Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Fransız milliyetçiliği’

DEVLETLER TARİH YAZMAZ TARİHİ YAPARLAR; PEKİ ONLARIN YAPTIĞIYLA KİM YÜZLEŞECEK? – 2

Bu serinin ilk yazısında devletlerin tarih yapmaktan nasıl tarih yazmaya geçtiklerini belirttim. Bu merakın son oyununda da Türkiye ve Fransa başrollere soyundu. Fransa neredeyse 200 yıldır dünyada askeri ve ekonomik olarak ulaşamadığı dünya liderliğine ulaşmak için sosyal politikalar ve insan hakları gibi konuların doğal hakemi olarak ortaya çıkmayı yeğliyor. Henüz kendi tarihiyle yüzleşmemiş bir ülkenin, yine kendi geçmişlerinden utanan birkaç yöneticisinin gafletiyle bu politikadan medet umması acı vericidir. Ancak ne yazık ki dünyadaki diğer devletler ucu kendilerine dokunana kadar bu duruma müdahale etmedikçe bu süreç devam edecektir. Peki, bu sefer konu bize değdiği için bizler ne yapabiliriz? Ya da en doğrusu dünya bu konularla vakit kaybetmemek için nasıl bir yol izlemeli? Düşüncelerimi açıklayayım…

Öncelikle dünyadaki tüm ülkelerin yapması gereken ilk şey kendi geçmişleriyle yüzleşmektir. Türkiye ne yazık ki son döneme kadar bu konudaki en başarısız ülkelerden birisiydi. Ancak Dersim tartışmalarıyla başlanan süreç bizdeki gelişime pek çok ülkeden daha çok inanmamı sağlamaktadır. Paragraf başında ülkeler deyip milletler demememin asıl sebebi de tüm milletlerin masumiyetine olan inancımdır. Türk, Fransız, İsrailli, Alman ya da İsrailli tamamen masumdur. Sorumlu varsa Ulus Devlet süreciyle onları yönlendiren ve yöneten ülkeler yani devletlerdir. Bu yüzden önce devletler bu geçmişleriyle yüzleşmelidir. Kendi geçmişleriyle yüzleştikten sonra evrensel değerlerin yaygınlaşması ve diğer ülkelerin de kendi tarihleriyle yüzleşmesi için çalışmalıdır. Ama onlar yerine kendisini hakim tayin edip onlar adına karar vermemelidir. Ancak bu tarz bir aydınlanma bu süreçte başarıya giden yolun başlangıcı olabilir.

Devletler kendi tarihleriyle yüzleştikten sonra halklar da diğer milletleri ya da halkları kendilerinden altta ya da üstte görmekten vazgeçmeliler. Aynı zamanda halklar diğer halkları tamamen masum ya da suçlu görüp onları kutsayıp yok etme düşüncesine kapılmamalılar. Bunun son örneğini Fransa’daki tasarıda yaşadık. Tasarıdan sonra başlayan anti-Fransız dalgada en çok gündeme gelen konu Fransa’nın Cezayir’de yaptığı ve pek çok tarafsız otorite tarafından Soykırım olarak tanımlanan, Fransa’nın da belli kademelerde kabul ettiği katliam üzerine oldu. Başbakan, Muhalefet Liderleri ve kanaat önderleri dahil herkes bu olaya atıf yaparken, Cezayir soykırım anıtları gündeme geldi. Peki, bu doğru muydu? Tamamen yanlıştı. Çünkü ne bugünkü Fransızlar tamamen suçlu ne de Cezayirliler tamamen masumdu. Nitekim tasarı teklifini veren Valerie Boyer bizim burada derdine düştüğümüz Cezayir ve Tunus asıllıydı, adı dışında da Fransızlarla hiçbir ilgisi yoktu. Valerie Boyer Fransızlara Rağmen, Fransız Kalarak, Fransız Olmaya çalışırken biz burada onun köküyle olmak istediği ülkeler arasındaki bir sorunda hakim olmaya çalışıyoruz. İşte tamamen yanlış olan budur. Nitekim Sarkozy adı bile Fransız olmayan bir adamdır ve yasanın arkasında da o vardır. Bu da bize başkalarının davalarına karışmadan önce onların kendi davalarına sahip çıkmasının önemini göstermektedir. Meşhur Çin Atasözünün dediği gibi İnsanlara Balıkları Vermek Yerine, O Balığı Tutmalarını Öğretmeliyiz. Ancak bu yolla insanlara yardımcı olabiliriz ve gerçekten dünyaya katkıda bulunabiliriz.

Milletlerin üst ya da alt görülmesi konusunda da konu Fransa olduğu için belli bir hassasiyet gösteriyorum. Osmanlı’nın son döneminden itibaren bu ülkenin en elit kurumları, yöneticileri arasında ciddi bir Fransız hayranlığı mevcuttu. Bu hayranlık bazen o kadar artmıştı ki Fransızca bizde ve bazı doğulu toplumlarda üstünlük göstergesi olarak ele alınmaktaydı. Ama bu son olayda gösterdi ki hiçbir millet bir diğerinden üstün, alçak, demokratik ya da baskıcı değildir. Bu özellikler yöneticilerde yani insanlarda bulunur ve tamamen beşerdir. Bakın işte İnsan Hakları dersi hocası bu haktan hiç bir şey anlamıyor ve anlamadığı dersin bir de hakimi olarak ön plana çıkıyor. O zaman nasıl onların haklı oldukları konularda bile onlara inanacağız. Bu yüzden kendimizdeki sorunlara değinmek için başkalarını üste çıkarmaktan, ya da kendimizi övmek için başkalarına sallamaktan vazgeçmeliyiz. Ancak böyle düşünen milletler yarının barış ve kardeşlik dolu dünyasını getireceklerdir. Yoksa vahşet, adaletsizlik, insanlık dışı uygulamalar eksilmeyecek, her geçen gün artacaktır.

Tasarıdan sonra gündeme gelen Fransızlara ve mallarına boykot, Fransa ile ilişkilerin kesilmesinde ise dozaj en önemli kıstastır. Fransa ile ilişkileri kesme, onlara ve mallarına boykot sadece Fransızlarda hem de nötr ya da duyarlı Fransızlarda “Acaba Sarkozy ve Ermeniler Haklı mı?” düşüncesi uyandıracak ve onların ya da diğer benzer durumdaki milletlerin bizim soykırım yaptığımıza körü körüne inanmalarına neden olacaktır. Dahası artan Türk karşıtlığı başarı verir ve Sarkozy istediği sonucu alıp yeniden seçilirse bu metot diğer ülkeler tarafından uygulanır ve ne yazık ki dünyanın pek çok yerinde düşünmeden, tartışmadan Soykırım Yapan Millet ve Ülke olarak tanınırız. Bu bizi hızla küreselleşen dünyada yanlış tanınmayla yüz yüze bırakır ve emin olun uzun vadede hiç de faydamıza olmaz. O zaman yapılması gereken ilişkilerde seviyeli azalma ve Fransa’da ki iç kamuoyu üzerinden yani Sivil Toplum üzerinden önce haklılığımızı anlatmak sonra da Sarkozy gibi yöneticilerin gelmemesi için çalışmak olmalıdır. Bunlara rağmen sonuç alınamazsa her türlü boykot ve ilişki kesilmesine açık destek vermekteyim. Ta ki Fransızlar bu yanlışı anlayıp, bundan vazgeçene kadar. Bu süreç rahat yönetilebilecek bir süreç olmamakla beraber sonunda umut vadeden bir süreç olacaktır.

Sözün özü biz dahil hiçbir millet mükemmel değildir ve olmayacaktır. Tıpkı alçak olmadıkları gibi. İnsanları yönlendiren yöneticiler bazen gaflete düşerler ve bu size karşı olduğunda canınızı acıtır. Önemli olan canınız acıdığında öfkeyle hareket etmek yerine, önce iğneyi başkasına çuvaldızı kendinize batırabilmenizdir. Ancak bu yolla bu tarz komediler ve gündelik hesaplar dünyasından yarının mutlu dünyasına yol alabiliriz. Bunun için bizim için öncelikli konulardan birisi de acilen bu sözde Ermeni soykırımı üzerine Uluslar arası Tarafsız çevreleri, Ermenileri ve bizim tarihçilerimizi bir masaya oturtmak ve çıkan sonuçla yüzleşmektir. Ben bu süreç sonunda asla Soykırım çıkmayacağına ve en fazla karşılıklı kışkırtılan halklar arası bir felaket çıkacağına tüm benliğimle inanıyorum. Umarım bizi yönetenler de benim kadar inanır ve acilen bu komedi asıl yerine tarihteki yerine döner. Ancak bu şekilde artık iç politikada gündelik hesaplar peşinde koşan, geçmişlerinden ve kimliklerinden utanan, bu utancın yükünü başkalarına yüklenerek çıkarmaya çalışan yani Fransızlara Rağmen, Fransız Kalarak, Fransız Olmaya çalışan Sarkozy, Boyer gibi politikacılardan kurtuluruz ve daha güzel yarınlara yol alırız.

Bilal ERTUĞRUL

23 Aralık 2011

22:48

Reklamlar

Read Full Post »