran ABD önderliğindeki Batı’nın açıkladığı bölgesel dönüşüm planının adı Büyük Orta Doğu Projesi idi.

Bugün Orta Doğu’da yaşanan gelişmeleri incelerken asla ve asla gözden kaçırılmaması gereken Büyük Orta Doğu Planı, uygulama aşamaları ve amaçları dikkatlice takip edilmelidir. Her ne kadar resmi politikada plan ortada gözükmese de uygulamada planın nasıl işlediğine dair birkaç ipucu mevcuttur ve bunları sizlerle paylaşmakta sorun görmüyorum.

Öncelikle bu planın ne olduğuna bakalım. Büyük Orta Doğu Planı adı altında yeniden şekillendirilmek istenen bölgede bu şekillendirmenin temel amacı artık kontrol dışına çıkan dikta yönetimlere son vermek, onların yerine ılımlı İslam anlayışında demokratik ülkeler inşa etmekti. Plan Orta Doğu’yu Türkiye, Suudi Arabistan ve İsrail egemenliğinde bırakacak ve ABD’nin her olayda karşısında bu bölgeyi bulmasını sağlayan terörizm, nükleer tehdit bu yolla bertaraf edilecekti. Türkiye’de Ak Parti döneminde başarısı tasdik edilen Ilımlı İslam ve Demokrasi deneyimi de ülkemizi bir anda planın en önemli savunucularından birisi yaptı. Ancak Orta Doğu’da demokrasi bilincinin eksikliği, ikinci yazıda belirttiğim tarihi sorunlar bu planın işlemesini engelledi ve plan bir süre sonra rafa kaldırıldı. Son olaylarda planın yaptığı etki ve olası sonuçları tekrar gündeme gelmekte ve bana göre uzun vadede bu plan çok daha fazla konuşulmakta olacaktır.

Bilal ERTUĞRUL

3 Ağustos 2011

15:43

Read Full Post »