Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Lefter neden önemli’

BU CUMA KARA CUMAYDI…

13 Ocak 2011 günü Türkiye Cumhuriyeti tarihine, Anadolu tarihine kara bir gün olarak kaydedilecektir. Çünkü bu Cuma günü Kıbrıs davasının efsane lideri, dava adamı Rauf Denktaş ile bir zamanlar bu topraklarda el ele kol kola yaşadığımız, sevgi dolu günler geçirdiğimiz Anadolu Rumlarının son emanetlerinden Lefter Küçükandonyadis’i kaybettik. Konu Türk –Rum ilişkileri olduğunda akla gelen ilk isimlerden Lefter ve Denktaş’ın kaybı büyük umutlarla başladığımız 2012’nin bize kötü bir sürprizi oldu. Umarım yeni yılımızda bu kayıplar canımızı daha çok yakmaz. Peki, bu isimler neden önemliydi ve neden beni bu kadar üzdü? Açıklayayım…

Öncelikle Rauf Denktaş’a değinmek istiyorum. Bir dava adamı, bir ömrün, hayallerin, ailenin sahip olunan ya da olunma ihtimali olan her şeyin feda edilebileceği bir davanın adamıydı. Bazen yazılarımda bahsettiğim, hani şu geçen yüzyılda çokça bulunan ama bu yüzyılda parmakla sayabildiğimiz dava adamlarının belki de sonuncusuydu.

Rauf Denktaş zor ve kimilerine göre bugün bile imkansız bir davaya adanmış bir ömür yaşamıştı. Çok küçük yaşta annesini kaybeden Rauf Denktaş anne olarak Kıbrıs’ı yani vatanı seçecek hayatını ona adayacaktı. Eğitimini Türkiye’de alan, üniversitede İngiltere’den hukuk diploması alan Denktaş Kıbrıs’a dönerken yok olmaya giden bir cemaatin kaderini de değiştirmeye gidiyordu. Denktaş öncesi Kıbrıs bir Rum adası ve küçük bir Türk cemaatiyle anılıyordu. Ama o bu küçük cemaatten bir halk çıkaracaktı. İşte bu yüzden o büyük bir adamdı. Denktaş savaş yanlısı bir adam değildi ama yaşadıkları ona Türklerle Rumların aynı anda bir arada, tek devlet çatısı altında yaşamayacağının, onlar istese de birilerinin bunu yaşatmayacağını anlamıştı. Bu yüzden iki toplumun iki devletle yola devamını savunuyordu. Bu davasında zaman zaman anavatan, göz bebeği Türkiye’sinden de destek alamıyordu ama asla vazgeçmiyordu. Hiçbir zaman küsmediği bu topraklara da bu toprakların evlatları olan bizlere de güvenmekten vazgeçmedi.

Rauf Denktaş bazılarına göre Yaser Arafat’ın Türk versiyonuydu. Her ikisi de cemaatten yok oluşa giden kitlelerden bir ulus çıkarmış ve ömürlerinin sonunda meyveleri yemeden bir kenara çekilip vefat ediyorlardı. Bugün Kıbrıs’ın bizim için ifade ettiği tüm değerleri bir kenara koyun ve şöyle bir bakın, düşünün; bunlara anlam katan dava artık öksüzdür. O davanın babası dün itibariyle ölmüştür. Kıbrıs bugün Türkiye için, orada yaşayan kardeşlerimiz için atfettiği önemi ona borçludur. Dünyaya, Türkiye’ye, Kıbrıs’a Kıbrıs Türkü’nü öğreten, orada yaşayan ve yok edilmek istenen bir kitlenin hakkına adanmış bir dava adamını dün kaybettik.

Başımız sağ olsun. Dünyada barış, adalet ve özgürlük için atan her yüreğin başı sağ olsun…

Dün aramızdan ayrılan diğer önemli isimde Lefter Küçükandonyadis’ti. O da tıpkı Denktaş gibi 88 yaşındaydı. Cumhuriyetle yaşıt bu insanlar cumhuriyetin bu topraklarda yeniden yeşerttiği özgürlük, barış ve kardeşlik duygularının nadide temsilcileriydi. Denktaş Kıbrıs’ta tüm düzensizlik ve kan istismarcılarına karşı bir adada iki millet için bir yaşam feda etti. Lefter ise bu topraklarda sürmesi gereken, yüzyılların boynumuza yüklediği kardeşlik ve hoşgörünün son temsilcilerindendi. Yunanistan onu kendi milli formasıyla görmek istediğinde ben Türk değilim ama Türkiyeliyim ve o ülkenin ay-yıldızını hiçbir bayrağa değişmem diyecek ve doğduğu topraklarda ölmek, ölene kadar da bu toprakların yüzyıllardır getirdiği değerleri paylaşmak için yaşıyordu. Yunanistan’da hastalandığında ailesine ülkeme dönmek istiyorum, ölürsem de orada öleyim diyordu. İşte o bu ülkeyi bu kadar çok seviyordu.

Türkiye’de bugün büyük takım olarak görülen Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray’a anlam katan, onlara duyulan sevgiye bir nedensellik veren efsanelerin sonuncusuydu Lefter Küçükandonyadis. Beşiktaş Baba Hakkısız, Galatasaray Taçsız Kral Metin Oktaysız, Fenerbahçe Leftersiz asla bugünkü anlamlarını bulamazlardı. Türkiye’de futbola, spora yaptığı katkı, verdiği anlam sadece bir topu tekmeleyen esmer çocuk olmaktan çok öte bir şeydi ve Lefter bu derinliğin nadide çiçeklerindendi.

Lefter Küçükandonyadis benim de olmak istediğim ve bazen kendimi naçizane temsilcilerinden birisi olarak gördüğüm Anadolu İnsanı tanımını çok iyi taşıyan insanlardan birisiydi. Askerliğini Diyarbakır’da yapan, doğu ve güneydoğuda sporun yaygınlaşmasını sağlayan Lefter büyük şehirlerden önce doğunun toprak sahalarında koşturuyordu. Ünlü bir futbolcu olduktan sonra 20 günde ülkenin dört bir yanını kapsayan bir geziye çıkacak, gittiği her yerde halkın büyük sevgisiyle karşılaşacaktı. Nitekim 6-7 Eylül olaylarıyla, çeşitli kışkırtmalar sebebiyle bu topraklarda doğmuş, buranın değerleriyle büyümüş insanlara hiç yakışmayan hareketlere katılmış Türkiyelilerin imajını düzelten, onları savunan da yine Büyükadalı balıkçının bu kara kuru çocuğu olmuştur. Çünkü o bu topraklarda bin milletin tek devlette yaşayacağı, güzellikleri olduğu gibi acıları da paylaşacağına inanmış bir neferdi ve ne yazık ki bu nefer de dün söndü.

Evet 13 Ocak 2012 günü Türkiye ve Dünya iki nadide çiçeğin son kez güneşi selamlamalarına tanıklık etti. Dün iki fener söndü. Ama bizler onların bıraktığı değerler, inançlar ve davalarla yeni fenerler olabiliriz. Bu sebepten bugün acıyı bal eylemeli, göz yaşlarını yürekten akıtmalı ve yarınlarda daha güzel bir Türkiye, daha güzel bir dünya için daha güçlü çalışmalıyız. Umarım bir daha böyle kara cumalar yaşamayız…

Bilal ERTUĞRUL

13 Ocak 2012

23:57

Reklamlar

Read Full Post »