Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘deplasman karnesi’

FENERBAHÇE – SONU BELLİ OLMAYAN BİR MÜCADELE – 3…

SÜPER FİNAL’E DOĞRU – 8…

FENERBAHÇE – SONU BELLİ OLMAYAN BİR MÜCADELE – 3…

Fenerbahçe analizimin ilk 2 yazısında genel sezon analizini, taraftar ve Başkan Aziz Yıldırım’a yönelik analizlerimi sizlerle paylaştım. Bu yazımda Fenerbahçe yönetimi ve teknik ekibin analizini yapacak son yazımda da tek tek futbolcu analizimle analizimi noktalayacak ve Galatasaray analizime geçeceğim.

Evet, Başkan Aziz Yıldırım’ın analizini ayrı olarak ilk yazıda yaptığım için yönetim analizini ayrı olarak bu yazıya bırakmak istedim. Başkan Aziz Yıldırım ve 3 yönetici arkadaşları içerdeyken kulübün yönetimi, şike davası karşısında yapılan savunma ve Avrupa Şampiyonlar Ligi’nden men edilmeye karşı yürütülen davaları da doğal olarak yönetimin diğer üyelerine kaldı. Ancak tüm yönetim kurulu üyeleri arasında 4 ismin ayrı olarak incelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu isimler Cihan Kamer, Ali Koç, Nihat Özdemir ve Abdullah Kiğılı.

Önce bence geleceğin Başkan’ı ve taraftarın sevgisini tamamıyla kazanan Ali Koç’tan başlayalım. Koç ailesi gibi Türkiye’nin en büyük 2 ailesinden birisinin üçüncü jenerasyonundan olan Ali Koç’un Fenerbahçe yönetimine girmesine dahi karşı çıkan ailesinin tüm baskısına rağmen bu zorlu süreçte daha da öne çıkması ve deliliği olarak adlandırdığı Fenerbahçeliliği onu ailesinin hiç istemeyeceği Başkanlığa da bir gün getirecektir. Bunu nasıl mı söylüyorum, şike davası döneminde taraftarlarla yakaladığı diyalog, kulübün Aziz Yıldırım’sız idaresi ve mücadele gücüne bakarak söylüyorum. Evet, Ali Koç zaman zaman rakiplerini rahatsız eden, bence de yanlış olan açıklamalar da bulunuyor ama bunlar onun taraftarı gözündeki değerini bir kat daha arttırıyor. Gençliği, enerjisi, kulüp için sürekli çalışması da eklenince yönetimin en sivrilen ismi oldu. Şimdi önemli olan aile baskısına karşı Aziz Yıldırım sonrası Başkanlığı kabul edip etmeyeceği ve olası başkanlık döneminde fanatizme varan Fenerbahçeliliğinin ailesine zarar verip, vermeyeceğidir. Benim kanaatim bu süreçte belgelemiştir ki günün birinde Fenerbahçe Başkanı olacaktır ama bu başkanlık tartışmalı ve tutkusu sebebiyle zamanla zarar verici olacaktır. Ancak Fenerbahçe taraftarı da böyle başkan istemektedir ve seçim onun olacaktır.

Öne çıkan isimlerin ikincisi ise Aziz Yıldırım’ın son dönemdeki en yakın yöneticisi Nihat Özdemir oldu. Başlarda istifa ettiği iddiaları gündeme gelse de Asbaşkan olarak Başkan içerdeyken kulübün temsili ve haklarının savunulmasını üstlendi. Nihat Özdemir Limak Holding’in başında iş dünyasında çok önemli bir yere sahipken Aziz Yıldırım ile çıktığı bu yönetim yolculuğunun en zor yılını geçirdi. Zaman zaman Ali Koç’un gençliğiyle yaptığı çıkışları da bazı yöneticilerin sitemkar yükselişlerini de hep dengeledi. Bir denge adamı olarak ortalığın daha fazla gerilmesini engelledi. Ancak tüm bu süreç onu çok yordu ve bence bir daha yönetimde görev almayacak. Ancak herkes onu bu zor zamanlardaki ağırbaşlı, beyefendi hali ve denge adamı kimliğiyle hatırlayacak.

Bu zorlu dönemde Ali Koç ve Nihat Özdemir’in aksine daha önce pek duyulmamış olan Cihan Kamer’de öne çıktı. Atasay Kuyumculuğun başındaki Cihan Kamer şike sürecinde etkin olarak ön plana çıktı. Taraftarların gözündeki değeri artan Kamer’in Özdemir’in aksine bundan sonra daha da aktifleşeceğini ve olur da Ali Koç aday olmazsa Aziz Yıldırım sonrası Başkan olabileceğini düşünüyorum.

Son olarak da Abdullah Kiğılı’ya bir paragraf açmak istiyorum. Türkiye’nin en önemli giyim markalarından birisinin patronu olarak çok iyi bildiği perakende pazarlama tecrübesiyle Fenerium’ları para basma makinesi haline getirdi. Özellikle kulübün gelir kaynaklarının çeşitlenmesi ve ekonomik olarak bulunduğu konumun bence yegane sebebidir ve her zaman takdir edilmesi gerekir.

Yönetim analizinden sonra sıra geldi teknik ekibin analizine. Ben Aykut Kocaman’ın Fenerbahçe için yeterli olmadığını düşünenlerdendim. Halen de aynı kanaatteyim. Ancak bu zorlu süreçte gösterdiği liderlik, kulüpte simgeleşmesi onun uzun süre görevde kalmasını sağlayabilir ve bunu hak etmiştir. Ancak eğer gerçekten tüm teknik kabiliyeti maçlarda öne geçip skoru korumak için futboldan vazgeçmek üzerineyse fikrim değişmeyecektir. Fikrimin değişmesi için bir ihtimal bırakıyorum. Çünkü geldiği günden bu yana bence Alex’siz hızlı bir takım hayal ediyor ve bunu yapana kadar onun için kredinin tükenmeyeceğini düşünüyorum. Ancak Alex gittikten sonra takım böyle Daum taktiğiyle öne geçip onu korumak için futboldan vazgeçerse, deplasmanda ortadan kaybolursa onun da kulüpteki süresi uzun olmayacaktır. Ama dediğim gibi bence halen istediği kadroyu ve oyun anlayışını yansıtmadı ve bunu yansıtana kadar bekleyecek olanlardanım. Ha bu arada en azından Süper Final’de çift forvet, dia – stoch bir arada oynaması gibi hiç denemediği azı şeyleri denerse beni yanıltır ancak bunu da yapacağını düşünmüyorum.

Not: Analizin son kısmında bireysel oyuncu performansları ve gelecek yıl için olası takviyelere değineceğim.

Bilal ERTUĞRUL

5 Nisan 2012

08:53

Reklamlar

Read Full Post »

FENERBAHÇE – SONU BELLİ OLMAYAN BİR MÜCADELE -2 …

SÜPER FİNAL’E DOĞRU – 7…

FENERBAHÇE – SONU BELLİ OLMAYAN BİR MÜCADELE -2 …

Analizimin başlangıcında Fenerbahçe için 2010 yılının sonlarından başlayarak 2011 yılında yaşananları ele aldım. Takımın şike soruşturması sürecinde yaşadığı kargaşa, takımdan ayrılan oyuncular ve ara sıra takım içi huzursuzlukların yaşandığı bir sezonda bana göre bu takım başarısız sayılamaz. Eldeki kadronun oldukça başarılı olduğunu iddia etmesem de yaşanan süreçte futbolcuların, teknik ekin ve yönetimdekilerin de insan olduğunu unutmadan analiz yaptığım için başarısız kabul etmiyorum.

Tıpkı Beşiktaş ve Trabzonsporda olduğu gibi önce taraftarlardan başlayacağım analizime. Sarı Lacivertli taraftarlar şike soruşturması sürecinde başkanlarının ve kulüplerinin arkasında durarak tam bir aile haline geldiler. Yıllardır maddi olarak zaten takımlarına en büyük desteği veren taraftar grubunun bu manevi birlikteliğinin de saygı duyularak takdir edilmesi gerekmektedir. Ayrıca takımın iç sahada 40 maça dayanan namağlup serisi düşünüldüğünde bu desteğin özellikle iç saha maçlarında takımı yenilmesi en zor takım haline getirdiğini de belirtmek gerekiyor. Ancak bu süreçte yapılan çeşitli hatalar da var. Örneğin Galatasaray ve Trabzonspor derbilerinde sahalara hiç yakışmayan görüntülere sebep oldular ve takımları seyircisiz oynama cezaları aldı. Süper Final’de her iki takımla da karşılaşacakları düşünüldüğünde daha sakin olmaları gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca şike soruşturması süresince tepkileri belli kişiler tarafından kasıtlı olarak belli çevrelere çekildi ki bence bu da tehlikeli bir durum ve bu konuda da dikkat etmeliler. Ancak üye sayısı, Fenerium mağazalarından yapılan alışveriş, maç günü gelirleri ve kombine satışlarında halen rakiplerinin önünde yer almaları onlarsız kulübün bu zorlu süreci atlatamayacağını gösteriyor. Ayrıca bu yaz sonuçlanmasını beklediğim şike soruşturmasında alınacak kararlara saygı duymalı, adalete güvenmeli ve sokaklarda oluşturulmak istenen çeşitli olaylara mahal vermemelidirler. Bunları da yaparlarsa gerçekten örnek bir taraftar grubu olarak zor günlerde bir takıma nasıl destek verileceğini göstermiş olacaklar. Ancak yine tekrarlıyorum derbilerde yapacakları her hangi bir taşkınlık hem onların verdiği desteğin görmezden gelinmesine hem de kendi elleriyle kurdukları bu ailenin hem bu yıl hem de gelecek yıl büyük zararlar almasına yol açacaktır ve buna özen göstermeliler.

Taraftarlardan sonra sıra geldi yönetim analizine. Aziz Yıldırım bundan 13 yıl önce sadece ve sadece 1 oy farkla efsane başkan Ali Şen’in desteklediği Vefa Küçük’ü geride bıraktığında hiç kimse onun bu kadar uzun bir süre Fenerbahçe’nin başında kalacağını düşünmüyordu. Ancak 2 kez aile baskısı ve sağlık sorunları sebebiyle bırakmak isteyip taraftarlar tarafından geri getirilen Aziz Yıldırım bu yıl 13. Yılını geçiriyor. Ancak sportif anlamda ya da kurumsallaşma anlamında yaşadığı onca zorlu yılın toplamında bu yılki kadar zorlanmadığını düşünüyorum. Kolay değil bir ülkenin en güçlü adamlarından birisi olarak kabul edileceksiniz ve bir anda çete liderliğinden suçlanıp hapse gireceksiniz. Hem de belli bir yaş ve sağlık sorunlarını da yanınızda taşıyacaksınız. Tüm bunların üzerine hem kendi itibarınız hem de kulübünüzün itibarını korumak için bir müdafaa sürecine dalacaksınız. Hiç kimsenin başına gelmesini istemeyeceğim tüm bu olaylar Aziz Yıldırım’ın 3 Temmuz sabahı tutuklanmasıyla gerçekleşti.

İlk olarak onun da bir şok yaşadığını düşünmekteyim. Soruşturmanın ilk başlarında Aziz Yıldırım’ın susmayı tercih etmesi ve onun adına Başbakan’ın da avukatı unvanıyla ekranlarda boy gösteren İstanbul’un tanınmış avukatlarından Faik Işık üzerinden yapılan tartışmaların yersizliğine de bu şok sebebiyle izin verildiğini düşünmekteyim. Ancak tüm o curcunanın faturası daha sonra çıkacaktır. Çünkü o süreçte yapılan tartışmalar, büyütülen olaylardan sonra yarın UEFA’nın karşısına biz de ne şike ne de teşvik varmış, biz sadece biraz büyütmüşüz diyerek çıkma şansımız kalmadı. Dahası bunu çok iyi anlayan futbol yöneticilerinin bu yönde olan niyetlerini gerekirse 5 yıl Avrupa’ya gitmeyiz şeklinde belirtmeleri de bu gerçeğin farkında olduklarını gösteriyor. Her neyse bana göre yanlış başlayan halkla ilişkiler dava başladıktan sonra da yanlış devam etti. Sürekli olarak Galatasaray ve Trabzonspor’un şike ve teşvik primine karıştığı Fenerbahçe’nin suçsuz olduğu, önemli açıklamalar yapılacağına dair duyurulardan sonra bir açıklama yapılmaması kanımca Fenerbahçeliler dışında kimseyi ikna etmediği gibi şike olsun ya da olmasın olası Fenerbahçe’nin ceza almaması ya da az ceza alması durumunda inanılmaz boyutta bir muhalefet doğuracak bir politikaydı. Ancak Sayın Başkan ve ekibinin de bildiği bir şey ve kendilerine inancı var ki böyle bir politika güttüler.

Şike davasında ne olur onu bilmem ama ben bu ülkede seversin sevmezsin önemli emekleri olan, belli bir saygınlığı olan bir markanın en azından mahkeme sırasında tutuklu olmasının yanlış olduğunu düşünüyorum. Eğer suçu varsa karardan sonra yatar ancak son 9 ayda ona yaşatılanlar, tutukluluğu da dahil olmak üzere kesinlikle hak ettikleri değildi. Tabii bu arada Başkan’ın da bundan sonrası için planlamalar yaparken takımını getirdiği sportif ve kurumsal düzeye rağmen neden bu kadar kişinin nefretini kazandığına dair bir iç hesaplaşma yapması kanaatimce iyi olacaktır. Şüphesiz suçlu olup olmadığına yargı karar verecektir ancak neden bu kadar kişinin vicdanında otomatik suçlu olduğunu sorgulaması da onun gibi kendisini sevdasına adamış, aynı zamanda çok önemli bir iş adamlığı kariyeri olan markaya yakışacaktır ve bence çıktıktan sonra bu kavga ortamını azaltmalı, başarı ve çabalarının herkes tarafından gönüllü bir biçimde fark edilmesi için çalışmalıdır.

Not: Fenerbahçe yönetimi, teknik ekip ve futbolculara dair analizim devam yazısında gelecektir.

Bilal ERTUĞRUL

5 Nisan 2012

07:43

Read Full Post »

« Newer Posts