Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Akdenizli Olmak’

NEREDE JEOPOLİTİK AVANTAJLARIMIZ…

Benim neslim ve benden önceki nesiller ilkokul sıralarındayken Sosyal Bilgiler dersinde 4. Sınıftan itibaren başlayan, daha sonra Coğrafya ve Milli Güvenlik derlerinde artarak devam eden, Üniversite sıralarında Siyaset Bilimi kitaplarında son haddine ulaşan bir Jeopolitik Avantaj balonuyla yaşadı. Cennet ülkeme bağlılığı arttırma amacıyla ya da devletin her yaptığını sorgusuz kabul edecek kuşaklar yetiştirmek amacıyla uydurulan bir balondu bu. Halbuki bu ülkeyi ve insanlarını sevmek bu topraklarda doğan herkes için zaten bir zorunluluktu. Hem de öyle oyunlu, göstermelik planlı bir sevgiye de gerek yoktu. Ve nihayet bu balon 2011 yılında iyiden iyiye patladı. Bugün sizlerle bu balonu, nasıl patladığını ve bazı sorunlarla ilgili çözüm önerilerimi paylaşmak için bu yazıyı kaleme aldım.

2011 Türkiye için zor bir yıl oldu. Seçimlerden sonra başlayan, Ramazan ayında artış gösteren terör olayları, son yıllarda alışık olmadığımız kadar şehit verilmesine yol açtı. Bunun arkasından gelen Van Depremi’nin yıkıcı etkisi de sonbaharı hüzünle doldurmaya yetti. Aynı zamanda bölgesel liderliğe soyunan Türkiye’nin yakın komşularında baş gösteren huzursuzluklarda tuz biber oldu.

Avrupa’da komşumuz Yunanistan’ın öncülüğünde başlayan kriz ve sonrasında yaşanan ekonomik, siyasi çalkantılar kötü yılın tamamını doldurdu. Gürcistan ve Ukrayna’da Rusya ile iyice gerilmiş ilişkilerle Kuzey sınırlarımızdaki ülkelerin iç siyasi yoğunluğu, ülkemizde yaşayan Kafkas göçmenleri de düşünüldüğünde hep bir yerden acı verdi bizlere.

Ermenistan’la her geçen gün çözüm yerine çözümsüzlüğe giden ve diğer ülkelerin de karıştığı Sözde Soykırım tartışmaları özellikle yılın son günlerinde artık böyle gitmez, gitmemeli dedirten bir noktaya geldi.

İran üzerinde sallanan Demokles’in kılıcı ve İran’ın aynı tondaki cevabı, Orta Doğu’da başta Yemen’de görülen Şii-Sünni tartışmalarında gözler hep en eski komşu uygarlık İran’a çevrildi. Suriye’de uzunca bir süredir kaynayan kazanın ilk kez dışa taşması ve ülkemize gelen göçmenler, muhalefetin açıkça desteklenmesi, son 10 yılda en yakın müttefik olan Esad’ın kaybı zor günlerin bu yılda devam edeceğinin en açık göstergesi oldu.

Irak’ta Amerika’nın çekilmesiyle başlayan Şii-Sünni çatışmaları, içinden çıkılamayan ve bu sınırlar baki kaldıkça sürecek etnik gerilimler Bağdat’ta çiçeklerin bir süre daha açmayacağına, güneşin bir zamanlar en güzel meyvelerini verdiği bu topraklara bir süre daha uğramayacağına işaret ediyordu.

İsrail’le gerilen ilişkiler, artan İsrail düşmanlığı birkaç yıl önce iki ülke arasında esen rüzgarın terse döndüğünü işaret etmekten öteye gitti.

Mısır, Libya ve Tunus’daki Arap Baharı dalgasından sonra henüz tam dönüşümün yaşanmaması ve özellikle Mısır ile Libya’nın daha uzun vadede bu çıkmazdan çıkamayacağının görülmesi de Jeopolitik avantaj balonunun en büyük patlatıcısı oldu. Peki, hal böyleyken nerede bizim Stratejik Jeopolitik üstünlüklerimiz ve bu balon sürdürülemiyorsa artık biz ne yapmalıyız…

Evet, yıllarca bulunduğumuz bölge, bu bölgenin tarihi gerçekliği göz önünde bulundurulmadan şişirilmiş balonlar artık yok. Bugün Suriye’de dünyanın gözünün önünde kan gövdeyi götürürken buna karşı sözde seslerini yükseltmiş olan Arap liderlerin tamamına yakınının diktatör olması gözlerden kaçmamalıdır. Bu bölgede Türkiye ya demokrasinin sesi olmalı ya da ne şiş yansın ne kebap anlayışını sürdürmelidir. En tehlikelisi arada kalıp ikisinden de az biraz katalım şeklindeki yaklaşımdır.

Türkiye bu tarz bir yaklaşımın sonucunu daha 2 yıl önce arabulucu olduğu Suriye ve İsrail’le olan ilişkilerinde yaşadı. Beşar Esad o gün can kardeşti, sevgili dosttu ama yine diktatördü. İsrail o günde Suriye topraklarını işgal etmiş durumda, Filistin’de yeni yerleşim alanları yapmaktaydı ama onlar da her ne hikmetse görülmüyordu. Ve olan oldu. Rüya bitti, büyü bozuldu. Bugün bakıyorum da bazıları halen dış politik başarıdan bahsediyor. Kendimizi kandırmayalım. Evet bir başarı var artık Türkiye uyandı ve bu uyanış bu bölgede tarihiyle, nüfus avantajıyla bir devin uyanışıdır. Ancak bu uyanış doğru hamlelerle pekiştirilmelidir. Yani aktif dış politika bir fark ama alınmış bir sonuç yok. Bir sonuç almak için de daha kararlı bir dış politikaya yönelmemiz, ülkelerle iyi geçinme hevesiyle bu kaynayan bölgede yarın utanacağımız adımlar atmamalıyız. Ha bir de unutmamalıyız, bu bölgenin avantajı sadece bu bölgenin değerlerine uygun, yeni ama yeni olduğu kadar da bu topraklarda doğan inançlara, özgürlük kavgalarına uygun politikalara sahip olursak olur. Aksi takdirde bakın son 100 yıla nerede Jeopolitik Avantajımız…

Bilal ERTUĞRUL

14 Şubat 2011

17:46

Reklamlar

Read Full Post »

AH BİZ AKDENİZLİLER…

Akdeniz asırlardır medeniyetin beşiği olarak görülen toprakların kavuşmak istediği sevgili denizleri olarak Afrika, Asya ve Avrupa arasında paylaşılamadan dalgalarıyla onlara yeterek yaşayıp gidiyordu. Önce Roma, sonra Osmanlı onun çehresinden çıkıp dünyaya hükmedecekti. İspanya ve Fransa’da onun çehresinden çıkacaktı ama onların dünya hakimiyeti Amerika ve diğer kıtalarda yakaladıkları güçle geliyordu. Daha sonra medeniyet merkezi önce İngiltere sonra da ABD’ye taşındı. Akdenizliler tüm bu süreçte hep beyinlerinden önce kalplerine güvenmişlerdi. Onlar kuzeyli komşuları Germen ya da Slav kavimlerin önce akla inandıkları zamanlarda kalplerine güvenmenin karşılığında önce dünyayı yönetiyor sonra dünya beynin hükmüne girince de bu lirik kahramanlar arka plana düşüyordu. Akdenizlilerin temel özellikleri sıralandığında dünyanın hemen hemen her yerinde ilk akla gelen canayakınlıkları, bazen aşırı da olsa sosyal insanlar olmaları ve çok konuşmaları gelir. Onlara hem o destansı romantikliklerini hem de efsanevi üçkağıtçılıklarını da bu Akdenizli tavrı verir. Yani önce kalbe ve zevke dayanan yaşama anlayışı.

Ancak dünya global bir köy haline gelip, bir ülkedeki en ufak bir sıkıntının diğer ülkeleri etkilemeye başladığı milenyumda bu anlayışla sürdürdükleri ekonomik yapılarının artık sürdürülemeyeceği anlaşıldı. Önce 2001 yılında uzun süredir ciddi yolsuzluk ve kötü yönetilmiş Türkiye ekonomisi iflas ediyor, Türkiye bu iflastan sonra çok ciddi ekonomik programlama ve  siyasi istikrarla çıkıyordu. İktidar değişiyor, Ak Parti 10 yıllık bir tek başına iktidar yolculuğuna çıkarken bir daha eski siyasiler bırakın başbakan ya da bakan olmayı önemli bir kısmı vekil dahi olamayacaklardı. Sürdürülebilir büyüme, siyasi istikrarla beraber Akdenizli olmanın zora düştüğünde var gücüyle kavga etmenin ve de içimizdeki o lirik kahramanın destan yazma yeteneğiyle bizi dünyanın en başarılın ekonomilerinden birisi haline getirdi.

Aradan geçen yıllarda 2009 krizinin etkisiyle açlık ve ciddi ekonomik zorlukların yaşandığı, Akdeniz’in güneyine uzun süredir demirlemiş otokrat rejimlerde sırayla devrileceklerdi. Bu rejimlerin devrilmesinde her ne kadar insanların özgürlük talepleri ve batı desteği önemli rol oynamışsa da pek çok uzmana göre 2009 ve 2010 yıllarında yaşanan ve dünyada gıda fiyatlarının ciddi derecede artmasına yol açan gıda krizi bu ülkelerdeki devrimin başlangıcını oluşturmuştu. Çünkü diktatörler insanları doyurdukları sürece onlara özgürlüğü ve diğer duyguları unutturmuştu ancak o insanlar doymadıkları an işte o an Arap Baharı geliyor ve Tunus, Mısır, Libya’da yönetimler değişiyordu. Bu ülekelerin bundan sonraki süreçlerinde olmak istedikleri ülke olarak tek bir cevap ortaya çıkıyor: TÜRKİYE. Zaten bu devrimlerin başarılı olması bir daha eski karanlık günlerine dönmemeleri için olmaları gereken de o.

Denizimizin güneyinde bunlaryaşanırken kuzeyindeki ülkeler ciddi ekonomik sıkıntılarla boğuşuyordu. Önce Yunanistan, sonra sırasıyla Portekiz, İspanya ve İtalya bu girdaba girdiler. Şimdi de bu denizin etrafında olup krizle tanışmayan tek ülke olan Fransa’yasıranın geldiği açıktan açığa konuşuluyor. Dış borçları, kamu borçları yüksek, bütçe açıkları kritik değerlerde olan daha da önemlisi büyümeleri duran bu ülkelerin en önemli sorunu ürettiklerinden fazlasını tüketmiş olmalarıydı. Yani klasik Akdenizli anlayışıyla Carpe Diem demiş anı yaşamış sonrasını düşünmeden, tasarruf yapmadan dahası istikrarsızlığı istikrar haline getirerek yola devam etmişler ancak yol bir yerde bitmişti. Bu biten yolun son dönüşü borçlanma faizlerinin %7’yi bulmasıydı. Borçlarınma faizleri %7’yi bulduktan sonra da liderlerin istifasına giden yol sonuna kadar açılıyor ve liderler görevlerini bırakıyorlar. Yunanistan’da böyle oldu, İtalya’da böyle oluyor, Portekiz ve İspanya buraya gelmeden dönebildiler ama geldikleri an böyle olacağı garanti.

Peki neden değişiyor bu liderler? Cevap çok basit: İstikrar ve Güven. Piyasalar bu ülkelerde bu faizi gördükleri an güveni kaybediyor, kaybettikleri güvenle beraber halkın da bu yönetimleri bir daha seçmeyeceğini fiyatlıyorlar yani istikrar da gidiyor ve lider Berlusconi gibi o koltuğa tutkalla yapışmış olsa dahi gitmek zorunda kalıyor. Yeni gelen liderler ne mi yapıyor? Aslında Türkiye’nin 2001 sonrası yaptığını. Önce on yıllardır çıkması gereken yasalar alelacele çıkıyor, tasarruf paketleri hazırlanıyor ve onca yılın acısı bir iki yılda çıkarılmaya çalışılıyor. Tabi bu kolay olmuyor. Başbakan’ın kafasına yazar kasa, yumurta atılıyor, liderlerin sağlığı bozuluyor bazen isyana varan toplumsal patlamalar yaşanıyor. Aslında bu tepkide Akdenizlilikten kaynaklanıyor. Hata yaptığını, kendisinin de bu çöküşte suçu olduğunu bilmesine rağmen insanlar cezayı siyasilere kesiyor. İşte bu süreç ne kadar kısa sürer ve ülke ne kadar hızlı istikrar ve güveni yakalarsa ülke o kadar rahat kurtuluyor. Bu noktada herkes Türkiye gibi olmak istiyor. Ama Türkiye olmak da zor bu anlarda. Bunu da önümüzdeki süreçte göreceğiz. Ama şimdiye kadar gördüğümüz resmin tüm özetini Akdenizlilerin yıllardır yapmadıklarını o sıcakkanlılıklarıyla bir kaç yıla sığdırma çabası olarak verebiliriz. Resmin sonunda ortaya Türkiye gibi bir sanat eseri mi yoksa en azından şimdilik Yunanistan gibi bir felaket mi çıkacağı ise Akdenizlilerin ne kadar süre kalplerinden önce beyinlerini dinleyeceklerine bağlı. Ama sonuç ne olursa olsun Akdenizliler en azından Avrupalılara artık o kadar da romantik ve sempatik gelmiyor…O yüzden hepsi bir ağızdan bu ülkelere bağırıyor: “Ah Siz Akdenizliler, Gidin Türklere Bakın ve Onlar Gibi Olup Gelin” diyorlar. Bakalım ne olacağını hep beraber göreceğiz. Şimdilik; Only God Konows…

Bilal ERTUĞRUL

11.11.2011

13:44

Read Full Post »