Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Beşiktaş’

GÜNDEME DAİR – 3…

GÜNDEME DAİR – 3…

MEMURLAR VE GENEL OLARAK EKONOMİK YANSI(MA)MA…

Gündeme dair yazı dizimin ilk iki yazısında özellikle son 1 ayda çok konuşulan, 29 Mayıs tarihli mahkemeye doğru daha da yoğunlaşacağını düşündüğüm Aziz Yıldırım’ın tutukluluğu, Cemaat ve Fenerbahçe camiası arasında oluşmaya başladığı iddia edilen kavga üzerine fikirlerimi sizlerle paylaştım. Bu konu dışında özellikle dün yaşanan grev ve eylemlerle bir kez daha gündemin ilk sırasına oturan Memur maaşlarına zam ve genel olarak ekonomik performansın halka yansı(ma)ması üzerine fikirlerimi bildireceğim.

Geçtiğimiz hafta Türkiye eski ama uzun zamandır görmediği bir dostu yeniden gördü: Memurların Toplu Görüşme Haberleri ve Eylemler… Evet, Türkiye memurlarla hükümet arasındaki zam görüşmelerini her iki yılda bir görür, konuşur, az bir süre de olsa tartışırdı. Ama memurların masadan kalkması, eylem ve grev çağrısı yapması gibi hareketler en son rahmetli Bülent Ecevit döneminde yani ekonomik kriz döneminde görülmüştü. Ak Parti döneminde Cumhuriyet Mitingleri ya da çeşitli insan hakları mitingleri yapıldı yapılmasına ama direkt olarak ekonomik temelli memur, işçi yürüyüşleri (tekel işçileri eylemi hariç) pek görülmüyordu. Memurlar toplu görüşme hakkına ek olarak yine Ak Parti döneminde Toplu Sözleşme hakkını da aldılar ve bu hakkı açıktan ilk kullanma fırsatlarında pek de beklediklerini alamadılar. İsterseniz önce özelde memur maaşları, istenen zam ve olabilirliği üzerine konuşup daha sonra da genel olarak ekonomik yansı(ma)maya bakalım.

Memurlarla hükümet arasında geçtiğimiz hafta son aşamasına gelinen zam pazarlığında memurlar 2012 ve 2013 için %15-20 aralığında maaş artış isteklerinde bulundu. Hükümet buna karşı en son ilk yıl için %7,5, 2013 için ise %6,5 gibi memurların isteklerinden oldukça aşağıda teklif getirdi ve görüşmeler çıkmaza girdi. Çıkmaza girilen görüşmelerde bundan sonra hakem heyetinin kararı beklenecek ama memurların sokaklarda görünmeye başlaması bazı değişimlerin habercisi olarak ortaya çıkabilir.

Peki, gerçekten memurlar hak ettikleri bir zammı mı istiyor yoksa hükümetten gelen tepkilerde belirtildiği gibi çok mu yüksekten uçuyorlar? Kanımca memurların istekleri beklenen seviyenin üzerinde de olsa hak etmedikleri bir istek değil. Çünkü seçim meydanlarında hükümetin sıkça başvurduğu istikrar ve bu istikrarın getireceği ekonomik refahın halka yansıma isteği artık pek çok kesimde baş gösteren bir istek. Bundan önce eskiye göre iyiyiz diyenlerin yerini nasıl daha iyiyiz, cebimizde daha iyi olsun diyenler alacak. Hükümetin söylediği gibi Türk ekonomisi son 10 yılda gerçekten ciddi bir performans ortaya koydu. Ancak bu performansın halka yansıması yarım kaldı. Ülkedeki gelir dağılımını gösteren Gini katsayılarından da anlaşılacağı üzere Türkiye’de son 10 yılda ekonomik kalkınmayla paralel olarak gelir dağılımında da bir adaletsizlik ortaya çıktı. Hal böyle olunca ekonomik performans halka yansımadı. Peki, ne oldu da bugün insanlar bu durumdan şikayet etmeye başladı? Neden daha önce bu istekler açıklanmıyordu? Şimdi bu noktaya yoğunlaşalım isterseniz…

Türkiye 90’lı yılları ülke tarihinin en kötü ekonomik dönemi olarak yaşadı. Yarım yamalak başlatılan ama tamamlanamayan Liberal ekonomik düzenin sahtekar yetiştirme yetisi ve siyasi becerisizlik, yolsuzlukla birleşince yoksulluk ve krizler kaçınılmaz oldu. Bu krizlerin sonuncusu olan 2001 krizi sonucu halk siyasi arenayı baştan aşağı değiştirdi ve malumunuz Ak Parti’de bu dönemde iktidarı aldı. İktidarın ilk yıllarında halk eski kötü günlerin getirdiği yüksek enflasyon, yüksek faiz, işsizlik gibi rakamları görmediği için ekonomiye hep iyi not verildi. Ancak zaman geçti, kuşak değişti ve insanlar yavaştan bu büyümenin kalkınma olarak kendilerine dönemsini istedi. Aradan geçen 10 yıldan sonra artık 90’ların karanlık dehlizlerinden dem vurmak insanlar için yeterli değil. Dahası pek çok kesim ekonomik kalkınmanın kendilerine yansıması için Ak Parti’ye yeteri kadar destek verdiklerini düşünüyor. Örneğin memur sendikaları pek çok değişiklikte hükümetin yanında durduklarından bugünde bunun karşılığını almak istiyorlar. Dahası hükümetin sürekli olarak ekonomik başarıdan dem vurması, uluslar arası kuruluşlarla yapılan not kavgaları insanların ülkenin ekonomik durumunu belki de gereğinden daha iyi görmesine yol açtı. E hal böyle olunca insanlar daha yüksek maaş artışları, daha düşük zamlar beklemeye başladı. İşte bu sebeptendir ki insanlar son yapılan zamlara da düşük maaş artışlarına da daha önce en azından Ak Parti döneminde vermedikleri tepkiyi vermeye başladılar. Örneğin daha önce hep hükümetle uyumlu gözüken Memur-Sen Başkanı Sayın Gündoğdu’nun hükümet bize sürekli ekonomik başarıdan bahsediyor ama masada sanki derecelendirme kuruluşlarının ağzından konuşuyor diyerek bu rahatsızlığı en yüksek ağızdan duyurdu. Peki, u noktada olası çözüm nasıl sağlanır ve bundan sonra bu süreç nasıl gider. İsterseniz son olarak da bu konuya değinelim.

Türkiye Ak Parti döneminde önemli değişimler yaşadı. 90’lı yılların karmaşasından özellikle Ak Parti’nin ilk dönemindeki devrimci yaklaşımla uzaklaşan ülke son dönemde daha farklı istekleri dile getirmeye başladı. Başbakan seçim propagandasında bu Ustalık dönemim olacak derken aslında halkın kendisinden beklediğini bildiğini de gösteriyordu. Sırf bu ustalık dönemi beklentileri bile hükümetin işini zorlaştıracaktı ve nitekim zorlaştırıyor. İnsanlar değişti, kuşak değişti. Yeni kuşak daha fazla adalet ve özgürlük istiyor bu yüzden Yeni Anayasa diyor. Yeni kuşak güçlü ekonomi diyor bu yüzden daha yüksek maaş ve daha düşük zam oranları istiyor. Bu kuşak daha güçlü ülke diyor ve bu yüzden terör gibi kronikleşmiş sorunlarda daha hızlı ve kalıcı çözümler istiyor. Yani açıkçası yeni kuşak ilk iki Ak Parti iktidarında istediğinden Daha Çok Şeyi istiyor. Bu noktada önemli olan hükümetin ev genel konjonktürün buna uygun olup olmadığıdır. Kanımca ne hükümet ne de konjonktür şu anda buna uygun değil. Yani ustalık dönemi bu değil. Belki yanılıyorumdur ama Ak Parti’de oluşan ne yaparsak kazanırız havası, olduğumuzdan daha güçlüyüz mesajının pek çok alanda gereksiz bir biçimde verilmesiyle beklentilerin arttırılması ve buna uygun kadroların oluşturulmaması bugün yaşanmaya başlayan sorunların temel sebebidir. Ha bu durum nasıl devam eder derseniz ben bundan sonra daha zorlu bir süreç yaşanacağını düşünüyorum. İnsanlar daha fazlasını isteyecek, eldekiyle yetinme devri bitecek ve belki de iktidarın buna vereceği cevap onun kimileri için bitmez gözüken ömrünü belirleyecek. Hep beraber seyredip göreceğiz…

Bilal ERTUĞRUL

27 Mayıs 2012

06:06

Read Full Post »

GÜNDEME DAİR – 2…

FENERBAHÇE VE CEMAAT – 2…

İlk yazımda genel olarak şike soruşturması süreci, futbol yönetiminde yaşanan değişimler ve Etik Kurulu kararlarına kadar olan süreci aktarmış, alınan kararlar da unutulan iki önemli nokta olduğunu düşündüğümü sizlerle paylaşmıştım. Evet, unutulan ya da gözden kaçan ama bence kesinlikle kaçmaması gereken şey Fenerbahçe taraftarı, bu taraftarın yıl boyunca takımına ve başkanına verdiği destek ve bu desteğin aklanmış bir kulübe rağmen Aziz Yıldırım içerdeyken dinmeyeceği hatta bir öfke seline dönüşeceğiydi. Peki, bu sel nereye akacaktı, işte bu yazıda akan sel, nereye aktığı ya da nereye akıtılmak istendiğiyle ilgili fikirlerimi paylaşacağım.

Yıldırım Demirören’in Şubat ayı sonunda Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı olmasıyla yavaş yavaş herkes kulüplerin ceza almayacağını benimsemeye başlamıştı. Ancak Fenerbahçe taraftarının yüreği rahat değildi. Tam o dönemde başlayan Aziz Yıldırım’ın davası bu rahatsızlığı giderecekti. Başkanlarını aylar sonra dışarıda gören taraftar onun “kesinlikle şike yapmadık” söylemi ve hakkındaki iddialara verdiği yanıtlarla rahatlıyor ama bu rahatlık aynı zamanda Aziz Yıldırım’a verilen desteği bir çığa dönüştürüyordu. Taraftar başından beri sahada şike yaşanmadığına inanmıştı ama yavaş yavaş Başkanlarının farklı bir hesaplaşmadan içerde olduğuna kanaat getirdi ve bu ona verilen destekle birleşince karşısına çıkacak her şeyi yok edebilecek bir büyüklüğe ulaştı.

Bu arada Demirören Federasyonu ve Fenerbahçe yönetimi arasında yapıldığını düşündüğüm anlaşmayla Fenerbahçe Cas davasını çekti ve ardından beklendiği gibi Federasyon da tüm kulüpleri akladı. İçerde her şey netleşmiş, Fenerbahçe puan silinmesiyle dahi karşılaşmamış dahası futbol takımının geçen yılki kupası alınmamıştı. Peki, o zaman Aziz Yıldırım halen neden içerdeydi? İşte bu sorunun gerçek yanıtını bilen insan sayısı kanımca Türkiye’de bir elin parmaklarını geçmiyor ve bu bilinmezlik de açıkçası her geçen gün toplumu geriyor. Son duruşmaya işte bu duygularla giden Fenerbahçe taraftarı ve polis kuvvetleri arasında yaşanan olaylar demin bahsettiğim selin akması için bir yer gösterdi ve bir anda medyanın, olayların bu yönde akışını isteyenlerin desteğiyle, gündemin bir numaralı kavgasının adı kondu: Fenerbahçe vs. Cemaat…

Peki, gerçekten böyle bir şey var mı? Aziz Yıldırım’ı içerde tutan, dahası kulübü ele geçirmek isteyen cemaat mi? Yoksa birileri hedef şaşırtmak ve cemaatle açıktan yapamadıkları kavgayı yapmak için Fenerbahçe camiasını kullanıyor mu? İşte bu sorulara verilecek cevaplar kanımca Türkiye’nin yakın gelecekteki en önemli meselelerinden birisi olacak. Neden mi, olaya çift taraflı bakıp, açıklayalım.

Öncelikle mağdur olduğunu düşünen Fenerbahçe camiası ve milyonlarca taraftarı artık başkanlarının suçsuzluğuna %100 inanmış durumda ve onu orada tutandan ne pahasına olursa olsun öç alınması gerektiğini düşünmekteler. Türk yargı sisteminde Cemaat’in uzun süredir bilinen ve arttırdığı varlığı, polisle yaşanan çatışmalar, Türkiye’de yaşanan her gelişmeyi kontrol edecek iki güç olduğu bunlardan hükümetin başında Fenerbahçeli Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın olması ve ondan kulübe karşı bir operasyon beklenmemesi olağan şüpheli olarak Cemaat’i ön plana çıkarmış durumda. Ve sarı lacivert camia son kongrede olduğu gibi tüm oklarını cemaate çevirmiş halde 29 Mayıs duruşmasını bekliyor. Aziz Yıldırım tahliye olursa herkesten daha iyi bildiğini düşündüğüm rakipleri ve onu içerde tutanlarla hesaplaşacağından ya da barışacağından dolayı en azından ortalığın sakinleşip, UEFA cezası dışında gündemden silineceğini düşünmekteyim. Ancak ve koskoca bir ancak, eğer bu duruşmada da Aziz Yıldırım serbest kalmazsa tepkinin artacağı, hatta Cemaat boyutunu aşıp hükümete doğru yönelebileceği, bunun da önümüzdeki 3 yılda yapılması muhtemel 3 seçimde hükümetin son istediği şeylerden olacağı da benim tahmin ettiğim senaryolardan.

Bir de olayın diğer tarafına bakalım. Son yıllarda pek çok konuda olayın diğer tarafı olan, polis, yargı ve devlet içerisindeki her yanlış ya da tepki çeken unsurda ismi servis edilen modern Türkiye’nin sosyal iktidarı olarak daha önce tanımladığım Cemaat ya da Hizmet’e bakalım yani… Evet, son yıllarda Türkiye’de çok güçlenen Anadolu sermayesi ve orta sınıfın etkinliğinde, Fethullah Gülen’in ruhani önderliğinde ılımlı İslam anlayışı ve belli alanlarda yaptıkları evrensel çalışmalarla sadece Türkiye’de değil dünyada da tepki, hayret ya da tebrikle karşılaşan Cemaate. Cemaat ya da kendi tanımlamasıyla Hizmet 2000’li yılların büyüyen Türkiye’sine paralel bir büyüme gösterdi. Eğitim üzerine yapılan yoğun çalışmaların sonucunda pek çok alanda cemaate sempati duyan, bir şekilde onunla bağlantılı pek çok üst düzey yönetici yetişti. Resmi bir siyasi parti desteklememekle beraber Ak Parti’ye ciddi bir destek veren Cemaat – Ak Parti ile oluşturduğu bu iş birliğiyle aslında ilk dönem demokratikleşme dalgasında da önemli rol oynadı. Ancak son yıllarda bu birliğin çatırdamaya başladığına dair olaylar ardı ardına gelmeye başladı. Öncelikle şunu belirteyim bu iş birliği resmi olarak tüm Cemaat mensuplarının Ak Partili olması anlamına gelmiyordu ve bugün de öyle değil. Ancak özellikle her iki gruba karşı kişiler uzun bir dönem Cemaat = Ak Parti izlenimi yaratmaya çalıştılar. Bu izlenim başarılı oldu mu olmadı mı tartışılır ama son dönemde hem Cemaat hem de AK Parti içerisindeki belli grupları rahatsız ettiği ve bu birliğin dışarıdan değil de içerden bozulduğunu düşünmekteyim. Nasıl mı açıklayalım.

Az önce de belirttiğim gibi son dönemde her olumsuz olayda, özellikle yargı ve polis işin içindeyse tepkiler bir şekilde Cemaat’e yönetiliyor. Peki bu Cemaat bu kadar güçlü mü ve gerçekten bu olayların hepsini o mu yapıyor? Öncelikle son Fenerbahçe olayı başta olmak üzere bir ülkenin çok önemli bir kısmını ilgilendiren operasyonları sosyal iktidar da bulunan güçler yapamaz, mutlaka siyasi iktidarın desteği olması lazımdır. Yine Oda Tv, Ergenekon, Balyoz gibi Cemaate mal edilen diğer davalara bakalım. Ahmet Şık ve Nedim Şener sembolleşip tepkilerin merkezsine gelince tutukluluk halleri sona erdirildi. Sizce onları göz altında tutan Cemaat olsa kahramanlaştırıp hadi bunun ekmeğini yiyin deyip dışarı salar mıydı? Ya da Fenerbahçe’yle Cemaat arasında bir savaş yaşansa Fenerbahçe gerçekten içerde ceza almadan kurtulabilir miydi? Yapmayın, oyunu görün. Evet, Türkiye’de cemaat pek çok kamu kuruluşunda aktif ama yalnız değil. Üstelik kontrolsüz hiç değil. Bunu en son Mit Müsteşarı ifadeye çağrıldığında gördük. Cemaat bu kadar güçlü olsa onu da içeri alamaz mıydı ya da sınırsız bir gücü varsa nasıl sınırlandırıldı? İşte bu sorulara odaklandığımızda 29 Mayıs tarihli Aziz Yıldırım’ın duruşması kanımca içerde pek çok olaya gebe olacaktır. Olası bir tutukluluk halinin devam kararıyla gözler siyasi arena ve hükümete çevrilecek, Cemaat’e çevrilen oklar yön değiştirecektir.

Cemaatlerin neden var olması gerektiğine dair daha önceki haftalarda bir yazı yayınlamıştım. Halen aynı fikirdeyim ve karşıtlarının da oluşumuyla bir ülkenin gelişiminde önemli rol oynayacaklarını düşünüyorum. Ama bazı huyların hem cemaatte hem de genel kamuoyunda değişmesi gerektiğini düşünüyorum. Kamuoyu her taşın altına cemaati sokmaktan vazgeçmeli, yeri geldiğinde siyasi irade ve ona oy veren bizatihi kendi yarısını yanlış ve aksak giden işler için eleştirebilmelidir. Cemaatte pek çok alanda geliştirdiği etkinliğini tıpkı 4-5 yıl önce olduğu gibi daha demokrat, daha özgür bir Türkiye için harcamalı. Yanlış da olsa her anda iktidarın sözcüsü olmamalı, Uludere gibi vicdanlara vurulan yaralarda sesini duyurmalı. Çünkü artık görülmüştür ki Cemaat bunları yapmazsa her taşın altında aranacaktır ve emin olunmalıdır ki hatır uğruna altına bakmadığı taşlar yanında olmayacaktır. Yani bana göre bugün bir oyun oynanmakta, Aziz Yıldırım’ı içerde tutan irade Cemaat’i Fenerbahçe’ye karşı getirerek her iki kuvvete de zarar vermeye çalışmaktadır. Her iki taraf da bundan nasıl mı kurtulur, Cemaat suçsuz olduğu artık görülen ve vicdanlara yerleşen Aziz Yıldırm’ın çıkması için elinden geleni yapar, o da çıkınca onlara bu oyunu oynayanı açıklar. Bundan başka bir ihtimalde ise bu konu gündemi daha uzun süre mıncıklar.

Bilal ERTUĞRUL

23 Mayıs 2012

19:38

Read Full Post »

GÜNDEME DAİR – 1…

FENERBAHÇE VE CEMAAT – 1…

Bir süredir Türkiye’nin iç gündemine yönelik konularda fikirlerimi sizlerle paylaşma fırsatı bulamadım. Yaz başlangıcıyla beraber temposu artan iş ve akademik kariyer yazılarıma kısa bir ara vermeme neden oldu. Bugün sizlerle daha önce de üzerinde konuştuğumuz şike soruşturması, tutuklanmalar, Fenerbahçe ve cemaat arasında yaşanan ya da yaşanması amaçlanan kavgaya dair fikirlerimi paylaşarak gündeme ilişkin fikirlerimi paylaşacağım.

Hepinizin malumu 3 Temmuz 2011 Pazar sabahı Türkiye son yıllarda artık anormallikten çıkan ve bizim için normale dönen büyük bir soruşturma ve tutuklama dalgasıyla güne merhaba dedi. Başta Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım olmak üzere futbol camiasından pek çok kişi 2010 – 2011 sezonuna yönelik yapılan Şike ve Teşvik Operasyonu kapsamında gözaltına alındı ve daha sonra tutuklandı. Aynı ay içerisinde 3 ayrı dalgada soruşturma önce Trabzonspor sonra da Beşiktaş ve sayısı 8’i bulan Süper Lig takımını kapsayacak şekilde genişletildi. Önceleri basının da abartısıyla neredeyse geçtiğimiz yıl her maçta şike yapıldığı zannedildi. Sonra şike yapılan maç olmadığı teşebbüs edilen maçlar olduğu söylenirken o dönem Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı olan Mehmet Ali Aydınlar ve yönetimi UEFA’nın da yaptığı baskı sonucu Fenerbahçe’yi Şampiyonlar Ligi’ne göndermedi.

Olaylar tam bir sarmala girmişken nerede kaldı dediğimiz siyaset de nihayet davaya müdahil oldu. Önce Aziz Yıldırım’ı kurtarmak için yasa çıkartılacağı söylendi. Sonra henüz 6 ay önce yasalaşmış bir yasanın maddeleri değiştirilip şike ve teşvik yapan kişilere yönelik adli cezalarda indirime gidildi. Bu indirimden aşta Serdar Adalı ve Tayfur Havutçu olmak üzere pek çok kişi faydalanırken Aziz Yıldırım içerde tutulmaya devam etti. Yani Yıldırım’ın içerde tutulma sebebinin şike olmadığı ortaya ancak 5 ay sonra çıktı.

Hazır siyasiler indirim yapmışken bizler de futboldaki cezaları düzenleyelim diyen başlarını Yıldırım Demirören’in çektiği bir grup Mehmet Ali Aydınlar’ı bir kongre toplaması ve bu cezaları düzenleyen 58. Maddeyi düzenlemesi konusunda ikna etti. Ancak kongre günü sadece Beşiktaş ve birkaç kulüp değişikliğe onay verirken başta herkes “adaletin bekçisi benim” demeye başladı. Kendisine kurulan bu tuzağa düşen, dahası aldatılmış hisseden, daha 7 ay önce tam destekle başkanlığa seçilen ama başkanlığının ertesi haftasında bu kaosun içinde kalan, hayatının en önemli göreviyle hayatını adadığı renklerin arasında kalan, en kötüsü yanlış yönlendirilen Mehmet Ali Aydınlar bu kirli ve herkesin bir yerlerden elini soktuğu, bugün söylenenin yarını tutmadığı ortamda kalmadı ve istifa etti. Bir bakıma ortalıkta dolaşan son erlerden birisi meydanı terk etti

Mehmet Ali Aydınlar’ın istifa etmesiyle bir anda daha bir hafta önce onu istifaya sürükleyen kongreyi düzenleten, kongrede Aydınlar’ın arkasında duran tek büyük kulüp başkanı olan Yıldırım Demirören adaylığını açıkladı. Adaylık döneminde “Gerekirse tüm takımlarımız 5 yıl Avrupa’ya gitmez” tarzı açıklamalarıyla tehlike sinyalleri verse de Galatasaray hariç tüm futbol ailesi tarafından Başkanlığa getirildi. Başkanlığa gelmesiyle beraber önceki 6 ayda karmaşa haline gelmiş sorunları da çözdü gerçekten ama yaptığı çözümün Avrupa’daki sonucu ne olacak onu bilmiyoruz. Peki, nasıl çözdü, kısaca hatırlatayım.

Öncelikle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın desteğini aldı ve içerde elini güçlendirdi. Başbakan’ın da yukarda değindiğim gerekirse Avrupa’ya gitmeme şeklindeki açıklamalarıyla futbol dünyasını aynı görüşte olduklarına ikna etti. Sonra Fenerbahçe yönetimiyle federasyon arasında atılan köprüleri kurdu. Fenerbahçe yönetimi aylar boyunca namus davamız dediği Cas Davası’nı çektiği an zaten bu anlaşmanın yapıldığı ve Fenerbahçe’nin herhangi bir ceza almayacağı garantilenmiş oldu. Diğer takımlar ucu kendisine değer mi bilmedikleri ve bu çözümün bir şekilde Başbakan destekli olduğunu bildikleri için adalete güvenmek yerine adalete sırt dönmeyi ve güce güvenmeyi kabul edip sustular. Sonra cezalar açıklandı. Bazı oyuncular kendi kendilerine şike yapmaktan 2-3 yıl ceza aldı, bazı yöneticiler teşebbüs etmekten ceza aldı ama tüm kulüpler aklandı. Yani Demirören dediğini yaptı.

Demirören dediğini yaptı yapmasına ama o ve bu çözümü destekleyen, göz yuman ya da yo gösteren herkes bu süreçte çok ama çok önemli iki şeyi unuttu. Bunların ilki UEFA’nın oyuncu ve yöneticiler ceza alırken kulüplerin ceza almamasını kabul etmeyeceğiydi ki kanımca 1 Haziran’da adli körlüğün sadece bizde olduğunu hem de ülke olarak genelimize yayılmış bir hastalık olduğunu çok acı bir şekilde gösterecekler. İkinci unutulan şey ise dünya takım sporları ve taraftarlık tarihinin en büyük kaynaşma ve bütünleşme örneklerinden birini hem de bir iki gün değil bir sezon boyunca gösteren Fenerbahçe taraftarının herkes temizlenirken başkanlarının aklanmış bir biçimde içerde yatmasına sessiz kalmayacaklarıydı.

Not: İlk unutulana 1 Haziran sonrası UEFA kararları çıkınca değineceğim, devam yazımda ikinci unutulanla yani Fenerbahçe taraftarının tepkisi, bu tepkinin cemaate yönelmesi ve oluşan ortamla ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşacağım.

Bilal ERTUĞRUL

22 Mayıs 2012

17:42

Read Full Post »

YILIN EN İYİLERİ…

YILIN EN İYİLERİ…

Süper Final’in de tamamlanmasıyla Türkiye’de futbol koca bir yılı tamamlayıp yaz tatiline girmiş oldu. Ben de geçen yazımda ilk 4 takım için yaptığım değerlendirmeden sonra bugün de sizlerle bana göre sezonun en iyi 11’ini paylaşmak istedim. Baştan belirtmeliyim ki ligimizde pek çok takımın uygulamış olduğu 4-3-3 taktiğine göre yaptığım bu 11’de bazı oyuncular mevkilerinde kendilerinden daha iyileri olduğu için ilk 11’de yer alamadılar, ancak onlara da değindim. Mevkii ayrımına da dikkat ederek yapacağım bu 11’de ilgili mevkii de diğer göze çarpan performansları da sizlerle paylaşacağım.

Yılın En İyi Kalecisi: Fernando Muslera – Galatasaray

Mondragon sonrası bir türlü aradığı güvenli eldivenlere kavuşamayan Sarı Kırmızılılarda sene başında belki de Fatih Terim’in en çok istediği oyuncu olmuştu. Avrupa’da yıllardır Lazio gibi önemli bir takımın kalesini koruyan, Amerika kıtasının son şampiyonu Uruguay’ın kalecisi çok da yüksek olmayan bir maliyetle takıma kazandırıldı. Ligde cezalı olduğu bir maçın haricinde 39 maç kalesini koruyan ve bu maçlar sonunda açık ara ligin en az gol yiyen kalecisi olan 25 yaşındaki Muslera’yla beraber Galatasaray kalesi uzun süre güvende duruyor. Sene içerisinde bu mevkide iyi performans sergileyen diğer isimler Trabzonspor’dan Tolga, Fenerbahçe’den Volkan, Bursaspor’dan Carson ve Gaziantepspor’dan Karcemarskas oldu.

Yılın En İyi Sağ Beki: Emanuel Eboue – Galatasaray

Aslında Eboue ve takipçileri Fenerbahçe’den Gökhan, Trabzonspor’dan Serkan ve Beşiktaş’tan Hilbert arasında çok da büyük performans farkı yoktu. Ancak gerek yokluğunda takımının yaşadığı sıkıntı gerekse de kritik derbi maçlarında hem savunmaya hem de hücuma verdiği katkıyla Eboue benim tercihim oldu. Ama herkesin listesinde değişime en açık ve çok bariz bir iyi performans konulmayan mevkiinin yani ligin en eksik mevkiinin de burası olduğunu belirtmeliyim.

Yılın En İyi Sol Beki: Hasan Ali Kaldırım – Kayserispor

Son iki yıldır ligin ilgi çeken genç yeteneklerinden olan Hasan Ali Kaldırım bu yılda performansıyla göz doldurdu. Özellikle defansif anlamda hızını kullanırken her geçen gün güçlenmesi, hücumda her zaman doğru işler yapmaya çalışması ve teknik kapasitesinin yüksekliğiyle bu mevkide sorun yaşayan büyüklerin bu yaz en büyük iç piyasa hedefi olacağını düşünüyorum. Bu mevkide büyüklerde oynayan oyuncuların hiç birisi sürekli ve akılda kalıcı performans ortaya koyamazken Hakan Balta’nın Fatih Hoca’yla beraber son iki yıla oranla nispeten kıpırdadığını belirtmek kanımca faydalı olacaktır.

Yılın En İyi Stoperleri: Semih Kaya – Galatasaray & Egemen Korkmaz – Beşiktaş

Seçim yapmanın bana göre en zor olduğu mevkii bu yıl için stoper mevkisi oldu. Beklerin aksadığı, orta sahada defansif oynayan oyuncuların verimlerinin düştüğü bir yılda ligimizin en kaliteli oyuncuları arasında pek çok stoper sayma fırsatımız oldu. Ben Galatasaray’ın şampiyonluğunda kritik önemde olduğu için Semih Kaya’yı yılın stoperi seçtim. Çünkü eğer Fatih Hoca onu keşfedemeseydi  Galatasaray bugünkü konumunda olmazdı. Egemen Korkmaz’da hem gittiği Trabzonspor’un yaşadığı zorluklar hem de Beşiktaş ve milli takımda yoğun maç trafiğinde gösterdiği performansla benim bu listemde kendisine yer buldu. Bu mevkii de sezonun genelinde iyi performans ortaya koyan diğer isimler Fenerbahçe’den Yobo, Galatasaray’dan Ujfalusi, Beşiktaş’tan Sivok, Kayserispor’dan Eren Güngör, Gaziantepspor’dan Danny ve Bursaspor’dan Serdar Aziz oldu. Ama genel anlamda dediğim gibi bu yıl stoperlerin yılı oldu.

Yılın En İyi Orta Saha Oyuncuları: Selçuk İnan – Galatasaray, Manuel Fernandes – Beşiktaş & Christian Baroni – Fenerbahçe

Yılın en iyi orta saha oyuncusu bence hiç tartışmasız Galatasaraylı Selçuk İnan oldu. Trabzonspor’dan bonservis bedelsiz ama ciddi bir maliyetle Fenerbahçe’den önce transfer edilen Selçuk İnan bence bu yıl Galatasaray’ın Şampiyonluğunda oyuncu bazında en önemli isim. Attığı goller, yaptığı asistler ve en önemlisi Melo’yla kurduğu uyumlu ikiliyle bir anda ülkenin en iyi orta sahasını oluşturdu. Seneye de hem milli takım hem de Galatasaray için en önemli isimlerden olacak ve birkaç yılda iki takımda kaptanlığa yükselecek diye düşünüyorum.

Selçuk’tan sonra performanslarıyla dikkat çeken isimler Fenerbahçe’den Christian Baroni ve Beşiktaş’tan Manuel Fernandes oldu. Son iki yıl takımının en çok eleştirilen ismi olan Baroni tamamı kritik dakika ve maçlarda gelen golleri, Emre ve Alex’in sakatlıklarla boğuşmasıyla tek başına doldurduğu orta saha ve takımın saha içi liderliğiyle bu yıl Fenerbahçe’nin başarısında en önemli isim oldu. Gelecek yıl yeni partneri ve daha düzenli takım yapısıyla yine iyi işler yapacağını ve taraftarın aklındaki soru işaretlerini sildiğini düşünüyorum. Beşiktaş’ın içine düştüğü karanlık dehlizde bir elmas gibi parlayan Manuel Fernandes gerek Avrupa’da gerekse de ligde uzun süre takımını tek başına sırtladı. Attığı milimlik paslar, yaptığı ortalarla ölümcül hale gelen duran toplar ve tek kelimeyle mükemmel teknik kapasitesiyle saha içerisinde bu yıl en çok zevk veren oyuncu oldu. Pek çok maçta gösterdi ki hem Beşiktaş’a hem de ligimize fazla gelen bir oyuncu. Sene sonunda çıkan alacak sıkıntısıyla kaybedilirse ikinci Ribery faciası olarak kayıtlara geçecek ve ne yazık ki kaybeden futbol zevkimiz yani bizler olacağız. Bu isimler dışında Galatasaray’dan Melo, Trabzonspor’dan Colman, Gençlerbirliği’nden Soner, Eskişehirspor’dan Alper ve sene sonuna doğru yükselen performansıyla seneye bu listeye gireceğini düşündüğüm Bursaspor’un genç Fransız oyuncusu N’diaye ve bir diğer Bursalı Batalla da burada anmamız ve tebrik etmemiz gereken diğer oyuncular olarak dikkat çektiler.

Yılın En İyi Orta Alan – Forvet Oyuncuları: Miroslav Stoch & Alex De Souza – Fenerbahçe

Bu mevkii asıl yeri orta saha olarak görülen ama 4-3-3 sisteminin kanatlar ya da forvet arkası mevkilerinde serbest oyuncular için oluşturduğum mevki ve bence bu yıl be mevkiyi en iyi dolduran oyuncular sarı lacivertli takımdan çıktı. Uzun bir süre Semih ve Bienvenu ikilisinin sahada var ya da yok olduklarının anlaşılamaması sebebiyle takımın neredeyse tüm skor yükünü çektiler. Dahası orta sahayla hücum arasında bağlantı kurdukları için her maç çok yıprandılar ama takımlarının ligi ikinci bitirmesini sağladılar. Miroslav Stoch kabus gibi geçen ilk yılın ardından neden Avrupa’nın en iyi genç oyuncularından birisi olarak gösterildiğini dosta düşmana gösterdi ve bence bu performansla Türkiye’de uzun süre kalmaz. Kaptan Alex ise gerek centilmenliği gerek saha içi ve dışı kişiliği gerekse de yaşlandıkça güzelleşen oyunuyla ben bir yıl daha bu ligde en üst düzeyde oynarım mesajını herkese verdi. Bu isimler dışında Galatasaray’da bazı maçlarda sıyrılan Emre, Kayserispor’dan Amrabat, Sivasspor’dan Grosicki, Eskişehirspor’dan Kamara ve İstanbul Büyükşehir Belediyespor’dan Doka bu mevkii de lig genelinde öne çıkan oyuncular oldular.

Yılın En İyi Forveti: Burak Yılmaz – Trabzonspor

Geçtiğimiz yıl attığı 19 golle ben olgunlaştım diyen Burak Yılmaz Hakan Şükür sonrası ligin gördüğü en iyi forvet performansıyla ligin bu yıl mevkisinde en iyi oyuncusu oldu. Trabzonspor’un hücumda neredeyse her şeyi olan Burak seneye iyi bir partnerle beraber çok daha fazla can yakabilir ve eldeki forvetlere bakıldığında milli takım için de değişmez oyuncu olacaktır. Ancak bazen kolay gelen sakatlıklar ve saha içi gerginlikler halen kaçınması gereken özellikleri olarak dikkat çekiyor. Ama her şeye rağmen Burak sadece Türkiye’de değil Avrupa’da da yılın en iyileri arasına ismini yazdırmayı başardı.

Yılın Teknik Direktörü: Fatih Terim – Galatasaray

İmparator kendisine yakışır bir geri dönüş gerçekleştirdi. 3 yıl aradan sonra kulüp çalıştırdı ve şampiyonluk sayısında lig tarihine geçti. Takımına verdiği ruh, her zaman oynatmaya çalıştığı hücum futbol anlayışı, yeniden gündeme soktuğu çift forvet ve futbolu güzelleştirmek adına aldığı risklerin sonucunda şampiyon olurken neden bu ülkenin en iyisi olduğunu da adeta herkese bir kez daha gösterdi. İmparator dışında Şenol Güneş, Aykut Kocaman ve ligin ikinci yarısında Karabük’te yakaladığı çıkışla Bülent Korkmaz bu yıl ligde ellerindeki imkanlarla iyi işler ortaya koyan isimler olarak ortaya çıktı.

Bu listede ismi geçen, geçmeyen ama ligimize değer katan, insanları bir gece dahi olsa yataklarına mutlu ve huzurlu gönderen tüm futbol ailesine teşekkürler. Seneye görüşmek üzere…

Bilal ERTUĞRUL

13 Mayıs 2012

15:58

Read Full Post »

SÜPER FİNAL’İN ARDINDAN…

SÜPER FİNAL’İN ARDINDAN…

Bu gece itibariyle Türkiye Spor Toto Süper Lig’in şampiyonu belli oldu. Lig tarihinin en uzun maratonu olarak kayda geçen 40 haftalık yorucu sürecin ardından bu akşam Kadıköy’de yapılan maçla beraber şampiyon olan Galatasaray’ı tebrik ederek genel analizime başlamak istiyorum. Evet, zor oldu en az şampiyon Galatasaray kadar tebrik edilmeyi hak eden Fenerbahçe de ikinci oldu.

Lig analizimi süper final öncesi sizlerle paylaşmıştım. Bu yazımda süper final, genel sezon değerlendirmesi ve gelecek yıla yönelik beklentilerimi paylaşacağım. Galatasaray zorlu geçen 3 yılın ardından yeni Başkan’ı Ünal Aysal, yeni stadı Türk Telekom Arena, yeni hocası Fatih Terim ve ilk 11’inin 7 yeni oyuncusuyla şampiyon oldu. Lig genelinde en çok gol atan, en az gol yiyen ve süper finale 9 puanlık farkla giren sarı kırmızılılar süper finalde taraftarlarının beklentilerini futbol anlamında karşılayamasa da sonuçta amacına ulaştı. Maçlar zorlaşıp takımlar aynı trafikte maç oynamaya başlayınca ligin açık ara en iyi takımı gözüken Galatasaray’ın zayıf yönleri de ortaya çıktı. Ancak bu yıl her anlamda sarı kırmızılılar için kazanç yılı oldu. Gelecek yıl planlaması yapılırken kale ve defansın aynı kalacağını düşünüyorum. Orta sahada tüm ligin bence en iyi oyuncusu olan Selçuk İnan takımın beyni olmaya devam edecek. Forvet hattında da Elmander ilk 11’deki yerini koruyacak diye düşünüyorum. Galatasaray için en önemli kararlardan birisi orta sahada Selçuk’un partneri olan Felipe Melo’nun bonservisinin alınıp alınmayacağı olacak. Melo’nun bonservisi alınırsa ilk 11’de 5 yabancı olacak ve geri kalan 3 mevki için tek yabancı hakkı olacak. Türk oyuncular incelendiğinde benim tahminim seneye ilk 11’e yönelik önemli bir yabancı forvet alınacağı yönünde. Bu durumda kanat oyuncuları Türk olacak. Eldeki oyunculara bakıldığında Aydın, Emre ve Yiğit bu mevkileri dolduracak kapasitede görünmediğinden kanatlara yönelik 1 ya da 2 yerli oyuncu alınacağını düşünüyorum. Bana göre ilk aday Real Madrid forması giyen Hamit Altıntop. Onun dışında alınacak oyuncular ise tamamen Fatih Terim’in inisiyatifinde olacak. Bunlara ek olarak gelecek yıl yeniden dönülecek şampiyonlar ligi ve şampiyonluk gelirleriyle sarı kırmızılıların maddi olarak Fenerbahçe ile aradaki farkı kapatacağını da düşünüyorum.

Ligi ikinci sırada bitiren Fenerbahçe ise belirsizliklerle dolu bir yılın ardından yine belirsizliklerle dolu bir yaz dönemine dalacak. Başkan Aziz Yıldırım’ın tutukluluk halinin ne zaman biteceği, sarı lacivertli yöneticilere ceza verilip kulübe ceza verilmemesi üzerine UEFA’nın vereceği karar ve bunlara göre yapılacak planlama kanımca önümüzdeki 1 ay içerisinde belli olur. Her şey yolunda gider ve sarı lacivertliler Şampiyonlar Ligi’ne ilerlerse kaleci Volkan, sağ bek Gökhan, stoper Yobo, orta saha da Alex ve Christian, forvet hattında Stoch ve Moussa Sow’un yerleri bana göre garanti gözüküyor. Bu 7 oyuncudan 5’inin yabancı olduğu dikkate alınırsa geriye kalan 4 mevkii için ya eldeki yerlilere dönülecek ya da piyasadaki diğer yerli oyuncular hedeflenecek.  Orta sahada yerli isimler arasında yine Hamit Altıntop ve devre arasında transferi gerçekleştirilemeyen Alper Potuk isimleri düşünülecektir. Savunmanın göbeği için Bursaspor’dan Serdar Aziz ve Kayserispor’dan Eren Güngör hedeflenecek onlar olmazsa Bekir ve Serdar’la yola devam edilecektir. Kanatlar için Dia’ya ek olarak bir Türk oyuncu hedeflenecektir. Sol bekte Ziegler’in bonservisinin alınmasını beklemediğim için Kayserispor’dan Hasan Ali Kaldırım’ı da olası transfer hedeflerinden birisi olarak görüyorum. Bu mevkilerden hangisine yerli transfer yapılamazsa o mevkiye de yabancı oyuncu alınacaktır. Aziz Yıldırım cezaevinden çıkar ve şike cezaları UEFA’dan dönmezse ben bu yaz büyük isimlerin transfer edileceğini düşünmekteyim. Ancak başta da belirttiğim gibi bu zorlu süreçte Fenerbahçe’nin aldığı sonuçlar başarılıdır ve taraftar da bu takımla gurur duymalıdır.

Ligi üçüncü sırada bitiren Trabzonspor seneye 4 maçlık seyircisiz oynama cezasıyla başlayacak. Bunun yanında savunmanın göbeğine bir yerli ya da yabancı oyuncu, orta sahaya Zokora ve Colman’ın yanına bir yerli oyuncu, Forvet hattına Burak’ın yanına mücadeleci ve son vuruşlarda eldekilerden daha becerikli bir oyuncunun transfer edilmesi şart olarak gözüküyor. Maddi zorluklar ve yedek kulübesinin güçlendirilmesi de bordo mavililerin önündeki diğer büyük engeller olarak görülüyor. Tüm bunlara rağmen eldeki kadroyla ligi üçüncü bitiren Şenol Güneş gelecek yılda bordo mavililerin en büyük güvencesi olacaktır.

Sezona büyük umutlarla başlayan Beşiktaş şike soruşturmasına biraz da ilgisiz bir şekilde dahil edilmesi, hoca değişikliği derken sezonu ancak dördüncü olarak tamamlayabildi. Sen sonunda şike soruşturmasından temizlenerek çıkılmasına rağmen maddi sorunlar tavan yapmış durumda. Demirören döneminde yapılan yanlış transfer ve hukuksuz işlemlerin yükü de artık kulübün başını ciddi olarak ağrıtıyor. Yaz döneminde büyük transferler yapmasını beklemediğim Beşiktaş’ta sağ bek, kale ve orta sahaya takviyeler şart olarak gözüküyor. Ancak bu transferler için nasıl kaynak yaratılacağı da büyük bir muamma. Bunun yanında Portekiz çetesiyle iki yılda gelmeyen başarı ve yerli oyuncu kalitesinin düşüklüğü siyah beyazlıların yaz döneminde üzerinde düşünmesi gereken konular olarak ortada duruyor. Sözün özü zor geçen bir yılın ardından yetersiz gördüğüm bir hoca ve takım yapısı, maddi zorluklar ve stadsız girilecek bir yılda Beşiktaş için yine tünelin ucunda pek ışık görülmediğini düşünüyorum. Sezonun oyuncu bazında en iyi ilk 11’ine yönelik yapacağım değerlendirmeyi gelecek yazımda sizlerle paylaşacağım.

Bilal ERTUĞRUL

12 Mayıs 2012

22:59

Read Full Post »

GALATASARAY – İMPARATORUN DÖNÜŞÜ – 4…

SÜPER FİNAL’E DOĞRU – 13…

GALATASARAY – İMPARATORUN DÖNÜŞÜ – 4…

Analizimizin ilk kısımlarında önce genel bir değerlendirme yaptık, sonra da taraftar, yönetim ve teknik heyet analizlerimizle Galatasaray’ın 2011 – 2012 sezonundaki performansını değerlendirmeye çalıştık. Bu son yazıda oyuncuların bireysel performanslarını teker teker ele alıp, Galatasaray analizimizi noktalayacağız.

Evet, tıpkı diğer takımlarda olduğu gibi önce kalecilerden başlayarak mevkilerine göre tüm oyuncuların analizine başlayalım. Kalede şüphesiz ligin genelinde Sezonun En iyi kalecisi unvanını hak eden Fernando Muslera var. Sene başında transfer edilen Muslera kalesinde güven veren bir performans sergiledi. Ligin en az gol yiyen kalecisi olmanın yanı sıra Mondragon sonrası çözülemeyen bir problemin de kalıcı çözümü oldu. Henüz 25 yaşındaki Muslera olası bir satış durumu olmazsa en az 10 yıl için Galatasaray’ın kaleci problemi yaşamayacağını dosta düşmana gösterdi. Onun arkasında özellikle Ufuk forma giydiği maçlarda olası bir sakatlıkta kaleyi devralabileceğini gösterdi. 3. Kaleci konumunda da yıllardır takımda bulunan Aykut yer aldı. 3 kalecisiyle Galatasaray gelecek yıl da bu mevkide sorun yaşamayacaktır ve Muslera gitmezse uzun yıllar kale sorunu çözülmüştür.

Defansa geldiğimizde yine bir yeni transferle başlıyoruz analizimize. Tomas Ujfalusi Bülent Korkmaz’a benzeyen yürekli, topa sert ve güvenli oyun tarzıyla tam anlamıyla takımın bel kemiği konumuna yükseldi. Sakatlanmayan, oldukça az kart gören bu denli mücadeleci bir stoper uzun yıllardır Galatasaray’da yer almamıştı ve onun da en az 4-5 yıl daha takıma katkı vereceğini düşünüyorum. Onun partneri ise beklenmedik bir isim oldu: Semih Kaya. Aslında Genç Semih daha çok gençken bundan 4-5 yıl önce onu alt yaş kategorilerde izleyenler ondaki ışığı görmüşlerdi. Ancak başta en çok stoper sıkıntısı çekilen dönem olan Efsane Kaptan ve Stoper Bülent Korkmaz’ın dönemi olmak üzere gereken şansı bir türlü bulamamıştı. Yaşadığı sakatlıklar sonrası sene başında Galatasaray’dan ayrılması da gündeme gelmişti. Ama o yılmadı, çalıştı ve Fatih Terim’in gözüne girdi. Fatih Terim tarafından ilk Beşiktaş derbisinde görev verildiğinde sahada adeta şov yaptı ve bir daha da formayı kaptırmadı. Hamleleri yerinde, güvenli bir savunma anlayışı olan, zaman zaman hücuma destek veren ayağı düzgün, her şeyin üstüne Ujfalusi gibi bir ustanın yanında staj yapan bu sarı çocuk daha uzun yıllar hem Galatasaray’da hem de Milli Takım’da değişmez olacak ve Türk futbolunun en sıkıntılı mevkilerinden birinde tam bir ilaç olacaktır. Stoper mevkiinin diğer iki ismi Gökhan Zan ve Servet verilen şansları değerlendiremedi ve gözden düştüler. Kanımca seneye en azından birisi gönderilmeli yerlerine alt yapıdan ya da transferle genç bir stoper monte edilmelidir.

Kanat savunmasında sol bekte Hakan Balta yıldızlaştığı 2008 sonrası en iyi yılını geçiriyor. Uzun bir süredir ortalıkta görünmeyen bir oyuncunun tekrar Fatih Terim yönetiminde dirilmesi ise kesinlikle bir teknik adam başarısı. Onun yedeği ise büyük umutlarla alınan ama 3 yıldır katkı vermekten uzak Çağlar. Kanımca seneye bu mevkiye hücuma da katkı verecek bir bek transfer edilmeli ve Hakan Balta’yla beraber rotasyonu genişletmeli. Sağ bekte de Emanuel Eboue yine yerinde bir transfer olarak dikkat çekti. Ancak onun olmadığı dönemde yaşanan sıkıntılar dikkate alınarak bir alternatif bek transferi ve Sabri’nin de varlığıyla bu mevkii de garantiye alınmış olacak. Genç Serkan Kurtuluş’un ise oynayabileceği bir takıma kiralık gönderilmesi bana göre hem onun hem de gelecekte ondan umutlu Galatasaray’ın en iyi hamlesi olur. Yani sözün özü Galatasaray savunması şu anda şekillenmiş ve güven veren bir savunma. Seneye iki beke birer alternatif takviyesiyle de uzun yıllar başarılı olmaya aday bir kadro oluşturuldu.

Orta sahaya geldiğimizde sezonun belki de en iyi ikiliyle karşılaşıyoruz. Trabzonspor’dan transfer edilen Selçuk İnan’ın ve Juventus’ta rotasyonda kaybolunca kiralanan Melo’nun başarılı olabileceğini herkes biliyordu ama kimse bu denli başarılı olmalarını beklemiyordu. Toplam 19 gol ve bir o kadar da asiste imza atmalarının yanı sıra oyunun her iki yanını da oynayabilmeleri, saha içerisinde takımın defans ve hücum hatları arasındaki koordinasyonu sağlamaları gerçekten de bu sezon gelen başarının en önemli sebebi. Seneye de Melo’nun bonservisi alınabilirse uzun yıllar ligin en iyi orta alan ikilisi olmaya adaylar. Bu ikilinin yanı sıra sene başında Arda Turan’ın ayrılması, Culio’nun da kiralık gitmesiyle forma şansı bulan ve bu şansı iyi kullanan Emre Çolak’da sezonun dikkat çeken isimlerinden. Emre’nin fiziksel dezavantajı ve skora katkısının mücadelesine oranla düşük olması seneye onun önüne etkili bir kanat oyuncusu alınmasına neden olabilir ama bu sezon onun Galatasaray’ın geleceğinin önemli bir parçası olduğunu gösterdi ve her zaman takıma katkı verecek bir oyuncu. Orta sahada yeni transferlerden Engin Baytar’da takıma katkı veriyor ama bazen kontrol edemediği hırsıyla takımın da gerilimini yükseltip takıma zarar veriyor. Yine yeni bir transfer Riera ligin ikinci yarısında kıpırdasa da beklentilerin uzağında kaldı ve bence seneye takımdan ayrılması muhtemel isimlerden. Ayhan emeklilik öncesi son sezonunda her zaman hazır kıta olsa da göbekte forma şansı çok az buldu. Genç oyuncular Ceyhun, Yiğit Gökoğlan ve Aydın çok kısıtlı zamanlarda süre buldular. Ancak en çok şans bulan Aydın’ın bir türlü patlama yapamaması onun yavaş yavaş gelecek hesaplarından çıktığını gösteriyor. Ceyhun ve Yiğit ise bence seneye çok daha fazla katkı vereceklerdir. Yine sakatlığı sebebiyle sezonun çoğunu kaçıran Yekta’dan da seneye iyi bir performans bekleyenlerdenim.

Hücum hattına geldiğimizde karşımıza çıkan gerçeğin adı: Johan Elmander. Açıkçası sene başında ben dahil pek çok kişi onun bal yapmayan bir arı gibi ya da Mert Nobre gibi bir oyuncu olacağını düşünüyorduk. Ancak haftalar ilerledikçe özellikle çift forvette takıma inanılmaz katkı veren, mücadelesiyle Fatih Terim’in istediği gibi savunmayı hücumdan başlatan bir oyuncu olduğunu gösterdi ve yılın en iyi transferlerinden birisi olarak dikkat çekti. Sakatlıklardan muzdarip Baros bence bu yıl ömrünü tamamladı ve seneye bu takımda yer bulamaz. Aynı şekilde verilen şansları kullanamayan genç oyuncular Sercan ve Mehmet Batdal’ın da bir daha Fatih Terim’den bu şansları bulacaklarını düşünmüyorum. Onlar için en iyi seçenek ise kiralık olarak gönderilip bir yıl daha beklenmeleri olacak. Son olarak da takıma en son katılan isimden bahsederek analizimizi noktalayalım. 4 yıl önce hiç de hoş olmayan bir şekilde takımdan ayrılan Necati’nin dönüşü muhteşem oldu. Oynadığı hemen hemen her maçta katkı yaptı, dahası Elmander’in olmadığı maçlarda takımın ayakta kalmasını sağladı. Bu yıl gelecek olası bir şampiyonlukta çok emeği var ve şüphesiz ligin en iyi devre arası hamlesi oldu. Gelecek yıl da en azından rotasyonda güvenilir bir oyuncu olarak kendisine yer bulacaktır.

Evet, Galatasaray analizimizi de tamamlamış olduk. Lider 33 haftada 9 puan fark yakaladı. Bu yeni kurulmuş, hocası, başkanı, ilk 11’nin her maç en az 6-7 oyuncusu yeni olan bir takım için mükemmel bir sezon demek. E hal böyle olunca mimarlar Fatih Terim ve Ünal Aysal’ı da tebrik etmek demek. Seneye de kanatlara ve forvete direkt oynayacak bir oyuncu, beklere de bir iki alternatif transferiyle Avrupa’da da çok iş yapar bu takım. Benden söylemesi…

Bilal ERTUĞRUL

7 Nisan 2012

07:19

Read Full Post »

GALATASARAY – İMPARATORUN DÖNÜŞÜ – 3…

SÜPER FİNAL’E DOĞRU – 12…

GALATASARAY – İMPARATORUN DÖNÜŞÜ – 3…

Analizimizin ilk 2 yazısında bir sezon değerlendirmesi ve taraftar analizi yaptık. Şimdi bu yazıda sıra geldi yönetim ve teknik ekip analizine. Önce izin verirseniz teknik heyeti bu göreve getiren, onlara her türlü desteği veren yönetimden başlayıp, sonra da teknik heyetle analizin bu kısmını tamamlayalım.

Galatasaray’ın son 2 yılda yaşadığı zorlu süreçler, Adnan Polat döneminde özellikle 2011’in ilk 4 ayında yaşanan olayların gerek camiaya gerekse de taraftarlara verdiği umutsuzluk, tüm bunların üzerine yaşanan onca üzücü olayı analizimin ilk kısmında sizlerle paylaştım. Tüm bu analizlerden sonra Ünal Aysal’ın neden bu görevi kabul ettiğini, neden takımın artık daha geriye gitmesine izin vermeyeceğine de orada değinmiştim. İşte bu başlangıç anlayışıyla Ünal Aysal ve ekibi profesyonel bir kulüp yönetimine gittiler. Bu profesyonelleşmedir ki bugün Galatasaray’da ki başarı ve sükuneti sağlamıştır. Peki bu noktaya nasıl gelindi. İsterseniz biraz da bunların üzerinde duralım.

Ünal Aysal ilk seçildiğinde farkını ortaya koydu. Ben futboldan anlamam, ha iyi bir seyirciyim, iyi bir Galatasaraylıyım, oynadım da ama profesyonel olarak ondan anlamam diyerek her şeyden az çok anlayan ama en çok futboldan anlayan ve ona karışan Başkanlardan olmayacağını gösteriyordu. Bu kapsamda futbol yönetimine iyi bir teknik adam gerekiyordu. Bunun için adayları değerlendirdi ve Fatih Terim’le en iyi seçimi yaptı. Ancak Fatih Hoca’nın son 2 yılda defalarca teklif edilen ve reddettiği bu görevi kabul etmesi de Başkan’a olan inancı ve kulübün doğru yolda olduğunun göstergesiydi.

Bundan sonra Hoca’nın Florya’yı yönetmesine, onun isteklerini de yönetimde futbol takımıyla yatıp kalkan Abdürrahim Albayrak ve Ali Dürüst vasıtasıyla yerine getirmeye çalışan Galatasaray Yönetimi’nde taşların yerine oturduğu, her şeyin belli olduğu dikkat çekiyordu. Başkanın bu görevlendirmenin dışında Voleybol, Basketbol gibi diğer branşlarda da sponsorluklarla güçlü takımlar kurup, taraftarın bu sporlara ilgisinin artması da önemli bir adımdı. Çünkü son yıllarda bu alanlarda hakimiyet kuran Fenerbahçe’nin kurmaya çalıştığı Tek Büyük hegemonyası da böylece aynı politikayla lağv ediliyor, 2000 ruhu olarak adlandırılan kulübün birlik, bütünlük içinde başarıya giden yoldaki ruhu da zaten böyle adımları zorunlu kılıyor. Başkan’ın yaptığı transferler, mali konulara gösterdiği önem ve tesisleşmeye verdiği dikkat onun yönetiminde Galatasaray’ın profesyonelleşme ve kurumlaşma konularında çok büyük farklılıklar yaratacağını daha bu ilk yılından gösterdi ve açıkçası rakiplerine de korku saldı. Ayrıca şike soruşturması konusunda ilk günden bu yana tavrını net olarak ortaya koyan, Avrupa’sız Türkiye’nin içerdiği tehlikeleri kamuoyuyla paylaşan yönetim bu konularda da gerek taraftarından gerekse de tarafsız kamuoyundan büyük bir övgü alıyor ve bunlar da hanesine artı noktalar olarak ekleniyor.

Teknik ekibe geldiğimizde karşımıza İmparator çıkıyor. Evet bu yıl tam anlamıyla İmparatorun Dönüş yılı oldu. 4 yıl üst üste şampiyon yaptığı, UEFA Kupası kazandığı takımda İtalya’ya giden, orada da başarılı olan ama yönetim ve takımlarındaki oyuncuların o günlerde moda olan kumpaslarına dayanamayıp geri dönen İmparator’un ikinci seferi hiç de parlak geçmemişti. Dahası yapılan yanlış transferler de uzun süre gündemi meşgul etmişti. Ancak o günden bu yana Galatasaray ne zaman zor duruma düşse onun adı hep akla gelen ilk isim oluyordu. Galatasaray taraftarı 2000 ruhunu onsuz düşünemiyordu. 2008 yılında Avrupa üçüncüsü yaptığı Milli Takım’da dönüşümü tamamlayamaması, özellikle Oğuz Çetin’in kadro seçimleri dahil pek çok konuda onu etkilediğine dair çıkan haberler ve gelen başarısızlık sonucu görevi bıraktığından bu yana yani 2 yıl takım çalıştırmamış olan İmparator geçen yıl Rijkaard sonrası yapılan daveti de reddetmiş ve sene sonunda daha iyi planlamaya gidebileceği bir takımda görev yapmak istediğini belirtmişti. İşte Ünal Aysal’ın ona bu şansı vermesiyle sene başında Galatasaray’a döndü ve takımı onun döndüğünü adeta dosta düşmana belli etti.

Galatasaray’ın sene başında yaptığı transferlerin neredeyse tamamı bugün harika olarak adlandırılıyorsa bunda bu oyuncuları sisteme monte etmeyi başaran, dahası sistemine göre oyuncu alıp yıldız peşinde zaman harcamayan Fatih Terim’in payı büyüktür. Dahası Fatih Hoca’nın uzun zamandır ligde unutulan Çift Forvet, Ön Liberosuz Orta Saha kurgulu takımları pozitif futbolun tekrar ligimize dönemsi için de hayati önemdedir. Ne yazık ki Daum ve Lucescu’dan ligimize kalan yegane şey bu tek forvetli, sadece skora o da çoğu zaman 1-0 olmak üzere, dayalı modern futboldan uzak sistemlerdi. Fatih Hoca bunun değişimini sağlarsa ilerleyen yıllarda Türk futboluna da büyük katkı sağlamış olacaktır. İçerde dışarıda kazanan, hücum oynayan, puan kaybettiği maçlarda son dakikaya kadar skoru kovalayan, ligin en az gol yiyen ve en çok gol atan takımını oluşturan Fatih Hoca bu sezona damgasını vurdu ve bence tüm sezonun özeti: İmparatorun Dönüşü…

Not: Galatasaray analizimi son yazım olacak olan gelecek yazıda futbolcuların bireysel performans analizleriyle tamamlayacağım.

Bilal ERTUĞRUL

7 Nisan 2012

01:33

Read Full Post »

GALATASARAY – İMPARATORUN DÖNÜŞÜ – 2…

SÜPER FİNAL’E DOĞRU – 11…

GALATASARAY – İMPARATORUN DÖNÜŞÜ – 2…

Benim de içerisinde bulunduğum bugün 18 ile 30 yaş arasında bulunan gençliğin takımı Galatasaray’dır. Avrupa Kupası, Süper Kupa, 4 yıl üst üste şampiyonluk ve Hagi, Hakan Şükür, Taffarel, Bülent Korkmaz gibi efsane oyuncuların varlığı bu yoğun sevginin başlangıç noktasını oluşturmaktaydı. Ancak ne yazık ki bu başarılar mali zemine taşınamadı. Efsane kadrodan pek çok oyuncu bonservissiz ayrıldı, dahası 2000 – 2011 arası her yıl ortalama 12 transferden çok azı takıma katkı verebildi hatta hiç birisi eski oyuncuların yerini tutmayı bırakın yanına yaklaşamadı.

Bunun yanı sıra o dönem Avrupa’da çeyrek final oynayan, dünya üçüncüsü takımın iskeletini oluşturan Galatasaray’da Türk futbolunda yaşanan bana göre kaliteli futbolcu sıkıntısını çekince ne yerliden ne yabancıdan verim alamayıp son yıllarda çok kötü sezonlar geçirdi. Yaşanan mali sıkıntılar, statın bir türlü bitirilememesi, teknik direktör istikrarsızlığı derken taraftarda yavaş yavaş bu oyundan sıkılmış, maçlara gitmemeye, takımını maddi olarak desteklememeye başlamıştı. Galatasaray gerek forma satışında, gerekse de kombine kat, maç günü geliri gibi yayın geliri dışındaki önemli gelir kalemlerinde ezeli rakibi Fenerbahçe’nin çok gerisine düşmüştü.

Ancak burada yanlış giden bir şey vardı. Bahsi geçen tüketimin çoğunluğunu gençler yaparken, e o gençlerin de önemli bir kısmı Galatasaraylı iken nasıl olur da kulüp ezeli rakibinden bu kadar geride kalıyordu. Bence bu sorunun cevabı; Ruh Arayışıydı… Galatasaraylılar 2000 ruhu olarak adlandırılan o ruhu arıyorlardı. Ve açıkçası 2000 sonrası o ruha hiç yaklaşılmadığı gibi her yıl o günlerden uzaklaşıldığını düşünüyorlardı. Bu durumun değişmesi, taraftara tekrar o heyecanın aşılanması gerekiyordu. İşte bunun için de yeni stadyum, yeni bir yönetim, efsane hoca, taraftarın ilgisini çekecek transferler yeterli olacaktı. Yani Türk Telekom Arena, Ünal Aysal ve Fatih Terim isimlerinin yan yana gelmesiyle sene başında ilk 3 kriter sağlanmıştı.

Transferlerde Mondragon sonrası bir türlü çözülemeyen kaleci sorunu Dünya üçüncüsü, Güney Amerika Şampiyonu Uruguay’ın Avrupa ve Dünya’nın son zamanlardaki en iyi kalecileri arasında gösterilen Fernando Muslera ile çözüldü. Defansta Bülent Korkmaz sonrası ilk kez güvenilen adam Ujfalusi, orta sahaya Melo ve Selçuk İnan, forvete de Elmander transfer edildi. Taraftar umutlanmış heyecan kıvılcımı çakılmıştı. İşte bu umutlanmanın zirveye çıktığı nokta Fenerbahçe derbisi oldu. O gün Galatasaray’ın yeniden canlandığı, uzun süredir süren uykusundan uyandığı İstanbul’un, Türkiye’nin her noktasında hissediliyordu. Nitekim görsel şovlarla süslenen 3-1’lik galibiyetten sonra taraftarın uyanışı tamamlandı. Artık üzerindeki ölü toprağını atan Sarı Kırmızılılar her maçta takımlarının arkasında yer aldı. Saha kapatma olayına mahal verecek davranışlarda her 3 ezeli rakibinin de çok gerisinde yer alan, onların sahası kapanırken seyirci dikkatiyle sahası kapanmayan Galatasaray ve taraftarının uyanışı bu yıl gelecek olası bir şampiyonlukla seneye bir şahlanışa dönüşebilir. Ayrıca bu uyanışı görmek için Basketbol ve Voleybol maçlarına gitmeniz, gidemezseniz bile izlemenizi tavsiye ederim. Oralarda da görülen bir diriliş ve oralarda da beklenen Şampiyonluktan başka bir şey değil.

Galatasaray taraftarı uyanışı sağlaması, takımına olan desteğiyle Türk Telekom Arenayı bir cehennem haline getirmesi ve bu kadar gerilimli bir sezonda çıkan olaylar dikkate alındığında en az ismi geçen taraftar olmasıyla bu yıl sınavı geçti. Ancak son yıllarda gelen başarısızlıklardan sonra soğuyan taraftarın olası başarısızlıklarda da takımın arkasında durması, zor zamanlarda da kulübüne sahip çıkması bundan sonraki test olacaktır ve onu da geçerlerse 2000 ruhu yakalanacaktır.

Not: Galatasaray analizime yönetim, teknik heyet ve futbolcu analizlerimle gelecek yazı da devam edeceğim.

Bilal ERTUĞRUL

6 Nisan 2012

16:47

Read Full Post »

GALATASARAY – İMPARATORUN DÖNÜŞÜ – 1…

SÜPER FİNAL’E DOĞRU – 10…

GALATASARAY – İMPARATORUN DÖNÜŞÜ – 1…

Süper Final’e doğru analiz serisinde geldik son takıma. Assolistler en son çıkara mantığında olduğumdan analizin sonunu lider ve şampiyonluğun en büyük favorisi olan Galatasaray ile bitirmek istiyorum. Tıpkı diğer takımlarımızda olduğu gibi taraftarları, yönetimi, teknik ekibi ve futbolcuları ayrı ayrı analiz edecek, genel sezon değerlendirmesi, süper final beklentisi ve takımdaki eksiklikler üzerine de fikirlerimi bildireceğim.

Ancak her şeye başlamadan İmparator’a bir paragraf açmak istiyorum. Galatasaray’ın bu yılına dönüp bakıldığında kullanılabilecek tek manşet var: İmparatorun Dönüşü… Seversiniz, sevmezsiniz, beğenirsiniz beğenmezsiniz Türk futbolunun İmparatoru Fatih Terim neden bu unvanı taşıdığını ve neden benim de dahil olduğum önemli bir çoğunluğa göre bu ülkenin gelmiş geçmiş en iyi teknik direktörü olduğunu bu yıl bir kez daha gösterdi. Tıpkı Şenol Güneş analizimde de belirttiğim gibi bu ülkenin en başarılı 2 hocası, yapılan tüm eleştirilere, kendilerini beğendiremedikleri önemli bir kitleye rağmen neden en iyi olduklarını bu sezon dosta düşmana gösterdi. Tıpkı Şenol Hoca gibi Fatih Terim’de Galatasaray kimliğini, duruşunu yaşayan, hisseden dahası bunun milyonlarca taraftar için ne anlama geldiğini bilen bir isim.

Göreve geldiğinde Galatasaraylıların dahi önemli bir kısmının aklında ACABALAR mevcuttu. Acaba yine ikinci seferindeki gibi başarısız transferler ve hayal kırıklıkları olur muydu? Acaba seferden sonra henüz kulüp takımı çalıştırmamış olması onun için bir handikap mıydı? Acaba Euro 2008’de elde edilen üçüncülük ve sonrasında elemelerde gelen başarısızlık da olduğu gibi İmparator kısa süreli turnuvaları motivatör hocası haline mi gelmişti yoksa uzun vadeli maratonların kaldırmayacağı motivasyon ve kondisyon patlamalarıyla başarısızlık kaçınılmaz mıydı? Evet gerçekçi olalım pek çok Galatasaraylı açısından bu endişeler rakipler açısından ise bu umutlar vardı. Ancak öyle olmadı Fatih Hoca neden en büyük olduğunu gösterdi ve takımını son haftaya girilirken en yakın rakibinin 9 puan önünde zirveye taşıdı. Şimdi bu sezonun genel bir özetiyle analizimize başlayalım.

Galatasaray son şampiyonluğuna bundan 3 yıl önce ulaşmış, son 6 haftada tecrübeli oyuncuların desteğiyle teknik direktörsüz gelen şampiyonluk sonrası son 2 yıl tam bir felaket olarak geçmişti. Adnan Polat taraftarların sevgilisi olarak Başkanlık koltuğuna oturduğunda taraftara şampiyonluk sözleri veriyor ve Galatasaraylılar 2000 ruhu acaba yeniden doğar mı diye düşünüyorlardı. Ama öyle olmadı. Her ne kadar stat yapımını başarıyla tamamlasa da sportif anlamda tam bir hüsran olarak yazılıyordu bu dönem kulüp tarihine. Hele geçen yıl Stat açılışında yaşanan olaylar, Mali genel kurulda ibrasızlık ve orada yaşananlar kulüple karşılıklı başlayan dava süreçleri derken bu dönem her Galatasaraylı açısından en kısa vadede unutulması gereken bir dönem olarak hafızalara kazınıyordu. Bu unutma ve yeniden canlanmanın ilk adımı geçen yıl yapılan Genel Kurul’da atılıyor ve Ünal Aysal Galatasaray’ın yeni başkanı olarak seçiliyordu.

Galatasaray Lisesi’nden yani kulübün doğduğu, can damarlarını aldığı liseden mezun olan Ünal Aysal başarılı iş adamı kariyerini yurt dışında sürdüren, özellikle kulübün maddi zorluklar yaşadığı 2000 sonrası dönemde basında adı mali kurtarıcıya çıkan, çeşitli kongreler öncesi Galatasaray’ı içine düştüğü ekonomik darboğaz ve kurumsal yönetim zafiyetinden kurtaracak kişi olarak öne çıkan bir Galatasaray sevdalısıydı. Kulübün ona ihtiyaç duyduğu her anda göreve ve yardıma koşan Ünal Aysal sonunda baskılara daha fazla dayanamadı ve geçtiğimiz yıl artık kulübün mevcut j-haliyle devam edemeyeceğini, kurumsal kimlik eksikliği, başarısız sportif, idari ve mali yönetimlerle her alanda Fenerbahçe’nin yani ezeli rakibin gerisine düşüldüğüne inandığından görevi kabul etti. İlk röportajını Serhat Ulueren’e verdiğinde bu röportajı izleyen birisi olarak Galatasaray’da işlerin artık eskisi gibi olmayacağını, profesyonelleşmenin en tepeden başlayarak kulübün her kademesine yansıyacağını ve kulübün özellikle yönetimsel anlamda çağ atlayacağını düşünmüştüm. Benim gibi düşünenleri yanıltmadı. Öncelikle güçlü yönetim kurulunda futbolu, onunla ilgilenebilecek, geçmiş yıllarda da benzer pozisyonda bulunmuş Ali Dürüst ve Abdürrahim Albayrak gibi iki önemli isme emanet etti. İlk röportajında da söylediği gibi her şeyden anlayan ve her şeye karışan başkan olmak yerine her şeyin en iyi işlemesini sağlayan başkan olarak görülmek istedi ve bu konuda kanımca başarılı oldu. Takımın başına efsane hoca Fatih Terim’i getirdi, Florya’yı onun kontrolüne verdi. Dahası istenen transferleri de birkaç eksik dışında tam anlamıyla tamamlayıp sene başlarken yeni hoca, yeni stat, yeni başkan ve yeni kadrosuyla yepyeni bir Galatasaray’ı 4 ay gibi kısa sürede taraftarın karşısına çıkardı. Yeni Galatasaray’ın Amiral gemisinde kaptan oydu ama filonun her gemisinin gerek mürettebatı gerekse de kaptanlarını o kadar özenle seçmişti ki bu gemi yol alacaktı ve kaptan buna emindi.

Evet, Galatasaray’da Ünal Aysal’ın Başkan seçilmesiyle başlayan, Fatih Terim’in teknik direktörlüğe gelmesiyle konumlanan yeni sürecin bu yıl olmasa da gelecek yıllarda kulübü tekrar eski konumuna taşıyacağı düşünülüyordu. Ancak rakiplerden Beşiktaş ve Trabzon’un yoğun fikstürü kaldıramaması, Fenerbahçe’nin 3 Temmuz süreciyle uğraşması derken, sene başında takıma yapılan hemen hemen her transferden verim alan Sarı Kırmızılılar bir anda ligin hakimi konumuna geldi. Gelecekte beklenen başarı daha ilk yılda geliyor ve taraftarlar tekrar Şampiyonluk şarkıları söylüyordu. Şimdi isterseniz liderin taraftar, yönetim, teknik ekip ve futbolcu analizlerini yapıp analiz serimizi noktalayalım.

Bilal ERTUĞRUL

6 Nisan 2012

16:25

Read Full Post »

FENERBAHÇE – SONU BELLİ OLMAYAN BİR MÜCADELE – 4…

SÜPER FİNAL’E DOĞRU – 9…

FENERBAHÇE – SONU BELLİ OLMAYAN BİR MÜCADELE – 4…

İlk 3 yazımda yaptığım genel durum değerlendirmesi, taraftar, yönetim ve teknik heyet analizlerinden sonra sıra geldi futbolcuların bireysel performans değerlendirmesine. Diğer takımlarda olduğu gibi önce kaleci mevkiinden başlayıp her mevkideki analizimi yaptıktan sonra genel bir değerlendirmeyle analizi tamamlayacağım.

Kalecilere baktığımızda karşımıza A Milli Takımımızın da kalecisi Volkan Demirel çıkıyor. Takım 33 maçta 34 gol yiyerek çok da büyük bir savunma performansı koymamasına rağmen kaleci Volkan’ın performansı göz kamaştırıcıydı. Özellikle bazı maçlarda neredeyse puanı tek başına alan adam rolüne soyundu. Ancak artık 30 yaşına gelen Volkan’ın futbolun olgunluk döneminde gündemde çok fazla gerginlik yokmuş gibi özellikle derbi maçlarda gerginliklerin merkezine oturması halen saha içi davranış olarak olgunlaşmadığını gösteriyor. Hem Fenerbahçe de hem de Milli Takımda arkasından çok iyi bir kaleci jenerasyonu gelen Volkan’ın bu hareketleri devam ederse ülkenin en iyi kalecisi olmasına rağmen özellikle milli takımda formasını kaybedebilir. Volkan’ın arkasında bekleyen Mert Günok ve Serkan Kırıntılı her zaman hazır kıta ve Samsun’da iyi bir sezon geçiren Ertuğrul’un da dönmesiyle uzun yıllar takımın en sorunsuz mevkisi kale çizgisi olacak gibi gözüküyor.

Defansa geldiğimizde özellikle Stoper pozisyonunda yaşanan sıkıntıyla karşılaşıyoruz. Stoperde Lugano’nun boşluğu doldurulamadı. Yobo’nun iyi oyununa rağmen onun yanına monte edilmeye çalışılan Serdar Kesimal, Bekir ve Bilica verilen şansları iyi kullanamadılar ve Fenerbahçe için yetersiz gözüktüler. Seneye ilk 11 için takımın yabancı sayısı sorunu da düşünülerek mutlaka yerli bir stoper alınmalı. Avrupa kupalarına katılma durumunda bence bir iyi yabancı stoper ve 2 yerli stoper transfer edilip, Yobo’nun bonservisi artık alınmalı. Saydığım 3 stoperden ise Serdar Kesimal yaşı, yaşadığı sakatlıklar düşünülerek kadroda tutulurken Bekir ve Bilica takımdan gönderilmeli. Yani yaz aylarında 5 kişilik rotasyonun yarısından çoğunun gerekmesinin şart olduğu ve takımın bu yıl en can yakan pozisyonu stoper mevkisi oldu. Sol bekte geldiği haftalarda etkili oyun ortaya koyan Ziegler ikinci devre neredeyse sahada gözükmüyor. Eğer Süper finalde harika bir performans ortaya koymazsa gönderilmeli ve yerine direkt oynayacak bir sol bek transfer edilmeli. Onun yedeği Özgür Çek belki birkaç yıla hazır olur. Ancak Caner’den arada sırada yapılan sol bek denemelerinden artık tamamen vazgeçilmeli. Sağ bekte ligin en iyi sağ beki Gökhan Gönül sakat olmadığı dönemde takımın iyilerindendi. Ancak onun da sürekli medyada çıkan sözleşme sorunu halledilerek kasını tamamıyla futbola vermesi sağlanmalı. Onun yedeği Orhan Şam’la bu mevkiyi idare edeceğini ve transfer gerekmediğini düşünüyorum. Yani sözün özü yaz aylarında en çok çalışma yapılması gereken bölge defans hattı ve seneye en az 4 yeni oyuncu görmezsek seneye de sorunlu bir bölge olacaktır.

Orta Sahaya geldiğimizde şüphesiz bence bu yıl takımın oyuncusu Christian’dan başlamamak haksızlık olacaktır. İlk 2 yılında her türlü eleştiriye mağdur kalan Christian bu yıl takımın şu anda ikinci sırada olmasını sağlayan en önemli oyuncu. Attığı 6 kritik golün yanı sıra bu kadar yoğun bir fikstürde sadece 2 maç kaçırıp takımın en çok maç yapan oyuncusu olması bence ona gelecek yılın takımındaki yerini de sağlama alma fırsatı verdi. Ancak onun partnerinin kim olacağı konusunda ciddi bir sorun var ve bence sene sonunda bir Alper Potuk seferi daha düzenlenecek.  Özer, Sezer Öztürk ve Gökay bir türlü Aykut Hoca’dan 3 maç üst üste forma şansı bulamadı ve açıkçası kısıtlı sürelerde hiç birisi de seneye direkt oynar dedirtemedi. Emre Belözoğlu sakatlıklar, hırçınlık, Hoca ve arkadaşlarla kavga derken sönük bir yılı geride bıraktı ve sanırsam sene sonu için bavulunu hazırladı. Emre’nin dışında hocanın forma verdiği Selçuk ve Mehmet Topuz ise özellikle pas bağlantılarını kuramamaları ve canlı bomba olmaları sebebiyle seneye anca rotasyonda yer almaları gereken oyuncular olduklarını gösterdiler. Son olarak da inişli çıkışlı performansına rağmen bu yıl daha iyi bir yıl geçiren Caner Erkin’e değinelim. Caner 17 yaşında başladığı kariyerinde artık 6 yıl, 3 büyük takım ve 2 orta zorlukta lig tecrübesiyle 23 yaşına geldi. Ancak bu tecrübe ve şansın üzerine çıkması daha verimli olması lazım. Eğer özellikle son vuruş ve paslarına dikkat ederse yeni bir Tuncay olabilir ama aksi takdirde bir iki yıl daha rotasyonda kalıp sonra unutulur gider.

Hücum hattına gelince Aykut Hoca’yı eleştirdiğim asıl noktaya da gelmiş oluyorum. Bu takımda Alex, Dia, Stoch ve Moussa Sow’dan kurulacak bir hücum dörtlüsü özellikle deplasmanlarda derbi maçlar dışında her maç sahaya sürülecek bir dörtlüydü. Ama Aykut Hoca nedense geçen yıl olduğu gibi Stoch ve Dia’yı aynı anda sahaya sürmemeyi tercih etti. Geçen yıl Stoch bu tercihin kuranıyken bu yıl Dia kurban oldu. Halbuki bence ikisi bir arada oynar ve belki (hiç sanmam ama) süper finalde mecbur kalırsa Aykut Kocaman’da bunu görür. Moussa Sow kısa zamanda kalitesini gösterdi ama henüz bu ligde Niang veya Emenike kadar başarılı olacak deneyime sahip değil. Ancak Bienvenu ve Semih’in son hallerinden kat be kat önde. Bu durumda iyi bir sezon başı hazırlığıyla seneye çok daha katkı verecektir. Ancak bu beklenti takımın Semih ve Bienvenu’yu yollayıp bir yerli, bir yabancı forvet transfer etme zorunluluğunu kaldırmıyor.

Son olarak da Kaptan Alex’e değinelim. Alex varsa Fenerbahçe var, o yoksa yok. Ever, son 8 yıldır olduğu gibi 35’ine gelen Kaptan’ın önemi aynı ağırlığını koruyor. O da yaşına inat buna cevap veriyor. Ancak artık Kaptan’ın gemiden ayrılma zamanı geliyor ve ne yazık ki ondan sonrasına dair her hangi bir hazırlıkta göze çarpmıyor. Seneye Avrupa’da yer alınabilirse mutlaka onun dinlenmesini sağlayacak bir oyuncu alınmalı ve bazı maçlarda dinlendirilmeli. Yoksa bir yıl daha bu çizgide gidemez.

Evet, oyuncuların bireysel analizleri böyleydi. Şimdi gelelim süper final eklentime. Son 13 deplasman maçından sadece 3 galibiyet almış (dahası bunların 2’si Manisa ve Ankaragücü gibi düşen iki takıma karşı) bir Fenerbahçe’nin Galatasaray’ı 5 puan geriden gelip yakalaması oldukça zor. Sarı Lacivertliler itiraz edebilirler. Haklılar aynı takım kendi sahasında da 40 maçtır yenilmiyor. Ama unuttukları bir şey var bu takım süper finalde kazanmak zorunda olan takım, yenilmemenin yaradığı takım Galatasaray. O halde son derbileri de dikkate alarak düşündüğümde bu farkın kapanmasını beklemiyorum. Dahası sene sonunda açıklanacak şike kararlarının ne olacağı belli olmadan Fenerbahçe aslında sonu belli olmayan bir macerada ve bence bu sonun belli olması bu yıl kazanılacak bir şampiyonluktan çok daha önemli.

Bilal ERTUĞRUL

5 Nisan 2012

13:43

Read Full Post »

Older Posts »