Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Dikta niye kötüdür’

BUGÜN İYİLER ÇOK DAHA FAZLASINI KAYBETTİ – 1

18 Aralık 2011 günü dünya tarihine Kuzey Kore Diktatörü Kim Jong İl ve Çek Cumhuriyeti’nin Kurucu Lideri Vaclav Havel’in ölüm tarihleri olarak geçecek. Bir yanda her türlü zevk ve sefa içerisinde, halkından 2 milyon kişinin kıtlık, salgın, yokluk ve yoksulluktan dolayı ölmesine aldırış etmeyen bir diktatör, diğer yanda ülkenin en varlıklı ailelerinden birisinin ferdiyken insanların özgürlüğü uğruna harcanan bir yaşam, her türlü baskıya rağmen Çekler ve Slovaklara kendi devletleri olması hakkını tanıyan bir halk lideri hayata gözlerini yumdu. Onların aynı gün ölümü kaderin tecellisi ve Sanırım yine iyiler çok daha fazlasını kaybetti…

Başlığım bugün iyiler çok daha fazlasını kaybetti; çünkü etrafımdaki insanlara baktığımda Kim’in ölümü, bir dikta rejiminin, korkunun bittiğini iddia edenleri görüyorum ve ne yazık ki Vaclav Havel’in hak ettiği gibi anılmadığını düşünüyorum. İyiler çok daha fazlasını kaybetti diyorum; çünkü kötülerin Kim’in yerine yeni bir kötü çıkarması saniyeler sürecekken, iyilerden bir Havel çıkması yine yıllar alacaktır. Şimdi bu düşüncelerime esas teşkil eden geçmişleri ve olası ölümlerinin olası etkileriyle sizlere neden böyle düşündüğümü aktaracağım.

Önce kötüye değinelim ve kötü olarak atfettiğim Kim Jong İl ile başlayalım. Hayat hikâyesi internet sayfalarında bolca bulunabilecek olan sorunsal bir psikopat olarak gördüğüm Kim’i aydın ve entelektüel olarak görenler de olacaktır. Peki, kimdir bu Kim? 1942 doğumlu Kim Jong İl, Kuzey Kore’nin kurucusu, 2. Dünya Savaşı sonrası en çok kayıp verilen savaşlardan Kore Savaşı’nın yegâne sebebi Kim Jong Sun’un oğluydu. Güvensiz, bir diktatör olan Kim Jong Sun devleti kurduğu dönemde ruhunda yer almayan demokratik değerler ve özgürlük anlayışının eksikliğinden dolayı devlet yönetimini babadan oğula geçen bir dikta rejimine çevirecekti. Bu süreçte akla gelebilecek tüm kutsallıklarla bezenen Kuzey Kore’de insanların Kim ailesi için doğuşları, Güneş’in onlara göre şekillendiği ya da ailenin her nasılsa tüm Kuzey Kore mitolojik hikâyelerinde işaret edilen Kutsal Aile olduğunu belgelemekle görevli resmi ideolojisi yaratılmıştı. Dikta bir kez daha gerçekten, düşünceden kaçıyordu, çünkü düşünen hiçbir insanın köleliği, özgürlüğe vurulmuş prangaları hazmedemeyeceğini bilecek kadar zevkten ve kinden arta kalan bir beyinleri oluyordu.

1970’lerden itibaren yönetime hazırlanan Kim Jong İl nihayet 1994 yılında Kuzey Kore’nin başına geçecekti. Babası Sovyet destek ve yardımıyla ayakta duran diktatörler arasında yer alırken, kendisi Sovyetlerin çöküşünden sonra sırtını Çin’e dayayacaktı. Ama Çin’den aldığı yardımları ülkesinin kalkınması için kullanacağına, nükleer silah çılgınlığına bulaşacak ve bir anda Uzak Doğu Asya için ciddi bir tehlike olarak belirecekti. Kim döneminde Sovyetlerin çöküşüyle yumuşayan sistemin de etkisiyle küresel sisteme entegre olma şansı yakalayan ya da en azından dünya refahından Çin’in yaptığı gibi ciddi bir pay alma fırsatı bulan Kuzey Kore, Güney’deki tüm ılımlı tutuma rağmen Kim’in yüzünden bu fırsatları kaçırdı. Ülke pek çok kez Güney Kore askeri araç ve üslerine saldırılar yaparak, her geçen gün artan ambargoya karşı iyiden iyiye içe kapanarak, zayıflıklarını göstermekten kaçınsa da bir fırsat bulup sistemin dışına taşanların verdikleri bilgiler Kuzey Kore’nin dünyada en düşük yaşam standartlarına sahip olduğunu göstermişti. Kim’i ülkesini seven, bağımsızlığını koruyan bir Devrimci lider olarak görenler, milyarlar harcanarak kutlanan saçma doğum günü kutlamalarını ve bu arada açlıktan ölen milyonları görmezden gelemezler. Ya da artık görmemeliler.

Her zaman söylediğim gibi dikta kötüdür ve sözde ideolojisi ne olursa olsun dikta insanlık dışıdır. Uyduruk mitolojik destanlar, liderlere yüklenen mitolojik misyonlar, ezilen halklar ve ne yazık ki dünyada buna sessiz kalan milyonlardan başka diktatörlükler hiçbir şey getirmemişlerdir. Bu sebepten de kötüler bugün önemli bir piyonlarını kaybetmişlerdir. Ancak Kim’in bıraktığı ülkedeki olası karışıklıklar, halk üzerindeki baskının azaltılmaması ve olası iç savaş da diktatörlerin kötüleri ve kötülükleri sadece ömürleri süresince değil ölümlerinden sonra da uzun süre beslediklerine bir örnek daha vermekten öteye geçmeyecektir. Ayrıca Kim, Kaddafi, Esad gibi diktaların arkasında duranlar dünyadaki ya da ülkemizdeki en ufak adaletsizliklerde de en ön saflara çımayı bırakmalılar. Çünkü yarım adalet, adalet değildir. Ve diktaların şakşakçıları asla adaletin hesabını soracak kadar adil olamayacaklardır.

Not: Vaclav Havel ve iyi ile kötünün mücadelesine yönelik sonuçlara yazının 2. bölümünde değinilecektir.

Bilal ERTUĞRUL

19 Aralık 2011

15:08

Reklamlar

Read Full Post »