Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Karşıt Cemaat’

MODERN TOPLUM PARADİGMASI

CEMAATLER NEDEN GEREKLİDİR?

Modern toplum paradigmasının bundan önceki bölümlerinde toplumun oluşumu, devlet – toplum ayrışımı ve modern toplum üzerinden kaybedilen insanın tabii haldeki temel özellikleri üzerinde durmuştum. İnsan özgürlük ve eşitlik temelli bir doğal hale sahipken ne yazık ki toplumun baskısıyla beraber bu özellikler sindirilmiştir. Kanımca toplumun aldıklarını geri getirecek düzenin toplumun yok olduğu ve ailenin öne çıktığı düzen olduğunu da belirtmişti. İşte bu toplum aile dönüşümünde en önemli görev cemaatlere düşmektedir. Türkiye’de de son 10 ılın en canlı tartışma konularının başında cemaat gelmektedir. Peki, neden bu kadar çok tartışılan cemaatler gereklidir diyorum ve nasıl cemaatler istiyorum. Bunu da açıklayayım.

Öncelikle tabii haldeki insanın eşitlik ve özgürlük üzerine kurulmuş yaşamını sürdürebildiği aile evrimleşerek önce klanları oluşturdu. Klanlar aslında hem üretim artışı hem de özgürlük ve eşitliğin güvenliği anlamında önemli bir adım olarak görüldüler. Ancak ne yazık ki daha çok güvenlik ve kazanç isteğiyle klanlardan topluma dönüşüm insanı bugünkü eşitlik ve özgürlükten uzak yapıya getirdi. Hâlbuki amaçlanan daha özgür, daha eşit bir yapıydı. Toplum ise kendi değerleri, baskı araçları, hapsedilmiş duyguların kolaylıkla çoğunluğu ele geçirme yetileri üzerinden tam bir özgürlük ve eşitlik düşmanı oluyordu. İşte oluşturulan bu ortamda aileye geçiş kolaylıkla sağlanamayacağından bir ara form oluşturulması gerekiyordu ve bu formun adı da Cemaat oluyordu.

Bilinen pek çok toplumda sivil toplum olarak adlandırılan örgütlenmeler olmakla beraber hem güçlü bir uhrevi temele sahiplik (ortak payda: din, dil, millet, şehir…) hem de başarılı ekonomik ve kültürel işbirliğine ilk örnek yaklaşık 2000 yıl önce yurtlarından sürülüp dünyanın dört bir yanına savrulmak zorunda kalan Yahudi Cemaati’dir. Yahudi Cemaati hem bulundukları toplumda toplumlar arası eşitsizliklerden dolayı bir eşitlik kaybı, hem de sürekli bir sürgün damgasıyla özgürlük yoksunluğu yaşamaktaydı. Yani doğal halden en uzakta kalmış topluluktu. Bu durumda bulundukları toplumda aile ve kimliklerini koruyacakları tek yapı güçlü bir Cemaat yapısı kurmak oluyordu. Her cemaatte olması gerektiği gibi bir idealleri vardı: Günün birinde kutsal topraklara dönmek… Ve yıllar sonra 2000’li yıllar geldiğinde en güçlü uluslardan birisi olmalarını halen ayrı ayrı yer ve zamanlarda güçlü bireyler ve cemaat paydasını taşımalarına borçludurlar.

Türkiye’de ise modern cemaatler ancak 20. Yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkmıştır. Osmanlı döneminde ortaya çıkan ve bir kesimin yanılgıyla cemaat yakıştırması yaptığı Tarikatlar din temelli, ahir zaman amaçlı yapılardır. Ortak amaçları hazırlık alanı olarak görülen dünyada ölümden sonrası için gerekli hazırlığı yaptırmaktır. Bu tarz oluşumlar cemaatlerin oluşmasının önünde ciddi engellerdir. Bu sebepten de Osmanlı’da ciddi bir Ahi örgütlenmesi, ki o da meslek sendikası olarak adlandırılsa daha doğrudur, dışında Cemaat yapısına ulaşılmamıştır. Azınlıklarda da devletin yaşamı boyunca din esaslı bir azınlık tanımlamasına girildiğinden 19. Yüzyılın ortalarına kadar Tarikat benzeri yapıların varlığından söz etmek daha doğrudur. Zaten Tarikat yapıları ulusal kiliselerin aktifleşmesiyle cemaat yapısına dönüşünce bu milletler bağımsızlıklarını kazanmıştır.

Cumhuriyet’in kuruluşuyla beraber Batılı bir toplum amacındaki Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları Tarikat yapılarını sonlandırmak için çalışmışlardır. Ancak bu tarikatlar da yaşanan saf ve temiz iman hayatının kaldırılması her ne kadar bu amaca uygun olsa da topluma da o dönem için baş etmesi mümkün olmayan bir zehir enjekte etmiştir. Çünkü uhreviyat ihtiyacında, Doğulu bir toplum olan dönemin Türk Toplumu bu uhreviyatın yasaklandığı inancıyla bilinçsizce belli gruplara kaymış nitekim Menemen’de Genç Asteğmen Kubilay’ın Şehit edilmesi gibi belli olaylar da bu yanlış ve abartılı kaymanın oluşturduğu küçük cemaatler tarafından yapılmıştır. Darbe dönemleri ve toplumsal planlamayla toplum üzerinde pek çok kesimin kendisini baskı altında hissetmesi, içselleştirilmemiş demokratik sistem ve hiçbir zaman adaletli olamamış adli sistemin ezilenlerinin ilk ciddi birleşimi de günümüzde Gülen Cemaati ya da Hizmet olarak adlandırılan ve temellerini Said-i Nursi ve ilk Nur Postacılarından alan cemaattir. Zaten Türkiye’de sadece Cemaat kelimesi bu grubu anlatmak için yeterli görülmektedir. Çok önemli haksızlıklara uğramış Anadolu topluluklarının genel toplumda kaybettikleri bir nevi aile değerlerine ulaşma, korumacı yöntemle bu değerleri koruma çabasıyla Cemaat 2000’li yılların başında toplumda çok önemli bir güce ulaşmıştır. Cemaatlerin tarikatlardan en önemli farkı olan hem bu dünya için hem de bu dünyadan sonrası için çalışma anlayışı Cemaatin geldiği noktanın yegâne sebebidir. Ancak tarikatlar sadece diğer taraf için çalıştıkça bu dünyada sistemde asla cemaatler kadar güçlü olmayacaktır.

Cemaatin Türkiye’de gelişimi böyle olmuştur ve bu Türkiye, tabii hali özleyen insan için oldukça olumlu bir gelişmedir. Ancak bugün için eksik olan toplumdaki diğer grupların bir türlü cemaatleşmemesidir. Dahası cemaatleşmeyi gericilik, bölücülük olarak görmeleridir. Hâlbuki Cemaat modern toplumun yok ettiği değerleri kazanabilmek, insanı özgürlük ve eşitlik üzerine yeniden yönlendirebilecek yegane yapıdır. Ayrıca toplumsal değer olarak ortaya konan ve kötü yanları devlete mal edilen baskı ve eşitsizliklerden de kurtulmak ancak cemaatleşmeyle olacaktır. Yani bugün ülkemizde kanımca cemaatin yok olması değil aksine yeni, alternatif ve farklı yeri gelirse tamamen zıt cemaat yapılarının oluşması önemlidir. Bu noktanın öze dönüş ve daha mutlu birey yaratmada göstereceği başarı kanımca kaçınılmazdır. Bu sebepten de cemaatler hele de bizim gibi Doğulu, bir bakıma hem özgürlük ve eşitliğe düşkün hem de toplumsal değer kanalıyla en baskıcı toplum hiyerarşileriyle eşitlik ve özgürlükten iyiden iyiye uzaklaşmış, toplumlarda olmazsa olmazlardır.

Bilal ERTUĞRUL

12 Aralık 2011

14:11

Reklamlar

Read Full Post »