Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘bu kriz de nereden çıktı’

OCAK BİTERKEN KÜRESEL EKONOMİ ANALİZİ – 1…

NEREDE KALMIŞTIK?

2008 Yılının sonlarına doğru Amerika Birleşik Devletleri’nde Mortgage kredilerinin geri dönmemesi, denetimi zayıf, düzenlemesi yok denecek kadar az olan kreditörler ve finansal piyasa oyuncularının bu geri dönmeyişlerden tabii olarak olumsuz etkilenmeleri, bu grubun en önemli aktörlerinden olan Lehmann Brothers’ın iflası, AIG, Citi Grup ve General Motors gibi devlerin ancak güçlü uluslar arası sermaye ve devlet yardımlarıyla ayakta kalmayı başarmasıyla başlayan Küresel Ekonomik Kriz 2009’da nerdeyse her ülkenin canını yakmış, 2000’li yıllarda dünyada eşine ancak savaş sonrası dönemlerde rastlanmış olan ekonomik büyümeler krizin ağır tahribatıyla kaybedilmiş, işsizlik, artan borçlanma rasyoları derken dünya 1929’dan sonra en karanlık ekonomik yılını geçirmişti.

Kriz temelde bir finans kriziydi ve pek çok ülke kendi finansal sektörlerini korumak amacıyla harcamaları ve hibeleri arttırarak, finans kuruluşlarının borçlarını yeniden yapılandırarak ya da kimi durumlarda borçları silerek çözüme ulaşmaya çalıştı. Ancak bu arada devletlerin verdiği bu karşılıksız desteklerin ülkelerin mali yapılarını, borç rasyolarını kötüleştirdiği göz ardı edildi. Kısa vadeli planlar ilk bakışta başarılı oluyor ve 2010 yılı bir önceki yıla oranla çok farklı bir yıl oluyordu. 2010 yılıyla beraber başını gelişmekte olan Türkiye, Hindistan, Brezilya, Çin, Rusya gibi ülkelerin çektiği, yavaş yavaş toparlanan ABD ve Almanya’nın da bir nevi ekonomik referans olduğu performans artışı dünyanın krizin yaralarının birkaç yıl içinde atlatacağına dair güçlü bir inanç doğurdu.

Evet, dünya yeniden büyüyor ve artan uluslar arası ticaret, sıcak para bu büyümenin en güçlü göstergeleri oluyordu. Ancak kriz döneminde devletlerin yaptığı uygulamaların bir karşılığı olacaktı ve sinsi düşman fırsat kolluyordu. Bu fırsat bu kez Atlantik’in karşı yakasından yani Avrupa’dan geliyordu. Aslında Euro hayata geçtiğinden bu yana uluslar arası piyasaların ortak para politikasının ortak mali politikayla taçlandırılması gerektiği, bu olmadan Euro’nun ilk düşüşünde ciddi bir kriz doğacağı tahmin ediliyordu, ama başta Euro bölgesi ülkeleri olmak üzere kimse kendisini bu sürece hazırlamıyordu. Krizin ortaya çıkmasından önce Avrupa Birliği ya da özelde Euro Bölgesinin tek bir mali programa sahip olmasının da yolunu açacak olan anayasa süreçleri önce birkaç küçük ülkede red edilecek daha sonra ise içeriği önemsiz bir boyuta gelecek kadar küçültülerek onaylanacaktı. Euro bölgesinde ilk 10 yıl her şey yolunda gitmiş görünüyordu, ama gerçek çok farklıydı.

Gerçeğin farklılığına dair ilk işaret Euro sürecinin de temelini oluşturan Maastricht Ekonomik Kriterleri’ne bakıldığında çok net alınıyordu. Daha Euro’ya geçişin ilk aşamasında üyelerin önemli bir kısmı kriterlere uymuyordu. Dahası zaman içerisinde uymamaya devam etmeleri durumunda da herhangi bir yaptırım gözükmüyordu. İşte bu hal içinde 2009 Kriziyle beraber arttırılan harcamalarda devreye girince Euro Bölgesinde yavaş yavaş artan faizlerle gelen tehlike hissediliyordu. İlk kıvılcımın adresi Yunanistan oluyordu. Yunanistan’ın derecelendirme kuruluşlarıyla yaptığı çeşitli rakamsal manipülasyonlar ortaya çıkıyor, ülkenin özellikle borç yapısının bilinenden çok daha kötü olduğu gözler önüne seriliyordu. Hemen ardından Portekiz ve İrlanda’nın da Yunanistan’a katılmasıyla 2011’in Avrupa için çok da iyi bir yıl olmayacağı anlaşılıyordu.

İrlanda ve Portekiz kemer sıkma paketlerini, harcamaları azaltarak, tasarrufları arttırıp siyasi faturaları ödeyerek krizden çıkarken, Avrupa’nın haşarı çocuğu Yunanistan içerdeki güçlü halk muhalefetine karşı gerekli adımları atamadı ve iflasın eşiğine geldi. Yunanistan’a bu süreçte önce İspanya daha sonra ise İtalya katıldı ve Avrupa krizi yaygınlaşmaya başladı. Tam yayılma Fransa kıyılarına gelmişken Avrupa’da 8-9 Aralık zirvesi toplandı. İngiltere birliği yüzüstü bırakırken alınan kararların uygulaması 2012’yi merakla beklenen bir yıl haline getirdi.

2012’nin ilk ayında Avrupa’dan gelen adımlar tatmin edici değil ve bu krizin derinleşmesine yönelik korkuları canlı tutuyor. ABD yıl boyunca uzak durduğu, nispeten iyi büyüme ve işsizlik rakamlarıyla etkilenmemiş krizin belirtilerini son çeyrekte hissetti ve büyüme eklentilerin altında kaldı. Avrupa’nın resesyona gireceği, gelişmiş ülkelerden AB dışında olanların ise çok küçük büyüme rakamlarında olacağı beklentisine girilen 2012 ve sonrası için dünyanın kaderi kanımca gelişmekte olan ülkelerin ne yapacağında saklı? Ve bu gelişmekte olan ülkelerin politikaları ya krizi daha da derinleştirecek ya da krizin etkisinin daha hızlı atlatılmasını sağlayacak…

Not: Bu yazının devam yazısında önemli gelişmekte olan ülkeler Çin, Brezilya, Rusya, Hindistan, Güney Afrika ve Güney Doğu Asya bölgesinin olası ekonomik politikaları ve bunların sonuçlarına değineceğim…

Bilal ERTUĞRUL

30 Ocak 2012

21:44

Reklamlar

Read Full Post »