Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Amerikan Rüyasının temelleri’

AMERİKAN RÜYASI İŞTE BÖYLE BİR ŞEY – 2

Jeremy Lin Efsanesi

Jeremy Lin ya da Çin kaynaklarında geçen aslıyla Lin Shu Hao 23 Ağustos 1988’de ABD’de California’da Taiwan ve Çin asıllı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Hıristiyan azınlığın özellikle belli dönemlerde dışlandığı Çin’de üstüne üstlük Tayvan’da yaşayan Lin ailesi 80’lerde Amerika’ya göçmüş ve Lin de burada dünyaya gelmiş. Hikayenin başlangıcı Amerikan Rüyasının başlangıcına uyuyor. Kendi ülkesinde zor şartlar altında kalan bir aile yeni bir yaşam umuduyla Amerika’ya gelir ve sıfırdan başlayarak çalışır.

Çocukluğunu Asyalı nufusun yoğun olduğu Los Angeles’da geçiren Lin’den beklenen de tıpkı diğer Asyalı çocuklar gibi derslerinde başarılı olması ve muhtemelen iyi bir programlamacı olarak dünyanın önde gelen şirketlerinin yer aldığı kuzeydeki slikon vadisinde iyi bir pozisyonda yer bulmasıdır. O da buna uyar derslerinde gayet başarılıdır ama için de silmek istemediği bir hayali vardır: Bir Asyalı olarak dünya basketbolunun zirvesi kabul edilen NBA’de başarılı olmak. Ama henüz mahalle arasındaki sahalarda oynanan maçlarda bile Asyalı olması yani Masa Tenisi ve birkaç spor dışında hiçbir alanda başarılı olmayacağı yüzüne vurulur. Ama o inatla çalışır ve Allah vergisi zekasının yardımıyla bir süre sonra kendisini kabul ettirir.

Lise zamanı geldiğinde Palo Alto Kolej’ine gider. Derslerindeki başarısını salonlara da yansıtır ve son yılında okulunu Eyalet şampiyonluğuna taşır. Ancak bu onun Asyalı olup basketbol oynayamayacağı hakkındaki önyargıları yıkmasına yetmez. Eyalet şampiyonluğunun mimarı olarak hiçbir üniversiteden Spor bursu alamaz ama yine de yılmaz. Onun ki kadere isyan değil tam aksine içindeki inançla açıklanacak ve elbet zamanı gelecek dedirten bir azimdir.

Spor bursu alamayınca notlarının yardımıyla Harvard gibi dünyada neredeyse her öğrencinin hayallerini süsleyen, 10’a yakın ABD Başkanı çıkarmış, diğer alanlarda verdiği mezunlarla dünyanın en iyi akademik kurumu kabul edilen bir üniversiteye burslu kabul alır. Ekonomi okuyan bu cılız Asyalı çocuk burada da tek aşkı basketbolu sürdürür ve Harvard tarihinin en iyi basketbolcusu olarak 4 yıl sonunda Ekonomi gibi zor bir alandan 4 üzerinden 3,40 gibi çok güzel bir ortalamayla mezun olur. 2010 Draftında onun üniversite basketbol kariyerine sahip her hangi bir siyah ya da beyaz oyuncu kolayca 60 kişilik draft listesine girecekken bu Asyalı çocuk yine küçük görülür ve draft edilmez. Çevresindekiler tam da onun artık başarılarla dolu olması sadece aldığı diplomadan dolayı bile garanti olacak olan kariyerine başlayacağını düşünürken o yine vazgeçmez.

Dedim ya onun ki her yok sayıldığında ben buradayım, her küçük görüldüğünde biraz daha büyüme azmidir diye işte bu azimle Draft edilmemiş bir oyuncu olarak Golden State Warriors takımının kadrosuna dahil edilir. Aslında California kulübü bu hamleyi tamamen bölgenin Asyalı etnisitisini göz önünde bulundurarak alır ve onu bir pazarlama aracı olarak kullanır. Salonda ise ona şans verilmez. Çaylak sezonunda NBA’in en kötü takımlarından birisinde oynamasına rağmen şans bulamaz ve sene sonunda sözleşmesi feshedilir. Ana ülkesi olan Çin’den birkaç teklif alır ama o NBA’de onu kabul etmeyen basketbol dünyasına ne kadar yanıldıklarını göstermek için yine yıkılmaz. 2012 sezon başlangıcında Houston Rockets takımı onu kadrosuna dahil eder ve bir hafta bile şans tanımadan yine yollanır. Kendisinde var olduğuna inandığı tüm yeteneklere ve fırsat bulduğu her an bunları göstermesine rağmen sürekli ezilir ve bir kenara atılır.

Ancak dedim ya inanılmaz inatçıdır ve kendisine o kadar güvenir ki ülkenin en büyük marketinin takımı olan New York Knicks kadrosuna dahil olur. Orada da ilk başlarda ona inanılmaz ve geliştirme ligine yollanır. Tam da kadrodan bir kez daha yollanmasına bir hafta kala Koç D’Antoni 4 farklı isim kullandığı oyun kurucu mevkisinde bir türlü aradığını bulamaz ve sezon başında büyük beklentilerle kurulan takımdan kovulması bir telefon zili kadar yakınlaşır. İçerde ve dışarıda yuhalanan takım sezonun en büyük hayal kırıklığı olmaya doğru dörtnala gitmektedir. İşte tam bu sırada bu kadere sonuna kadar inanmış Asyalı çocuğun kaderi yüzüne güler ve Koç onu sahaya sürer. O sürüşten bu yana 7 maç geçti ve ilk 23 maçında sadece 8 galibiyet alıp Play-Off’un gerisine düşen takım tüm maçlarını kazandı. Kariyer başlangıç rekorlarını kıran Lin artık sadece Amerika’yı değil dünyayı kasıp kavuran bir Linsanity fırtınası başlatır. Takımı bugün onun için basın toplantıları düzenliyor, milyonlarca kişi bu modern külkedisi masalının nasıl süreceğine bir an bile olsa şahit olmak için can atıyor. Yuhalanan takım artık manşetlerden inmiyor ve o çocuk halen başarının takıma, kendi payının ise yolculuğu boyunca inandığı Tanrı’ya ait olduğunu belirtip yüreklerdeki yerini daha da ayrıştırıyor. Bu günlerde Amerika’da, Çin’de ve dünya spor basınında herkes onu konuşuyor. Gazeteler günlerdir onun fotoğraflarıyla sürmanşet çıkıyor ve Amerikan Rüyası bir kez daha gerçekleşiyor.

Evet hayatı boyunca yok sayılan, küçük görülen New York’ta kalacak yeri olmayınca arkadaşının evinde kanepede uyuyarak yaşamını sürdüren bu çocuk bugün Amerika’nın bir numaralı konu başlığı ve Başkan Obama dahil herkes onu konuşuyor. Amerika neden bir kültürel dev olduğunu onun üzerinden yaptığı pazarlamayla gösterirken, ABD’nin önüne geçecek denilen Çin’den kopup gelmiş bu çocuk Amerikan Rüyası’nın ne denli güçlü bir rüya olduğunu bir kez daha gösteriyor. Evet bugünlerde çoğunuz Amerika’yı ve onun değerlerini sevmiyor olabilirsiniz ama kabul etmek lazım ki Amerika bu rüyaları gerçekleştirdiği, kadere inanan “0”lar “1” olduğu ve arkasına milyonlarca sıfırı aldıkça bu rüya yıkılmaz. Dünyanın dört bir yanında dışlanmış, imkan bulamamış insanlar yeniden doğuş için bu topraklara aktıkça daha da acısı kendi ülkeleri onlara bu parlama şansını vermedikçe de bu rüya daha yüzlerce milletin, kültürün katılımıyla genişler ve kim bilir belki bir gün Dünya Köyü’de bu topraklardaki özgürlük, inanç ve başarı üçgeninde kurulur.

Bilal ERTUĞRUL

16 Şubat 2012

22:14

Reklamlar

Read Full Post »

AMERİKAN RÜYASI İŞTE BÖYLE BİR ŞEY – 1

Amerikan Rüyası Nedir?

Dünya tarihi boyunca uygarlığın merkezi Eski kıtalar olarak kabul edilen Avrupa ve Asya arasında dolaştı durdu. Ta ki 1800’lerden itibaren dünyanın diğer ucunda en genç kıtada bir devlet yükselip 1900’lerde gerçekleşen iki dünya savaşıyla beraber bayrağı devralana kadar. Gözden kaçan uzak sömürgede nasıl olmuşsa olmuş yeni bir medeniyet merkezi kurulmuş ve dahası her ne kadar kıskanırlarsa kıskansınlar eski kıtaların soylu devletleri onu ulaşılmaz olarak görmeye başlamışlardı. Bu yaklaşım halklara da yansıyıp Amerika’da yaşamın ne olduğu, ne gibi değer ve standartlara sahip oldukları üzerine dünya genelinde bir Amerikan Rüyası oluşmasına yol açtı. Peki, neydi bu Amerikan Rüyası? Nasıl bu kadar kısa sürede şanlı kıtaların on bin yılı aşan medeniyet mirasına rağmen onların önüne geçmeyi başarmıştı? Hangi yöntemlere kullanmış neyi farklı yapmıştı da bu Rüya tüm dünyayı kasıp kavurmuştu? İşte bugün bu rüyayı hem de son kahramanı üzerinden anlatmak istiyorum.

Amerika kıtasının keşfi resmi belgelere göre 1492 yılına dayandırılır. Aslında bu bir keşif değil de sadece eski kıtaların yaşlı uygarlığının kendisinden çok uzakta yaşamakta olan genç bir uygarlığın topraklarına ulaşması olarak adlandırılabilir. Bu tarihten sonra Avrupa’nın büyük devletleri hızla bu uçsuz bucaksız yeri kolonileştirmeye başladılar. Ancak buradaki kolonileşme farklı oluyordu. Daha önce bilinen ve hakkında milyonlarca efsane duydukları Afrika ya da Asya’ya toplumun elit kesimi gidip gelirken bu yeni kıtadaki işleri yapmak için toplumun dışlanmış kesimleri ve mahkumlar gönderiliyordu. Ve aslında bu Amerikan Rüyasının başlangıcını oluşturuyordu. Gelen insanlar bir daha dönmemek üzere gelen, mal varlığı anlamında bir hiçtiler ve geldikleri topraklarda hiçbir önemleri yoktu ama onlar burada her şeye sıfırdan başlama şansı yakalamış ve yeni bir yaşam formasyonu ortaya çıkmıştı.

İrlandalılar Güneş Batmayan İmparatorluğun en çok ezilen kesimi olarak geldikleri toprakları yeni yurt belliyorlar, mahkumların bir kısmı yaptığı hatalardan ders alıp sıfırdan başlarken bir kısmı da tüm caniliğiyle kan kusuyor, İtalyanlar Çinliler o dönemlerde ciddi yoksulluk çeken ülkelerinden bu yeni vatana kaçıyordu. Avrupa’nın büyük İmparatorluklarının muhalifleri, azınlıkları bu topraklarda buluşuyor ve herkesin aslında hiçbir şey olduğu ama her an her şey olabileceği yeni bir düzen kurulmuştu. Bu düzen yeni bir şans demekti ve belki de bu şansı yakalayanların çoğu kendi ülkelerinde olsalar ölümden başka bir şeyi hayal dahi edemeyeceklerdi. İşte sıfırdan başlayıp her şey olabilme şansı ya da özgürlüğü Amerikan Rüyasının başlangıcı oluyordu.

Rüyanın devamının gelmesi için buradaki değerlere özgü bir devlet ve Avrupalı devletlerle koparılması gereken yönetimsel bağlar kalıyordu. George Washington önderliğinde bunu başardıklarında yeni devletlerinin yönetim şekline demokrasi diyorlardı. Demokrasi ve Özgürlük Amerikan Rüyasının devamını getiriyorlardı.

Evet dünyanın dört bir yanında ezilen, kendi toplumlarında yaşam şansı olmadığına inanan yani “0” olarak görülenlerin herkesin kendileri gibi olduğu, eşit ve özgür bir ülkede yaşama ve bu ülkede inanılmaz refah düzeylerine çıkma rüyasının adı Amerikan Rüyası oluyordu. Asırlar geçtikçe bu özgür düşünce ortamında yer almak için ülkelerin daha elit kesimlerinden insanlar geliyor ve bu bin uluslu devletin vatandaşları Amerikalı olarak tasvir ediliyordu. Amerikalı kökeni farklı, dini farklı ama bir şekilde bu rüyaya bulaştığı andan itibaren Amerikalı olanların genel adıydı bu. Bu adın altında yüzlerce efsane çıkıyordu. Türk asıllı, Çin asıllı, İrlanda, İtalya, Kore, Singapur, Kenya, Endonezya asıllı ama hepsi o asıllarında “0” iken burada yani Amerikan kimliği altında “1” olmayı başarmışların öyküleriyle Amerikan Rüyası 20. Yüzyıl sonlarında bir efsane halini alıyordu.

Tam efsane dağılıyor, Amerika süper güçlüğünü kaybediyor, artık yeni güçler çıkıyor derken son 2 haftada Amerikan Rüyasının son kahramanıyla bu söylentiler en azından belli bir süre için kesildi. Çünkü son kahraman baba ve annesi olası yeni süper güç adayından kaçıp Amerika’ya gelmiş, defalarca sıfır kabul edilmesine rağmen şans bulunca yaptıklarıyla belki de yılın adamı oldu. Çünkü bu olay ve bu çocuk gösterdi ki Amerika değerleri ve dünyanın dört bir yanından gelip tek üst kimlikte buluşmuş Amerikan halkıyla kolayca yıkılmayacak bir Rüya oluşturdu. Amerika silahlanma da, ekonomi de, sporda her şey de geriye düşebilir ama bu Rüya var olduğu sürece en azından zihinler ve ufuklar üzerinde tek süper güç olacağı kesin.

İşte bu yeni Amerikan Rüyasının başrolünde sıska bir Çin asıllı çocuk Jeremy Lin yer alıyor ve onun hikayesi her anıyla tam da Amerikan Rüyasını anlatıyor. Bu yazının devamında ondan ve öyküsünden bahsedeceğim. Ve neden bu rüyanın kolayca bitirilemeyeceğine değineceğim.

Bilal ERTUĞRUL

16 Şubat 2012

18:05

Read Full Post »