Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘kaç puan topladı’

FENERBAHÇE – SONU BELLİ OLMAYAN BİR MÜCADELE – 3…

SÜPER FİNAL’E DOĞRU – 8…

FENERBAHÇE – SONU BELLİ OLMAYAN BİR MÜCADELE – 3…

Fenerbahçe analizimin ilk 2 yazısında genel sezon analizini, taraftar ve Başkan Aziz Yıldırım’a yönelik analizlerimi sizlerle paylaştım. Bu yazımda Fenerbahçe yönetimi ve teknik ekibin analizini yapacak son yazımda da tek tek futbolcu analizimle analizimi noktalayacak ve Galatasaray analizime geçeceğim.

Evet, Başkan Aziz Yıldırım’ın analizini ayrı olarak ilk yazıda yaptığım için yönetim analizini ayrı olarak bu yazıya bırakmak istedim. Başkan Aziz Yıldırım ve 3 yönetici arkadaşları içerdeyken kulübün yönetimi, şike davası karşısında yapılan savunma ve Avrupa Şampiyonlar Ligi’nden men edilmeye karşı yürütülen davaları da doğal olarak yönetimin diğer üyelerine kaldı. Ancak tüm yönetim kurulu üyeleri arasında 4 ismin ayrı olarak incelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu isimler Cihan Kamer, Ali Koç, Nihat Özdemir ve Abdullah Kiğılı.

Önce bence geleceğin Başkan’ı ve taraftarın sevgisini tamamıyla kazanan Ali Koç’tan başlayalım. Koç ailesi gibi Türkiye’nin en büyük 2 ailesinden birisinin üçüncü jenerasyonundan olan Ali Koç’un Fenerbahçe yönetimine girmesine dahi karşı çıkan ailesinin tüm baskısına rağmen bu zorlu süreçte daha da öne çıkması ve deliliği olarak adlandırdığı Fenerbahçeliliği onu ailesinin hiç istemeyeceği Başkanlığa da bir gün getirecektir. Bunu nasıl mı söylüyorum, şike davası döneminde taraftarlarla yakaladığı diyalog, kulübün Aziz Yıldırım’sız idaresi ve mücadele gücüne bakarak söylüyorum. Evet, Ali Koç zaman zaman rakiplerini rahatsız eden, bence de yanlış olan açıklamalar da bulunuyor ama bunlar onun taraftarı gözündeki değerini bir kat daha arttırıyor. Gençliği, enerjisi, kulüp için sürekli çalışması da eklenince yönetimin en sivrilen ismi oldu. Şimdi önemli olan aile baskısına karşı Aziz Yıldırım sonrası Başkanlığı kabul edip etmeyeceği ve olası başkanlık döneminde fanatizme varan Fenerbahçeliliğinin ailesine zarar verip, vermeyeceğidir. Benim kanaatim bu süreçte belgelemiştir ki günün birinde Fenerbahçe Başkanı olacaktır ama bu başkanlık tartışmalı ve tutkusu sebebiyle zamanla zarar verici olacaktır. Ancak Fenerbahçe taraftarı da böyle başkan istemektedir ve seçim onun olacaktır.

Öne çıkan isimlerin ikincisi ise Aziz Yıldırım’ın son dönemdeki en yakın yöneticisi Nihat Özdemir oldu. Başlarda istifa ettiği iddiaları gündeme gelse de Asbaşkan olarak Başkan içerdeyken kulübün temsili ve haklarının savunulmasını üstlendi. Nihat Özdemir Limak Holding’in başında iş dünyasında çok önemli bir yere sahipken Aziz Yıldırım ile çıktığı bu yönetim yolculuğunun en zor yılını geçirdi. Zaman zaman Ali Koç’un gençliğiyle yaptığı çıkışları da bazı yöneticilerin sitemkar yükselişlerini de hep dengeledi. Bir denge adamı olarak ortalığın daha fazla gerilmesini engelledi. Ancak tüm bu süreç onu çok yordu ve bence bir daha yönetimde görev almayacak. Ancak herkes onu bu zor zamanlardaki ağırbaşlı, beyefendi hali ve denge adamı kimliğiyle hatırlayacak.

Bu zorlu dönemde Ali Koç ve Nihat Özdemir’in aksine daha önce pek duyulmamış olan Cihan Kamer’de öne çıktı. Atasay Kuyumculuğun başındaki Cihan Kamer şike sürecinde etkin olarak ön plana çıktı. Taraftarların gözündeki değeri artan Kamer’in Özdemir’in aksine bundan sonra daha da aktifleşeceğini ve olur da Ali Koç aday olmazsa Aziz Yıldırım sonrası Başkan olabileceğini düşünüyorum.

Son olarak da Abdullah Kiğılı’ya bir paragraf açmak istiyorum. Türkiye’nin en önemli giyim markalarından birisinin patronu olarak çok iyi bildiği perakende pazarlama tecrübesiyle Fenerium’ları para basma makinesi haline getirdi. Özellikle kulübün gelir kaynaklarının çeşitlenmesi ve ekonomik olarak bulunduğu konumun bence yegane sebebidir ve her zaman takdir edilmesi gerekir.

Yönetim analizinden sonra sıra geldi teknik ekibin analizine. Ben Aykut Kocaman’ın Fenerbahçe için yeterli olmadığını düşünenlerdendim. Halen de aynı kanaatteyim. Ancak bu zorlu süreçte gösterdiği liderlik, kulüpte simgeleşmesi onun uzun süre görevde kalmasını sağlayabilir ve bunu hak etmiştir. Ancak eğer gerçekten tüm teknik kabiliyeti maçlarda öne geçip skoru korumak için futboldan vazgeçmek üzerineyse fikrim değişmeyecektir. Fikrimin değişmesi için bir ihtimal bırakıyorum. Çünkü geldiği günden bu yana bence Alex’siz hızlı bir takım hayal ediyor ve bunu yapana kadar onun için kredinin tükenmeyeceğini düşünüyorum. Ancak Alex gittikten sonra takım böyle Daum taktiğiyle öne geçip onu korumak için futboldan vazgeçerse, deplasmanda ortadan kaybolursa onun da kulüpteki süresi uzun olmayacaktır. Ama dediğim gibi bence halen istediği kadroyu ve oyun anlayışını yansıtmadı ve bunu yansıtana kadar bekleyecek olanlardanım. Ha bu arada en azından Süper Final’de çift forvet, dia – stoch bir arada oynaması gibi hiç denemediği azı şeyleri denerse beni yanıltır ancak bunu da yapacağını düşünmüyorum.

Not: Analizin son kısmında bireysel oyuncu performansları ve gelecek yıl için olası takviyelere değineceğim.

Bilal ERTUĞRUL

5 Nisan 2012

08:53

Reklamlar

Read Full Post »

FENERBAHÇE – SONU BELLİ OLMAYAN BİR MÜCADELE -2 …

SÜPER FİNAL’E DOĞRU – 7…

FENERBAHÇE – SONU BELLİ OLMAYAN BİR MÜCADELE -2 …

Analizimin başlangıcında Fenerbahçe için 2010 yılının sonlarından başlayarak 2011 yılında yaşananları ele aldım. Takımın şike soruşturması sürecinde yaşadığı kargaşa, takımdan ayrılan oyuncular ve ara sıra takım içi huzursuzlukların yaşandığı bir sezonda bana göre bu takım başarısız sayılamaz. Eldeki kadronun oldukça başarılı olduğunu iddia etmesem de yaşanan süreçte futbolcuların, teknik ekin ve yönetimdekilerin de insan olduğunu unutmadan analiz yaptığım için başarısız kabul etmiyorum.

Tıpkı Beşiktaş ve Trabzonsporda olduğu gibi önce taraftarlardan başlayacağım analizime. Sarı Lacivertli taraftarlar şike soruşturması sürecinde başkanlarının ve kulüplerinin arkasında durarak tam bir aile haline geldiler. Yıllardır maddi olarak zaten takımlarına en büyük desteği veren taraftar grubunun bu manevi birlikteliğinin de saygı duyularak takdir edilmesi gerekmektedir. Ayrıca takımın iç sahada 40 maça dayanan namağlup serisi düşünüldüğünde bu desteğin özellikle iç saha maçlarında takımı yenilmesi en zor takım haline getirdiğini de belirtmek gerekiyor. Ancak bu süreçte yapılan çeşitli hatalar da var. Örneğin Galatasaray ve Trabzonspor derbilerinde sahalara hiç yakışmayan görüntülere sebep oldular ve takımları seyircisiz oynama cezaları aldı. Süper Final’de her iki takımla da karşılaşacakları düşünüldüğünde daha sakin olmaları gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca şike soruşturması süresince tepkileri belli kişiler tarafından kasıtlı olarak belli çevrelere çekildi ki bence bu da tehlikeli bir durum ve bu konuda da dikkat etmeliler. Ancak üye sayısı, Fenerium mağazalarından yapılan alışveriş, maç günü gelirleri ve kombine satışlarında halen rakiplerinin önünde yer almaları onlarsız kulübün bu zorlu süreci atlatamayacağını gösteriyor. Ayrıca bu yaz sonuçlanmasını beklediğim şike soruşturmasında alınacak kararlara saygı duymalı, adalete güvenmeli ve sokaklarda oluşturulmak istenen çeşitli olaylara mahal vermemelidirler. Bunları da yaparlarsa gerçekten örnek bir taraftar grubu olarak zor günlerde bir takıma nasıl destek verileceğini göstermiş olacaklar. Ancak yine tekrarlıyorum derbilerde yapacakları her hangi bir taşkınlık hem onların verdiği desteğin görmezden gelinmesine hem de kendi elleriyle kurdukları bu ailenin hem bu yıl hem de gelecek yıl büyük zararlar almasına yol açacaktır ve buna özen göstermeliler.

Taraftarlardan sonra sıra geldi yönetim analizine. Aziz Yıldırım bundan 13 yıl önce sadece ve sadece 1 oy farkla efsane başkan Ali Şen’in desteklediği Vefa Küçük’ü geride bıraktığında hiç kimse onun bu kadar uzun bir süre Fenerbahçe’nin başında kalacağını düşünmüyordu. Ancak 2 kez aile baskısı ve sağlık sorunları sebebiyle bırakmak isteyip taraftarlar tarafından geri getirilen Aziz Yıldırım bu yıl 13. Yılını geçiriyor. Ancak sportif anlamda ya da kurumsallaşma anlamında yaşadığı onca zorlu yılın toplamında bu yılki kadar zorlanmadığını düşünüyorum. Kolay değil bir ülkenin en güçlü adamlarından birisi olarak kabul edileceksiniz ve bir anda çete liderliğinden suçlanıp hapse gireceksiniz. Hem de belli bir yaş ve sağlık sorunlarını da yanınızda taşıyacaksınız. Tüm bunların üzerine hem kendi itibarınız hem de kulübünüzün itibarını korumak için bir müdafaa sürecine dalacaksınız. Hiç kimsenin başına gelmesini istemeyeceğim tüm bu olaylar Aziz Yıldırım’ın 3 Temmuz sabahı tutuklanmasıyla gerçekleşti.

İlk olarak onun da bir şok yaşadığını düşünmekteyim. Soruşturmanın ilk başlarında Aziz Yıldırım’ın susmayı tercih etmesi ve onun adına Başbakan’ın da avukatı unvanıyla ekranlarda boy gösteren İstanbul’un tanınmış avukatlarından Faik Işık üzerinden yapılan tartışmaların yersizliğine de bu şok sebebiyle izin verildiğini düşünmekteyim. Ancak tüm o curcunanın faturası daha sonra çıkacaktır. Çünkü o süreçte yapılan tartışmalar, büyütülen olaylardan sonra yarın UEFA’nın karşısına biz de ne şike ne de teşvik varmış, biz sadece biraz büyütmüşüz diyerek çıkma şansımız kalmadı. Dahası bunu çok iyi anlayan futbol yöneticilerinin bu yönde olan niyetlerini gerekirse 5 yıl Avrupa’ya gitmeyiz şeklinde belirtmeleri de bu gerçeğin farkında olduklarını gösteriyor. Her neyse bana göre yanlış başlayan halkla ilişkiler dava başladıktan sonra da yanlış devam etti. Sürekli olarak Galatasaray ve Trabzonspor’un şike ve teşvik primine karıştığı Fenerbahçe’nin suçsuz olduğu, önemli açıklamalar yapılacağına dair duyurulardan sonra bir açıklama yapılmaması kanımca Fenerbahçeliler dışında kimseyi ikna etmediği gibi şike olsun ya da olmasın olası Fenerbahçe’nin ceza almaması ya da az ceza alması durumunda inanılmaz boyutta bir muhalefet doğuracak bir politikaydı. Ancak Sayın Başkan ve ekibinin de bildiği bir şey ve kendilerine inancı var ki böyle bir politika güttüler.

Şike davasında ne olur onu bilmem ama ben bu ülkede seversin sevmezsin önemli emekleri olan, belli bir saygınlığı olan bir markanın en azından mahkeme sırasında tutuklu olmasının yanlış olduğunu düşünüyorum. Eğer suçu varsa karardan sonra yatar ancak son 9 ayda ona yaşatılanlar, tutukluluğu da dahil olmak üzere kesinlikle hak ettikleri değildi. Tabii bu arada Başkan’ın da bundan sonrası için planlamalar yaparken takımını getirdiği sportif ve kurumsal düzeye rağmen neden bu kadar kişinin nefretini kazandığına dair bir iç hesaplaşma yapması kanaatimce iyi olacaktır. Şüphesiz suçlu olup olmadığına yargı karar verecektir ancak neden bu kadar kişinin vicdanında otomatik suçlu olduğunu sorgulaması da onun gibi kendisini sevdasına adamış, aynı zamanda çok önemli bir iş adamlığı kariyeri olan markaya yakışacaktır ve bence çıktıktan sonra bu kavga ortamını azaltmalı, başarı ve çabalarının herkes tarafından gönüllü bir biçimde fark edilmesi için çalışmalıdır.

Not: Fenerbahçe yönetimi, teknik ekip ve futbolculara dair analizim devam yazısında gelecektir.

Bilal ERTUĞRUL

5 Nisan 2012

07:43

Read Full Post »

FENERBAHÇE – SONU BELLİ OLMAYAN BİR MÜCADELE -1 …

SÜPER FİNAL’E DOĞRU – 6…

FENERBAHÇE – SONU BELLİ OLMAYAN BİR MÜCADELE -1 …

Süper Final’e doğru ligi ilk 4 içerisinde bitiren takımların 2011 – 2012 sezonlarını değerlendirmeye sırasıyla devam ediyorum ve bu yazımda sıra Fenerbahçe’ye geldi. Fenerbahçe analizimde de tıpkı Trabzonspor ve Beşiktaş analizlerimde olduğu gibi önce sezonun bir özeti, sonra taraftar, yönetim, teknik ekip ve futbolcu analizimi yapacağım. Daha sonra da Galatasaray analiziyle süper final öncesi analizlerimi noktalayacağım.

2011 yılı tüm Fenerbahçelilerin uzun yıllar boyunca unutamayacağı bir yıl olacak. Önce 2009 – 2010 sezonunda Bursa’ya kaptırılan şampiyonluk, dahası yapılan yanlış anonsla kutlamalara boğulan Kadıköy’ün bir anda buz kesmesi, arada kaybedilen kupa finaliyle kupa hasretinin devam etmesi, 2010 – 2011 sezonuna yapılan kötü başlangıç, Türkiye Kupası’na grup aşamalarında veda edilmesi, önce Şampiyonlar Ligi sonra da UEFA Avrupa Ligi’ne daha ön eleme aşamasından veda edilmesiyle geçilen 2010 yılı tam bir kara yıl olmuştu. Tüm bu olaylardan sonra 2011’in 2. Yarısında 17 haftada elde edilen 16 galibiyet ve bir beraberlikle lig tarihinin en iyi tek devre performansını ortaya koyan takımın averajla da olsa şampiyonluğu kazanması tam anlamıyla Sarı Lacivertlileri sevince boğmuştu. Dahası Futbol dışında Basketbol ve Voleybol’da hem kadınlar hem de erkeklerde gelen şampiyonluklarla Sarı Lacivertliler zor günler geçiren ezeli rakiplerinin çok önüne geçmişti.

Ancak tüm bu tablo 3 Temmuz Pazar sabahı değişti. Kulübün 12 yıllık başkanı Aziz Yıldırım ve bazı yöneticiler göz altına alınmış, Sarı Lacivertlilerin 7 maçında şike olduğu, 4 maçta da teşvik primi yollandığı haberleri ülke gündemine bomba gibi düşmüştü. Yaşadıklarının kabus olmasını isteyen taraftarlar şoku kısa sürede atlattı ve takımlarına destek vermeye başladılar. Dahası bence ilk kez aile oldular. Bu yazdan önce Türkiye2nin 5 büyüklerinin neden çok yoğun taraftara ve ailelere sahip olduğu sorulduğunda Beşiktaş’ın bir semtten çıkıp o semtin kimliği etrafında birleşen bir aile olduğunu söylerdim. Yine Galatasaray Mekteb-i Sultani’den doğan bir aile olarak bir kimlik sahibiydi. Trabzonspor ve Bursaspor ise şehir takımlarıydı ve kendi şehirlerinin kimliğinin önemli bir kısmını temsil ediyorlardı. Ancak Fenerbahçe taraftarı bana göre bu aile yapısından uzaktı. Ne kadar kalabalık olurlarsa olsunlar, ne kadar takımlarına destek verseler versinler bu desteklerin bir aile kimliğiyle bütünleştiğini söyleyemezdim. Ancak bu soruşturmayla yaşanan kısa şok atlatıldıktan sonra Fenerbahçe de bir aile olmayı başardı. Taraftarlar başkanlarından ve takımlarından desteklerini esirgemedi ve bu kimlik bu destekle doğdu. Yani uzun yıllar sonra Fenerbahçe için bu zor günlerin olumlu bir geri dönüşü olacaksa o da bu kimlik olacaktır.

Şike soruşturmasından önce transferler yapılmış ve takım Avrupa ve Türkiye’deki mücadelesine hazırlanmıştı. Ancak soruşturmayla birlikte dengeler bozuldu. Takımın ligden düşebileceği söylentileri üzerine Lugano, Emenike ve Niang takımdan kendi istekleriyle ayrıldılar. Bu hiç şüphesiz 3 ilk 11 oyuncusunun kaybı anlamına geliyordu ve takımın gücünü azaltıyordu. Tüm bunların üzerine Futbol Federasyonunun Fenerbahçe’nin suçsuz olduğu garantisini vermemesiyle beraber Şampiyonlar Ligi kuralarından bir gün önce Şampiyonlar Ligi’nden Federasyon tarafından men edilen takım ve taraftarlar büyük bir şok yaşıyordu. O gün için bu şike yapıldığının kabulü olarak algılanıyor ve artık cezalar üzerine konuşuluyordu. Ancak öyle olmadı. Mehmet Ali Aydınlar yönetimindeki federasyon ceza verecek ya da suçsuzsun diyecek cesareti bulamadı ve Avrupa’da olsa sene başında cezaların kesileceği bir futbol davası mahkeme koridorlarına sürüklendi. Dahası ligin gecikmeli başlangıcı, süper final ve yoğun fikstür derken tam bir karmaşa içerisinde lig başladı.

Her şeye rağmen sarı lacivertliler sezona çok formda başladı. İçerde dışarıda gelen galibiyetlerle zirveyi ilk haftalardan ele geçirdiler. Ancak ligin 14. Haftasında deplasmanda Galatasaray’a karşı alınan 3-1’lik mağlubiyetle zirveyi ezeli rakibine teslim eden Fenerbahçe daha sonra Sarı Kırmızılıları hep geriden takip etti ve son haftaya girilirken 9 puanlık fark mevcuttu. Özellikle deplasmanda alınan kötü sonuçlar, derbilerde öne geçtikten sonra korunamayan skorlar ve kendi sahasında ya da deplasmanda fark etmez uzun süre oyunun kontrolünü rakibe teslim eden Fenerbahçe’nin süper finale girerken şampiyonluk şansı devam etse de başta taraftarlar olmak üzere pek çok kişinin umudunun son Galatasaray derbisinden sonra azaldığını belirtmek zorundayım.

Evet, sarı kanaryalar süper finalde Galatasaray’ın sadece 5 puan gerisinde olacak ama iki takımın genel performansı ve oynadıkları oyun mantalitesine bakıldığında bu farkı kapatabileceklerine inanmıyorum. Dahası Aykut Kocaman her ne kadar zor günlerde camiayı kenetleyen isimlerden birisi de olsa takımın halen Alex’in iyi oyununa muhtaç olması, skor avantajını koruyamaması ve başta Emre olmak üzere çeşitli oyuncuların sorunlar yaşaması bence üzerinde durulması gereken konulardandır. Aykut Hoca’ya olan destek camia içinde tartışmasız olmasına rağmen Şenol Güneş ve Fatih Terim’in ellerindeki malzemeyle ortaya çıkardıkları takımları düşünüldüğünde olası başarısız bir iki sezondan sonra dikkat çektiğim bu problemlerin açıkça görüleceğini ve Fenerbahçe macerasının öyle bazılarının hayal ettiği gibi çok da uzun süreli olmayacağını düşünenlerdenim.

Not: Taraftar, yönetim, teknik heyet ve futbolcu analizlerimi serini devam yazılarında paylaşacağım.

Bilal ERTUĞRUL

4 Nisan 2012

07:50

Read Full Post »

TRABZONSPOR – BİR ŞENOL GÜNEŞ KLASİĞİ – 3…

SÜPER FİNALE DOĞRU – 5…

TRABZONSPOR – BİR ŞENOL GÜNEŞ KLASİĞİ – 3…

Bu serinin ilk yazısında öncelikle Trabzonspor için 2010 – 2011 sezonu sonunda yaşanan şampiyonluk kaybı travmasını, şike soruşturması kapsamında ortaya çıkan belirsizliği, takımın sezon boyunca gösterdiği performansı ve taraftar, yönetim ve teknik direktör analizlerimi yaptım. Tıpkı Beşiktaş değerlendirmesinde yaptığım gibi mevki mevki oyuncu oyuncu değerlendirme yapacağım ve son olarak da süper finalle ilgili beklentilerimi aktaracağım.

Önce kalecilerden başlayalım analizimize. Trabzonspor bu sezon 39 gol yiyerek süper finale giden 4 takım arasında en çok gol yiyen takım olarak dikkat çekmesine rağmen takımın en iyi mevkilerinin başında bana göre kaleciler gelmektedir. Geçtiğimiz yıl mükemmel bir sezon geçiren Onur Kıvrak son 2 aya girilirken sakatlandığında pek çok Trabzonlu şampiyonluktan umudunu kesmişti. Ancak daha önceki yıllarda şans bulduğunda güven vermeyen Tolga Zengin öyle bir performans sergiledi ki Onur iyileştiğinde yedek kulübesine mahkum oldu. Tabii Tolga’nın bu performansında hocasının ülkenin gelmiş geçmiş en iyi kalecilerinden birisi olmasının da rolünü göz ardı etmemek gerekiyor. Sözleşmesini uzatan Onur mücadeleden kaçmayacağını ve formasını geri almak için sırasını bekleyeceğini ilan etmiş oldu. Ancak bana göre rotasyonun pek olmadığı bir mevki olan kalecilik için 2 milli kaleci bir takıma fazla ve eğer Tolga için iyi bir teklif varsa sezon sonunda kulübe para kazandırarak ayrılmasına izin verilebilir. Henüz 23 yaşındaki Onur’un arkasına iyi bir yedek kaleci bulunursa bu mevki uzun yıllar sorunsuz olarak gider. Olur da Tolga satılmazsa da fazla kaleci göz çıkarmaz ve bu mevki seneye de takımın en rahat mevkisi olur.

Takımın yediği gol sayısında en önemli kusuru gördüğüm bölüm ise savunma oyuncuları. Egemen gibi bir stoperin açığını doldurmak zaten zorken bir de onun partneri Glowacki’nin sürekli sakat olması stoperde Giray – Mustafa ikilisinin doğmasına yol açtı. İkisi de sert oyuncu olan ikilinin hızlı oyunculara karşı sorun yaşadığını ve açık oynayan bir takımın yükünü kaldıramadığını düşünüyorum. Kanımca seneye Giray’ın yanına top hakimiyeti de olan genç ve hızlı bir stoper alınmalı ve bu isim de Kayserispor’dan Eren Güngör, Gaziantepspor’dan Danny ya da Emre Güngör olabilir. Her iki kulüple de iyi ilişkileri olan Bordo Mavililer bence bu 3 isimden birini transfer edip Mustafa ve Glowacki’nin de yedek beklemesiyle bu mevkideki açığını kapatabilir. Sol bekte Cech ve Ferhat özellikle ikinci yarıda takıma alıştıkça yeterli olacaklarını gösterdiler, sağ bekte de Serkan ve Celutska kanımca gelecek yıl da bu takımda yer alması gereken isimler. Yani Trabzonspor’un savunması gelecek yıl iyi ve hızlı bir stoperle takviye edilirse Şenol Hoca için bu bölgedeki sorunlar sonlanacaktır.

Orta alana geldiğimizde takımın performansının şekillendiği bölgeyle karşılaşıyoruz. Geçen yıl takımın komutanı Selçuk’un Galatasaray’a gitmesi, Colman ve Alanzinho’nun sene başındaki formsuzlukları ilk yarıda bu bölgede yaşanan sorunların çözülememesine neden oldu. Ancak ikinci yarı özellikle Colman’ın performans artışı takımın daha başarılı olmasını sağladı. Geçtiğimiz yıl Jaja, Yattara ve Engin Baytar’ın üstlendiği hücuma dönük oyuncu rolünü üstlenen Alanzinho’dan başlayalım. Alanzinho ilk yarı pek ortalarda gözükmüyordu ancak özellikle sene sonuna doğru performansını çok iyi bir düzeye çekti. Ona benzer bir performans artışı gösteren Colman’la beraber takımın süper finaldeki kaderini de ellerinde tuttuklarını düşünüyorum. Yeni transferler Volkan ve Adrian’ın bu rolün en azından bir kısmını üstleneceği düşünülüyordu ama ne yazık ki özellikle Volkan tam bir hayal kırıklığı oldu. Seneye de böyle olursa sanırım Sercan’la 5 büyükler dışında Anadolu kulüplerinde yeniden buluşabilirler. Bölgenin en istikrarlı isimleriyse Karşıyaka’dan gelen Aykut ve Zokora oldu. Aykut 17’si ilk 11 olmak üzere 30 maça çıktı ve birkaç yıl içinde Şenol Güneş’in ondan bir Selçuk daha çıkaracağını düşünmeme neden olan bir oyunu var. Zokora ise tecrübesi ve sertliğiyle takımın en kötü oynadığı maçlarda bile farkını hissettirdi ve bence yılın en iyi transferi oldu. İkinci devre başlarken alınan Olcan’da takıma katkıda bulundu ve seneye çok daha faydalı olacağını düşünüyorum. Jebrin, Sercan ve sakat Barış’tan verim alınamadı. Bana göre Jebrin ve Sercan seneye kiralık verilmeli. Barış’ın forma giymeye hazır olacak olmasına rağmen bu mevkiye Alper Potuk gibi genç ve çift taraflı bir oyuncu alınması hem kadro derinliği hem de uzun vadeli planlama açısından iyi olacaktır.

Forvete geldiğimizde takımın en zayıf bölgesiyle karşılaşıyoruz. Peki en zayıf bölge buysa nasıl bu takım ligin en çok gol atan 2. Takımı diye soracak olursanız da 32 gollü Burak Yılmaz’la karşılaşıyoruz. Evet Burak mükemmel bir sezon geçirdi ama Halil, Vittek ve Burak’a partner olarak alınan Henrique’nin forma buldukları 78 maçta sadece 9 gol atması bu mevkideki sıkıntıyı gözler önüne seriyor. Rakipler tüm önlemleri Burak üzerine alınca bu oyuncu hem çok yıpranıyor hem de bazen gereksiz bencilliğe giriyor. Bu bağlamda seneye Burak’a iyi bir partner ve genç bir alternatif alınması şart. Eğer bu transferler yapılırsa futbolunun en iyi dönemindeki Burak daha da başarılı olabilir. Aksi takdirde takım onun ayaklarına bakmaya devam eder ve şanssız bir sakatlık olması halinde bunun altından kalkamaz. Bence takımın Colman ile beraber en önemli iki isminden birisi ve mutlaka daha iyi partnerlerle desteklenmeli.

Trabzonspor’un oyuncu analizini de yaptıktan sonra sıra geldi süper final tahminine. Kanımca süper finalden önce alacağı seyircisiz oynama cezasıyla süper finalde ev sahibi avantajı olmayacak Bordo Mavililer için bu kötü bir haber. Ancak takımın son dönemdeki performansı, önemli bir sakatlarının bulunmaması ve Şenol Güneş faktörüyle bence süper finalde can yakacaklar ve içerde Fenerbahçe’yi yenerlerse Şampiyonlar Ligi biletini almaları hiç de sürpriz olmayacak. Ancak süper finalde ne olursa olsun oturmuş yönetim ve teknik heyetiyle bir stoper ve bir forvet takviyesiyle seneye Galatasaray’la beraber en hazır takım olacaklarını düşünüyorum.

Bilal ERTUĞRUL

3 Nisan 2012

14:42

Read Full Post »

TRABZONSPOR – BİR ŞENOL GÜNEŞ KLASİĞİ – 2…

SÜPER FİNALE DOĞRU – 4…

TRABZONSPOR – BİR ŞENOL GÜNEŞ KLASİĞİ – 2…

Trabzonspor ile ilgili genel sezon değerlendirmesini serinin ilk yazısında yaptım. Bu yazımda taraftar, yönetim ve bana göre bu yılki başarının mimarı Şenol Güneş’in teknik ekibine değinip, onların performanslarının analizini yapacağım, devam yazımda da süper final de olası performanslara ve oyunculara değinerek Trabzonspor analizini noktalayacağım.

Öncelikle taraftarlardan başlayalım. Kolay değil 27 yıl süren bir hasret söz konusu olan. Bugün tribünleri dolduran kitlenin çoğunluğunun gençlerden olduğunu düşünürsek henüz pek çoğu şampiyonluk duygusunu tatmamış ama hep büyük olarak bildikleri, bir şehrin kimliği haline dönüşmüş bir takıma gönül vermiş taraftarları. Borda Mavililer bu 27 yıl içerisinde bazen çok kötü sezonlar geçirdiler. Bir dönem Kocaeli, Sivas, Gaziantep, Kayseri, Gençlerbirliği gibi takımların onları sıralamada nasıl geçtiklerini de gördüler. Ne olacak demeyin, eğer bir takım Anadolu’nun tek temsilciliğini 40 yıla yakın yapmışsa ve birileri bu unvanı elinden alıyorsa can sıkıcıdır. O takımın taraftarları için İstanbul karşıtlığının paylaşılması anlamsızdır. İşte bu zor yıllardan sonra sonunda Bursaspor 5. Şampiyon olarak 2010 yılında bu unvanı paylaşmaya ve 5. Büyük olarak adını yazdırmaya başlayınca Trabzonsporlular için acaba bir daha şampiyon olamaz mıyız soruları kaçınılmaz oldu.

Hele ki şampiyonluğu averajla kaybeden takımın 5 as oyuncusu da gidince taraftar iyiden iyiye havlu attı. Belki Trabzonlu arkadaşlarım itiraz edebilir ama ligin başında Avni Aker’in Şampiyonlar Ligi maçlarında bile dolmamasının başka bir izahı yoktu. Dahası yeni kurulmuş bir takımın herkesten daha fazla bu taraftara ihtiyacı vardı. Ne yazık ki Trabzon taraftarı bu konuda başarısız oldu. Dahası taraftarın uyanması da çok geç oldu. Takım tam rayında giderken kimi zaman takıma zarar vermeye başlayan gerginlik son Fenerbahçe maçında zirve yaptı. Sahaya atılan maddeler ve küfürlü tezarühatın sonucu 3 maç saha kapatmaktan az olmayacaktır ve bu durumda da takımın en çok desteğe duyduğu süper finalde bordo mavililer tüm iç saha maçlarını seyircisiz oynayacaklardır. Bence son olaylardan sonra taraftarlar için oturup düşünme zamanıdır. Bu takım tüm beklentileri aşmıştır. Takımı bırakın bu şehrin çocuğu Şenol Güneş şehrin kimliği anlamına gelen bu ruhun korunması için gece gündüz demeden çalışmış ve bence başarılı da olmuştur. Bu noktada yapılması gereken son derbi maçta olanlar mıdır, bence Trabzonlular bunu düşünmelidir. Ve bence taraftarlar bu yıl sınıfta kalmıştır.

Şimdi gelelim yönetime. Bence Trabzonspor yönetimi de sene başında yaşanan şike soruşturması süresince ne yapacağını bilemedi. Kendi isimlerinin de geçtiği soruşturmada nasıl bir karar çıkacağını bilememeleri, dahası eldeki değerli oyuncuların sözleşmelerini geçen yıl devam ederken uzatmamış olmaları uzun yıllar ligin tozunu atacak bir kadroyu kaybetmelerine neden oldu. Yani sene başında başarısız oldular. Ancak sezon ortasında özellikle Olcan Adın transferi için gösterdikleri çaba, yeni stat ve çeşitli projelerde geldikleri noktayı düşünürsek sene başında ki belirsizliğin de mazeret kabulüyle sınıfı geçtiler. Trabzon’da Başkan Sadri Şener’in futbolu Şenol Hoca’ya emanet edip profesyonel bir yönetim oluşturması da kanımca gelecek yıllar için Bordo Mavililer’in en önemli avantajlarından birisidir.

Bu yazımın son kısmında bana göre bu yılki başarının mimarı Şenol Güneş ve teknik ekibine değinerek analizin ikinci kısmını tamamlayacağım. Şenol Güneş bir Anadolu çocuğudur. Ancak kendisini geliştirmiş bir Anadolu çocuğu. Trabzonspor’un efsane takımının kaptanlığını yapıp Türkiye’de kalecilik rekorlarını elinde tutarken de Milli Takım’ı Dünya 3.lüğünü taşırken de hep bir kimliği, kişiliği sunuyor, her şeyden önce anlaşılmak istiyordu. Anlatacak çok şeyi olan bir adam Şenol Güneş ve ne yazık ki canım ülkemde zaman zaman karizması, zaman zaman kıyafetleri, saç stili yüzünden eleştirilmiş hak ettiği değeri alamamış bir adamdır. Bana göre Fatih Terim’den sonra Türk futbol tarihinin en iyi 2. antrenörüdür. Ve şansa bakın her ikisi de çok eleştirilmelerine rağmen neden en iyi olduklarını aynı sezonda gösterdiler. Sezon başlarken kaybedilen oyuncular, kulübün içinde bulunduğu durum, taraftarın ilgisizliği gibi belli başlı etmenlerin hepimizden çok farkındaydı Şenol Hoca. Bu bağlamda eldeki kadrodan alabileceği verimin en yükseğini almaya çalışıyordu. Bazı oyunculara gereğinden fazla şans verdi, bazı oyuncuları geç form tuttu ama önce Şampiyonlar Ligi’nde teknik dehasıyla elde ettiği başarıyla kulübün silkinmesini sağladı, sonra da ikinci yarıyla beraber takımını şahlandırdı. Son haftalarda Gençlerbirliği ve Mersin İdman Yurdu maçlarındaki puan kayıpları olmasa takımını Şampiyonlar Ligi potasında süper finale sokabilirdi. Ama sakatı olmayan, kritik oyuncularını cezaları yüzünden oynatmamak durumunda kalmayacağı bir 6 maçlık süper finalde bana göre çok can yakacaktır. Ve beklentinin aksine bence şampiyonu belirleme anahtarı onun elinde olacaktır. Süper Final’de ne olursa olsun eldeki kadro ve imkanlar düşünüldüğünde bugün takımını taşıdığı pozisyon bence kesinlikle başarıdır ve gelecek yıllarda bu kadronun üzerine kuracağı takımla yeniden bir şampiyon takım oluşturmayı başaracaktır. Ancak artık başta Trabzonlular olmak üzere herkes onun hakkını vermeli ülke olarak onun bizim için bir değer olduğunu kabul etmeliyiz. Çünkü bu değerler kolay yetişmeyen ama ne yazık ki bizim gibi ülkelerde kolay kaybedilen değerlerdir. En azından bir sefer şu adama hakkını verelim ve saygıda kusur etmeyelim.

Not: Oyuncuların tek tek bireysel performans analizi ve olası süper finalde kulüp performansını serinin son yazısında aktaracağım.

Bilal ERTUĞRUL

3 Nisan 2012

12:39

Read Full Post »

TRABZONSPOR – BİR ŞENOL GÜNEŞ KLASİĞİ – 1…

SÜPER FİNALE DOĞRU – 3…

TRABZONSPOR – BİR ŞENOL GÜNEŞ KLASİĞİ – 1…

Karadeniz Fırtınası sezona oldukça zorlu ama umutlu günlerden geçerek başladı. Son olarak 1983 – 84 sezonunda şampiyonluk ipini göğüsleyen Trabzonspor bundan sonra şampiyonluğa en çok yaklaştığı yıllarda hep çok az puan farklarıyla Fenerbahçe’nin gerisinde kalmıştı. Geçtiğimiz yıl Beşiktaş ve Galatasaray’ın erken düştüğü şampiyonluk yarışında rakibine karşı 10 puanlık avantajını koruyamayan ve sene sonunda aynı puana sahip olduğu rakibine şampiyonluğu ikili averajla kaptıran Karadeniz ekibinde deyim yerindeyse tam bir travma yaşanıyordu.

Bu travmanın üzerine Umut Bulut, Engin Baytar ve Jaja’nın kendi istekleriyle satılması, sözleşmeleri sona eren Egemen Korkmaz’ın Beşiktaş’a, Selçuk İnan ve Ceyhun Gülselam’ın Galatasaray’a gitmesiyle son 3 yılda Şenol Güneş tarafından bin bir dikkatle kurulan kadronun ilk 11’inden 5 oyuncunun kulüpten ayrılması taraftarları büyük bir düş kırıklığına ve umutsuzluğa sevk ediyordu.

Ancak 3 Temmuz sabahı hiç kimsenin beklemediği Şike ve Teşvik Operasyonu bir anda her şeyi tersine çeviriyordu. Aziz Yıldırım başta olmak üzere Fenerbahçe yöneticilerinin tutuklanması, soruşturmanın Fenerbahçe maçlarına yoğunlaştığına dair çıkan haberler bir anda Fırtınayı ayağa kaldırıyor, tüm Trabzonlular kupanın kendilerine verilmesini istiyor, sokaklara çıkıyorlardı. Ancak çok geçmeden Başkan Sadri Şener dahil olmak üzere bazı Trabzonspor yöneticilerinin de sanık olarak ifade vermesi soruşturmada Trabzonspor’un da Teşvik Primi kapsamında adının geçmesiyle işler karışıyordu. Tüm bunların üzerine önce Şampiyonlar Ligi ön elemesinde Benfica’ya elenen, UEFA Avrupa Ligi ön elemesinde de şu ara kupada Yarı Finale yükselen İspanyolların güçlü ekibi Atletic Bilbao’yla eşleşen ve ilk maçta golsüz beraberliğe ancak kaleci Tolga’nın insanüstü performansıyla ulaşabilen Bordo Mavililer’de umutsuzluk yeniden başlıyordu. İşte bu noktada UEFA ve Türkiye Futbol Federasyonu arasındaki görüşmelerden sonra Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi’ne alınmaması ve yerine Trabzonspor’un alınması kararıyla Bordo Mavililer tekrar mutlu günlere dönüyordu.

İlk 11’inden 5 oyuncu kaybeden, şike soruşturmasındaki belirsizlik sebebiyle transferde geç kalan Bordo Mavililer sezona başlarken Zokora dışında öne çıkan bir transfer yapamadan girdi. Defansa Celutska, Marek Cech, orta alana Adrian, Aykut ve Zokora, ileri uca Volkan Şen, Halil altıntop, henrique ve vittek transferleriyle giren takımdan beklentiler oldukça düşüktü. Özellikle yönetim başarısız olmakla suçlanıyor ve şike soruşturmasının oluşturduğu ortam gözden kaçırılıyordu. Bu şartlar altında 3 kulvarda mücadele edecek olan Trabzonspor’un her 3 kulvarda da hiç şansının olmadığı genel görüşü hakimdi. İşte bu şartlarda başlayan mücadelesini 3 kulvarda inceleyeceğim Trabzonspor’u da yine taraftardan başlayıp yönetim, teknik kadro ve oyuncu performansları üzerinden analiz edeceğim.

Evet, sezona başlarken karışık bir süreçten geçen Bordo Mavili takımdan beklentiler oldukça düşüktü. Ancak özellikle Şampiyonlar Ligi’nde beklenmedik bir performans ortaya koydular. Elindeki kadrodan nasıl yararlanacağını en iyi bilen hocalardan olan Şenol Güneş hücumda yetenekli oyuncu sayısının azlığından defansif bir taktik anlayış ortaya koyarak sezona başlıyordu. Ligde kötü sonuçlar alınan günlerde İnter gibi 2 yıl öncesinin Şampiyonlar Ligi Şampiyonu’na karşı hem de deplasmanda alınan galibiyet bir anda taraftarlara umut aşılıyordu. Kendi sahasında Lille ile berabere kalan Bordo Mavililer Şampiyonlar Ligi’nde belki de en iyi oynadığı maç olan deplasmandaki CSKA maçında gruptaki tek yenilgisini 3 -0 gibi net bir skorla alıyordu. Kendi sahasında İnter ile berabere kalan Bordo Mavililer son maçta deplasmanda Lille ile kader maçına çıkıyordu. Grubun her ihtimale açık olduğu haftada Fransa Şampiyonu ile berabere kalan Bordo Mavililer CSKA’nın İnter deplasmanından son dakikalarda bulduğu gollerle galibiyetle dönmesiyle UEFA Avrupa Ligi’ne geri dönüyordu. Bu kupada Hollanda’nın PSV Eindhoven takımıyla karşılaşan Bordo Mavililer erken yedikleri gollerle her iki maçı kaybedip evine dönüyordu. Her şeye rağmen eldeki kadroyla Şampiyonlar Ligi’nde alınan puanlar ve maddi gelir önemli bir başarıdır ve kanımca Trabzonspor Avrupa’da başarılı olmuştur.

Türkiye Kupası’nda çeyrek finale kalma maçında deplasmanda Antalyaspor’a yenilen Trabzonspor için de tek hedef lig olarak kaldı. Süper Final’e girerken özellikle takımın ikinci yarı performansı taraftarları umutlandırıyor. Dilerseniz şimdi de Bordo Mavililerin ligde nasıl bir sezon geçirdiğine bakalım. Ligin ilk 3 haftasında galibiyetle tanışamayan Trabzonspor ilk yarı boyunca inişli çıkışlı bir grafik sergiledi. Özellikle Avrupa dönüşü maçlarda başarısız sonuçlar alan Bordo Mavililerin ilk yarı boyunca Beşiktaş ile beraber yoğun fikstürden en kötü etkilenen takım olduğunu da belirtmeden geçmemeliyiz. Ligin 16. Haftasına gelindiğinde son 6 haftada galibiyet alamayan, 5 galibiyet 6 beraberlik ve 5 mağlubiyetle 21 puan toplayan Bordo Mavililer 21 puanla 11. sıraya kadar düşmüş ve zirvedeki Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe ile arasındaki puan farkı çift hanelere taşınmıştı. Dahası içerde Beşiktaş ve Galatasaray’a deplasmanda da Fenerbahçe’ye tüm derbileri kaybeden takımın süper finale kalması bile beklenmiyordu. Ancak Şenol Güneş takımını toparlamayı başardı. İkinci yarı derbi kaybetmeyen aynı 16 haftalık süreçte 31 puan toplayan Bordo Mavililer Burak, Tolga, Zokora ve Colman’ın önderliğinde Süper Final’e girerken ilk 2 sıradaki takımların işini bozabilecek ve Şampiyonlar Ligi hedefini kovalayacak takım olarak görülüyor.

Not: Bordo Mavili taraftarlara, yönetime, teknik ekibe ve futbolculara yönelik analizimi devam yazısında yapacağım.

Bilal ERTUĞRUL

3 Nisan 2012

07:59

Read Full Post »

BEŞİKTAŞ – NEREDE O HAYALLER! – 2…

SÜPER FİNAL’E DOĞRU – 2…

BEŞİKTAŞ – NEREDE O HAYALLER! – 2…

Yönetim ve taraftar analizlerimizden sonra teknik ekip ve oyuncuları da es geçmeyelim. Carlos Carvalhal adamlığı, temiz yürekliliğiyle bizden birisi oldu. Taraflı tarafsız hepimiz sevdik onu. Forma rekabetinde de disiplinde de geçici bir hocaya göre iyi işler yaptı. Ama Carlos bu görevi, bu zorlu görevi bence yapamadı. Neden mi onu açıklayalım. İlk önce derbilerde maç kazanamadı ki bu süper final öncesi takımın en büyük zaafı olarak duruyor. Maçların seyrini değiştirecek cesaret ve teknik yetenekten yoksun olması da ne yazık ki onun başarısız olmasına yol açtı. Dahası Veli, Edu, Ekrem, Sidnei gibi Spor Toto Süper Lig’den düşen takımlarda bile işi olmayacak isimlere tanıdığı şans adaletten öte, beyhude oldu. Bu oyuncular yerine farklı işlere yönelse sanırım bugün farklı bir konumda olurdu. Sezon sonu görevden ayrılmasını bekliyorum ve açıkça süper finalde de yine sahada mücadele etmek için kendilerine tüm inancı aşılayan ama son vuruş için gerekli cesarete sahip olamayan bir hoca olarak devam edecektir.

Oyuncu analizimde kaleden başlayıp forvete kadar tek tek değerlendirme yapacağım. Kalede Rüştü gerek tecrübesi gerekse de ağabeyliğiyle takıma son katkılarını yaptı ve eldivenleri asma zamanı geldi. Cenk ikinci Hakan Arıkan olmaya doğru hızla yol alıyor. Ceza alanı içinde iyi bir kaleci ama hatalı çıkışlar, uzaktan yenen amatörce goller oyununun değişmez bir parçası olduğu müddetçe bu takımın kalesinde sadece başarısızlığa yelken açar, ve o arada gemiyi de batırır. Kritik maçlarda (Fenerbahçe Christian Golü, Galatasaray Elmander Golü) yaptığı hatalarla sene sonu iyi bir kaleci transferini zaruri hale getirdi. Stoperlerde Egemen ülkede şüphesiz mevkisinin en iyi ismi olarak ön plana çıktı. Partneri Sivok ile beraber iyi de bir ikililer. Gelecek yıl sakatlığın etkilerinden kurtulan Ersan Gülüm, genç Atınç Nukan ve İbrahim Toraman’ın yedek stoperler olacağı düşüncesiyle transfer gerektirmeyen tek mevki. Sağ bekte Hilbert oynadığı dönemlerde insan üstü çalışkanlığıyla çok katkı verdi. Ama sakatlığında takım tamamen çöktü. Buradan da anlaşılacağı gibi sağbeke kanımca Türk olmasında fayda var bir alternatif oyuncu transferi gelecek yıl olmazsa olmazlardan. Sol bekte İsmail Köybaşı ve Tanju Kayhan iyi bir ikili olarak göze çarptılar. Ancak İsmail’in ülke olarak beklediğimiz hücum patlamasını ne zaman yapacağı halen merak konusu. Zaman zaman sağ bekte de görev yapan Ekrem takımın jokeri. Ama bana göre modern futbolda joker olmaz, jokerseniz hiçbir mevkide hak ettiği biçimde oynayamıyorsunuz demektir ve bu durumda başarısızsınızdır. Rakiplerini de düşündüğümüzde bence Sidnei ile beraber defansif oyunculardan seneye kadroda olmasının düşünülmesinin bile yanlış olacağı isimlerden birisi.

Orta saha oyuncularına Manuel Fernandes’ten başlamamak saygısızlık olur kanımca. Türkiye’de mevkisinde Selçuk İnan’la beraber tüm sezonun en iyi iki isminden birisiydi. Takım süper finale onun sayesinde geldi ve burada da can yakacak ama izleyen herkese zevk verecek performanslar ortaya koyacaktır. Partneri Ernst yine iyi bir sezon geçirdi ama yaşlandığı düşünüldüğünde seneye bu mevkide bir alternatife ihtiyaç var. Mehmet Aurelio artık kariyerinin sonuna geldi ve bence yeni sezonda o da Rüştü gibi takımda olmamalı. Necip 2 yıldır kendisinden beklenen gelişmenin parıltılarını verdi ama halen bu takımda direkt oynayacak kapasitede değil. Sanırım oyununun en zayıf yönü cesaretsizliği ve bunu geliştirmeden modern futbolda asla yer alamaz. Ama seneye de kadroda yer almalı. Son olarak göbekte 40 maça çıkan hücuma yakın oynamasına rağmen sadece 2 gole imza atan Veli Kavlak’a gelelim. Koşan, mücadele eden ama bal yapmayan bir arıdan farksız Veli. Modern futbolda bal yapmadan yaşama şansınız yok, ben yen yönetimde olsam Avusturya Milli Takımı’nda oynamasını da düşünerek ortalama bir fiyata elden çıkarırım. Aksi takdirde Veli’nin ilk 11 oynadığı bir takımın bırakın şampiyonluğu ilk 3’ü bile yakalaması sadece mucizedir. Gelelim Portekiz çetesinin kanat oyuncularına. Simao Sabrosa yaşının da etkisiyle verimliliği düşen bir oyuncu ama mücadele eden, oyun bilgisi üst düzey, takıma zarar vermeyen bir oyuncu. Ama bu yıl gösterdi ki Quaresma kesinlikle bir takım oyuncusu değil dahası takımlarına zarar veren bir oyuncu. Koşmayan, sürekli kart peşinde koşan dahası bu yeteneklerini kullanmayarak en çok kendisine ihanet eden bu oyuncudan sene sonu kurtulamayan bir Beşiktaş gelecek yılı da unutsun derim.

Çetenin ileri uçtaki etkisiz elemanı Almeida 2 metre boyla nasıl kafa gölü atamazsınız isminde film çekse sanırım Oscar alır. Ben hayatımda bu boyda bu kadar kötü kafa vuran bir oyuncu görmedim. Şutu dışında hiçbir üstün özelliği yok ve seneye de kalsa faydası yok. Sene sonu o da elden çıkarılırsa (tabi alan olursa) çok iyi olur. Ve ligde açık ara 2011 – 2012 sezonunun en kötü oyuncularından Edu’ya gelelim. Stoperden olma santrafor sadece sol ayağıyla şut çekebiliyor. Bırakın koşmayı yürümekte bile zorlanıyor ve Beşiktaş’ta her maçta kurtarıcı olarak oyuna giriyor. Ne diyelim Edu sana değil seni oynatan bakmak lazım. Ve emin ol sene sonunda ikinize de yeni kulüp lazım. Filip Holosko da bu yıl kayıp bir yıl yaşadı. Seneye hoca değişirse kalmasından yana olduğum oyunculardan ama Carvalhal kalacaksa gönderin adamı da futbolu hatırlasın. Ve ligin hücum hattında Beşiktaşlılar için tek iyi haberi “Pektemek Gol demek”. Evet bu tezahürat Carvalhal’e rağmen bu yıl iyice duyuldu. Seneye takımın en önemli oyuncularından ve direkt ilk 11 olmalı. Ancak bana göre tam bir çift forvet oyuncusu ve Elmander gibi bir oyuncuyla beraber oynasa Avrupa’nın en uyumlu ikililerinden birisi bile olabilirdi. Bu yıl pek şans bulamayan Mehmet Akyüz seneye kiralık verilmeli ve bence çok hantal olan Bebe de Manchester’dan bir daha kiralanmamalı. Başkasının gencini büyüteceğine kendi Muhammed’ini büyüt daha iyidir.

Şimdi teknik bir analizle Beşiktaşın sezonuna bakalım. Beşiktaş 33 haftada 15 galibiyet, 9 beraberlik, 9 da mağlubiyet aldı. 49 gol atıp 38 gol yedi. Tüm bu rakamlar bile sezonun ne kadar kötü geçtiğini gösteriyor. Uefa Avrupa Ligi’nde son 16 seneye sizi Avrupa’ya götürmüyor ve kupada Bolu’ya elenen bir takım zaten pek de Avrupa’yı sallamıyor. Ama Carvalhal halen geçen yıldan başarılıyım diyor. 7 kırmızı kart gören ancak bu arada rakiplerinden sadece 2 kişi atılan Beşiktaş’ın hırçınlığı da bu yıl canını acıtan konulardan oldu. Tabii bu rakamlar takımın ne kadar başsız olduğu ve disiplinin eski bir adet olduğunu da gösteriyor. Deplasmanda son 9 maçından 1 galibiyet çıkartan bir takımın şampiyon olması da haliyle rüyadan öteye gitmiyor.

Sonuç olarak Beşiktaş bir hafta öncesine kadar türlü pembe yalanlarla kendisini avuttuğu ama başından sonuna hüsran, dahası disiplinsizlikle yoğrulmuş bir sürecin tam ortasında duruyor. Lig bitiyor ama bu takımın sorunları çözülecek gibi durmuyor. Çünkü sorun en baştan başlıyor. Dediğim gibi bugün Beşiktaş için başta taraftar için yeniden düşünme zamanıdır ve bu duyulan sesler emin olun tehlike çanlarıdır. Eğer bu kulüp böyle devam ederse yakında çok daha kötü zamanlar yakındır.

Bilal ERTUĞRUL

1 Nisan 2012

19:49

Read Full Post »

« Newer Posts - Older Posts »