Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘2011 – 2012’

GALATASARAY – İMPARATORUN DÖNÜŞÜ – 2…

SÜPER FİNAL’E DOĞRU – 11…

GALATASARAY – İMPARATORUN DÖNÜŞÜ – 2…

Benim de içerisinde bulunduğum bugün 18 ile 30 yaş arasında bulunan gençliğin takımı Galatasaray’dır. Avrupa Kupası, Süper Kupa, 4 yıl üst üste şampiyonluk ve Hagi, Hakan Şükür, Taffarel, Bülent Korkmaz gibi efsane oyuncuların varlığı bu yoğun sevginin başlangıç noktasını oluşturmaktaydı. Ancak ne yazık ki bu başarılar mali zemine taşınamadı. Efsane kadrodan pek çok oyuncu bonservissiz ayrıldı, dahası 2000 – 2011 arası her yıl ortalama 12 transferden çok azı takıma katkı verebildi hatta hiç birisi eski oyuncuların yerini tutmayı bırakın yanına yaklaşamadı.

Bunun yanı sıra o dönem Avrupa’da çeyrek final oynayan, dünya üçüncüsü takımın iskeletini oluşturan Galatasaray’da Türk futbolunda yaşanan bana göre kaliteli futbolcu sıkıntısını çekince ne yerliden ne yabancıdan verim alamayıp son yıllarda çok kötü sezonlar geçirdi. Yaşanan mali sıkıntılar, statın bir türlü bitirilememesi, teknik direktör istikrarsızlığı derken taraftarda yavaş yavaş bu oyundan sıkılmış, maçlara gitmemeye, takımını maddi olarak desteklememeye başlamıştı. Galatasaray gerek forma satışında, gerekse de kombine kat, maç günü geliri gibi yayın geliri dışındaki önemli gelir kalemlerinde ezeli rakibi Fenerbahçe’nin çok gerisine düşmüştü.

Ancak burada yanlış giden bir şey vardı. Bahsi geçen tüketimin çoğunluğunu gençler yaparken, e o gençlerin de önemli bir kısmı Galatasaraylı iken nasıl olur da kulüp ezeli rakibinden bu kadar geride kalıyordu. Bence bu sorunun cevabı; Ruh Arayışıydı… Galatasaraylılar 2000 ruhu olarak adlandırılan o ruhu arıyorlardı. Ve açıkçası 2000 sonrası o ruha hiç yaklaşılmadığı gibi her yıl o günlerden uzaklaşıldığını düşünüyorlardı. Bu durumun değişmesi, taraftara tekrar o heyecanın aşılanması gerekiyordu. İşte bunun için de yeni stadyum, yeni bir yönetim, efsane hoca, taraftarın ilgisini çekecek transferler yeterli olacaktı. Yani Türk Telekom Arena, Ünal Aysal ve Fatih Terim isimlerinin yan yana gelmesiyle sene başında ilk 3 kriter sağlanmıştı.

Transferlerde Mondragon sonrası bir türlü çözülemeyen kaleci sorunu Dünya üçüncüsü, Güney Amerika Şampiyonu Uruguay’ın Avrupa ve Dünya’nın son zamanlardaki en iyi kalecileri arasında gösterilen Fernando Muslera ile çözüldü. Defansta Bülent Korkmaz sonrası ilk kez güvenilen adam Ujfalusi, orta sahaya Melo ve Selçuk İnan, forvete de Elmander transfer edildi. Taraftar umutlanmış heyecan kıvılcımı çakılmıştı. İşte bu umutlanmanın zirveye çıktığı nokta Fenerbahçe derbisi oldu. O gün Galatasaray’ın yeniden canlandığı, uzun süredir süren uykusundan uyandığı İstanbul’un, Türkiye’nin her noktasında hissediliyordu. Nitekim görsel şovlarla süslenen 3-1’lik galibiyetten sonra taraftarın uyanışı tamamlandı. Artık üzerindeki ölü toprağını atan Sarı Kırmızılılar her maçta takımlarının arkasında yer aldı. Saha kapatma olayına mahal verecek davranışlarda her 3 ezeli rakibinin de çok gerisinde yer alan, onların sahası kapanırken seyirci dikkatiyle sahası kapanmayan Galatasaray ve taraftarının uyanışı bu yıl gelecek olası bir şampiyonlukla seneye bir şahlanışa dönüşebilir. Ayrıca bu uyanışı görmek için Basketbol ve Voleybol maçlarına gitmeniz, gidemezseniz bile izlemenizi tavsiye ederim. Oralarda da görülen bir diriliş ve oralarda da beklenen Şampiyonluktan başka bir şey değil.

Galatasaray taraftarı uyanışı sağlaması, takımına olan desteğiyle Türk Telekom Arenayı bir cehennem haline getirmesi ve bu kadar gerilimli bir sezonda çıkan olaylar dikkate alındığında en az ismi geçen taraftar olmasıyla bu yıl sınavı geçti. Ancak son yıllarda gelen başarısızlıklardan sonra soğuyan taraftarın olası başarısızlıklarda da takımın arkasında durması, zor zamanlarda da kulübüne sahip çıkması bundan sonraki test olacaktır ve onu da geçerlerse 2000 ruhu yakalanacaktır.

Not: Galatasaray analizime yönetim, teknik heyet ve futbolcu analizlerimle gelecek yazı da devam edeceğim.

Bilal ERTUĞRUL

6 Nisan 2012

16:47

Read Full Post »

GALATASARAY – İMPARATORUN DÖNÜŞÜ – 1…

SÜPER FİNAL’E DOĞRU – 10…

GALATASARAY – İMPARATORUN DÖNÜŞÜ – 1…

Süper Final’e doğru analiz serisinde geldik son takıma. Assolistler en son çıkara mantığında olduğumdan analizin sonunu lider ve şampiyonluğun en büyük favorisi olan Galatasaray ile bitirmek istiyorum. Tıpkı diğer takımlarımızda olduğu gibi taraftarları, yönetimi, teknik ekibi ve futbolcuları ayrı ayrı analiz edecek, genel sezon değerlendirmesi, süper final beklentisi ve takımdaki eksiklikler üzerine de fikirlerimi bildireceğim.

Ancak her şeye başlamadan İmparator’a bir paragraf açmak istiyorum. Galatasaray’ın bu yılına dönüp bakıldığında kullanılabilecek tek manşet var: İmparatorun Dönüşü… Seversiniz, sevmezsiniz, beğenirsiniz beğenmezsiniz Türk futbolunun İmparatoru Fatih Terim neden bu unvanı taşıdığını ve neden benim de dahil olduğum önemli bir çoğunluğa göre bu ülkenin gelmiş geçmiş en iyi teknik direktörü olduğunu bu yıl bir kez daha gösterdi. Tıpkı Şenol Güneş analizimde de belirttiğim gibi bu ülkenin en başarılı 2 hocası, yapılan tüm eleştirilere, kendilerini beğendiremedikleri önemli bir kitleye rağmen neden en iyi olduklarını bu sezon dosta düşmana gösterdi. Tıpkı Şenol Hoca gibi Fatih Terim’de Galatasaray kimliğini, duruşunu yaşayan, hisseden dahası bunun milyonlarca taraftar için ne anlama geldiğini bilen bir isim.

Göreve geldiğinde Galatasaraylıların dahi önemli bir kısmının aklında ACABALAR mevcuttu. Acaba yine ikinci seferindeki gibi başarısız transferler ve hayal kırıklıkları olur muydu? Acaba seferden sonra henüz kulüp takımı çalıştırmamış olması onun için bir handikap mıydı? Acaba Euro 2008’de elde edilen üçüncülük ve sonrasında elemelerde gelen başarısızlık da olduğu gibi İmparator kısa süreli turnuvaları motivatör hocası haline mi gelmişti yoksa uzun vadeli maratonların kaldırmayacağı motivasyon ve kondisyon patlamalarıyla başarısızlık kaçınılmaz mıydı? Evet gerçekçi olalım pek çok Galatasaraylı açısından bu endişeler rakipler açısından ise bu umutlar vardı. Ancak öyle olmadı Fatih Hoca neden en büyük olduğunu gösterdi ve takımını son haftaya girilirken en yakın rakibinin 9 puan önünde zirveye taşıdı. Şimdi bu sezonun genel bir özetiyle analizimize başlayalım.

Galatasaray son şampiyonluğuna bundan 3 yıl önce ulaşmış, son 6 haftada tecrübeli oyuncuların desteğiyle teknik direktörsüz gelen şampiyonluk sonrası son 2 yıl tam bir felaket olarak geçmişti. Adnan Polat taraftarların sevgilisi olarak Başkanlık koltuğuna oturduğunda taraftara şampiyonluk sözleri veriyor ve Galatasaraylılar 2000 ruhu acaba yeniden doğar mı diye düşünüyorlardı. Ama öyle olmadı. Her ne kadar stat yapımını başarıyla tamamlasa da sportif anlamda tam bir hüsran olarak yazılıyordu bu dönem kulüp tarihine. Hele geçen yıl Stat açılışında yaşanan olaylar, Mali genel kurulda ibrasızlık ve orada yaşananlar kulüple karşılıklı başlayan dava süreçleri derken bu dönem her Galatasaraylı açısından en kısa vadede unutulması gereken bir dönem olarak hafızalara kazınıyordu. Bu unutma ve yeniden canlanmanın ilk adımı geçen yıl yapılan Genel Kurul’da atılıyor ve Ünal Aysal Galatasaray’ın yeni başkanı olarak seçiliyordu.

Galatasaray Lisesi’nden yani kulübün doğduğu, can damarlarını aldığı liseden mezun olan Ünal Aysal başarılı iş adamı kariyerini yurt dışında sürdüren, özellikle kulübün maddi zorluklar yaşadığı 2000 sonrası dönemde basında adı mali kurtarıcıya çıkan, çeşitli kongreler öncesi Galatasaray’ı içine düştüğü ekonomik darboğaz ve kurumsal yönetim zafiyetinden kurtaracak kişi olarak öne çıkan bir Galatasaray sevdalısıydı. Kulübün ona ihtiyaç duyduğu her anda göreve ve yardıma koşan Ünal Aysal sonunda baskılara daha fazla dayanamadı ve geçtiğimiz yıl artık kulübün mevcut j-haliyle devam edemeyeceğini, kurumsal kimlik eksikliği, başarısız sportif, idari ve mali yönetimlerle her alanda Fenerbahçe’nin yani ezeli rakibin gerisine düşüldüğüne inandığından görevi kabul etti. İlk röportajını Serhat Ulueren’e verdiğinde bu röportajı izleyen birisi olarak Galatasaray’da işlerin artık eskisi gibi olmayacağını, profesyonelleşmenin en tepeden başlayarak kulübün her kademesine yansıyacağını ve kulübün özellikle yönetimsel anlamda çağ atlayacağını düşünmüştüm. Benim gibi düşünenleri yanıltmadı. Öncelikle güçlü yönetim kurulunda futbolu, onunla ilgilenebilecek, geçmiş yıllarda da benzer pozisyonda bulunmuş Ali Dürüst ve Abdürrahim Albayrak gibi iki önemli isme emanet etti. İlk röportajında da söylediği gibi her şeyden anlayan ve her şeye karışan başkan olmak yerine her şeyin en iyi işlemesini sağlayan başkan olarak görülmek istedi ve bu konuda kanımca başarılı oldu. Takımın başına efsane hoca Fatih Terim’i getirdi, Florya’yı onun kontrolüne verdi. Dahası istenen transferleri de birkaç eksik dışında tam anlamıyla tamamlayıp sene başlarken yeni hoca, yeni stat, yeni başkan ve yeni kadrosuyla yepyeni bir Galatasaray’ı 4 ay gibi kısa sürede taraftarın karşısına çıkardı. Yeni Galatasaray’ın Amiral gemisinde kaptan oydu ama filonun her gemisinin gerek mürettebatı gerekse de kaptanlarını o kadar özenle seçmişti ki bu gemi yol alacaktı ve kaptan buna emindi.

Evet, Galatasaray’da Ünal Aysal’ın Başkan seçilmesiyle başlayan, Fatih Terim’in teknik direktörlüğe gelmesiyle konumlanan yeni sürecin bu yıl olmasa da gelecek yıllarda kulübü tekrar eski konumuna taşıyacağı düşünülüyordu. Ancak rakiplerden Beşiktaş ve Trabzon’un yoğun fikstürü kaldıramaması, Fenerbahçe’nin 3 Temmuz süreciyle uğraşması derken, sene başında takıma yapılan hemen hemen her transferden verim alan Sarı Kırmızılılar bir anda ligin hakimi konumuna geldi. Gelecekte beklenen başarı daha ilk yılda geliyor ve taraftarlar tekrar Şampiyonluk şarkıları söylüyordu. Şimdi isterseniz liderin taraftar, yönetim, teknik ekip ve futbolcu analizlerini yapıp analiz serimizi noktalayalım.

Bilal ERTUĞRUL

6 Nisan 2012

16:25

Read Full Post »

FENERBAHÇE – SONU BELLİ OLMAYAN BİR MÜCADELE – 4…

SÜPER FİNAL’E DOĞRU – 9…

FENERBAHÇE – SONU BELLİ OLMAYAN BİR MÜCADELE – 4…

İlk 3 yazımda yaptığım genel durum değerlendirmesi, taraftar, yönetim ve teknik heyet analizlerinden sonra sıra geldi futbolcuların bireysel performans değerlendirmesine. Diğer takımlarda olduğu gibi önce kaleci mevkiinden başlayıp her mevkideki analizimi yaptıktan sonra genel bir değerlendirmeyle analizi tamamlayacağım.

Kalecilere baktığımızda karşımıza A Milli Takımımızın da kalecisi Volkan Demirel çıkıyor. Takım 33 maçta 34 gol yiyerek çok da büyük bir savunma performansı koymamasına rağmen kaleci Volkan’ın performansı göz kamaştırıcıydı. Özellikle bazı maçlarda neredeyse puanı tek başına alan adam rolüne soyundu. Ancak artık 30 yaşına gelen Volkan’ın futbolun olgunluk döneminde gündemde çok fazla gerginlik yokmuş gibi özellikle derbi maçlarda gerginliklerin merkezine oturması halen saha içi davranış olarak olgunlaşmadığını gösteriyor. Hem Fenerbahçe de hem de Milli Takımda arkasından çok iyi bir kaleci jenerasyonu gelen Volkan’ın bu hareketleri devam ederse ülkenin en iyi kalecisi olmasına rağmen özellikle milli takımda formasını kaybedebilir. Volkan’ın arkasında bekleyen Mert Günok ve Serkan Kırıntılı her zaman hazır kıta ve Samsun’da iyi bir sezon geçiren Ertuğrul’un da dönmesiyle uzun yıllar takımın en sorunsuz mevkisi kale çizgisi olacak gibi gözüküyor.

Defansa geldiğimizde özellikle Stoper pozisyonunda yaşanan sıkıntıyla karşılaşıyoruz. Stoperde Lugano’nun boşluğu doldurulamadı. Yobo’nun iyi oyununa rağmen onun yanına monte edilmeye çalışılan Serdar Kesimal, Bekir ve Bilica verilen şansları iyi kullanamadılar ve Fenerbahçe için yetersiz gözüktüler. Seneye ilk 11 için takımın yabancı sayısı sorunu da düşünülerek mutlaka yerli bir stoper alınmalı. Avrupa kupalarına katılma durumunda bence bir iyi yabancı stoper ve 2 yerli stoper transfer edilip, Yobo’nun bonservisi artık alınmalı. Saydığım 3 stoperden ise Serdar Kesimal yaşı, yaşadığı sakatlıklar düşünülerek kadroda tutulurken Bekir ve Bilica takımdan gönderilmeli. Yani yaz aylarında 5 kişilik rotasyonun yarısından çoğunun gerekmesinin şart olduğu ve takımın bu yıl en can yakan pozisyonu stoper mevkisi oldu. Sol bekte geldiği haftalarda etkili oyun ortaya koyan Ziegler ikinci devre neredeyse sahada gözükmüyor. Eğer Süper finalde harika bir performans ortaya koymazsa gönderilmeli ve yerine direkt oynayacak bir sol bek transfer edilmeli. Onun yedeği Özgür Çek belki birkaç yıla hazır olur. Ancak Caner’den arada sırada yapılan sol bek denemelerinden artık tamamen vazgeçilmeli. Sağ bekte ligin en iyi sağ beki Gökhan Gönül sakat olmadığı dönemde takımın iyilerindendi. Ancak onun da sürekli medyada çıkan sözleşme sorunu halledilerek kasını tamamıyla futbola vermesi sağlanmalı. Onun yedeği Orhan Şam’la bu mevkiyi idare edeceğini ve transfer gerekmediğini düşünüyorum. Yani sözün özü yaz aylarında en çok çalışma yapılması gereken bölge defans hattı ve seneye en az 4 yeni oyuncu görmezsek seneye de sorunlu bir bölge olacaktır.

Orta Sahaya geldiğimizde şüphesiz bence bu yıl takımın oyuncusu Christian’dan başlamamak haksızlık olacaktır. İlk 2 yılında her türlü eleştiriye mağdur kalan Christian bu yıl takımın şu anda ikinci sırada olmasını sağlayan en önemli oyuncu. Attığı 6 kritik golün yanı sıra bu kadar yoğun bir fikstürde sadece 2 maç kaçırıp takımın en çok maç yapan oyuncusu olması bence ona gelecek yılın takımındaki yerini de sağlama alma fırsatı verdi. Ancak onun partnerinin kim olacağı konusunda ciddi bir sorun var ve bence sene sonunda bir Alper Potuk seferi daha düzenlenecek.  Özer, Sezer Öztürk ve Gökay bir türlü Aykut Hoca’dan 3 maç üst üste forma şansı bulamadı ve açıkçası kısıtlı sürelerde hiç birisi de seneye direkt oynar dedirtemedi. Emre Belözoğlu sakatlıklar, hırçınlık, Hoca ve arkadaşlarla kavga derken sönük bir yılı geride bıraktı ve sanırsam sene sonu için bavulunu hazırladı. Emre’nin dışında hocanın forma verdiği Selçuk ve Mehmet Topuz ise özellikle pas bağlantılarını kuramamaları ve canlı bomba olmaları sebebiyle seneye anca rotasyonda yer almaları gereken oyuncular olduklarını gösterdiler. Son olarak da inişli çıkışlı performansına rağmen bu yıl daha iyi bir yıl geçiren Caner Erkin’e değinelim. Caner 17 yaşında başladığı kariyerinde artık 6 yıl, 3 büyük takım ve 2 orta zorlukta lig tecrübesiyle 23 yaşına geldi. Ancak bu tecrübe ve şansın üzerine çıkması daha verimli olması lazım. Eğer özellikle son vuruş ve paslarına dikkat ederse yeni bir Tuncay olabilir ama aksi takdirde bir iki yıl daha rotasyonda kalıp sonra unutulur gider.

Hücum hattına gelince Aykut Hoca’yı eleştirdiğim asıl noktaya da gelmiş oluyorum. Bu takımda Alex, Dia, Stoch ve Moussa Sow’dan kurulacak bir hücum dörtlüsü özellikle deplasmanlarda derbi maçlar dışında her maç sahaya sürülecek bir dörtlüydü. Ama Aykut Hoca nedense geçen yıl olduğu gibi Stoch ve Dia’yı aynı anda sahaya sürmemeyi tercih etti. Geçen yıl Stoch bu tercihin kuranıyken bu yıl Dia kurban oldu. Halbuki bence ikisi bir arada oynar ve belki (hiç sanmam ama) süper finalde mecbur kalırsa Aykut Kocaman’da bunu görür. Moussa Sow kısa zamanda kalitesini gösterdi ama henüz bu ligde Niang veya Emenike kadar başarılı olacak deneyime sahip değil. Ancak Bienvenu ve Semih’in son hallerinden kat be kat önde. Bu durumda iyi bir sezon başı hazırlığıyla seneye çok daha katkı verecektir. Ancak bu beklenti takımın Semih ve Bienvenu’yu yollayıp bir yerli, bir yabancı forvet transfer etme zorunluluğunu kaldırmıyor.

Son olarak da Kaptan Alex’e değinelim. Alex varsa Fenerbahçe var, o yoksa yok. Ever, son 8 yıldır olduğu gibi 35’ine gelen Kaptan’ın önemi aynı ağırlığını koruyor. O da yaşına inat buna cevap veriyor. Ancak artık Kaptan’ın gemiden ayrılma zamanı geliyor ve ne yazık ki ondan sonrasına dair her hangi bir hazırlıkta göze çarpmıyor. Seneye Avrupa’da yer alınabilirse mutlaka onun dinlenmesini sağlayacak bir oyuncu alınmalı ve bazı maçlarda dinlendirilmeli. Yoksa bir yıl daha bu çizgide gidemez.

Evet, oyuncuların bireysel analizleri böyleydi. Şimdi gelelim süper final eklentime. Son 13 deplasman maçından sadece 3 galibiyet almış (dahası bunların 2’si Manisa ve Ankaragücü gibi düşen iki takıma karşı) bir Fenerbahçe’nin Galatasaray’ı 5 puan geriden gelip yakalaması oldukça zor. Sarı Lacivertliler itiraz edebilirler. Haklılar aynı takım kendi sahasında da 40 maçtır yenilmiyor. Ama unuttukları bir şey var bu takım süper finalde kazanmak zorunda olan takım, yenilmemenin yaradığı takım Galatasaray. O halde son derbileri de dikkate alarak düşündüğümde bu farkın kapanmasını beklemiyorum. Dahası sene sonunda açıklanacak şike kararlarının ne olacağı belli olmadan Fenerbahçe aslında sonu belli olmayan bir macerada ve bence bu sonun belli olması bu yıl kazanılacak bir şampiyonluktan çok daha önemli.

Bilal ERTUĞRUL

5 Nisan 2012

13:43

Read Full Post »

FENERBAHÇE – SONU BELLİ OLMAYAN BİR MÜCADELE – 3…

SÜPER FİNAL’E DOĞRU – 8…

FENERBAHÇE – SONU BELLİ OLMAYAN BİR MÜCADELE – 3…

Fenerbahçe analizimin ilk 2 yazısında genel sezon analizini, taraftar ve Başkan Aziz Yıldırım’a yönelik analizlerimi sizlerle paylaştım. Bu yazımda Fenerbahçe yönetimi ve teknik ekibin analizini yapacak son yazımda da tek tek futbolcu analizimle analizimi noktalayacak ve Galatasaray analizime geçeceğim.

Evet, Başkan Aziz Yıldırım’ın analizini ayrı olarak ilk yazıda yaptığım için yönetim analizini ayrı olarak bu yazıya bırakmak istedim. Başkan Aziz Yıldırım ve 3 yönetici arkadaşları içerdeyken kulübün yönetimi, şike davası karşısında yapılan savunma ve Avrupa Şampiyonlar Ligi’nden men edilmeye karşı yürütülen davaları da doğal olarak yönetimin diğer üyelerine kaldı. Ancak tüm yönetim kurulu üyeleri arasında 4 ismin ayrı olarak incelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu isimler Cihan Kamer, Ali Koç, Nihat Özdemir ve Abdullah Kiğılı.

Önce bence geleceğin Başkan’ı ve taraftarın sevgisini tamamıyla kazanan Ali Koç’tan başlayalım. Koç ailesi gibi Türkiye’nin en büyük 2 ailesinden birisinin üçüncü jenerasyonundan olan Ali Koç’un Fenerbahçe yönetimine girmesine dahi karşı çıkan ailesinin tüm baskısına rağmen bu zorlu süreçte daha da öne çıkması ve deliliği olarak adlandırdığı Fenerbahçeliliği onu ailesinin hiç istemeyeceği Başkanlığa da bir gün getirecektir. Bunu nasıl mı söylüyorum, şike davası döneminde taraftarlarla yakaladığı diyalog, kulübün Aziz Yıldırım’sız idaresi ve mücadele gücüne bakarak söylüyorum. Evet, Ali Koç zaman zaman rakiplerini rahatsız eden, bence de yanlış olan açıklamalar da bulunuyor ama bunlar onun taraftarı gözündeki değerini bir kat daha arttırıyor. Gençliği, enerjisi, kulüp için sürekli çalışması da eklenince yönetimin en sivrilen ismi oldu. Şimdi önemli olan aile baskısına karşı Aziz Yıldırım sonrası Başkanlığı kabul edip etmeyeceği ve olası başkanlık döneminde fanatizme varan Fenerbahçeliliğinin ailesine zarar verip, vermeyeceğidir. Benim kanaatim bu süreçte belgelemiştir ki günün birinde Fenerbahçe Başkanı olacaktır ama bu başkanlık tartışmalı ve tutkusu sebebiyle zamanla zarar verici olacaktır. Ancak Fenerbahçe taraftarı da böyle başkan istemektedir ve seçim onun olacaktır.

Öne çıkan isimlerin ikincisi ise Aziz Yıldırım’ın son dönemdeki en yakın yöneticisi Nihat Özdemir oldu. Başlarda istifa ettiği iddiaları gündeme gelse de Asbaşkan olarak Başkan içerdeyken kulübün temsili ve haklarının savunulmasını üstlendi. Nihat Özdemir Limak Holding’in başında iş dünyasında çok önemli bir yere sahipken Aziz Yıldırım ile çıktığı bu yönetim yolculuğunun en zor yılını geçirdi. Zaman zaman Ali Koç’un gençliğiyle yaptığı çıkışları da bazı yöneticilerin sitemkar yükselişlerini de hep dengeledi. Bir denge adamı olarak ortalığın daha fazla gerilmesini engelledi. Ancak tüm bu süreç onu çok yordu ve bence bir daha yönetimde görev almayacak. Ancak herkes onu bu zor zamanlardaki ağırbaşlı, beyefendi hali ve denge adamı kimliğiyle hatırlayacak.

Bu zorlu dönemde Ali Koç ve Nihat Özdemir’in aksine daha önce pek duyulmamış olan Cihan Kamer’de öne çıktı. Atasay Kuyumculuğun başındaki Cihan Kamer şike sürecinde etkin olarak ön plana çıktı. Taraftarların gözündeki değeri artan Kamer’in Özdemir’in aksine bundan sonra daha da aktifleşeceğini ve olur da Ali Koç aday olmazsa Aziz Yıldırım sonrası Başkan olabileceğini düşünüyorum.

Son olarak da Abdullah Kiğılı’ya bir paragraf açmak istiyorum. Türkiye’nin en önemli giyim markalarından birisinin patronu olarak çok iyi bildiği perakende pazarlama tecrübesiyle Fenerium’ları para basma makinesi haline getirdi. Özellikle kulübün gelir kaynaklarının çeşitlenmesi ve ekonomik olarak bulunduğu konumun bence yegane sebebidir ve her zaman takdir edilmesi gerekir.

Yönetim analizinden sonra sıra geldi teknik ekibin analizine. Ben Aykut Kocaman’ın Fenerbahçe için yeterli olmadığını düşünenlerdendim. Halen de aynı kanaatteyim. Ancak bu zorlu süreçte gösterdiği liderlik, kulüpte simgeleşmesi onun uzun süre görevde kalmasını sağlayabilir ve bunu hak etmiştir. Ancak eğer gerçekten tüm teknik kabiliyeti maçlarda öne geçip skoru korumak için futboldan vazgeçmek üzerineyse fikrim değişmeyecektir. Fikrimin değişmesi için bir ihtimal bırakıyorum. Çünkü geldiği günden bu yana bence Alex’siz hızlı bir takım hayal ediyor ve bunu yapana kadar onun için kredinin tükenmeyeceğini düşünüyorum. Ancak Alex gittikten sonra takım böyle Daum taktiğiyle öne geçip onu korumak için futboldan vazgeçerse, deplasmanda ortadan kaybolursa onun da kulüpteki süresi uzun olmayacaktır. Ama dediğim gibi bence halen istediği kadroyu ve oyun anlayışını yansıtmadı ve bunu yansıtana kadar bekleyecek olanlardanım. Ha bu arada en azından Süper Final’de çift forvet, dia – stoch bir arada oynaması gibi hiç denemediği azı şeyleri denerse beni yanıltır ancak bunu da yapacağını düşünmüyorum.

Not: Analizin son kısmında bireysel oyuncu performansları ve gelecek yıl için olası takviyelere değineceğim.

Bilal ERTUĞRUL

5 Nisan 2012

08:53

Read Full Post »

FENERBAHÇE – SONU BELLİ OLMAYAN BİR MÜCADELE -2 …

SÜPER FİNAL’E DOĞRU – 7…

FENERBAHÇE – SONU BELLİ OLMAYAN BİR MÜCADELE -2 …

Analizimin başlangıcında Fenerbahçe için 2010 yılının sonlarından başlayarak 2011 yılında yaşananları ele aldım. Takımın şike soruşturması sürecinde yaşadığı kargaşa, takımdan ayrılan oyuncular ve ara sıra takım içi huzursuzlukların yaşandığı bir sezonda bana göre bu takım başarısız sayılamaz. Eldeki kadronun oldukça başarılı olduğunu iddia etmesem de yaşanan süreçte futbolcuların, teknik ekin ve yönetimdekilerin de insan olduğunu unutmadan analiz yaptığım için başarısız kabul etmiyorum.

Tıpkı Beşiktaş ve Trabzonsporda olduğu gibi önce taraftarlardan başlayacağım analizime. Sarı Lacivertli taraftarlar şike soruşturması sürecinde başkanlarının ve kulüplerinin arkasında durarak tam bir aile haline geldiler. Yıllardır maddi olarak zaten takımlarına en büyük desteği veren taraftar grubunun bu manevi birlikteliğinin de saygı duyularak takdir edilmesi gerekmektedir. Ayrıca takımın iç sahada 40 maça dayanan namağlup serisi düşünüldüğünde bu desteğin özellikle iç saha maçlarında takımı yenilmesi en zor takım haline getirdiğini de belirtmek gerekiyor. Ancak bu süreçte yapılan çeşitli hatalar da var. Örneğin Galatasaray ve Trabzonspor derbilerinde sahalara hiç yakışmayan görüntülere sebep oldular ve takımları seyircisiz oynama cezaları aldı. Süper Final’de her iki takımla da karşılaşacakları düşünüldüğünde daha sakin olmaları gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca şike soruşturması süresince tepkileri belli kişiler tarafından kasıtlı olarak belli çevrelere çekildi ki bence bu da tehlikeli bir durum ve bu konuda da dikkat etmeliler. Ancak üye sayısı, Fenerium mağazalarından yapılan alışveriş, maç günü gelirleri ve kombine satışlarında halen rakiplerinin önünde yer almaları onlarsız kulübün bu zorlu süreci atlatamayacağını gösteriyor. Ayrıca bu yaz sonuçlanmasını beklediğim şike soruşturmasında alınacak kararlara saygı duymalı, adalete güvenmeli ve sokaklarda oluşturulmak istenen çeşitli olaylara mahal vermemelidirler. Bunları da yaparlarsa gerçekten örnek bir taraftar grubu olarak zor günlerde bir takıma nasıl destek verileceğini göstermiş olacaklar. Ancak yine tekrarlıyorum derbilerde yapacakları her hangi bir taşkınlık hem onların verdiği desteğin görmezden gelinmesine hem de kendi elleriyle kurdukları bu ailenin hem bu yıl hem de gelecek yıl büyük zararlar almasına yol açacaktır ve buna özen göstermeliler.

Taraftarlardan sonra sıra geldi yönetim analizine. Aziz Yıldırım bundan 13 yıl önce sadece ve sadece 1 oy farkla efsane başkan Ali Şen’in desteklediği Vefa Küçük’ü geride bıraktığında hiç kimse onun bu kadar uzun bir süre Fenerbahçe’nin başında kalacağını düşünmüyordu. Ancak 2 kez aile baskısı ve sağlık sorunları sebebiyle bırakmak isteyip taraftarlar tarafından geri getirilen Aziz Yıldırım bu yıl 13. Yılını geçiriyor. Ancak sportif anlamda ya da kurumsallaşma anlamında yaşadığı onca zorlu yılın toplamında bu yılki kadar zorlanmadığını düşünüyorum. Kolay değil bir ülkenin en güçlü adamlarından birisi olarak kabul edileceksiniz ve bir anda çete liderliğinden suçlanıp hapse gireceksiniz. Hem de belli bir yaş ve sağlık sorunlarını da yanınızda taşıyacaksınız. Tüm bunların üzerine hem kendi itibarınız hem de kulübünüzün itibarını korumak için bir müdafaa sürecine dalacaksınız. Hiç kimsenin başına gelmesini istemeyeceğim tüm bu olaylar Aziz Yıldırım’ın 3 Temmuz sabahı tutuklanmasıyla gerçekleşti.

İlk olarak onun da bir şok yaşadığını düşünmekteyim. Soruşturmanın ilk başlarında Aziz Yıldırım’ın susmayı tercih etmesi ve onun adına Başbakan’ın da avukatı unvanıyla ekranlarda boy gösteren İstanbul’un tanınmış avukatlarından Faik Işık üzerinden yapılan tartışmaların yersizliğine de bu şok sebebiyle izin verildiğini düşünmekteyim. Ancak tüm o curcunanın faturası daha sonra çıkacaktır. Çünkü o süreçte yapılan tartışmalar, büyütülen olaylardan sonra yarın UEFA’nın karşısına biz de ne şike ne de teşvik varmış, biz sadece biraz büyütmüşüz diyerek çıkma şansımız kalmadı. Dahası bunu çok iyi anlayan futbol yöneticilerinin bu yönde olan niyetlerini gerekirse 5 yıl Avrupa’ya gitmeyiz şeklinde belirtmeleri de bu gerçeğin farkında olduklarını gösteriyor. Her neyse bana göre yanlış başlayan halkla ilişkiler dava başladıktan sonra da yanlış devam etti. Sürekli olarak Galatasaray ve Trabzonspor’un şike ve teşvik primine karıştığı Fenerbahçe’nin suçsuz olduğu, önemli açıklamalar yapılacağına dair duyurulardan sonra bir açıklama yapılmaması kanımca Fenerbahçeliler dışında kimseyi ikna etmediği gibi şike olsun ya da olmasın olası Fenerbahçe’nin ceza almaması ya da az ceza alması durumunda inanılmaz boyutta bir muhalefet doğuracak bir politikaydı. Ancak Sayın Başkan ve ekibinin de bildiği bir şey ve kendilerine inancı var ki böyle bir politika güttüler.

Şike davasında ne olur onu bilmem ama ben bu ülkede seversin sevmezsin önemli emekleri olan, belli bir saygınlığı olan bir markanın en azından mahkeme sırasında tutuklu olmasının yanlış olduğunu düşünüyorum. Eğer suçu varsa karardan sonra yatar ancak son 9 ayda ona yaşatılanlar, tutukluluğu da dahil olmak üzere kesinlikle hak ettikleri değildi. Tabii bu arada Başkan’ın da bundan sonrası için planlamalar yaparken takımını getirdiği sportif ve kurumsal düzeye rağmen neden bu kadar kişinin nefretini kazandığına dair bir iç hesaplaşma yapması kanaatimce iyi olacaktır. Şüphesiz suçlu olup olmadığına yargı karar verecektir ancak neden bu kadar kişinin vicdanında otomatik suçlu olduğunu sorgulaması da onun gibi kendisini sevdasına adamış, aynı zamanda çok önemli bir iş adamlığı kariyeri olan markaya yakışacaktır ve bence çıktıktan sonra bu kavga ortamını azaltmalı, başarı ve çabalarının herkes tarafından gönüllü bir biçimde fark edilmesi için çalışmalıdır.

Not: Fenerbahçe yönetimi, teknik ekip ve futbolculara dair analizim devam yazısında gelecektir.

Bilal ERTUĞRUL

5 Nisan 2012

07:43

Read Full Post »

FENERBAHÇE – SONU BELLİ OLMAYAN BİR MÜCADELE -1 …

SÜPER FİNAL’E DOĞRU – 6…

FENERBAHÇE – SONU BELLİ OLMAYAN BİR MÜCADELE -1 …

Süper Final’e doğru ligi ilk 4 içerisinde bitiren takımların 2011 – 2012 sezonlarını değerlendirmeye sırasıyla devam ediyorum ve bu yazımda sıra Fenerbahçe’ye geldi. Fenerbahçe analizimde de tıpkı Trabzonspor ve Beşiktaş analizlerimde olduğu gibi önce sezonun bir özeti, sonra taraftar, yönetim, teknik ekip ve futbolcu analizimi yapacağım. Daha sonra da Galatasaray analiziyle süper final öncesi analizlerimi noktalayacağım.

2011 yılı tüm Fenerbahçelilerin uzun yıllar boyunca unutamayacağı bir yıl olacak. Önce 2009 – 2010 sezonunda Bursa’ya kaptırılan şampiyonluk, dahası yapılan yanlış anonsla kutlamalara boğulan Kadıköy’ün bir anda buz kesmesi, arada kaybedilen kupa finaliyle kupa hasretinin devam etmesi, 2010 – 2011 sezonuna yapılan kötü başlangıç, Türkiye Kupası’na grup aşamalarında veda edilmesi, önce Şampiyonlar Ligi sonra da UEFA Avrupa Ligi’ne daha ön eleme aşamasından veda edilmesiyle geçilen 2010 yılı tam bir kara yıl olmuştu. Tüm bu olaylardan sonra 2011’in 2. Yarısında 17 haftada elde edilen 16 galibiyet ve bir beraberlikle lig tarihinin en iyi tek devre performansını ortaya koyan takımın averajla da olsa şampiyonluğu kazanması tam anlamıyla Sarı Lacivertlileri sevince boğmuştu. Dahası Futbol dışında Basketbol ve Voleybol’da hem kadınlar hem de erkeklerde gelen şampiyonluklarla Sarı Lacivertliler zor günler geçiren ezeli rakiplerinin çok önüne geçmişti.

Ancak tüm bu tablo 3 Temmuz Pazar sabahı değişti. Kulübün 12 yıllık başkanı Aziz Yıldırım ve bazı yöneticiler göz altına alınmış, Sarı Lacivertlilerin 7 maçında şike olduğu, 4 maçta da teşvik primi yollandığı haberleri ülke gündemine bomba gibi düşmüştü. Yaşadıklarının kabus olmasını isteyen taraftarlar şoku kısa sürede atlattı ve takımlarına destek vermeye başladılar. Dahası bence ilk kez aile oldular. Bu yazdan önce Türkiye2nin 5 büyüklerinin neden çok yoğun taraftara ve ailelere sahip olduğu sorulduğunda Beşiktaş’ın bir semtten çıkıp o semtin kimliği etrafında birleşen bir aile olduğunu söylerdim. Yine Galatasaray Mekteb-i Sultani’den doğan bir aile olarak bir kimlik sahibiydi. Trabzonspor ve Bursaspor ise şehir takımlarıydı ve kendi şehirlerinin kimliğinin önemli bir kısmını temsil ediyorlardı. Ancak Fenerbahçe taraftarı bana göre bu aile yapısından uzaktı. Ne kadar kalabalık olurlarsa olsunlar, ne kadar takımlarına destek verseler versinler bu desteklerin bir aile kimliğiyle bütünleştiğini söyleyemezdim. Ancak bu soruşturmayla yaşanan kısa şok atlatıldıktan sonra Fenerbahçe de bir aile olmayı başardı. Taraftarlar başkanlarından ve takımlarından desteklerini esirgemedi ve bu kimlik bu destekle doğdu. Yani uzun yıllar sonra Fenerbahçe için bu zor günlerin olumlu bir geri dönüşü olacaksa o da bu kimlik olacaktır.

Şike soruşturmasından önce transferler yapılmış ve takım Avrupa ve Türkiye’deki mücadelesine hazırlanmıştı. Ancak soruşturmayla birlikte dengeler bozuldu. Takımın ligden düşebileceği söylentileri üzerine Lugano, Emenike ve Niang takımdan kendi istekleriyle ayrıldılar. Bu hiç şüphesiz 3 ilk 11 oyuncusunun kaybı anlamına geliyordu ve takımın gücünü azaltıyordu. Tüm bunların üzerine Futbol Federasyonunun Fenerbahçe’nin suçsuz olduğu garantisini vermemesiyle beraber Şampiyonlar Ligi kuralarından bir gün önce Şampiyonlar Ligi’nden Federasyon tarafından men edilen takım ve taraftarlar büyük bir şok yaşıyordu. O gün için bu şike yapıldığının kabulü olarak algılanıyor ve artık cezalar üzerine konuşuluyordu. Ancak öyle olmadı. Mehmet Ali Aydınlar yönetimindeki federasyon ceza verecek ya da suçsuzsun diyecek cesareti bulamadı ve Avrupa’da olsa sene başında cezaların kesileceği bir futbol davası mahkeme koridorlarına sürüklendi. Dahası ligin gecikmeli başlangıcı, süper final ve yoğun fikstür derken tam bir karmaşa içerisinde lig başladı.

Her şeye rağmen sarı lacivertliler sezona çok formda başladı. İçerde dışarıda gelen galibiyetlerle zirveyi ilk haftalardan ele geçirdiler. Ancak ligin 14. Haftasında deplasmanda Galatasaray’a karşı alınan 3-1’lik mağlubiyetle zirveyi ezeli rakibine teslim eden Fenerbahçe daha sonra Sarı Kırmızılıları hep geriden takip etti ve son haftaya girilirken 9 puanlık fark mevcuttu. Özellikle deplasmanda alınan kötü sonuçlar, derbilerde öne geçtikten sonra korunamayan skorlar ve kendi sahasında ya da deplasmanda fark etmez uzun süre oyunun kontrolünü rakibe teslim eden Fenerbahçe’nin süper finale girerken şampiyonluk şansı devam etse de başta taraftarlar olmak üzere pek çok kişinin umudunun son Galatasaray derbisinden sonra azaldığını belirtmek zorundayım.

Evet, sarı kanaryalar süper finalde Galatasaray’ın sadece 5 puan gerisinde olacak ama iki takımın genel performansı ve oynadıkları oyun mantalitesine bakıldığında bu farkı kapatabileceklerine inanmıyorum. Dahası Aykut Kocaman her ne kadar zor günlerde camiayı kenetleyen isimlerden birisi de olsa takımın halen Alex’in iyi oyununa muhtaç olması, skor avantajını koruyamaması ve başta Emre olmak üzere çeşitli oyuncuların sorunlar yaşaması bence üzerinde durulması gereken konulardandır. Aykut Hoca’ya olan destek camia içinde tartışmasız olmasına rağmen Şenol Güneş ve Fatih Terim’in ellerindeki malzemeyle ortaya çıkardıkları takımları düşünüldüğünde olası başarısız bir iki sezondan sonra dikkat çektiğim bu problemlerin açıkça görüleceğini ve Fenerbahçe macerasının öyle bazılarının hayal ettiği gibi çok da uzun süreli olmayacağını düşünenlerdenim.

Not: Taraftar, yönetim, teknik heyet ve futbolcu analizlerimi serini devam yazılarında paylaşacağım.

Bilal ERTUĞRUL

4 Nisan 2012

07:50

Read Full Post »

TRABZONSPOR – BİR ŞENOL GÜNEŞ KLASİĞİ – 3…

SÜPER FİNALE DOĞRU – 5…

TRABZONSPOR – BİR ŞENOL GÜNEŞ KLASİĞİ – 3…

Bu serinin ilk yazısında öncelikle Trabzonspor için 2010 – 2011 sezonu sonunda yaşanan şampiyonluk kaybı travmasını, şike soruşturması kapsamında ortaya çıkan belirsizliği, takımın sezon boyunca gösterdiği performansı ve taraftar, yönetim ve teknik direktör analizlerimi yaptım. Tıpkı Beşiktaş değerlendirmesinde yaptığım gibi mevki mevki oyuncu oyuncu değerlendirme yapacağım ve son olarak da süper finalle ilgili beklentilerimi aktaracağım.

Önce kalecilerden başlayalım analizimize. Trabzonspor bu sezon 39 gol yiyerek süper finale giden 4 takım arasında en çok gol yiyen takım olarak dikkat çekmesine rağmen takımın en iyi mevkilerinin başında bana göre kaleciler gelmektedir. Geçtiğimiz yıl mükemmel bir sezon geçiren Onur Kıvrak son 2 aya girilirken sakatlandığında pek çok Trabzonlu şampiyonluktan umudunu kesmişti. Ancak daha önceki yıllarda şans bulduğunda güven vermeyen Tolga Zengin öyle bir performans sergiledi ki Onur iyileştiğinde yedek kulübesine mahkum oldu. Tabii Tolga’nın bu performansında hocasının ülkenin gelmiş geçmiş en iyi kalecilerinden birisi olmasının da rolünü göz ardı etmemek gerekiyor. Sözleşmesini uzatan Onur mücadeleden kaçmayacağını ve formasını geri almak için sırasını bekleyeceğini ilan etmiş oldu. Ancak bana göre rotasyonun pek olmadığı bir mevki olan kalecilik için 2 milli kaleci bir takıma fazla ve eğer Tolga için iyi bir teklif varsa sezon sonunda kulübe para kazandırarak ayrılmasına izin verilebilir. Henüz 23 yaşındaki Onur’un arkasına iyi bir yedek kaleci bulunursa bu mevki uzun yıllar sorunsuz olarak gider. Olur da Tolga satılmazsa da fazla kaleci göz çıkarmaz ve bu mevki seneye de takımın en rahat mevkisi olur.

Takımın yediği gol sayısında en önemli kusuru gördüğüm bölüm ise savunma oyuncuları. Egemen gibi bir stoperin açığını doldurmak zaten zorken bir de onun partneri Glowacki’nin sürekli sakat olması stoperde Giray – Mustafa ikilisinin doğmasına yol açtı. İkisi de sert oyuncu olan ikilinin hızlı oyunculara karşı sorun yaşadığını ve açık oynayan bir takımın yükünü kaldıramadığını düşünüyorum. Kanımca seneye Giray’ın yanına top hakimiyeti de olan genç ve hızlı bir stoper alınmalı ve bu isim de Kayserispor’dan Eren Güngör, Gaziantepspor’dan Danny ya da Emre Güngör olabilir. Her iki kulüple de iyi ilişkileri olan Bordo Mavililer bence bu 3 isimden birini transfer edip Mustafa ve Glowacki’nin de yedek beklemesiyle bu mevkideki açığını kapatabilir. Sol bekte Cech ve Ferhat özellikle ikinci yarıda takıma alıştıkça yeterli olacaklarını gösterdiler, sağ bekte de Serkan ve Celutska kanımca gelecek yıl da bu takımda yer alması gereken isimler. Yani Trabzonspor’un savunması gelecek yıl iyi ve hızlı bir stoperle takviye edilirse Şenol Hoca için bu bölgedeki sorunlar sonlanacaktır.

Orta alana geldiğimizde takımın performansının şekillendiği bölgeyle karşılaşıyoruz. Geçen yıl takımın komutanı Selçuk’un Galatasaray’a gitmesi, Colman ve Alanzinho’nun sene başındaki formsuzlukları ilk yarıda bu bölgede yaşanan sorunların çözülememesine neden oldu. Ancak ikinci yarı özellikle Colman’ın performans artışı takımın daha başarılı olmasını sağladı. Geçtiğimiz yıl Jaja, Yattara ve Engin Baytar’ın üstlendiği hücuma dönük oyuncu rolünü üstlenen Alanzinho’dan başlayalım. Alanzinho ilk yarı pek ortalarda gözükmüyordu ancak özellikle sene sonuna doğru performansını çok iyi bir düzeye çekti. Ona benzer bir performans artışı gösteren Colman’la beraber takımın süper finaldeki kaderini de ellerinde tuttuklarını düşünüyorum. Yeni transferler Volkan ve Adrian’ın bu rolün en azından bir kısmını üstleneceği düşünülüyordu ama ne yazık ki özellikle Volkan tam bir hayal kırıklığı oldu. Seneye de böyle olursa sanırım Sercan’la 5 büyükler dışında Anadolu kulüplerinde yeniden buluşabilirler. Bölgenin en istikrarlı isimleriyse Karşıyaka’dan gelen Aykut ve Zokora oldu. Aykut 17’si ilk 11 olmak üzere 30 maça çıktı ve birkaç yıl içinde Şenol Güneş’in ondan bir Selçuk daha çıkaracağını düşünmeme neden olan bir oyunu var. Zokora ise tecrübesi ve sertliğiyle takımın en kötü oynadığı maçlarda bile farkını hissettirdi ve bence yılın en iyi transferi oldu. İkinci devre başlarken alınan Olcan’da takıma katkıda bulundu ve seneye çok daha faydalı olacağını düşünüyorum. Jebrin, Sercan ve sakat Barış’tan verim alınamadı. Bana göre Jebrin ve Sercan seneye kiralık verilmeli. Barış’ın forma giymeye hazır olacak olmasına rağmen bu mevkiye Alper Potuk gibi genç ve çift taraflı bir oyuncu alınması hem kadro derinliği hem de uzun vadeli planlama açısından iyi olacaktır.

Forvete geldiğimizde takımın en zayıf bölgesiyle karşılaşıyoruz. Peki en zayıf bölge buysa nasıl bu takım ligin en çok gol atan 2. Takımı diye soracak olursanız da 32 gollü Burak Yılmaz’la karşılaşıyoruz. Evet Burak mükemmel bir sezon geçirdi ama Halil, Vittek ve Burak’a partner olarak alınan Henrique’nin forma buldukları 78 maçta sadece 9 gol atması bu mevkideki sıkıntıyı gözler önüne seriyor. Rakipler tüm önlemleri Burak üzerine alınca bu oyuncu hem çok yıpranıyor hem de bazen gereksiz bencilliğe giriyor. Bu bağlamda seneye Burak’a iyi bir partner ve genç bir alternatif alınması şart. Eğer bu transferler yapılırsa futbolunun en iyi dönemindeki Burak daha da başarılı olabilir. Aksi takdirde takım onun ayaklarına bakmaya devam eder ve şanssız bir sakatlık olması halinde bunun altından kalkamaz. Bence takımın Colman ile beraber en önemli iki isminden birisi ve mutlaka daha iyi partnerlerle desteklenmeli.

Trabzonspor’un oyuncu analizini de yaptıktan sonra sıra geldi süper final tahminine. Kanımca süper finalden önce alacağı seyircisiz oynama cezasıyla süper finalde ev sahibi avantajı olmayacak Bordo Mavililer için bu kötü bir haber. Ancak takımın son dönemdeki performansı, önemli bir sakatlarının bulunmaması ve Şenol Güneş faktörüyle bence süper finalde can yakacaklar ve içerde Fenerbahçe’yi yenerlerse Şampiyonlar Ligi biletini almaları hiç de sürpriz olmayacak. Ancak süper finalde ne olursa olsun oturmuş yönetim ve teknik heyetiyle bir stoper ve bir forvet takviyesiyle seneye Galatasaray’la beraber en hazır takım olacaklarını düşünüyorum.

Bilal ERTUĞRUL

3 Nisan 2012

14:42

Read Full Post »

« Newer Posts - Older Posts »