Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Fenerbahçe’

GALATASARAY – İMPARATORUN DÖNÜŞÜ – 4…

SÜPER FİNAL’E DOĞRU – 13…

GALATASARAY – İMPARATORUN DÖNÜŞÜ – 4…

Analizimizin ilk kısımlarında önce genel bir değerlendirme yaptık, sonra da taraftar, yönetim ve teknik heyet analizlerimizle Galatasaray’ın 2011 – 2012 sezonundaki performansını değerlendirmeye çalıştık. Bu son yazıda oyuncuların bireysel performanslarını teker teker ele alıp, Galatasaray analizimizi noktalayacağız.

Evet, tıpkı diğer takımlarda olduğu gibi önce kalecilerden başlayarak mevkilerine göre tüm oyuncuların analizine başlayalım. Kalede şüphesiz ligin genelinde Sezonun En iyi kalecisi unvanını hak eden Fernando Muslera var. Sene başında transfer edilen Muslera kalesinde güven veren bir performans sergiledi. Ligin en az gol yiyen kalecisi olmanın yanı sıra Mondragon sonrası çözülemeyen bir problemin de kalıcı çözümü oldu. Henüz 25 yaşındaki Muslera olası bir satış durumu olmazsa en az 10 yıl için Galatasaray’ın kaleci problemi yaşamayacağını dosta düşmana gösterdi. Onun arkasında özellikle Ufuk forma giydiği maçlarda olası bir sakatlıkta kaleyi devralabileceğini gösterdi. 3. Kaleci konumunda da yıllardır takımda bulunan Aykut yer aldı. 3 kalecisiyle Galatasaray gelecek yıl da bu mevkide sorun yaşamayacaktır ve Muslera gitmezse uzun yıllar kale sorunu çözülmüştür.

Defansa geldiğimizde yine bir yeni transferle başlıyoruz analizimize. Tomas Ujfalusi Bülent Korkmaz’a benzeyen yürekli, topa sert ve güvenli oyun tarzıyla tam anlamıyla takımın bel kemiği konumuna yükseldi. Sakatlanmayan, oldukça az kart gören bu denli mücadeleci bir stoper uzun yıllardır Galatasaray’da yer almamıştı ve onun da en az 4-5 yıl daha takıma katkı vereceğini düşünüyorum. Onun partneri ise beklenmedik bir isim oldu: Semih Kaya. Aslında Genç Semih daha çok gençken bundan 4-5 yıl önce onu alt yaş kategorilerde izleyenler ondaki ışığı görmüşlerdi. Ancak başta en çok stoper sıkıntısı çekilen dönem olan Efsane Kaptan ve Stoper Bülent Korkmaz’ın dönemi olmak üzere gereken şansı bir türlü bulamamıştı. Yaşadığı sakatlıklar sonrası sene başında Galatasaray’dan ayrılması da gündeme gelmişti. Ama o yılmadı, çalıştı ve Fatih Terim’in gözüne girdi. Fatih Terim tarafından ilk Beşiktaş derbisinde görev verildiğinde sahada adeta şov yaptı ve bir daha da formayı kaptırmadı. Hamleleri yerinde, güvenli bir savunma anlayışı olan, zaman zaman hücuma destek veren ayağı düzgün, her şeyin üstüne Ujfalusi gibi bir ustanın yanında staj yapan bu sarı çocuk daha uzun yıllar hem Galatasaray’da hem de Milli Takım’da değişmez olacak ve Türk futbolunun en sıkıntılı mevkilerinden birinde tam bir ilaç olacaktır. Stoper mevkiinin diğer iki ismi Gökhan Zan ve Servet verilen şansları değerlendiremedi ve gözden düştüler. Kanımca seneye en azından birisi gönderilmeli yerlerine alt yapıdan ya da transferle genç bir stoper monte edilmelidir.

Kanat savunmasında sol bekte Hakan Balta yıldızlaştığı 2008 sonrası en iyi yılını geçiriyor. Uzun bir süredir ortalıkta görünmeyen bir oyuncunun tekrar Fatih Terim yönetiminde dirilmesi ise kesinlikle bir teknik adam başarısı. Onun yedeği ise büyük umutlarla alınan ama 3 yıldır katkı vermekten uzak Çağlar. Kanımca seneye bu mevkiye hücuma da katkı verecek bir bek transfer edilmeli ve Hakan Balta’yla beraber rotasyonu genişletmeli. Sağ bekte de Emanuel Eboue yine yerinde bir transfer olarak dikkat çekti. Ancak onun olmadığı dönemde yaşanan sıkıntılar dikkate alınarak bir alternatif bek transferi ve Sabri’nin de varlığıyla bu mevkii de garantiye alınmış olacak. Genç Serkan Kurtuluş’un ise oynayabileceği bir takıma kiralık gönderilmesi bana göre hem onun hem de gelecekte ondan umutlu Galatasaray’ın en iyi hamlesi olur. Yani sözün özü Galatasaray savunması şu anda şekillenmiş ve güven veren bir savunma. Seneye iki beke birer alternatif takviyesiyle de uzun yıllar başarılı olmaya aday bir kadro oluşturuldu.

Orta sahaya geldiğimizde sezonun belki de en iyi ikiliyle karşılaşıyoruz. Trabzonspor’dan transfer edilen Selçuk İnan’ın ve Juventus’ta rotasyonda kaybolunca kiralanan Melo’nun başarılı olabileceğini herkes biliyordu ama kimse bu denli başarılı olmalarını beklemiyordu. Toplam 19 gol ve bir o kadar da asiste imza atmalarının yanı sıra oyunun her iki yanını da oynayabilmeleri, saha içerisinde takımın defans ve hücum hatları arasındaki koordinasyonu sağlamaları gerçekten de bu sezon gelen başarının en önemli sebebi. Seneye de Melo’nun bonservisi alınabilirse uzun yıllar ligin en iyi orta alan ikilisi olmaya adaylar. Bu ikilinin yanı sıra sene başında Arda Turan’ın ayrılması, Culio’nun da kiralık gitmesiyle forma şansı bulan ve bu şansı iyi kullanan Emre Çolak’da sezonun dikkat çeken isimlerinden. Emre’nin fiziksel dezavantajı ve skora katkısının mücadelesine oranla düşük olması seneye onun önüne etkili bir kanat oyuncusu alınmasına neden olabilir ama bu sezon onun Galatasaray’ın geleceğinin önemli bir parçası olduğunu gösterdi ve her zaman takıma katkı verecek bir oyuncu. Orta sahada yeni transferlerden Engin Baytar’da takıma katkı veriyor ama bazen kontrol edemediği hırsıyla takımın da gerilimini yükseltip takıma zarar veriyor. Yine yeni bir transfer Riera ligin ikinci yarısında kıpırdasa da beklentilerin uzağında kaldı ve bence seneye takımdan ayrılması muhtemel isimlerden. Ayhan emeklilik öncesi son sezonunda her zaman hazır kıta olsa da göbekte forma şansı çok az buldu. Genç oyuncular Ceyhun, Yiğit Gökoğlan ve Aydın çok kısıtlı zamanlarda süre buldular. Ancak en çok şans bulan Aydın’ın bir türlü patlama yapamaması onun yavaş yavaş gelecek hesaplarından çıktığını gösteriyor. Ceyhun ve Yiğit ise bence seneye çok daha fazla katkı vereceklerdir. Yine sakatlığı sebebiyle sezonun çoğunu kaçıran Yekta’dan da seneye iyi bir performans bekleyenlerdenim.

Hücum hattına geldiğimizde karşımıza çıkan gerçeğin adı: Johan Elmander. Açıkçası sene başında ben dahil pek çok kişi onun bal yapmayan bir arı gibi ya da Mert Nobre gibi bir oyuncu olacağını düşünüyorduk. Ancak haftalar ilerledikçe özellikle çift forvette takıma inanılmaz katkı veren, mücadelesiyle Fatih Terim’in istediği gibi savunmayı hücumdan başlatan bir oyuncu olduğunu gösterdi ve yılın en iyi transferlerinden birisi olarak dikkat çekti. Sakatlıklardan muzdarip Baros bence bu yıl ömrünü tamamladı ve seneye bu takımda yer bulamaz. Aynı şekilde verilen şansları kullanamayan genç oyuncular Sercan ve Mehmet Batdal’ın da bir daha Fatih Terim’den bu şansları bulacaklarını düşünmüyorum. Onlar için en iyi seçenek ise kiralık olarak gönderilip bir yıl daha beklenmeleri olacak. Son olarak da takıma en son katılan isimden bahsederek analizimizi noktalayalım. 4 yıl önce hiç de hoş olmayan bir şekilde takımdan ayrılan Necati’nin dönüşü muhteşem oldu. Oynadığı hemen hemen her maçta katkı yaptı, dahası Elmander’in olmadığı maçlarda takımın ayakta kalmasını sağladı. Bu yıl gelecek olası bir şampiyonlukta çok emeği var ve şüphesiz ligin en iyi devre arası hamlesi oldu. Gelecek yıl da en azından rotasyonda güvenilir bir oyuncu olarak kendisine yer bulacaktır.

Evet, Galatasaray analizimizi de tamamlamış olduk. Lider 33 haftada 9 puan fark yakaladı. Bu yeni kurulmuş, hocası, başkanı, ilk 11’nin her maç en az 6-7 oyuncusu yeni olan bir takım için mükemmel bir sezon demek. E hal böyle olunca mimarlar Fatih Terim ve Ünal Aysal’ı da tebrik etmek demek. Seneye de kanatlara ve forvete direkt oynayacak bir oyuncu, beklere de bir iki alternatif transferiyle Avrupa’da da çok iş yapar bu takım. Benden söylemesi…

Bilal ERTUĞRUL

7 Nisan 2012

07:19

Reklamlar

Read Full Post »

GALATASARAY – İMPARATORUN DÖNÜŞÜ – 3…

SÜPER FİNAL’E DOĞRU – 12…

GALATASARAY – İMPARATORUN DÖNÜŞÜ – 3…

Analizimizin ilk 2 yazısında bir sezon değerlendirmesi ve taraftar analizi yaptık. Şimdi bu yazıda sıra geldi yönetim ve teknik ekip analizine. Önce izin verirseniz teknik heyeti bu göreve getiren, onlara her türlü desteği veren yönetimden başlayıp, sonra da teknik heyetle analizin bu kısmını tamamlayalım.

Galatasaray’ın son 2 yılda yaşadığı zorlu süreçler, Adnan Polat döneminde özellikle 2011’in ilk 4 ayında yaşanan olayların gerek camiaya gerekse de taraftarlara verdiği umutsuzluk, tüm bunların üzerine yaşanan onca üzücü olayı analizimin ilk kısmında sizlerle paylaştım. Tüm bu analizlerden sonra Ünal Aysal’ın neden bu görevi kabul ettiğini, neden takımın artık daha geriye gitmesine izin vermeyeceğine de orada değinmiştim. İşte bu başlangıç anlayışıyla Ünal Aysal ve ekibi profesyonel bir kulüp yönetimine gittiler. Bu profesyonelleşmedir ki bugün Galatasaray’da ki başarı ve sükuneti sağlamıştır. Peki bu noktaya nasıl gelindi. İsterseniz biraz da bunların üzerinde duralım.

Ünal Aysal ilk seçildiğinde farkını ortaya koydu. Ben futboldan anlamam, ha iyi bir seyirciyim, iyi bir Galatasaraylıyım, oynadım da ama profesyonel olarak ondan anlamam diyerek her şeyden az çok anlayan ama en çok futboldan anlayan ve ona karışan Başkanlardan olmayacağını gösteriyordu. Bu kapsamda futbol yönetimine iyi bir teknik adam gerekiyordu. Bunun için adayları değerlendirdi ve Fatih Terim’le en iyi seçimi yaptı. Ancak Fatih Hoca’nın son 2 yılda defalarca teklif edilen ve reddettiği bu görevi kabul etmesi de Başkan’a olan inancı ve kulübün doğru yolda olduğunun göstergesiydi.

Bundan sonra Hoca’nın Florya’yı yönetmesine, onun isteklerini de yönetimde futbol takımıyla yatıp kalkan Abdürrahim Albayrak ve Ali Dürüst vasıtasıyla yerine getirmeye çalışan Galatasaray Yönetimi’nde taşların yerine oturduğu, her şeyin belli olduğu dikkat çekiyordu. Başkanın bu görevlendirmenin dışında Voleybol, Basketbol gibi diğer branşlarda da sponsorluklarla güçlü takımlar kurup, taraftarın bu sporlara ilgisinin artması da önemli bir adımdı. Çünkü son yıllarda bu alanlarda hakimiyet kuran Fenerbahçe’nin kurmaya çalıştığı Tek Büyük hegemonyası da böylece aynı politikayla lağv ediliyor, 2000 ruhu olarak adlandırılan kulübün birlik, bütünlük içinde başarıya giden yoldaki ruhu da zaten böyle adımları zorunlu kılıyor. Başkan’ın yaptığı transferler, mali konulara gösterdiği önem ve tesisleşmeye verdiği dikkat onun yönetiminde Galatasaray’ın profesyonelleşme ve kurumlaşma konularında çok büyük farklılıklar yaratacağını daha bu ilk yılından gösterdi ve açıkçası rakiplerine de korku saldı. Ayrıca şike soruşturması konusunda ilk günden bu yana tavrını net olarak ortaya koyan, Avrupa’sız Türkiye’nin içerdiği tehlikeleri kamuoyuyla paylaşan yönetim bu konularda da gerek taraftarından gerekse de tarafsız kamuoyundan büyük bir övgü alıyor ve bunlar da hanesine artı noktalar olarak ekleniyor.

Teknik ekibe geldiğimizde karşımıza İmparator çıkıyor. Evet bu yıl tam anlamıyla İmparatorun Dönüş yılı oldu. 4 yıl üst üste şampiyon yaptığı, UEFA Kupası kazandığı takımda İtalya’ya giden, orada da başarılı olan ama yönetim ve takımlarındaki oyuncuların o günlerde moda olan kumpaslarına dayanamayıp geri dönen İmparator’un ikinci seferi hiç de parlak geçmemişti. Dahası yapılan yanlış transferler de uzun süre gündemi meşgul etmişti. Ancak o günden bu yana Galatasaray ne zaman zor duruma düşse onun adı hep akla gelen ilk isim oluyordu. Galatasaray taraftarı 2000 ruhunu onsuz düşünemiyordu. 2008 yılında Avrupa üçüncüsü yaptığı Milli Takım’da dönüşümü tamamlayamaması, özellikle Oğuz Çetin’in kadro seçimleri dahil pek çok konuda onu etkilediğine dair çıkan haberler ve gelen başarısızlık sonucu görevi bıraktığından bu yana yani 2 yıl takım çalıştırmamış olan İmparator geçen yıl Rijkaard sonrası yapılan daveti de reddetmiş ve sene sonunda daha iyi planlamaya gidebileceği bir takımda görev yapmak istediğini belirtmişti. İşte Ünal Aysal’ın ona bu şansı vermesiyle sene başında Galatasaray’a döndü ve takımı onun döndüğünü adeta dosta düşmana belli etti.

Galatasaray’ın sene başında yaptığı transferlerin neredeyse tamamı bugün harika olarak adlandırılıyorsa bunda bu oyuncuları sisteme monte etmeyi başaran, dahası sistemine göre oyuncu alıp yıldız peşinde zaman harcamayan Fatih Terim’in payı büyüktür. Dahası Fatih Hoca’nın uzun zamandır ligde unutulan Çift Forvet, Ön Liberosuz Orta Saha kurgulu takımları pozitif futbolun tekrar ligimize dönemsi için de hayati önemdedir. Ne yazık ki Daum ve Lucescu’dan ligimize kalan yegane şey bu tek forvetli, sadece skora o da çoğu zaman 1-0 olmak üzere, dayalı modern futboldan uzak sistemlerdi. Fatih Hoca bunun değişimini sağlarsa ilerleyen yıllarda Türk futboluna da büyük katkı sağlamış olacaktır. İçerde dışarıda kazanan, hücum oynayan, puan kaybettiği maçlarda son dakikaya kadar skoru kovalayan, ligin en az gol yiyen ve en çok gol atan takımını oluşturan Fatih Hoca bu sezona damgasını vurdu ve bence tüm sezonun özeti: İmparatorun Dönüşü…

Not: Galatasaray analizimi son yazım olacak olan gelecek yazıda futbolcuların bireysel performans analizleriyle tamamlayacağım.

Bilal ERTUĞRUL

7 Nisan 2012

01:33

Read Full Post »

GALATASARAY – İMPARATORUN DÖNÜŞÜ – 2…

SÜPER FİNAL’E DOĞRU – 11…

GALATASARAY – İMPARATORUN DÖNÜŞÜ – 2…

Benim de içerisinde bulunduğum bugün 18 ile 30 yaş arasında bulunan gençliğin takımı Galatasaray’dır. Avrupa Kupası, Süper Kupa, 4 yıl üst üste şampiyonluk ve Hagi, Hakan Şükür, Taffarel, Bülent Korkmaz gibi efsane oyuncuların varlığı bu yoğun sevginin başlangıç noktasını oluşturmaktaydı. Ancak ne yazık ki bu başarılar mali zemine taşınamadı. Efsane kadrodan pek çok oyuncu bonservissiz ayrıldı, dahası 2000 – 2011 arası her yıl ortalama 12 transferden çok azı takıma katkı verebildi hatta hiç birisi eski oyuncuların yerini tutmayı bırakın yanına yaklaşamadı.

Bunun yanı sıra o dönem Avrupa’da çeyrek final oynayan, dünya üçüncüsü takımın iskeletini oluşturan Galatasaray’da Türk futbolunda yaşanan bana göre kaliteli futbolcu sıkıntısını çekince ne yerliden ne yabancıdan verim alamayıp son yıllarda çok kötü sezonlar geçirdi. Yaşanan mali sıkıntılar, statın bir türlü bitirilememesi, teknik direktör istikrarsızlığı derken taraftarda yavaş yavaş bu oyundan sıkılmış, maçlara gitmemeye, takımını maddi olarak desteklememeye başlamıştı. Galatasaray gerek forma satışında, gerekse de kombine kat, maç günü geliri gibi yayın geliri dışındaki önemli gelir kalemlerinde ezeli rakibi Fenerbahçe’nin çok gerisine düşmüştü.

Ancak burada yanlış giden bir şey vardı. Bahsi geçen tüketimin çoğunluğunu gençler yaparken, e o gençlerin de önemli bir kısmı Galatasaraylı iken nasıl olur da kulüp ezeli rakibinden bu kadar geride kalıyordu. Bence bu sorunun cevabı; Ruh Arayışıydı… Galatasaraylılar 2000 ruhu olarak adlandırılan o ruhu arıyorlardı. Ve açıkçası 2000 sonrası o ruha hiç yaklaşılmadığı gibi her yıl o günlerden uzaklaşıldığını düşünüyorlardı. Bu durumun değişmesi, taraftara tekrar o heyecanın aşılanması gerekiyordu. İşte bunun için de yeni stadyum, yeni bir yönetim, efsane hoca, taraftarın ilgisini çekecek transferler yeterli olacaktı. Yani Türk Telekom Arena, Ünal Aysal ve Fatih Terim isimlerinin yan yana gelmesiyle sene başında ilk 3 kriter sağlanmıştı.

Transferlerde Mondragon sonrası bir türlü çözülemeyen kaleci sorunu Dünya üçüncüsü, Güney Amerika Şampiyonu Uruguay’ın Avrupa ve Dünya’nın son zamanlardaki en iyi kalecileri arasında gösterilen Fernando Muslera ile çözüldü. Defansta Bülent Korkmaz sonrası ilk kez güvenilen adam Ujfalusi, orta sahaya Melo ve Selçuk İnan, forvete de Elmander transfer edildi. Taraftar umutlanmış heyecan kıvılcımı çakılmıştı. İşte bu umutlanmanın zirveye çıktığı nokta Fenerbahçe derbisi oldu. O gün Galatasaray’ın yeniden canlandığı, uzun süredir süren uykusundan uyandığı İstanbul’un, Türkiye’nin her noktasında hissediliyordu. Nitekim görsel şovlarla süslenen 3-1’lik galibiyetten sonra taraftarın uyanışı tamamlandı. Artık üzerindeki ölü toprağını atan Sarı Kırmızılılar her maçta takımlarının arkasında yer aldı. Saha kapatma olayına mahal verecek davranışlarda her 3 ezeli rakibinin de çok gerisinde yer alan, onların sahası kapanırken seyirci dikkatiyle sahası kapanmayan Galatasaray ve taraftarının uyanışı bu yıl gelecek olası bir şampiyonlukla seneye bir şahlanışa dönüşebilir. Ayrıca bu uyanışı görmek için Basketbol ve Voleybol maçlarına gitmeniz, gidemezseniz bile izlemenizi tavsiye ederim. Oralarda da görülen bir diriliş ve oralarda da beklenen Şampiyonluktan başka bir şey değil.

Galatasaray taraftarı uyanışı sağlaması, takımına olan desteğiyle Türk Telekom Arenayı bir cehennem haline getirmesi ve bu kadar gerilimli bir sezonda çıkan olaylar dikkate alındığında en az ismi geçen taraftar olmasıyla bu yıl sınavı geçti. Ancak son yıllarda gelen başarısızlıklardan sonra soğuyan taraftarın olası başarısızlıklarda da takımın arkasında durması, zor zamanlarda da kulübüne sahip çıkması bundan sonraki test olacaktır ve onu da geçerlerse 2000 ruhu yakalanacaktır.

Not: Galatasaray analizime yönetim, teknik heyet ve futbolcu analizlerimle gelecek yazı da devam edeceğim.

Bilal ERTUĞRUL

6 Nisan 2012

16:47

Read Full Post »

GALATASARAY – İMPARATORUN DÖNÜŞÜ – 1…

SÜPER FİNAL’E DOĞRU – 10…

GALATASARAY – İMPARATORUN DÖNÜŞÜ – 1…

Süper Final’e doğru analiz serisinde geldik son takıma. Assolistler en son çıkara mantığında olduğumdan analizin sonunu lider ve şampiyonluğun en büyük favorisi olan Galatasaray ile bitirmek istiyorum. Tıpkı diğer takımlarımızda olduğu gibi taraftarları, yönetimi, teknik ekibi ve futbolcuları ayrı ayrı analiz edecek, genel sezon değerlendirmesi, süper final beklentisi ve takımdaki eksiklikler üzerine de fikirlerimi bildireceğim.

Ancak her şeye başlamadan İmparator’a bir paragraf açmak istiyorum. Galatasaray’ın bu yılına dönüp bakıldığında kullanılabilecek tek manşet var: İmparatorun Dönüşü… Seversiniz, sevmezsiniz, beğenirsiniz beğenmezsiniz Türk futbolunun İmparatoru Fatih Terim neden bu unvanı taşıdığını ve neden benim de dahil olduğum önemli bir çoğunluğa göre bu ülkenin gelmiş geçmiş en iyi teknik direktörü olduğunu bu yıl bir kez daha gösterdi. Tıpkı Şenol Güneş analizimde de belirttiğim gibi bu ülkenin en başarılı 2 hocası, yapılan tüm eleştirilere, kendilerini beğendiremedikleri önemli bir kitleye rağmen neden en iyi olduklarını bu sezon dosta düşmana gösterdi. Tıpkı Şenol Hoca gibi Fatih Terim’de Galatasaray kimliğini, duruşunu yaşayan, hisseden dahası bunun milyonlarca taraftar için ne anlama geldiğini bilen bir isim.

Göreve geldiğinde Galatasaraylıların dahi önemli bir kısmının aklında ACABALAR mevcuttu. Acaba yine ikinci seferindeki gibi başarısız transferler ve hayal kırıklıkları olur muydu? Acaba seferden sonra henüz kulüp takımı çalıştırmamış olması onun için bir handikap mıydı? Acaba Euro 2008’de elde edilen üçüncülük ve sonrasında elemelerde gelen başarısızlık da olduğu gibi İmparator kısa süreli turnuvaları motivatör hocası haline mi gelmişti yoksa uzun vadeli maratonların kaldırmayacağı motivasyon ve kondisyon patlamalarıyla başarısızlık kaçınılmaz mıydı? Evet gerçekçi olalım pek çok Galatasaraylı açısından bu endişeler rakipler açısından ise bu umutlar vardı. Ancak öyle olmadı Fatih Hoca neden en büyük olduğunu gösterdi ve takımını son haftaya girilirken en yakın rakibinin 9 puan önünde zirveye taşıdı. Şimdi bu sezonun genel bir özetiyle analizimize başlayalım.

Galatasaray son şampiyonluğuna bundan 3 yıl önce ulaşmış, son 6 haftada tecrübeli oyuncuların desteğiyle teknik direktörsüz gelen şampiyonluk sonrası son 2 yıl tam bir felaket olarak geçmişti. Adnan Polat taraftarların sevgilisi olarak Başkanlık koltuğuna oturduğunda taraftara şampiyonluk sözleri veriyor ve Galatasaraylılar 2000 ruhu acaba yeniden doğar mı diye düşünüyorlardı. Ama öyle olmadı. Her ne kadar stat yapımını başarıyla tamamlasa da sportif anlamda tam bir hüsran olarak yazılıyordu bu dönem kulüp tarihine. Hele geçen yıl Stat açılışında yaşanan olaylar, Mali genel kurulda ibrasızlık ve orada yaşananlar kulüple karşılıklı başlayan dava süreçleri derken bu dönem her Galatasaraylı açısından en kısa vadede unutulması gereken bir dönem olarak hafızalara kazınıyordu. Bu unutma ve yeniden canlanmanın ilk adımı geçen yıl yapılan Genel Kurul’da atılıyor ve Ünal Aysal Galatasaray’ın yeni başkanı olarak seçiliyordu.

Galatasaray Lisesi’nden yani kulübün doğduğu, can damarlarını aldığı liseden mezun olan Ünal Aysal başarılı iş adamı kariyerini yurt dışında sürdüren, özellikle kulübün maddi zorluklar yaşadığı 2000 sonrası dönemde basında adı mali kurtarıcıya çıkan, çeşitli kongreler öncesi Galatasaray’ı içine düştüğü ekonomik darboğaz ve kurumsal yönetim zafiyetinden kurtaracak kişi olarak öne çıkan bir Galatasaray sevdalısıydı. Kulübün ona ihtiyaç duyduğu her anda göreve ve yardıma koşan Ünal Aysal sonunda baskılara daha fazla dayanamadı ve geçtiğimiz yıl artık kulübün mevcut j-haliyle devam edemeyeceğini, kurumsal kimlik eksikliği, başarısız sportif, idari ve mali yönetimlerle her alanda Fenerbahçe’nin yani ezeli rakibin gerisine düşüldüğüne inandığından görevi kabul etti. İlk röportajını Serhat Ulueren’e verdiğinde bu röportajı izleyen birisi olarak Galatasaray’da işlerin artık eskisi gibi olmayacağını, profesyonelleşmenin en tepeden başlayarak kulübün her kademesine yansıyacağını ve kulübün özellikle yönetimsel anlamda çağ atlayacağını düşünmüştüm. Benim gibi düşünenleri yanıltmadı. Öncelikle güçlü yönetim kurulunda futbolu, onunla ilgilenebilecek, geçmiş yıllarda da benzer pozisyonda bulunmuş Ali Dürüst ve Abdürrahim Albayrak gibi iki önemli isme emanet etti. İlk röportajında da söylediği gibi her şeyden anlayan ve her şeye karışan başkan olmak yerine her şeyin en iyi işlemesini sağlayan başkan olarak görülmek istedi ve bu konuda kanımca başarılı oldu. Takımın başına efsane hoca Fatih Terim’i getirdi, Florya’yı onun kontrolüne verdi. Dahası istenen transferleri de birkaç eksik dışında tam anlamıyla tamamlayıp sene başlarken yeni hoca, yeni stat, yeni başkan ve yeni kadrosuyla yepyeni bir Galatasaray’ı 4 ay gibi kısa sürede taraftarın karşısına çıkardı. Yeni Galatasaray’ın Amiral gemisinde kaptan oydu ama filonun her gemisinin gerek mürettebatı gerekse de kaptanlarını o kadar özenle seçmişti ki bu gemi yol alacaktı ve kaptan buna emindi.

Evet, Galatasaray’da Ünal Aysal’ın Başkan seçilmesiyle başlayan, Fatih Terim’in teknik direktörlüğe gelmesiyle konumlanan yeni sürecin bu yıl olmasa da gelecek yıllarda kulübü tekrar eski konumuna taşıyacağı düşünülüyordu. Ancak rakiplerden Beşiktaş ve Trabzon’un yoğun fikstürü kaldıramaması, Fenerbahçe’nin 3 Temmuz süreciyle uğraşması derken, sene başında takıma yapılan hemen hemen her transferden verim alan Sarı Kırmızılılar bir anda ligin hakimi konumuna geldi. Gelecekte beklenen başarı daha ilk yılda geliyor ve taraftarlar tekrar Şampiyonluk şarkıları söylüyordu. Şimdi isterseniz liderin taraftar, yönetim, teknik ekip ve futbolcu analizlerini yapıp analiz serimizi noktalayalım.

Bilal ERTUĞRUL

6 Nisan 2012

16:25

Read Full Post »

FENERBAHÇE – SONU BELLİ OLMAYAN BİR MÜCADELE – 4…

SÜPER FİNAL’E DOĞRU – 9…

FENERBAHÇE – SONU BELLİ OLMAYAN BİR MÜCADELE – 4…

İlk 3 yazımda yaptığım genel durum değerlendirmesi, taraftar, yönetim ve teknik heyet analizlerinden sonra sıra geldi futbolcuların bireysel performans değerlendirmesine. Diğer takımlarda olduğu gibi önce kaleci mevkiinden başlayıp her mevkideki analizimi yaptıktan sonra genel bir değerlendirmeyle analizi tamamlayacağım.

Kalecilere baktığımızda karşımıza A Milli Takımımızın da kalecisi Volkan Demirel çıkıyor. Takım 33 maçta 34 gol yiyerek çok da büyük bir savunma performansı koymamasına rağmen kaleci Volkan’ın performansı göz kamaştırıcıydı. Özellikle bazı maçlarda neredeyse puanı tek başına alan adam rolüne soyundu. Ancak artık 30 yaşına gelen Volkan’ın futbolun olgunluk döneminde gündemde çok fazla gerginlik yokmuş gibi özellikle derbi maçlarda gerginliklerin merkezine oturması halen saha içi davranış olarak olgunlaşmadığını gösteriyor. Hem Fenerbahçe de hem de Milli Takımda arkasından çok iyi bir kaleci jenerasyonu gelen Volkan’ın bu hareketleri devam ederse ülkenin en iyi kalecisi olmasına rağmen özellikle milli takımda formasını kaybedebilir. Volkan’ın arkasında bekleyen Mert Günok ve Serkan Kırıntılı her zaman hazır kıta ve Samsun’da iyi bir sezon geçiren Ertuğrul’un da dönmesiyle uzun yıllar takımın en sorunsuz mevkisi kale çizgisi olacak gibi gözüküyor.

Defansa geldiğimizde özellikle Stoper pozisyonunda yaşanan sıkıntıyla karşılaşıyoruz. Stoperde Lugano’nun boşluğu doldurulamadı. Yobo’nun iyi oyununa rağmen onun yanına monte edilmeye çalışılan Serdar Kesimal, Bekir ve Bilica verilen şansları iyi kullanamadılar ve Fenerbahçe için yetersiz gözüktüler. Seneye ilk 11 için takımın yabancı sayısı sorunu da düşünülerek mutlaka yerli bir stoper alınmalı. Avrupa kupalarına katılma durumunda bence bir iyi yabancı stoper ve 2 yerli stoper transfer edilip, Yobo’nun bonservisi artık alınmalı. Saydığım 3 stoperden ise Serdar Kesimal yaşı, yaşadığı sakatlıklar düşünülerek kadroda tutulurken Bekir ve Bilica takımdan gönderilmeli. Yani yaz aylarında 5 kişilik rotasyonun yarısından çoğunun gerekmesinin şart olduğu ve takımın bu yıl en can yakan pozisyonu stoper mevkisi oldu. Sol bekte geldiği haftalarda etkili oyun ortaya koyan Ziegler ikinci devre neredeyse sahada gözükmüyor. Eğer Süper finalde harika bir performans ortaya koymazsa gönderilmeli ve yerine direkt oynayacak bir sol bek transfer edilmeli. Onun yedeği Özgür Çek belki birkaç yıla hazır olur. Ancak Caner’den arada sırada yapılan sol bek denemelerinden artık tamamen vazgeçilmeli. Sağ bekte ligin en iyi sağ beki Gökhan Gönül sakat olmadığı dönemde takımın iyilerindendi. Ancak onun da sürekli medyada çıkan sözleşme sorunu halledilerek kasını tamamıyla futbola vermesi sağlanmalı. Onun yedeği Orhan Şam’la bu mevkiyi idare edeceğini ve transfer gerekmediğini düşünüyorum. Yani sözün özü yaz aylarında en çok çalışma yapılması gereken bölge defans hattı ve seneye en az 4 yeni oyuncu görmezsek seneye de sorunlu bir bölge olacaktır.

Orta Sahaya geldiğimizde şüphesiz bence bu yıl takımın oyuncusu Christian’dan başlamamak haksızlık olacaktır. İlk 2 yılında her türlü eleştiriye mağdur kalan Christian bu yıl takımın şu anda ikinci sırada olmasını sağlayan en önemli oyuncu. Attığı 6 kritik golün yanı sıra bu kadar yoğun bir fikstürde sadece 2 maç kaçırıp takımın en çok maç yapan oyuncusu olması bence ona gelecek yılın takımındaki yerini de sağlama alma fırsatı verdi. Ancak onun partnerinin kim olacağı konusunda ciddi bir sorun var ve bence sene sonunda bir Alper Potuk seferi daha düzenlenecek.  Özer, Sezer Öztürk ve Gökay bir türlü Aykut Hoca’dan 3 maç üst üste forma şansı bulamadı ve açıkçası kısıtlı sürelerde hiç birisi de seneye direkt oynar dedirtemedi. Emre Belözoğlu sakatlıklar, hırçınlık, Hoca ve arkadaşlarla kavga derken sönük bir yılı geride bıraktı ve sanırsam sene sonu için bavulunu hazırladı. Emre’nin dışında hocanın forma verdiği Selçuk ve Mehmet Topuz ise özellikle pas bağlantılarını kuramamaları ve canlı bomba olmaları sebebiyle seneye anca rotasyonda yer almaları gereken oyuncular olduklarını gösterdiler. Son olarak da inişli çıkışlı performansına rağmen bu yıl daha iyi bir yıl geçiren Caner Erkin’e değinelim. Caner 17 yaşında başladığı kariyerinde artık 6 yıl, 3 büyük takım ve 2 orta zorlukta lig tecrübesiyle 23 yaşına geldi. Ancak bu tecrübe ve şansın üzerine çıkması daha verimli olması lazım. Eğer özellikle son vuruş ve paslarına dikkat ederse yeni bir Tuncay olabilir ama aksi takdirde bir iki yıl daha rotasyonda kalıp sonra unutulur gider.

Hücum hattına gelince Aykut Hoca’yı eleştirdiğim asıl noktaya da gelmiş oluyorum. Bu takımda Alex, Dia, Stoch ve Moussa Sow’dan kurulacak bir hücum dörtlüsü özellikle deplasmanlarda derbi maçlar dışında her maç sahaya sürülecek bir dörtlüydü. Ama Aykut Hoca nedense geçen yıl olduğu gibi Stoch ve Dia’yı aynı anda sahaya sürmemeyi tercih etti. Geçen yıl Stoch bu tercihin kuranıyken bu yıl Dia kurban oldu. Halbuki bence ikisi bir arada oynar ve belki (hiç sanmam ama) süper finalde mecbur kalırsa Aykut Kocaman’da bunu görür. Moussa Sow kısa zamanda kalitesini gösterdi ama henüz bu ligde Niang veya Emenike kadar başarılı olacak deneyime sahip değil. Ancak Bienvenu ve Semih’in son hallerinden kat be kat önde. Bu durumda iyi bir sezon başı hazırlığıyla seneye çok daha katkı verecektir. Ancak bu beklenti takımın Semih ve Bienvenu’yu yollayıp bir yerli, bir yabancı forvet transfer etme zorunluluğunu kaldırmıyor.

Son olarak da Kaptan Alex’e değinelim. Alex varsa Fenerbahçe var, o yoksa yok. Ever, son 8 yıldır olduğu gibi 35’ine gelen Kaptan’ın önemi aynı ağırlığını koruyor. O da yaşına inat buna cevap veriyor. Ancak artık Kaptan’ın gemiden ayrılma zamanı geliyor ve ne yazık ki ondan sonrasına dair her hangi bir hazırlıkta göze çarpmıyor. Seneye Avrupa’da yer alınabilirse mutlaka onun dinlenmesini sağlayacak bir oyuncu alınmalı ve bazı maçlarda dinlendirilmeli. Yoksa bir yıl daha bu çizgide gidemez.

Evet, oyuncuların bireysel analizleri böyleydi. Şimdi gelelim süper final eklentime. Son 13 deplasman maçından sadece 3 galibiyet almış (dahası bunların 2’si Manisa ve Ankaragücü gibi düşen iki takıma karşı) bir Fenerbahçe’nin Galatasaray’ı 5 puan geriden gelip yakalaması oldukça zor. Sarı Lacivertliler itiraz edebilirler. Haklılar aynı takım kendi sahasında da 40 maçtır yenilmiyor. Ama unuttukları bir şey var bu takım süper finalde kazanmak zorunda olan takım, yenilmemenin yaradığı takım Galatasaray. O halde son derbileri de dikkate alarak düşündüğümde bu farkın kapanmasını beklemiyorum. Dahası sene sonunda açıklanacak şike kararlarının ne olacağı belli olmadan Fenerbahçe aslında sonu belli olmayan bir macerada ve bence bu sonun belli olması bu yıl kazanılacak bir şampiyonluktan çok daha önemli.

Bilal ERTUĞRUL

5 Nisan 2012

13:43

Read Full Post »

FENERBAHÇE – SONU BELLİ OLMAYAN BİR MÜCADELE – 3…

SÜPER FİNAL’E DOĞRU – 8…

FENERBAHÇE – SONU BELLİ OLMAYAN BİR MÜCADELE – 3…

Fenerbahçe analizimin ilk 2 yazısında genel sezon analizini, taraftar ve Başkan Aziz Yıldırım’a yönelik analizlerimi sizlerle paylaştım. Bu yazımda Fenerbahçe yönetimi ve teknik ekibin analizini yapacak son yazımda da tek tek futbolcu analizimle analizimi noktalayacak ve Galatasaray analizime geçeceğim.

Evet, Başkan Aziz Yıldırım’ın analizini ayrı olarak ilk yazıda yaptığım için yönetim analizini ayrı olarak bu yazıya bırakmak istedim. Başkan Aziz Yıldırım ve 3 yönetici arkadaşları içerdeyken kulübün yönetimi, şike davası karşısında yapılan savunma ve Avrupa Şampiyonlar Ligi’nden men edilmeye karşı yürütülen davaları da doğal olarak yönetimin diğer üyelerine kaldı. Ancak tüm yönetim kurulu üyeleri arasında 4 ismin ayrı olarak incelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu isimler Cihan Kamer, Ali Koç, Nihat Özdemir ve Abdullah Kiğılı.

Önce bence geleceğin Başkan’ı ve taraftarın sevgisini tamamıyla kazanan Ali Koç’tan başlayalım. Koç ailesi gibi Türkiye’nin en büyük 2 ailesinden birisinin üçüncü jenerasyonundan olan Ali Koç’un Fenerbahçe yönetimine girmesine dahi karşı çıkan ailesinin tüm baskısına rağmen bu zorlu süreçte daha da öne çıkması ve deliliği olarak adlandırdığı Fenerbahçeliliği onu ailesinin hiç istemeyeceği Başkanlığa da bir gün getirecektir. Bunu nasıl mı söylüyorum, şike davası döneminde taraftarlarla yakaladığı diyalog, kulübün Aziz Yıldırım’sız idaresi ve mücadele gücüne bakarak söylüyorum. Evet, Ali Koç zaman zaman rakiplerini rahatsız eden, bence de yanlış olan açıklamalar da bulunuyor ama bunlar onun taraftarı gözündeki değerini bir kat daha arttırıyor. Gençliği, enerjisi, kulüp için sürekli çalışması da eklenince yönetimin en sivrilen ismi oldu. Şimdi önemli olan aile baskısına karşı Aziz Yıldırım sonrası Başkanlığı kabul edip etmeyeceği ve olası başkanlık döneminde fanatizme varan Fenerbahçeliliğinin ailesine zarar verip, vermeyeceğidir. Benim kanaatim bu süreçte belgelemiştir ki günün birinde Fenerbahçe Başkanı olacaktır ama bu başkanlık tartışmalı ve tutkusu sebebiyle zamanla zarar verici olacaktır. Ancak Fenerbahçe taraftarı da böyle başkan istemektedir ve seçim onun olacaktır.

Öne çıkan isimlerin ikincisi ise Aziz Yıldırım’ın son dönemdeki en yakın yöneticisi Nihat Özdemir oldu. Başlarda istifa ettiği iddiaları gündeme gelse de Asbaşkan olarak Başkan içerdeyken kulübün temsili ve haklarının savunulmasını üstlendi. Nihat Özdemir Limak Holding’in başında iş dünyasında çok önemli bir yere sahipken Aziz Yıldırım ile çıktığı bu yönetim yolculuğunun en zor yılını geçirdi. Zaman zaman Ali Koç’un gençliğiyle yaptığı çıkışları da bazı yöneticilerin sitemkar yükselişlerini de hep dengeledi. Bir denge adamı olarak ortalığın daha fazla gerilmesini engelledi. Ancak tüm bu süreç onu çok yordu ve bence bir daha yönetimde görev almayacak. Ancak herkes onu bu zor zamanlardaki ağırbaşlı, beyefendi hali ve denge adamı kimliğiyle hatırlayacak.

Bu zorlu dönemde Ali Koç ve Nihat Özdemir’in aksine daha önce pek duyulmamış olan Cihan Kamer’de öne çıktı. Atasay Kuyumculuğun başındaki Cihan Kamer şike sürecinde etkin olarak ön plana çıktı. Taraftarların gözündeki değeri artan Kamer’in Özdemir’in aksine bundan sonra daha da aktifleşeceğini ve olur da Ali Koç aday olmazsa Aziz Yıldırım sonrası Başkan olabileceğini düşünüyorum.

Son olarak da Abdullah Kiğılı’ya bir paragraf açmak istiyorum. Türkiye’nin en önemli giyim markalarından birisinin patronu olarak çok iyi bildiği perakende pazarlama tecrübesiyle Fenerium’ları para basma makinesi haline getirdi. Özellikle kulübün gelir kaynaklarının çeşitlenmesi ve ekonomik olarak bulunduğu konumun bence yegane sebebidir ve her zaman takdir edilmesi gerekir.

Yönetim analizinden sonra sıra geldi teknik ekibin analizine. Ben Aykut Kocaman’ın Fenerbahçe için yeterli olmadığını düşünenlerdendim. Halen de aynı kanaatteyim. Ancak bu zorlu süreçte gösterdiği liderlik, kulüpte simgeleşmesi onun uzun süre görevde kalmasını sağlayabilir ve bunu hak etmiştir. Ancak eğer gerçekten tüm teknik kabiliyeti maçlarda öne geçip skoru korumak için futboldan vazgeçmek üzerineyse fikrim değişmeyecektir. Fikrimin değişmesi için bir ihtimal bırakıyorum. Çünkü geldiği günden bu yana bence Alex’siz hızlı bir takım hayal ediyor ve bunu yapana kadar onun için kredinin tükenmeyeceğini düşünüyorum. Ancak Alex gittikten sonra takım böyle Daum taktiğiyle öne geçip onu korumak için futboldan vazgeçerse, deplasmanda ortadan kaybolursa onun da kulüpteki süresi uzun olmayacaktır. Ama dediğim gibi bence halen istediği kadroyu ve oyun anlayışını yansıtmadı ve bunu yansıtana kadar bekleyecek olanlardanım. Ha bu arada en azından Süper Final’de çift forvet, dia – stoch bir arada oynaması gibi hiç denemediği azı şeyleri denerse beni yanıltır ancak bunu da yapacağını düşünmüyorum.

Not: Analizin son kısmında bireysel oyuncu performansları ve gelecek yıl için olası takviyelere değineceğim.

Bilal ERTUĞRUL

5 Nisan 2012

08:53

Read Full Post »

FENERBAHÇE – SONU BELLİ OLMAYAN BİR MÜCADELE -2 …

SÜPER FİNAL’E DOĞRU – 7…

FENERBAHÇE – SONU BELLİ OLMAYAN BİR MÜCADELE -2 …

Analizimin başlangıcında Fenerbahçe için 2010 yılının sonlarından başlayarak 2011 yılında yaşananları ele aldım. Takımın şike soruşturması sürecinde yaşadığı kargaşa, takımdan ayrılan oyuncular ve ara sıra takım içi huzursuzlukların yaşandığı bir sezonda bana göre bu takım başarısız sayılamaz. Eldeki kadronun oldukça başarılı olduğunu iddia etmesem de yaşanan süreçte futbolcuların, teknik ekin ve yönetimdekilerin de insan olduğunu unutmadan analiz yaptığım için başarısız kabul etmiyorum.

Tıpkı Beşiktaş ve Trabzonsporda olduğu gibi önce taraftarlardan başlayacağım analizime. Sarı Lacivertli taraftarlar şike soruşturması sürecinde başkanlarının ve kulüplerinin arkasında durarak tam bir aile haline geldiler. Yıllardır maddi olarak zaten takımlarına en büyük desteği veren taraftar grubunun bu manevi birlikteliğinin de saygı duyularak takdir edilmesi gerekmektedir. Ayrıca takımın iç sahada 40 maça dayanan namağlup serisi düşünüldüğünde bu desteğin özellikle iç saha maçlarında takımı yenilmesi en zor takım haline getirdiğini de belirtmek gerekiyor. Ancak bu süreçte yapılan çeşitli hatalar da var. Örneğin Galatasaray ve Trabzonspor derbilerinde sahalara hiç yakışmayan görüntülere sebep oldular ve takımları seyircisiz oynama cezaları aldı. Süper Final’de her iki takımla da karşılaşacakları düşünüldüğünde daha sakin olmaları gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca şike soruşturması süresince tepkileri belli kişiler tarafından kasıtlı olarak belli çevrelere çekildi ki bence bu da tehlikeli bir durum ve bu konuda da dikkat etmeliler. Ancak üye sayısı, Fenerium mağazalarından yapılan alışveriş, maç günü gelirleri ve kombine satışlarında halen rakiplerinin önünde yer almaları onlarsız kulübün bu zorlu süreci atlatamayacağını gösteriyor. Ayrıca bu yaz sonuçlanmasını beklediğim şike soruşturmasında alınacak kararlara saygı duymalı, adalete güvenmeli ve sokaklarda oluşturulmak istenen çeşitli olaylara mahal vermemelidirler. Bunları da yaparlarsa gerçekten örnek bir taraftar grubu olarak zor günlerde bir takıma nasıl destek verileceğini göstermiş olacaklar. Ancak yine tekrarlıyorum derbilerde yapacakları her hangi bir taşkınlık hem onların verdiği desteğin görmezden gelinmesine hem de kendi elleriyle kurdukları bu ailenin hem bu yıl hem de gelecek yıl büyük zararlar almasına yol açacaktır ve buna özen göstermeliler.

Taraftarlardan sonra sıra geldi yönetim analizine. Aziz Yıldırım bundan 13 yıl önce sadece ve sadece 1 oy farkla efsane başkan Ali Şen’in desteklediği Vefa Küçük’ü geride bıraktığında hiç kimse onun bu kadar uzun bir süre Fenerbahçe’nin başında kalacağını düşünmüyordu. Ancak 2 kez aile baskısı ve sağlık sorunları sebebiyle bırakmak isteyip taraftarlar tarafından geri getirilen Aziz Yıldırım bu yıl 13. Yılını geçiriyor. Ancak sportif anlamda ya da kurumsallaşma anlamında yaşadığı onca zorlu yılın toplamında bu yılki kadar zorlanmadığını düşünüyorum. Kolay değil bir ülkenin en güçlü adamlarından birisi olarak kabul edileceksiniz ve bir anda çete liderliğinden suçlanıp hapse gireceksiniz. Hem de belli bir yaş ve sağlık sorunlarını da yanınızda taşıyacaksınız. Tüm bunların üzerine hem kendi itibarınız hem de kulübünüzün itibarını korumak için bir müdafaa sürecine dalacaksınız. Hiç kimsenin başına gelmesini istemeyeceğim tüm bu olaylar Aziz Yıldırım’ın 3 Temmuz sabahı tutuklanmasıyla gerçekleşti.

İlk olarak onun da bir şok yaşadığını düşünmekteyim. Soruşturmanın ilk başlarında Aziz Yıldırım’ın susmayı tercih etmesi ve onun adına Başbakan’ın da avukatı unvanıyla ekranlarda boy gösteren İstanbul’un tanınmış avukatlarından Faik Işık üzerinden yapılan tartışmaların yersizliğine de bu şok sebebiyle izin verildiğini düşünmekteyim. Ancak tüm o curcunanın faturası daha sonra çıkacaktır. Çünkü o süreçte yapılan tartışmalar, büyütülen olaylardan sonra yarın UEFA’nın karşısına biz de ne şike ne de teşvik varmış, biz sadece biraz büyütmüşüz diyerek çıkma şansımız kalmadı. Dahası bunu çok iyi anlayan futbol yöneticilerinin bu yönde olan niyetlerini gerekirse 5 yıl Avrupa’ya gitmeyiz şeklinde belirtmeleri de bu gerçeğin farkında olduklarını gösteriyor. Her neyse bana göre yanlış başlayan halkla ilişkiler dava başladıktan sonra da yanlış devam etti. Sürekli olarak Galatasaray ve Trabzonspor’un şike ve teşvik primine karıştığı Fenerbahçe’nin suçsuz olduğu, önemli açıklamalar yapılacağına dair duyurulardan sonra bir açıklama yapılmaması kanımca Fenerbahçeliler dışında kimseyi ikna etmediği gibi şike olsun ya da olmasın olası Fenerbahçe’nin ceza almaması ya da az ceza alması durumunda inanılmaz boyutta bir muhalefet doğuracak bir politikaydı. Ancak Sayın Başkan ve ekibinin de bildiği bir şey ve kendilerine inancı var ki böyle bir politika güttüler.

Şike davasında ne olur onu bilmem ama ben bu ülkede seversin sevmezsin önemli emekleri olan, belli bir saygınlığı olan bir markanın en azından mahkeme sırasında tutuklu olmasının yanlış olduğunu düşünüyorum. Eğer suçu varsa karardan sonra yatar ancak son 9 ayda ona yaşatılanlar, tutukluluğu da dahil olmak üzere kesinlikle hak ettikleri değildi. Tabii bu arada Başkan’ın da bundan sonrası için planlamalar yaparken takımını getirdiği sportif ve kurumsal düzeye rağmen neden bu kadar kişinin nefretini kazandığına dair bir iç hesaplaşma yapması kanaatimce iyi olacaktır. Şüphesiz suçlu olup olmadığına yargı karar verecektir ancak neden bu kadar kişinin vicdanında otomatik suçlu olduğunu sorgulaması da onun gibi kendisini sevdasına adamış, aynı zamanda çok önemli bir iş adamlığı kariyeri olan markaya yakışacaktır ve bence çıktıktan sonra bu kavga ortamını azaltmalı, başarı ve çabalarının herkes tarafından gönüllü bir biçimde fark edilmesi için çalışmalıdır.

Not: Fenerbahçe yönetimi, teknik ekip ve futbolculara dair analizim devam yazısında gelecektir.

Bilal ERTUĞRUL

5 Nisan 2012

07:43

Read Full Post »

« Newer Posts - Older Posts »