Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Bir Bavulda Yaşam’

BANA BİR BAVUL LAZIM…

2011 yılını acısıyla tatlısıyla geride bıraktık. Bugünlerde herkes yeni yılla ilgili mesajlara daldı. Dikkat ettim de tüm mesajlarda en uçlarda yaşanan bir Pollyannacılık var. İnsanlar güzel dilekleri ardı ardına sıralıyor. Ama sanırım geçen yılın muhasebesi pek yapılmıyor. Hâlbuki hem ülkemiz için hem de dünyamız için oldukça zorlu bir yılı geride bıraktık. Dünyada yaşanan ekonomik ve insani krizler, ülkemizde artan bölünme, yaşanan acılar bu kadar kolay geride bırakılmamalı diye düşünüyorum. İşte toplum hakkında bu düşünceler içerisindeyken kendi muhasebemi yapmaya karar verdim. Bir nevi vicdan muhakemesi de denilebilir.

2011 yılı benim için karmaşık duygular arasında başladı. Artık 17 yıllık eğitim – öğretim hayatımın sonuna gelmiştim. İlk kez ciddi bir iş ve kariyer baskısı altındaydım. Ama mesele özgeçmişlere sıralanacak başarılarsa bunlar açısından her zaman şanslı insanlardan olmuştum. Her zaman doğduğum topraklara Anadolu’ya borçlu olduğumu düşündüğüm topluma, kültüre, tarihe ilgimin getirdiği kendimi açıklayabilme gücüm ve doğuştan gelen sonradan geliştirmek için açıkçası pek de uğraş vermediğim analitik düşünme yeteneğimle birleşince özgeçmişleri dolduran akademik ve akademik olmayan başarıları ardı ardına sıraladım. Haksızlık etmeyeyim bunlar beni bugüne kadar iyide taşıdı. Ancak ilk olarak bu yılın ortalarında özgeçmişlerde yer bulmayan bazı eksikliklerimle yüzleşmeye başladım. Belki yaşıtım olan pek çok kişi için önemli eksiklikler olmayabilir ama bunu mezuniyet sonrası kariyerimde yaşadığım için sizlerle paylaşacağım.

Bu yıla kadar beni tanıyanlar kendimi bildim bileli savunduğum bir düşüncemi mutlaka anımsayacaklardır. İnsanlar iki gruba ayrılır ilk grup kendisi için doğan, yaşayan ve ölenlerden oluşur, diğer grup ise doğduğu günden itibaren başkaları için, insanları, doğduğu topraklar için yaşamayı kader edinmiş ölümü de yine bu kutsal amaçları uğruna olanların grubuydu. Hayatımdaki pek çok tercihimi insanlara açıklarken bu tezimi kullandım ve kendimi hep ikinci gruba attım. Aslında çok dürüst davranıyordum çünkü öyle düşünüyordum ya da düşünmem gerektiğine koyu bir bağnazlıkla saplanmıştım. Pek çok konuda attığım adımları, ülkülerimi, dostluklarımı hatta sevdalarımı bu düşünce şekilleniyordu. Bazen bir kılıçtan keskin davranmamın, olmadık bahaneler arkasında onlarca kalp kırmamın tek tesellisini böyle düşününce bulabiliyordum. Karacaoğlan torunu olarak çok seviyordum ama yine bu kendime kutsal amaç uğruna sevdiklerime sevdamı söylemiyordum. Ya da beni sevenlere asla kapıyı açamıyordum. Dostlar ediniyor kimine onca yanlışa rağmen katlanıyor kimiyle tek yanlışta ya da yanlış anlama da tüm ilişkimi bitiriyordum. Kadınlardan ya da benim yaş grubumda kızlardan, onlarla kurulan samimi diyaloglardan belki de yine aynı sebeple kaçıyordum. Kendim için yaşayamam, ülkem için yaşamalıyım, insanlık için doğdum onun için ölmeliyim diyordum ama hiç kendimi kandırdığımı anlayamıyordum. Aslında bazen düşünüyorum da hep erken öleceğimi hissettiğimden belki de bir günde iki ömür yaşamaya çalışıyordum.

Ancak bu yıl bir şeyler değişti. Kaderin yaşamak zorunda olduğumuz bir yazgı olduğundan çok kendi yaşadıklarımızla yazdığımız bir yazıt olduğuna daha çok inanıyorum mesela. Sevip de söyleyemediğim, sevilip de sevemediğim kızlarla yaşanacak aşklardan yaşanması gereken ama hep bir yerlerde bahaneler arkasında sakladığım o aşklardan büyük pişmanlıklar duyuyorum mesela. Ya da bir hiç uğruna yok ettiğim dostluklarımdan yaşanmamış dost muhabbetlerinden de aynı pişmanlıkları duyuyorum. Birilerine abi, baba olmaktansa onlara arkadaş olmayı tercih etmemiş olmama da içten içe bozuluyorum. Mesela okuyamadığım kitaplardan, izlemediğim filmlerden, haksızlığa uğrayan on binlerce insanın hikayesine kulak kabartmak yerine daldığım uzun futbol tartışmalarından da pişmanlık duyuyorum.

Başkalarına onlar adına zaman yaratmasam belki de daha genç olabilirdim. En azından bu kadar kişinin hayatıyla yaşlanmak yerine daha genç, kendi yaşımda mesela gösterebilirdim. Mesela arada öğrenmediğim dahası öğrenmek için pek çabada sarf etmediğim Arapça için hayıflanıyorum ya da ne bilim bir müzik aleti çalmadan geçen bunca yıla, anlaşılmamış yazarlar üzerinde yapılmamış tartışmalardan, en kötüsü onca zaman geçirdiğim dost ve akrabaları aramakta hep yaşadığım ertelenmişliklerden de pişmanlık duyuyorum. Dünyayı değiştirmeye and içmiş gibi yaptığımdan bunları yapamadım. Dahası pişmanlıklarımı dahi paylaşamadım. Eski bir sokakta bulunan birkaç kurumuş ağaçtan başka bir şeyim yokmuş gibi hissettiğim bazı gecelerde sığınabileceğim bir kucak bulamadım. Kısacası birileri için yaşama bahanesiyle yalnızlıkla o kadar sarmaş dolaş oldum ki bir zaman sonra o birilerinden kaçmak üzerine bir yaşam kurmaya çalıştım. Belki de yurt dışına gitme isteğimin temeli de burada yatıyor. Bilmiyorum yaptıklarımdan pişmanlık duymuyorum ama yapamadıklarımla yaşamayı da henüz başaramıyorum.

Bu yüzden yeni yılda bana bir bavul lazım diyorum. Yaşadıklarımın muhakemesini yaptıktan sonra alınacak gönülleri aldıktan sonra yapamadıklarımla yüzleşmek için farklı bir yerlerde zaman geçirmek istiyorum. Mesela her zaman düğün yerim olarak düşündüğüm İskoçya’nın bol yağmurlu topraklarında, bir Tibet Manastırı ya da Hint Köyü’nde, İran’ın Azerbaycan yakınlarında bir dağ köyüne, Güney Amerika’nın henüz yerlilerin kokularının ölmediği topraklara ya da ne bilim Sibirya steplerinden Moğolistan’a kadar olan kuş uçmaz, kervan geçmez topraklarda. Buralara gitmek sanırım 2012’de nasip olacak ve bu yılın sonunda yapamadıklarımın en azından bir kısmını yapmış olacağım. Mesela seneye bu zamanlarda dostlarla olacağım. Hem de tek gelmeyeceğim yanlarına bir eş de bulacağım. Öyle her şeyi onaylayan tiplerden değil, karlar arasında korkmadan başını çıkarabilecek kardelen kadar cesur, karşımda ayna kadar açık ve onu kırdığımda vereceği acı bir cam kesiği kadar yakıcı olacak. Birkaç lisan daha konuşacağım mesela. Ülkemin insanlarını daha çok tanıyor olacağım ve artık büyük adam olmanın küçük engellere takılınca onları yok etmekten değil de onları da omuzlarına alarak doğruya onlarla beraber gitmekten geçtiğine tüm benliğimle inanacağım. Ama dedim ya tüm bunlar için şimdi Bana bir bavul lazım…

Not: Bundan sonra ömrüm elverdikçe bugün çok azını doldurduğumu düşündüğüm bavulun hikayesini ve değişimini yıl sonlarında bir şekilde tüm insanlara anlatacağım. Yani bir bavulun hikayesini yaşayarak yazacağım…

Bilal ERTUĞRUL

1 Ocak 2012

00:45

Reklamlar

Read Full Post »