Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Kaybedilen Çocukluklar’

NERDE HAYAL KURA(BİLE)N O İNSANLAR?

Krizler, depremler, dünyayı sarsan doğal afetler derken insanlık olarak daha mutlu yarınlara inancımızı kaybetmeye başladığımızı hissediyorum. Artık ütopyalarda dahi olsa yeni dünyalar hayal etmiyor, elimizdekilerle mutlu olmayı dahası tekno-köleler olarak yaşamayı kutsuyormuşuz kanısındayım.

Bence insanların 2000’li yıllardan sonra gerçekleştirdikleri en güzel hayallerin başında YouTube, Facebook ve Twitter’la simgeleşen sosyal medya patlaması geliyor. Sosyal medya hayallerimizin ötesinde bir yakınlık kurmamızı, daha içten olmamızı ve anlık tepkilerimizi içimizde kopan fırtınaları bizden çok uzaklardaki insanlara duyurma fırsatını da verdi bizlere. Sosyal medya hep imrendiğimiz insanların sadece ertesi günkü gazetelerde, haber bültenlerinde görülecek ama resmi bir hikayeye bürünecek tepkilerini de bize ulaştırıyor. Bu bakımdan hayatımıza kattığı anlam beni çok mutlu ediyor. Bu aynı zamanda insanoğlunun sınırsızlık hayaline bir adım daha yaklaşması anlamına da geliyor.

Ama sosyal medyanın da rolünün olduğunu düşündüğüm hayallerimizi kaybetme duygusunu da özellikle son bir iki yılda daha net hissediyor gibiyim. Belki acılara saplanıp kalmamız, sevinçlerimizi büyütemememiz ya da bizi bir yerlerde bağlayan resmi zaman kalıpları da buna sebep olarak gösterilebilir. Bilmiyorum ya da bilmek istemiyorum. Tek bildiğim eskisine oranla daha az hayal kurduğumuz, daha az bir şeyleri başarmaya yetecek gücümüz olduğuna inandığımız. Daha basmakalıp düşüncelerde, daha sıradanlaşmış ve semboller üzerinden yaşayan insanlar görüyorum sanki çevremde. Yalnızlıkların azaldığını zannedip, kendi yalnızlıklarıyla yüzleşme cesaretinin bulunamaması da gördüklerim arasında. Belki artıyorum, belki gereksiz bir kuruntuya düşüyorum, dedim ya bilmiyorum bana öyle geliyor.

Bana bu düşünceleri getiren belki de son zamanlarda eskisine oranla çok daha fazla kitap okumam. O kitaplar bizlere aşka insanların yaşadığı, yaşamaya cesaret ettiği hayallerini ya da birilerinin hep kaçtığı ama sonunda bir yerlerde yakalandığı yalnızlıklarını anlattığındandır belki de bu düşüncelerim. Evet; özellikle dünyanın en üretken, hayalperest, biraz sarhoş, biraz uçuk insanlarını çıkaran çift kutuplu dünyanın en baskın olduğu 60’lı, 70’li yılların kitapları insanda bu hissiyatı daha çok uyandırıyor. Tabii; bir de merak doğuruyor. Ne oldu da kaybettik o romanları? İşte şu ara en çok bu soru üzerine düşünüyorum. O romanları yazamıyoruz, o kahramanları çıkaramıyoruz, sadece taklit edebiliyoruz. Çünkü hayal edemiyoruz. Dahası hayallerin ortaya çıktığı yalnızlıklardan kaça kaça onları dahi adam akıllı yaşayamıyoruz.

Çocuk olamıyoruz bu bağlamda. O annesine, babasına, arkadaşlarına kızdığında bir ağaç gölgesine, bir çatıya, bir tepeye koşan; gökyüzüne bakarak bir şeylerden kurtulma; daha özgür bir dünyaya kavuşma hayallerine sımsıkı sarılan, o anlarda ondan başka hiçbir şeyi olmayan çocuklar olamıyoruz. Bizim kuşağımızın o çocuklukları, o henüz yeterince betonlaşmamış, yere düştüğünde dizlerin kabuklarını soyan; ama soyduğu kabukları zamanı geldiğinde yeni bir doğuma şahit olmak gibi acıyla, sabırla, ama hep umutla yeniden yerine koyan toprak yok mesela. Ya da o toprakla kavuştuğunda her yıl aynı yerde aynı gün ve saatte buluşmaya söz vermiş sevgilileri anımsatan yağmurun kokusu da yok. Artık çok şey değişti. Belki daha hızlı yaşamaktan, daha çok olmaktan ve her gün daha hızlı çoğalmaktan da kaynaklanıyordur kaybedilen hayaller. Çoğaldıkça başkalarının bizim yerimize hayal kurmaları daha kolayımıza geliyordur belki de. Ama içimizdeki çocuğu bizim kuşağımız dahi öldürüyorsa bizden sonrakilerin çorak dünyasını hiç mi hiç merak etmiyorum. Hani derler ya ben onların yaşanmamış çocukluklarını biliyorum.

Hayallerden kaçmamızın, onları kuracak kadar cesur olamamamızın ya da onları hep ertelememizin bir sebebi de galiba artık daha uzun yaşayacağımıza ve günün birinde sıranın ona da geleceğine dair kişisel saklambaçlarımız. Evet tıp ilerledi, dünya artık daha hızlı, pek çok yerde verem can almıyor, insanlar sağlıklı beslenmeyi haplardan ibaret sanıyor ve onlara dem vuruyor. Ya da toprak kokusunu bilmeden yenen organik meyve, sebzeleri bir şey sanıyor. Ama işte özünü bilmediği bu dünyanın onu uzun yaşattığını zannediyor. Halbuki yaşamak sadece hücrelerin ömürleri ya da bir zaman parçası mı? Kanımca artık onu takvimlerden ibaret sananlarımızın sayısı hiç de azımsanmayacağından da daha az hayal kuruyoruz. Halbuki daha çocukken ölen büyük atalarımızın 5-10 yıla sığdırdıklarını biz 70-80 yıla sığdıramıyoruz. Onlar kısa yaşadı diye üzülüyoruz, ama biz yaşamadığımızı, onların yaşamdan aldığı alabildiği tatların çok azını alabildiğimizi bilemiyoruz.

Evet ister çok uzun yaşama beklentisinden ertelediğimiz için, ister zamanı hep dar ve yetersiz gösteren modern hayata takılıp kaldığımız isterse de bizim yerimize hayal kurmasını beklediğimiz insan sayısı arttığı için yani sebebi ne olursa olsun daha az hayal kuruyoruz. Daha az bir şeylere özlem duyuyor, daha az hissettiğimiz gibi hissin beyinle buluştuğu yani duygu ve düşüncenin yek beden olduğu hayalleri de artık yavaş yavaş kaybediyoruz. Biliyorum bu dünyadan kaçış zor ama ben halen yeni bir dünya kurabileceğimize, daha güzel çocukluklarımıza dönebileceğimize inanmak istiyorum. Ya da içimde hiç ölmeyecek çocuk böyle istiyor. Ne olur bilmiyorum ama ben en azından halen hayal edebiliyorum ve bunu hepinize de tavsiye ediyorum…

Bilal ERTUĞRUL

14.11.2011

21:43

Reklamlar

Read Full Post »