Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Anadoluyu sevmek’

Her köşen cennet derlerdi ya pek de öyle değilmiş
Hani pınarların varmış çağlayan,
Heybetli dağların diyar-ı şahmeran
Uçsuz bucaksız ovaların,
Yamaçları dolduran kır çiçeklerin miski amber kokan
Adına destanlar yazdıran Koçyiğitlerin
Çok uzaklarda kalmış
Gezdim, gördüm, sularından kana kana içtim
Sonra durdum düşündüm
Harbiden öyle miydi
Harbiden sırf dağa, taşa mı koşardı sevdalıların
Oysa gördüklerim bunlar değildi
Bucak bucak, köy köy gezerken koynunda
Acılar gördüm dilsiz,
Silinmemiş göz yaşlarının suladığı topraklarında
Sevdalar gördüm yarım yamalak
Kavuşamamış aşıklar avunup duran koynunda
Analar gördüm yüreği sımsıcak
Evlatlarını dört bir yanına savurduğun analar
Kimsesiz mezarlar gördüm
Sessiz sedasız huzru sende bulan
Nice yangınlar geçirmiş, talan edilmiş ormanlar
Kurumuş sular, onlara hasretinden çatlamış topraklar
Dervişlere, yolculara rast geldim
Yolunu bulmak için önce onu kaybeden divane erenlere
Kara kuru çocuklara bir de
Açlığa şükreden, her şeyde hikmet bulan insanlarına
O kadar çoraklaşmış, o kadar yalnız kalmışsın ki
Oturup ağlayasım geldi
Belki gözyaşlarım kurumuş pınarlarını geri getirirdi
Yüreğim sızladı, kalakaldım olduğum yerde
Ve dedim ki kendime
Keşke…
Keşke dağının, taşının heybetini seveceğimize
Sırf yurt olduğun için sevseydik seni
Kucak açtığın, bunca öksüze
Bunca vatansıza yettiğin için sevebilseydik seni
Keşke paramparça olmuş yüreklerimize merhem olduğun
Her yeni doğan gününle,
İçimize saldığın umut için sevebilseydik seni
Keşke sırf sevilmeyi hak ettiğin için sevebilseydik seni
Keşke sadece sevebilseydik seni…

7 Aralık 2014
12:13

Reklamlar

Read Full Post »

MACERADIR…

Son günlerde neredeyse her saat dinlediğim bir şiir var: Yılmaz Erdoğan’ın seslendirdiği Maceradır şiiri. Van depremi için Şişli Belediyesince düzenlenen Türkülerimiz Van İçin etkinliğinde söylemiş. İnanılmaz bir şiir. Zor zamanlarımızda yaşadıklarımıza, sırf daha mutlu yarınlar için canından olanlara, dışlananlara bakınca düşüncelere dalmama sebep oluyor. Gerçekten Macera mıdır bir ülkeyi sevmek? Hele de Türkiye gibi bir ülkeyi sevmek. Bugün biraz bu konu üzerinde durmak istiyorum.

Öyle bir ülke düşünün ki medeniyetin doğduğu topraklarda kurulmuş olsun. Eldeki verilere göre yazının ilk kullanıldığı, ateşin bulunduğu, medeniyetlerin asırlarca bir o yana bir bu yana göçüp gidenler üzerinden bir parça bıraktığı topraklarda. Dinlerin merkezlerine olabildiğince yakın, onların serüvenlerinde mihenk taşlarına sahip olan topraklarda. İlahi dinler dışında Uzak Doğu dinleri hariç Avrupa’nın Asya’nın tüm Pagan inançlarının oluşturulduğu topraklarda. Bilimin medeniyeti İyonya’lı alimlerin, insani değerlerin, dünya insanlığının pirleri Mevlana, Yunus Emre gibi nice pirlerin ayak bastığı, yurt edindiği topraklarda. Medeniyetin yüzyıllardır yurt edindiği topraklarda kurulmuş olsun. Ama gelin görün ki onu sevmek hele de bedel ödemeden sevmek maceradan öteye olmasın. Sahi siz de düşünüyor musun bunları? Hani arada isyan edip alıp başınızı gitmek istediğiniz zamanlarda…

İşte bu düşünceler içerisindeyken, bu ülkeyi neden sevdiğimi, onca sıkıntısına derdine rağmen neden ruhumun derinliklerinde bir yerde ondan ötesini düşünmediğimi anlamama yardımcı olan bir şair çıkageldi. Ahmed Arif… Aslında uzun yıllar önce henüz 10’lu yaşların başındayken duymuştum ilk onun adını. Yılmaz Erdoğan’ın seslendirdiği Ankara şiirinde Ustam diye hitap ettiği bir şiirde duymuştum. Üniversiteye kadar ders kitaplarımda onlarca şaire yazara rastlamış, kimisini merak edip araştırmıştım da. Ancak Ahmed Arif belki de memleketi birilerinden çok sevdiğinden yer almamıştı o Talim ve Terbiye Kurulu patentli kitaplarda. Hâlbuki şu dizeler nasıl yer bulamamıştı o kitaplarda…

Gör, nasıl yeniden yaratılırım, Namuslu, genç ellerinle.

Kızlarım, Oğullarım var gelecekte,

Her biri vazgeçilmez cihan parçası.

Kaç bin yıllık hasretimin koncası,

Gözlerinden, Gözlerinden öperim,

Bir umudum sende, Anlıyor musun ?…

Evet, Üstat Anadolu şiirinde bazen hepimizin düştüğü bu memleketi neden sevdiğimizi ya da sevmek zorunda olduğumuzu, üstlendiğimiz yükü böyle anlatıyordu ama ne yazık ki bu ülkenin onlarca genç kuşağı bu satırları duymadan memleketi kuru kalabalık laf dizeleriyle sevmeye çalışıyordu. Tekrardan başa dönelim. Evet, severim bu ülkeyi, Anadolu’yu. Her karış vatan toprağı. Hiçbir çıkarın, hiçbir hain emelin ve kuru laflarla bile değerinden hiçbir şey kaybetmeyecek olan vatanın sevdası sebepsizdir. Nedensizdir ve aslında hükümsüz olmalıdır. Ancak ne yazık ki uzun bir zamandır memleket sevmek, sevmeyi bırakın bir memleket istemek bile macera bu topraklarda…

Nasıl maceradır kardeşim, işte isteyen istediği kadar seviyor derseniz ki demekte de sonuna kadar özgürsünüz, o zaman bu vatan için toprak altında yatanlara bakın derim. Sırf daha güzel bir yarın için prangalar eskitenlere bakın. Hani şu yatağınızda rahatça uyurken demir parmaklıkların neden halen bu memleketin en güzel şarkılarında vazgeçilmez olduğuna bakın. Bir de şu vatan için neler yaptığımıza bakın. Cennet vatanın dört bir yanında akan gözyaşları, durmayan kan, uslanmayan akıllara ve hani şu bizi bizden çok sevdiği için yananlara. Artık bu ülkeyi sevmek acıyı bal eylemenin ötesinde olmalıdır. Artık bu ülkeyi sevmek benim gibi sevmiyorsan ÇEK GİT demenin ötesine geçmelidir. Ve artık bu millet uzunca bir süredir uyuduğu uykudan uyanmalıdır. Dedim ya bu topraklarda yaşarken bu toprakları sevmek bir seçim değil yükümlülüktür. Ve emin olun her yükümlülük neresinden bakarsanız bakın en büyük maceradır. Hele bu ülkeyi niye sevdiğini anlamamış olanlara, bunu anlatmak, can vermeden, doğmamış çocuğunu görmeden, sabah okula giden küçük bir kız çocuğunun “Baban nerede” diye sorulara maruz bırakmadan yapabilmek ne derseniz deyin maceradır.

Bu güzel toprakların karşılıksız sevildiği, karşılıksız sevenlerin de en az karşılık bekleyenler kadar sevildiği ve anlaşıldığı günlerde buluşmak dileğiyle… O zamana kadar ben bir maceradayım ararsanız en yakın toprağı avuçlayıp koklayın, o zaman anlarsınız…

Bilal ERTUĞRUL

28 Mart 2012

21:03

Read Full Post »