Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Amerika Birleşik Devletleri’

AMERİKAN RÜYASI İŞTE BÖYLE BİR ŞEY – 1

Amerikan Rüyası Nedir?

Dünya tarihi boyunca uygarlığın merkezi Eski kıtalar olarak kabul edilen Avrupa ve Asya arasında dolaştı durdu. Ta ki 1800’lerden itibaren dünyanın diğer ucunda en genç kıtada bir devlet yükselip 1900’lerde gerçekleşen iki dünya savaşıyla beraber bayrağı devralana kadar. Gözden kaçan uzak sömürgede nasıl olmuşsa olmuş yeni bir medeniyet merkezi kurulmuş ve dahası her ne kadar kıskanırlarsa kıskansınlar eski kıtaların soylu devletleri onu ulaşılmaz olarak görmeye başlamışlardı. Bu yaklaşım halklara da yansıyıp Amerika’da yaşamın ne olduğu, ne gibi değer ve standartlara sahip oldukları üzerine dünya genelinde bir Amerikan Rüyası oluşmasına yol açtı. Peki, neydi bu Amerikan Rüyası? Nasıl bu kadar kısa sürede şanlı kıtaların on bin yılı aşan medeniyet mirasına rağmen onların önüne geçmeyi başarmıştı? Hangi yöntemlere kullanmış neyi farklı yapmıştı da bu Rüya tüm dünyayı kasıp kavurmuştu? İşte bugün bu rüyayı hem de son kahramanı üzerinden anlatmak istiyorum.

Amerika kıtasının keşfi resmi belgelere göre 1492 yılına dayandırılır. Aslında bu bir keşif değil de sadece eski kıtaların yaşlı uygarlığının kendisinden çok uzakta yaşamakta olan genç bir uygarlığın topraklarına ulaşması olarak adlandırılabilir. Bu tarihten sonra Avrupa’nın büyük devletleri hızla bu uçsuz bucaksız yeri kolonileştirmeye başladılar. Ancak buradaki kolonileşme farklı oluyordu. Daha önce bilinen ve hakkında milyonlarca efsane duydukları Afrika ya da Asya’ya toplumun elit kesimi gidip gelirken bu yeni kıtadaki işleri yapmak için toplumun dışlanmış kesimleri ve mahkumlar gönderiliyordu. Ve aslında bu Amerikan Rüyasının başlangıcını oluşturuyordu. Gelen insanlar bir daha dönmemek üzere gelen, mal varlığı anlamında bir hiçtiler ve geldikleri topraklarda hiçbir önemleri yoktu ama onlar burada her şeye sıfırdan başlama şansı yakalamış ve yeni bir yaşam formasyonu ortaya çıkmıştı.

İrlandalılar Güneş Batmayan İmparatorluğun en çok ezilen kesimi olarak geldikleri toprakları yeni yurt belliyorlar, mahkumların bir kısmı yaptığı hatalardan ders alıp sıfırdan başlarken bir kısmı da tüm caniliğiyle kan kusuyor, İtalyanlar Çinliler o dönemlerde ciddi yoksulluk çeken ülkelerinden bu yeni vatana kaçıyordu. Avrupa’nın büyük İmparatorluklarının muhalifleri, azınlıkları bu topraklarda buluşuyor ve herkesin aslında hiçbir şey olduğu ama her an her şey olabileceği yeni bir düzen kurulmuştu. Bu düzen yeni bir şans demekti ve belki de bu şansı yakalayanların çoğu kendi ülkelerinde olsalar ölümden başka bir şeyi hayal dahi edemeyeceklerdi. İşte sıfırdan başlayıp her şey olabilme şansı ya da özgürlüğü Amerikan Rüyasının başlangıcı oluyordu.

Rüyanın devamının gelmesi için buradaki değerlere özgü bir devlet ve Avrupalı devletlerle koparılması gereken yönetimsel bağlar kalıyordu. George Washington önderliğinde bunu başardıklarında yeni devletlerinin yönetim şekline demokrasi diyorlardı. Demokrasi ve Özgürlük Amerikan Rüyasının devamını getiriyorlardı.

Evet dünyanın dört bir yanında ezilen, kendi toplumlarında yaşam şansı olmadığına inanan yani “0” olarak görülenlerin herkesin kendileri gibi olduğu, eşit ve özgür bir ülkede yaşama ve bu ülkede inanılmaz refah düzeylerine çıkma rüyasının adı Amerikan Rüyası oluyordu. Asırlar geçtikçe bu özgür düşünce ortamında yer almak için ülkelerin daha elit kesimlerinden insanlar geliyor ve bu bin uluslu devletin vatandaşları Amerikalı olarak tasvir ediliyordu. Amerikalı kökeni farklı, dini farklı ama bir şekilde bu rüyaya bulaştığı andan itibaren Amerikalı olanların genel adıydı bu. Bu adın altında yüzlerce efsane çıkıyordu. Türk asıllı, Çin asıllı, İrlanda, İtalya, Kore, Singapur, Kenya, Endonezya asıllı ama hepsi o asıllarında “0” iken burada yani Amerikan kimliği altında “1” olmayı başarmışların öyküleriyle Amerikan Rüyası 20. Yüzyıl sonlarında bir efsane halini alıyordu.

Tam efsane dağılıyor, Amerika süper güçlüğünü kaybediyor, artık yeni güçler çıkıyor derken son 2 haftada Amerikan Rüyasının son kahramanıyla bu söylentiler en azından belli bir süre için kesildi. Çünkü son kahraman baba ve annesi olası yeni süper güç adayından kaçıp Amerika’ya gelmiş, defalarca sıfır kabul edilmesine rağmen şans bulunca yaptıklarıyla belki de yılın adamı oldu. Çünkü bu olay ve bu çocuk gösterdi ki Amerika değerleri ve dünyanın dört bir yanından gelip tek üst kimlikte buluşmuş Amerikan halkıyla kolayca yıkılmayacak bir Rüya oluşturdu. Amerika silahlanma da, ekonomi de, sporda her şey de geriye düşebilir ama bu Rüya var olduğu sürece en azından zihinler ve ufuklar üzerinde tek süper güç olacağı kesin.

İşte bu yeni Amerikan Rüyasının başrolünde sıska bir Çin asıllı çocuk Jeremy Lin yer alıyor ve onun hikayesi her anıyla tam da Amerikan Rüyasını anlatıyor. Bu yazının devamında ondan ve öyküsünden bahsedeceğim. Ve neden bu rüyanın kolayca bitirilemeyeceğine değineceğim.

Bilal ERTUĞRUL

16 Şubat 2012

18:05

Reklamlar

Read Full Post »

ŞUBAT ORTASI KÜRESEL EKONOMİ ANALİZİ…

BÜYÜK BABALAR NE ALEMDE?

Bu serinin ilk iki yazısında genel olarak Ocak 2012 itibariyle dünyadaki ekonomik durum, IMF ve Dünya Bankası raporları, gelişmekte olan ülkelerin durumları ve neden benim için bu krizden çıkmanın tek yolu olduklarını aktardım. Bu yazımda ise spesifik olarak ülkelerin durumları ve kanımca yapmaları gerekenleri ele alacağım.

Öncelikle artık resmi olarak dünyanın en büyük 2. Ekonomisi olarak adlandırılabilecek Çin’e değineceğim. Çin’in önünde iki seçenek var: Ya Çin bu yıl bir geçiş döneminde olduğu bilinciyle gelişmekte olan ülke ekonomik anlayışından gelişmiş ülke olmaya doğru ilerleme sağlayacak, ithalat artacak, büyüme düşecek ama iç tüketim kontrol edilemezse içerdeki genişlemenin doğuracağı bir balon büyüme Çin’i uzun vadede zor durumda bırakabilir. Bu yıl Çin para birimi Yuan’ın da az da olsa değerlenmesine izin verip dış ticaret avantajını azaltacak. Ama Çin’in u geçiş dönemindeki en büyük sorunu iç tüketim planlaması olacak ve belki de bu planlamanın boyutu önümüzdeki 10 yılın dünyadaki ekonomik büyüme üzerinde en etkili değişken olacak. Çünkü ABD ve Avrupa krizden çıksalar dahi tüketimleri en azından krizin psikolojik travması geçene kadar düşük seyredecektir. Bu durumda dünya için yeni bir alıcı gerekmektedir ve bu da Çin’den başkası değildir. Yani bugüne kadar Çin’den tüketen batı, Çin’in tüketmesini isteyecek ve bu da ister istemez yaklaşık 30 yıldır belirlenmiş rollerin terse dönmesi olacak. Bakalım Çin bunu yapacak mı? İlk 6 hafta itibariyle Çin’in bildiği yolda devam edeceğine dair işaretler alsak da henüz yılın çok başındayız ve gelişmekte olan ülkelerde beklenen tüketim yavaşlamaları görülmedi. Umarım bunlar görülmeden daha yüksek refahlı bir dünya için Çin’in politikası bu yeni konumuna uygun hale getirilir.

2012 içerisinde Fransa, ABD, Rusya seçim yılında ve bu ülkelerde harcamalar artacaktır. Sadece Fransa’da seçim erken Nisan ayında yapılacak ve o zamana kadar Sarkozy’nin muslukları kapatmayacağına neredeyse eminim. Şu anda anketlerde önde görülen Sosyalist Aday Fransuva Holland’ın özellikle sosyal kesintilere yönelmeyeceğini belirtmesi de Fransa’nın en azından iç talebi canlı tutarak yılı geçirmeye çalışacağını gösteriyor. Burada asıl önemli olan Yunanistan’daki çabalar boşa gider ve borç krizi tekrar baş ağrıtırsa Fransa’nın bundan nasıl etkileneceğidir. Ve kanımca Avrupa Merkez Bankası tarafından Aralık ayında yapılan para enjeksiyonuyla yapıları güçlendirilen bankaların temelde yer aldığı Fransız Finans sistemi bir önceki yıla göre olası bir krize çok daha hazır.

Amerika Birleşik Devletleri’nde Merkez Bankası FED uzunca bir süredir düşük faiz politikasıyla istihdamı ve büyümeyi destekleyici politika izliyor. Bizdekinin aksine FED’in Genel Fiyat Seviyesi yani enflasyon dışında işsizlik ve istihdama yönelik görevlerinin olduğu ABD’de bu politikaya paralel gelen veriler özellikle dünya piyasalarının Ocak – Şubat başı performanslarındaki olumlu havayı açıklamaya yetiyor. ABD için asıl sorun seçim yılında artması muhtemel harcamalar, sosyal güvenlik reformuyla kamu bütçesine yüklenen yükün bu yıl ilk kez ciddi bir aktör olacak olması ve düşük faiz politikasının doğuracağı olası enflasyona karşı nasıl mücadele edileceğidir. FED son yaptığı açıklamalarla mevcut politikasını en azından 2014’e kadar sürdüreceğini belirtip enflasyonu bir risk olarak görmediğini teyit etti. Eğer dedikleri gibi olursa sorun olmaz ve ABD lokomotifli dünya ekonomisi ciddi sorunlarla uğraşmayı beklediği 2012’yi hayal dahi etmediği şekilde az da olsa büyümeyle kapatabilir. Ancak tersi olursa o zaman Obama’nın Kasım ayında seçilmesi de, FED Başkanı Bernanke’nin yeni seçilecek bir Cumhuriyetçi Başkan’ı ikna etmesi de çok zor olacaktır.

Japonya 30 yılı aşkın ihracat temelli büyümeyle sürdürdüğü ekonomik performansını geçen yıl gelen dış ticaret açığıyla sonlandırdı. Çin’in yükselişinden önce dünyanın en önemli ikinci ekonomik gücü olan Japonya’nın geçen yılki düşüşünde Bahar başında gerçekleşen Tsunami ve Deprem felaketi, bu felaketin belli üretim bölgelerindeki üretimi önemli bir süre için imkansız hale getirmesi yattı. Ancak lüks tüketim ve katma değeri yüksek mal üretiminde halen dünyanın en iyisiler ve son yıllarda bu ürünlerin dünya üzerindeki tüketim artışı düşünüldüğünde bir – iki yıla tekrar eski rotaya döneceklerdir. Kim bilir belki Deprem felaketi 2000’li yılların başından beri üzerindeki ölü toprağını atamayan ve gelişmekte olan ülkelerle farkı kapanan Japonya için gerçekten krizden bir fırsat çıkarma şansı olabilir. Bunu bize zaman gösterecek ama o zamanın ne kadar süre içereceğine Sam Amca merkezli global ekonomideki trend karar verecek.

Rusya ekonomisi belki de dünyanın en dışa bağımlı ekonomisi olmayı bu yılda sürdürecek. Petrol ve doğalgaz zengini ülke dünya tahıl ticaretinin de önemli bir kısmına ev sahipliği yapıyor. Dünyada işler yolunda gidip, üretim artar ve enerji ihtiyacı yükselirse yükselen enerji fiyatlarıyla ekonomileri uçuyor ama aksi takdirde başkaları 1 etkilenirken onlar birkaç misli etkileniyor. Anlayacağınız son zamanlarda özellikle sosyal medya üzerinden örgütlenen ve her geçen gün güçlenen Genç Muhalif kanada ABD destekli maşa yakıştırması yapan Putin’in Sonbahardaki seçimlerde koltuğunu geri alması için ABD’de işlerin şu anki gibi yolunda gitmesine dua etmesinden bir çare yok. Aksi takdirde enerji fiyatları düşerse Rus stepleri, Arap çölünden sonra karışmaya en muhtemel alan olarak görülüyor. Yani ABD iyi gider, Obama kazanırsa hem Çin mevcut politikasını sürdürerek büyüyecek hem de Putin petrol ve doğalgazdan gelen milyar dolarların desteğiyle kazanacak. Yani 3 ülkenin kazanması da kaybetmesi de halen Sam Amca’ya bağlı.

Durumu hem Sam Amca’nın hegemonyasındaki dünya ekonomisi hem de Sarkozy’nin boynundaki Yunanistan’a bağlı olan ülkeler ise Almanya ve İngiltere olarak görülüyor. Her iki ülkenin de gerek finansal sistemi gerekse de ekonomik performansları normal şartlar altında iyi olarak bekleniyor. Ama olası Yunanistan endeksli Avrupa Borç Krizi hortlaması ya da ABD merkezli dünya ekonomisinde kötüleşme İhracatçı Almanya’yı da eski güneş batmayan imparatorluğu da kötü etkiler. Her iki ülkenin de finansal sistemleri 2008-2009 sürecine göre olası krizlere daha hazır olsa da gelen sel herkesi alıp götürürse onları kenarda bırakmaz.

Bunların dışında gelişmekte olan ülkeler arasında Çin’den sonra en önemli ekonomik aktör olan Hindistan’ın da durumu ilgi çekici. Çin’den sonra dünyanın en kalabalık ülkesi olması sebebiyle ciddi bir iç talebe sahip Hindistan henüz Çin’in vermesi gereken Gelişmekte olan ülkeden gelişmiş ülke olma kararı aşamasında değil ama onlar da özellikle katma değeri yüksek ürünlerin ve alternatif finans aktivitelerinin merkezi olarak o aşamaya yaklaşıyorlar. Hindistan Ocak ayında muazzam karşılıkları indirdi, parasının değerini düşük, tüketimi yüksek tutma sinyali verdi. Bu bağlamda onlarında ihracat ve dış satış odaklı olacakları yani dünya ekonomisinin iyi gitmesine bağlı oldukları görülüyor.

Evet, Şubat ortası itibariyle dünyanın en önemli ekonomik aktörlerinin durumu bundan ibaret olarak görülüyor. Görüldüğü gibi dünya 90’lardan sonra girdiği küreselleşme süreciyle artık en azından ekonomik aktivite ve bağımlılık olarak bir köye dönmüş durumda. Ve bu köyde halen ipler köyün şefi Sam Amca’nın elinde. Eğer ondaki düzelme ve iyi gidiş devam ederse en azından ilk iki çeyrekte sorun gözükmüyor ama olurda o motoru bozarsa o zaman vay bu köyün haline…

Bilal ERTUĞRUL

16 Şubat 2012

00:15

Read Full Post »