Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Bu ithalat durur mu’

NİHAYET İTHALAT HAKKINDA KONUŞAN BİR BAKANIMIZ VAR…

Dün İstanbul’da önemli bir toplantı yapılmış. Ekonomi Bakanı Sayın Zafer Çağlayan 2011 İthalatı konulu bu toplantıda yaptığı açıklamalarla uzun süredir kafamda yer alan bazı soruları da cevaplamış. Malumunuz Türkiye’de İhracat 2011 yılında yıl bazında 135 Milyar Dolarla rekor kırarken ithalatta 241 Milyar Dolarla kendi rekorunu kırdı. Daha önce de bu konuda çeşitli yazılar yazdım ve çözümün sadece siyasi değil genel olarak bir halkın tüketim ve sanayinin üretim yapısı üzerine yapılacak köklü çalışmalarla sağlanacağını belirtmiştim. Dün gelen rakamlar ve Sayın Bakanın açıklamaları da beni bir kez daha haklı çıkardı. İsterseniz önce dünkü açıklamanın satır başlarına bakalım ve nelere dikkat etmek gerektiğine, var olan sorunlara olası çözüm yollarına değinelim.

Öncelikle başta da belirttiğim gibi bir Ekonomi Bakanı’nın sadece İthalatı baz alan bir toplantıda konuşması ve böyle bir toplantının yapılması bile bence başarıdır. Çünkü Türkiye’de İthalat bir tabudur. Nedense herkes onun hakkında olumsuz bir şeyler söyler ama yılsonu geldiğinde görürüz ki ihracatımızın çok daha üstünde ithalat yapmışız. Yani lafta Aslan icraatta Maymun iştahlıyız. Bakan dün güzel bir konuşmayla sorunları, bunların çözümü için yapılan çalışmaları belirtmiş. Öncelikle bazı detaylar üzerinde duralım.

Bakanın açıklamalarına göre 2011 yılında yapılan 241 Milyar Dolarlık ithalatın 173 Milyar Dolarlık bölümü yani %72’si ara mallar, 37 Milyar Dolarlık bölümü yani % 15,5’i yatırım malları, 30 Milyar Dolarlık bölümü yani % 12’si de tüketim mallarına yapıldı. Mal kalemleri baz alındığında Enerji Ürünleri 54 Milyar Dolar, Makine ve Cihazlar 27 Milyar Dolar, Demir-Çelik 20,5 Milyar Dolar, 17,2 Milyar Dolar Motorlu Kara Taşıtı, 17 Milyar Dolar Elektrikli Makine ve Teçhizat, 12,6 Milyar Dolar Plastik ve plastikten eşya, 7 Milyar Dolar Altın, Gümüş ve Mücevherat, 5,5 Milyar Dolar Organik Kimyasal Ürün, 4,7 Milyar Dolar Eczacılık Ürünü, 4,1 Milyar Dolar Bakır ve Bakır Eşya, 4 Milyar Dolar Hava Taşıt ve parçaları, 3,4 Milyar Dolar Kauçuk ve Kauçuktan Eşya, 3,3 Milyar Dolar da Alüminyum ve Alüminyumdan Eşya ithal edildi.

Bakanın açıklamalarında dikkat çeken bir diğer noktada Türk sanayisinin dışa yani ithalata bağımlılık oranı oldu. Bakan %43 olarak bu oranın da üzerinde durdu. Peki, tüm bu rakamlar varken genel olarak Türkiye’nin ithalat resmi bize neler söylüyor, durumumuz nasıl, iyileştirmek için neler yapabiliriz.

Daha önce de Türkiye’de çeşitli dış ticaret konulu toplantılara katıldım. Bu toplantılarda konu ithalattan açıldığında ilk olarak şunu söylerdim: Bu ülkede sanayi üretimi, tüketim alışkanlıkları ve enerji olarak ithalat dosyası 3 kısma ayrılmalıdır. Sanayi üretiminde özellikle yedek parça ve ara malda inanılmaz oranlarda dışa bağımlıyız. Petrol ve doğalgaz yoksunu olmamız ve bu kaynakları da enerji üretiminde ilk sıraya koymamız enerji konusunda da elimizi güçleştiriyor. Ayrıca özellikle son yıllarda dünya genelinde artan ve milli gelirimiz düşünüldüğünde lüks tüketim olarak rahatlıkla görülebilecek İleri Düzey Teknoloji Elektriksel ürünler ve otomotivdeki tüketim alışkanlığımızda ciddi bir sorun olarak ortada duruyor. Peki, ne yapabiliriz?

Öncelikle yıllardır sadece ihracat rakamları üzerinden yürütülen ve hem Türk sanayicisinin hem de siyasilerin tek taraflı baktığı dış ticaret anlayışından vazgeçmeliyiz. Biz üreten, sanayileşmiş, katma değeri yüksek bir ülke hedefindeysek yaptığımız ithalatın %56’sı kadar ihracat yapıp, sonra da buna bakarak övünemeyiz. Özellikle 2011’in son aylarından itibaren hızı azalsa da görünürde Türk ekonomisinin en büyük kara deliği olan cari açıkta zaten önemli ölçüde iki kalem arasındaki farktan oluşuyor. Bu konuda Bakan’ın da değindiği gibi 2011 3. Çeyreğinden itibaren bir düzelme mevcut. Artık hem iş adamlarımız hem de siyasiler ithalattaki sorunlara yöneliyor. Bu iyi bir başlangıç noktası olacaktır.

Ara malların üretimi ve ithalatın azaltılması daha önce de belirttiğim gibi bölge sadece bazlı değil de hem bölge hem de ürün bazlı kapsamlı teşvik paketiyle sağlanabilir. Bu yolla hem ithalat azalır hem de pek çok ülkeye ihraç edilebilecek yeni bir ürün grubuna ulaşırız. Enerji konusunda alternatif enerjiler doğaya uyumlu olması bakımından önemli olsa da kanımca gelişmekte olan bir ülke olarak tek çözüm 3. Kuşak nükleer santrallerdir. Batılı gelişmiş ülkelerin santralleri kapatma sebebi neredeyse tüm üretimlerini Uzak Doğu Asya ve Çin’e taşımış olmalarıdır. Türkiye yok denecek kadar az petrol ve doğalgaz kaynağıyla nükleeri reddetme lüksüne sahip değildir. Alternatif enerjide de özellikle Güneydoğu Anadolu, Akdeniz ve Ege’deki güneşli gün sayısı baz alınarak sadece Güneş enerjisine yönelik yatırım akıllıca olacaktır. Ama dediğim gibi sadece ithalata yönelik bir politikayla bu sorunlar çözülmez enerji ve üretim baz alınmadan, bunlara yönelik sektör temsilcilerinin de katılım ve desteği alınarak topyekün bir seferberlik zamanıdır.

Son kalem olan tüketim malları ise sanırım uzun vadede Türkiye’nin en önemli sorunu olacaktır. Bugün için tuttuğu yere bakmayın son yıllardaki trend devam ederse uzun vadede en büyük kalem olacaktır. Bu konu üzerinde daha önce yazdığım Türkiye ve Küçük Amerika olma konulu yazımda detaylı değerlendirmelerimi bulabilirsiniz. Ayrıca çocukluğumuzda güzel anılarımızın olduğu ama şimdi pek çoklarının dalga geçtiği yerli malı haftaları gibi yerli üretimi destekleyici toplumsal çalışmalar da kanımca uzun vadede çok daha elzem olacaktır. Aşırı ve lüks tüketim toplumsal genetiğimizde ne yazık ki mevcuttur. Osmanlı’dan bu yana Ayağımızı Yorganımıza Göre Uzatma konusunda çok defa sınıfta kaldık ve bunun faturasını ödedik. İlerde hızla artan üretimimiz, dünyanın dört bir yanında dil, yol bilmeden sadece cesaretleriyle ihracatımızı yükselten, son on yıllık ekonomik büyümemizin her zaman yegane sebebi gösterdiğim müteşebbislerimizin çabalarının boşa gitmemesi için tüketim alışkanlıkları üzerine yoğunlaşılmalı ve bizlerde fert olarak tüketimin bugünü tasarrufun ise çok daha uzun olan geleceği kurtaracağı bilincine erişmeliyiz.

Sonuç olarak 2023 yılında hedeflenen 500 Milyar Dolara ulaştığımızda ithalat ve ihracat bu hızla giderse yaklaşık 1 Trilyon dolarda ithalat yapmış oluruz. Bu rakamlarla da ne yazık ki dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına giremeyiz. Bu sebeple ithalatın karşılanma oranı %70-80 bandına getirilmeli ve yaklaşık 2023 ithalatı en fazla 650 Milyar dolar civarında olmalıdır. Bunun yapılmasında hepimize bir birey ve bir tüketici olarak görev düşmektedir. Aksi takdirde üreticilerimiz ne kadar üretirse üretsin bu tüketimle onların emeklerini de boşa çıkarırız.

Bilal ERTUĞRUL

15 Şubat 2011

23:58

Reklamlar

Read Full Post »