Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Eğitim Sistemi Girişimci Çıkarmıyor’

Bizim Neden Bir Steve Jobs’ımız Yok?

NEDEN GİRİŞEMEDİK?

Dünya nüfusu 7 milyarı aştı. 200’ün üzerinde ülkede yaşayan bu insanların sayısı arttıkça dünyada açlık, yoksulluk, eşitsizlik ve insani felaketler de artacak. Bu felaketlerden korunmanın yolunu bulmak da 21. Yüzyıl düşünce adamlarının en büyük uğraşı olacak. Bu tarz durumlarda pek çok şey paraya bağlandığından ve para da bir şekilde ekonomistleri hatıra getirdiğinden ekonomistler bu süreçte kendilerinden çok şey beklenen grupların başında gelir. Peki; ekonomistler bu noktada bir çözüm önerisi geliştirebilirler mi? Ellerinden gerçekten bir şey gelir mi? İşte bu sorular neredeyse 200 yıldır iktisatçıların gündeminde bulunmaktadır.

İlk iktisatçılardan Malthus nüfusun aritmetik değil de geometrik olarak arttığını ve 19. Yüzyıldan sonra bu artışın günü geldiğinde taşınamaz boyutlara ulaşacağını belirttiğinden bu yana iktisat her geçen gün azalan kaynaklarla artan nüfusa yani ihtiyaçlara nasıl cevap vereceğini araştırmıştır. Günümüz modern iktisadı temel motto olarak bunu kabul ederken 1929 Büyük Buhran sonrası ortaya çıkan iktisadın pek de anlaşılamamış çocuğu Schumpeter farklı bir şey söylüyordu. Schumpeter kapitalizm ve krizler üzerine geliştirdiği analizinde krizleri dönemsel olarak görüyor, bu süreçlerin kapitalizmin kendisini yenilemesi gereken dönemler olduğunu belirtiyor ve Girişimcilik – Yaratıcı Yıkım Teorisi’ni ortaya atıyordu. Schumpeter ilk kez kısıtlı kaynaklar dışına çıkıp; kısıtlı kaynaklarla sonsuz ihtiyaçları karşılama bağlamı dışında kaynaklarında arttırılabileceğini dahası bu artışın kapitalizmin sürdürülebilmesi için temel şart olduğunu belirtiyordu. Dahası girişimcilik geride kalmış ülkelerin öndekileri yakalaması için tek şansları olarak görülmüştür. Yani milletler bir nevi kaderlerini değiştirmek için girişimciliğe muhtaçtır.

İşte girişimcilik bu kadar önemliyken, Türkiye’de girişimciliğin önemini arttıran başka sebeplerle de karşılaşırız. Türkiye’nin girişimci olmak zorunda olmasının 2 temel sebebi vardır: 1- Şu anda ekonomik veriler ve refah seviyesi olarak altında olduğu ülkeleri yakalamak, 2- Yaş ortalaması, insan sayısı ve her geçen gün üretime katkı yapmadan yaşayan yani ekonominin beslemek zorunda olduğu işgücü dışı kitlenin çoğalması. Evet; yaşlanıyoruz, çoğalıyoruz, büyümek ve bizden öndekileri yakalamak istiyoruz; o zaman girişimci olmak zorundayız. Peki; yeterince girişimci miyiz ve girişimcilik de yaşadığımız belli başlı sorunlar, bu sorunların çözümleri nelerdir.

Öncelikle Türkiye’de girişimciliğin önündeki en önemli engel geleneksel sermaye sahipliğidir. Türkiye’de Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki aşiret, ağa ya da genel anlamda feodal sistemden kalan aile şirketlerinin sermaye sahipliği girişimciliği ciddi bir biçimde engellemektedir. Girişimci gençlerin belli alanlarda yapacakları girişimler ciddi maliyet ve tecrübeye ihtiyaç duyarlar. Hem bu maliyeti karşılayacak hem de tecrübeye sahip sermaye sahipleri aileler ise çoğunlukla bu tarz kararların alınacağı yerlerde vasıfları haricinde sadece o aileden oldukları için orada olan yöneticilerin dar görüşlülüğüyle büyük girişimleri destekleyemezler. Bu konuda Türkiye’nin en önemli istisnası Koç Grubu’dur. İnan Kıraç her ne kadar daha sonra aileye dahil olmuşsa da daha 1950’lerde aile dışı girdiği şirkete yaptığı katkı ve bugün bile Karsan ile sürdürdüğü girişimciliğiyle aile şirketlerinin başarılı genç girişimcileri karar alıcı pozisyona getirmeleriyle nelere ulaşılabileceğini göstermiştir. Ama ne yazık ki yüzlerce aile şirketinde on tane İnan Kıraç bulamayız. Türkiye’de girişimciliği arttırmak için aile şirketlerini profesyonel yönetimlere dönüştürmek ve gençlere bu şirketlerde şans vermek yapılması en acil olan işlerdendir.

Kanımca Türkiye’de girişimciliğin önündeki en önemli ikinci engel ise eğitim sistemidir. Çünkü mesleki ve teknik eğitimin neredeyse sıfır olduğu bir ülkede en iyi beyinlerin bu okullara gönderilmesi mümkün değilken girişimciliğin geliştirilmesi nasıl mümkün olabilir. Ülkemizde 70’li yıllarda sayıları artan meslek okulları 28 Şubat sürecinde tamamen İmam Hatip Liselerini bitirmek amacıyla resmi çöplüklere dönüştürülmüştür. En kaliteli öğrenciler Anadolu, Anadolu Öğretmen, Fen Liselerine, kolejlere akarken ilk okul ortalaması neredeyse iki olan çocukları doldurduğumuz meslek liselerinde üstelik bu çocuklara modern meslekler öğretmek yerine sadece çırak olabilecekleri ve ekonomiye uzun vadede bir şey katamayacakları bölümler okutmak utanç vericidir. Hem bu çocuklar kaybedilmiş oluyor hem de Fen ve Anadolu liselerinde kitaplarda kaybolan ama aslında ruhlarında farklı yaklaşımlar, girişimci tohumlar olan çocuklar üretimden, sanayiden, mekanik ve elektronik aksamdan uzaklaştırılmış oluyor. Hem sistem hem çocuklar kaybediliyor ama önlem alınmıyor. Ha peki bizim son yıllarda yaptığımız Ar-Ge başarıları ve teknolojik gelişme nedir diye soracak olursanız burada öncelikle teknolojik devrimin çok uzağında olduğumuzu belirtmek isterim. Evet bizim başarmaktan kıvanç duyduklarımız bazılarının 50 yıl önceki çalışmaları. Ayrıca başarılı mühendislere sahip olmamız da tamamen ülkenin en kaliteli beyinlerini neredeyse 60 yıldır ya Tıp ya da Mühendislik Bölümlerine yollamamızdır. Ancak kitap bilgisi çok iyi olan mühendislerimizin aynı başarıyı yeni ürünler geliştirmede, kendi işlerini kurmada ve girişimci olmada gösteremedikleri de açıktır. Bu noktada hiçbir günahları yoktur tüm hata onları 20 yaşına kadar tezgahtan, kaynaktan, yağdan, kirli ama en önemli üniformadan daha alımlı mavi önlükten uzak tutan sistemindir.

Girişimciliğin Türkiye’de gelişmemesine getirdiğim en önemli 3. Sebep ise bize özel bir sebeptir. Normalde dünyada Kobilerin sayıca fazla olması ve ekonomide büyük pay sahibi olması girişimciliği arttırır ama kanımca bizde azaltmaktadır. Dünyada Kobilerin kendi kabuklarına sığma problemi olduğu varsayımıyla her gün büyümeye çalıştıkları ve girişimciliği de bu noktada sürükledikleri benimsenmiştir. Ancak Türkiye’de Kobiler çoğunlukla kendi kabuklarına çekilmiş hatta birkaç nesil görmüş yapılar konumuna gelmiştir. Kobiler kendi kabuklarını kırmak, yeni pazarlara açılmak düşüncesinde olmadığı gibi pazarlardaki klasik yapının parçası olarak hem girişimciliği engellemekte hem de olası birleşme ve büyümelere odaklanamadığı için büyük şirket konumuna gelip markalaşamamaktadır. Markalaşmak ve büyümek hem pazarda yeni küçüklere yol açar hem de girişimcilik sirkülasyonunu oluşturur. Bu sirkülasyon oluşmayana kadar da ülke ekonomisi uzun vadeli kalıcı büyümeyi sağlayamaz.

Girişimcilik krizle beraber Avrupa ve Amerika’da belli çevrelerde yeniden konuşulmaya başlanan ve bu krizden çıkış yolu olarak öyle ya da böyle sarılacakları tek silahtır. Yaklaşık 200 yıldır Japonya ve Kore dışında Avrupa ve Amerika’nın kontrolünde olan bu silah bugün dünyadaki eşitsizliklerin, gelişmişlik farklarının ve bizim gibi uzun zamandır çalışan ama bu ülkelerden halen çok geride olan ülkelerin bir türlü sahip olamadığı bir silahtır. Ancak özellikle 2000 sonrası Türkiye müteşebbisleriyle, istikrarıyla, ilgili ve üretken gençliğiyle bu girdaptan çıkma çabasındadır. Günümüz Türkiye’sinde kanımca girişimciliğe en büyük engel olarak düşündüğüm 3 yapıyı yukarda belirttim. Bugünden sonra bu yapıların değişmesi hem siyasi irade hem de sivil destekle mümkündür. Ya bunları değiştirip çıktığımız yolda uzun vadede başarılı oluruz ya da değiştiremez eski günlere geri döneriz…

Bilal ERTUĞRUL

28 Kasım 2011

11:16

Reklamlar

Read Full Post »