Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Deli Osman’

ORAYA GİDELİM ÇOCUK…

Aydınlık bir ülke, mutlu, mesut yarınlar ve bunlara ulaşmak için çalışmak, bıkmadan usanmadan çalışmak. Bazen farklı yöntemler kullanarak, bazen aynı patikaları düzelterek devam edilen bu yolculuklar dostlar olmadan tamamlanacak yolculuklar değildir. Bazen birbirlerini kırar, bazen üzer, bazen sevinir ama her halde en çok severler birbirlerini dostlar. Saygı duyarlar duymasına da saygılarının da temelleri sevgileridir aslında. Şu yokluk yurdunun yokluğuna aldanıp çok aldanır, aldatır dostlar birbirini ama asla unutmaz. Unutmamak bir gün bir yerlerde ortak bir geleceğin, beraber içilecek bir yorgunluk kahvesinin ve belki de hayata anlam katacak her şeyin başlangıcı da değil midir zaten.

Yazdığımız dostlarımızdan aldığımız olumlu tepkiler, dönmek için umudumuzu güçlendirmekte. Lakin gitmek en çok gidene koymakta bunu da bu bünye asla unutmamaktadır. Ankara ve dostlar yazılarımızda sıra namıyla Faşo Osman ya da daha çok yakışanıyla Deli Osman’a geldi. Osman Erdoğdu’yla 2008 yılının Eylül ayı başlarında tanışma şerefine nail olduk. Umur Çulcu kardeşimin referansıyla oda arkadaşlığımız başladığında karşımda bir çocuk vardı. Ama bu çocuk eve her gün dizi kanayarak gelen çocuklardandı. Yalnızlığı kutsamayı, yok yere yapılan kimi arkadaşlıkları yeri ve zamanı geldiğinde bitirmeyi bilmesi bana yakın huylarındandı. Ama bir de faşizan tarafı vardı ki işte orada ayrışıyorduk. Belki de doğduğumuz topraklardan beslenme farklılıklarımızdandı bu farklılığımız ya da ben öyle olmasını istiyordum. Zamanla benden de sert oldu, yeri geldi ben ayakta kalamasam da dizlerimin üstüne çökmeme engel oldu. Belki de hep yüklenmeden benim de arada yüklenebileceğim nadir omuzlardan oldu.

Ha bu arada çok oyunlara dalardı. Kim bilir olması gereken dünyayı belki de orada bulurdu. Yalnızdı, yalnız doğmuş yalnız ölecek adamlardandı. Dili biraz sivriydi fakat o sivrilik genellemeler dışında şahıslar esas alındığında anlaşılmaktan öte hak verilesi bir sivrilikti. Ama ona pek de hak veren olmazdı. Ne demişler deli diye adın çıkmasın hepsinden akıllı olsan da bunu anlatamazsın zamanı gelir sırf bu sebepten deliliği bir oyuna çevirirsin. İşte bizim deli de böyle bir deliydi. Ama insanların anlamadıklarına deli kelimesini bu kadar kolay sarf edebildikleri bu dünyada belki de en iyisini yapıyordu. Tişörtlerle konuşurdu, yanlış da olsa bazen abartsa da mesajları, vermek istedikleri ve hiçbir zaman anlaşılamayacağını bildiği gerçekleri vardı. Çünkü milletin gözünde o halen bir çocuktu. Belki de adını aldığı Hz. Osman’ın uysallığını isteyen babasına nur topu gibi bir Genç Osman olarak dönmüştü ama babası da onu tıpkı bizim gibi hiç gösteremese de çok sevmişti. Her ne kadar yeri geldiğinde bu Genç Osman’lığı deliliğe de vursa çocukluk onun ayrılmaz parçasıydı. Bağdat kapılarına dayanmayı halen düşünecek kadar uçsa da, kılıcı kınına hiç girmeyecekmiş gibi dursa da zaten bu çocukluk onu sevimli yapardı. Hani sadece görenlerin anladığı bir güzellik, hani bakan değil gören gözlerin tadına varabileceği güzel bir çocuk. Burada onun da az biraz suçu vardı, çünkü o içindeki çocuğu delilikle perdeleme oyununda en usta aktörlerden daha başarılıydı.

Edebiyat okurdu, aslında çok da iyi anlardı ama binlerce yılda yüzlerce farklı dilde söylenmiş sözleri yine o dilde anlamanın gerekliliğini saçma bulurdu. Saçma insanlarla takılır, yeri gelir kızardı ama bu çocuk her kırdığı bilerek ya da bilmeyerek parçaladığı yürekten sonra kendi yüreğine hançerler saplamakta da ayrı bir ustaydı. Bu yüzden belki de her sevdiğinden ya da sevgili olmaya aday şanslı güzelden sonra yerine bir başkasını koymayı bilirdi. Ben her gitmeden sonra Karacaoğlan gibi her acıyı balla yad ederken, her çiçekten sonra yeni bir çiçekten bal alırken o acıyı da en asil şekilde yaşamayı bilirdi.

Bu çocuk hayatında hep bir yerlerde kalmış çocukluğunu yaşamak istediği o yerin hayaliyle tutuşuyordu. Biliyorum öyle bir yer vardı. Burada herkes onun o yerini ütopik bilirken yine masallarda kaybolduğunu zannederken ben onun, o yerine tüm benliğimle inandım. Gün gelir o yere onunla beraber gideceğime de belki de onun kadar olmasa da bende de delilik olmasından dolayı daldım. Bugün o yerin hayaliyle yola çıktım. Onu geride bırakmadan bir parçasını dostluğunu yanıma alarak gidiyorum. Belki kimse bilmiyor ama ben gidiyorum. Ve bu noktada ilk kez kendimi ondan cesur görüyorum. Eğer yapamazsam çocuk, eğer o yeri, Karacaoğlan’ın diyar diyar gezip bulamadığı yeri bulursam sana da haber veririm. Yok bulamazsam ve sen de biraz büyürsen bu sefer dümeni sana vereceğim çocuk. Ve sana tek bir şey söyleyeceğim: Oraya Gidelim Çocuk… Çıkarların, geçmişin ya da geleceğin, bize ait olmayan değerlerin, bölmelerin ve bölünmelerin olmadığı, kırlarda toplayamadığımız çiçeklerin her baharda yeniden açtığı ve her meyvenin mevsiminin ayırtına vardığı o yere gitmek için geleceğim. Yok o yer benim yerimse seni de bekleyeceğim çocuk. Hiç anlaşılma kaygın olmamış gibi yapsan da, içten içe hep yanında yakınında olmasını istediğin seni anlayacak birilerinin olduğu, güneşi, suyu ve bizi biz yapan toprağı daha çok seveceğine inandığım yere seni de götüreceğim be çocuk. Ama dedim ya benim yerim ya da senin hayalin neresi olursa olsun Mehlika Sultan’a Aşık Yedi Gencin Gittiği Yere; Oraya Gidelim Çocuk…

Bilal ERTUĞRUL

13 Aralık 2011

02.25 

Reklamlar

Read Full Post »