Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for 06 Ağu 2012

ORADAKİ BİZİM KÖYÜN HİKAYESİ – 5…

ORADAKİ BİZİM KÖYÜN HİKAYESİ – 5…

Bu yazı serisinde sizlerle her geçen gün ısınmakla beraber 18 aydır ülke gündemimizi meşgul eden, dahası gelecek yıllarda etkilerini çok daha fazla hissedeceğimiz Orta Doğu ve özelde Suriye’de yaşanan gelişmeler, bunların tarihi temelleri ve yarınlara dönelik olası sonuçları üzerinde fikirlerimi paylaşmak istedim. Bu yazı dizisinin son yazılarında kısa ve orta vadeli gelecek için yaptığım tahminleri bildireceğim. Kısa ve orta vadeli çünkü Orta Doğu’da uzun vade henüz hayal edebileceğimiz bir şey değil!

Öncelikle artık hepinizin malumu olduğu şekilde Orta Doğu bir daha asla eski Orta Doğu olmayacaktır. Arap Baharı bölgede yüzyıl önce yaşanan dönüşümü tamamlamamış aksine bambaşka bir yere taşımıştır. Etnik kökenlere bakıldığında 4-5 unsurdan oluşan, dini inançlara bakıldığında İslamiyet, Yahudilik ve az da olsa Hıristiyanlığın bulunduğu bölgede doğal sınırlarla bugünkü sınırlar arasında ciddi farklar mevcuttur. Doğal sınırlar oluşması durumunda 5-6 devletin varlığının yeterli olacağı bölgenin daha da parçalanmaya gitmesi, benzerliklerin değil de farklılıkların önem kazanması orta vadede barışın bölgeye gelmekte yine zorlanacağını gösteren işaretler olarak gözüme çarpıyor. Şimdi isterseniz önce genel bir bölgesel gelecek tahmininde bulunup, daha sonra özelde Suriye’yle ilgili olası senaryoları inceleyelim.

GENEL BÖLGESEL ANALİZ

Orta Doğu tarihi bir dönemden geçiyor ve hiçbir şey daha önce olduğu gibi olmayacak. Önce Irak’ta Saddam’ın koltuğunu kaybetmesiyle başlayan, Mısır, Libya ve Tunus’ta yaşanan Arap Baharı’yla yayılan bu dönüşüm süreci sonunda bizim sınırlarımıza kadar geldi. Sürece önce temkinli yaklaşan Türkiye Libya’da olaya geç dahil olmanın getirdiği eksiklik duygusuyla Suriye konusunda herkesten bir adım önde olma politikasını uyguladı. Önce Esad’a asla uymayacağını bildiği demokratik dönüşümü tavsiye eden Türkiye, daha sonra muhaliflerin sınırları içinde örgütlenmesine izin verip onlara en fazla destek çıkan ülke olarak ön plana çıktı. Türkiye’nin Ak Parti dönemi aktif dış politikası ve sınırlarında yaşanacak bir değişimden ayrı durma durumu olmadığı için hak verdiğim bu politikada bazı hesaplama hataları olduğunu düşünmekteyim ve bunları da sizlerle paylaşmak istiyorum. Öncelikle az önce de belirttiğim gibi kesinlikle ve kesinlikle bu sürece dahil olmamız hatta yapabildiğimiz kadar yönlendirmemiz gerekmekteydi ve bu konuda acele edildiği gibi eleştirilere tamamen karşı çıktığımı belirtmeliyim. Bence Türkiye şu ana kadar süreçte önemli rol oynadı ve bundan sonra da bu aktifliğini sürdürmeli. Ancak ve ancak muhalif grupların yapısı, Libya’da olduğu gibi bir zaman sonra kontrolden çıkıp kendi cinnet dönemlerini yaşatma ihtimalleri dikkatle takip edilmeliydi ve bence bu konuda geride kalındı. Örneğin muhalif bölgelerde Türkmenler ve Türk mallarına verilen zararlar, Hatay’da yaşanan sıkıntılar hep bu eksik tanımlamanın bir sonucuydu. Aynı zamanda Türkiye’nin de Sünni bir ülke olması sebebiyle Sünni de olsa muhalif gruplarda aşırıya kaçan ve İslam’ın ruhuna aykırı bulduğum yapılanmalarda engellenmeli ve bence u konuda da yeterince söz sahibi değiliz. Olası yeni Suriye’nin bu muhalif yapı ve kimlikle daha katı olacağı, aşırı İslamcı grupları barındırabileceği ve bunun da herkesten önce Türkiye’ye ciddi sorunlar yaratacağı dış basında her zaman değinilen bir konuyken Türk kamuoyunun bu durumdan habersizmiş gibi davranması da muhtemel sıkıntılara hazırlıksız yakalanma ihtimalimizi arttırmaktadır. Ancak hiçbir şey için geç kalınmadığını belirterek bu noktadan sonra bu detaylara dikkat etmenin bize uzun vadede huzurlu bir komşuluk ve barış yaşatacağını da belirteyim.

Suriye dışında Mısır ve Libya’da da benzer yapıda grupların bir şekilde iktidarı ele geçirmesi uzun vadede bölgede hem Şii – Sünni gerilimini hem de Arap – Yahudi gerilimini arttırabilecek gelişmelerdir. Nitekim her ne kadar bizim basınımızda yer almasa da Ramazan ayında İsrail’le Mısır arasında yaşanan ve şu ana kadar 50’ye yakın kişinin öldüğü çatışmaların zaman içerisinde yaygınlaşmasının beklenmesi bu yönde hiç de iyi olmayan ilk işaretler olarak kabul edilebilir. Bu tarz haberlere kulaklarımızı kapatmak yerine bunları dikkatle takip etmek, demokrasi ve barışçıl dış politika deneyimlerimizi bu yeni yönetimlerle paylaşmamız uzun vadede bölgesel barış açısından çok ama çok önemlidir. Dahası Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın bölgede sahip olduğu etki de tam da bu aşamada kullanılmalıdır. Aksi takdirde bugün Türkiye’de çok olumlu yaklaşılan Mısır’daki Müslüman Kardeşler ve Suriyeli muhaliflerin uzun vadede ülkemize ve bölgeye vereceği zarar tahminlerimizin çok daha ötesine geçme riski taşımaktadır.

Orta Doğu bir daha asla ve asla eskisi gibi olmayacaktır ve diktatörler devri kapanmıştır. Bu dalga her ne kadar sürecin başlatanı Amerika ve Türkiye’de istenmese de günü geldiğinde Körfez ülkeleri ve Arabistan’a da dayanacaktır. İşte o aşama Türkiye için bugün savunduğu değerlerin önemini ve gerçekten bu değerlere inanılıp inanılmadığını gösterecektir. Ancak ondan önce bölgede aşırı İslam’ın tırmanışta olduğu gerçeği kabullenilmelidir. Bu kabullenişle beraber bölgede atılacak adımlarda çok daha önemli olacaktır. Aynı zamanda Şii – Sünni gerilimi ve Arap – Yahudi geriliminin her geçen gün arttığı bu gerilim tırmanışının bizi çok da uzak olmayan bir gelecekte yeni bir savaşa sürükleyebileceği ve bu savaşların öncekilere benzemeyeceği de dış politika yapıcılarımızın unutmaması gereken bir gerçektir. Türkiye şu ya da bu şekilde bu süreçte bölgenin kendisine benzemesi istenilen ülkedir ama bölge ülkeleriyle arasındaki deneyim farkı, sürecin pek fazla bilinmeyen denklem içermesi bundan sonrası için riskleri ve ne yazık ki çoğu olumsuz olasılıkları arttırmaktadır. Orta Doğu’nun bundan sonra asla eskisi gibi olmayacağını bilip buna göre değerlendirmeli, bahsettiğim olasılıkları her zaman ihtimal dahilinde tutup bundan sonra bu yönde bize her açıdan bağlı bu eski topraklara bakmalıyız.

Bilal ERTUĞRUL

6 Ağustos 2012

21:43

Read Full Post »