Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Literatür’

2009 Amerika ve 2011 Avrupa Merkezli global krizlerde pek çok şey tartışıldı. Sonunda iktisatçılar bizatihi ülkelerin başına getirildi. Ama belki de bu süreçte en acı olan iktisatın literatürü iyi incelenmedi. Çünkü iyi incelense herkesin karşısına Schumpeter ve Hayek çıkacaktı. Evet Keynes iktisatın krallığına yükselirken, 1929 Buhranını çağlarında anlaşılamayacak boyutta açıklayan bu iki adamı bilmeden iktisatta kriz anlaşılamaz. Şimdi isterseniz bu adamlar ne demişler bir bakalım…

Kriz kuramları ile ilgili çalışmaların kökeni her ne kadar 1800’lü yıllara dayansa da o dönem için, bugün bildiğimiz anlamda finansal krizlerden söz etmek mümkün değildir. Dolayısıyla, başlangıçta kriz kuramları çoğunlukla reel iktisadi krizleri açıklamaya dönük olarak geliştirilmiştir. Diğer taraftan, 1940’ların başından itibaren büyük ölçüde II. Dünya Savaşı hazırlıklarına bağlı olarak savaş sanayii öncülüğünde ve ABD merkezli yaşanan iktisadi canlanma, 1947-48’lerden itibaren birçok OECD ülkesini de içine alacak şekilde genişlemiş ve bu büyüme konjonktürü 1970’lerin başına kadar nerede ise kesintisiz devam etmiştir. Bu büyüme konjonktürüne mukabil, kriz kuramları tartışmalarında doğal olarak bir duraklama dönemi yaşanmıştır. Ancak 1970’lerin başında Bretton Woods (BW) sisteminin yıkılması ve yaşanan petrol şoklarının da etkisiyle konjonktür tekrar yön değiştirmiş ve buna paralel olarak kriz kuramları tartışmaları yeniden alevlenmiştir. Şu farkla ki, 1970’lerde uluslararası finansal küreselleşme faaliyetlerinin yoğunluk kazanmasıyla birlikte birçok gelişmekte olan ve gelişmiş ülkede finansal krizler yaşanmaya başlamıştır. 1980 ve sonrası dönemde yaşanan krizler, az veya çok farklılıklar gösterseler de ana karakteristiklerini para krizleri oluşturmuştur. 1929 krizinden sonra ortaya çıkan en önemli 3 kriz ekonomisti Hayek, Keynes ve Schumpeter’dir.

Hayek’ e göre krizlerin asıl nedeni, ekonominin sanayi yapısının toplumun tasarruf planları ile uyuşmamasından doğar. Hayek’in analizi, kendi içinde istikrarlı bir piyasa ekonomisini ifade eder. Piyasanın işleyişi sistematik bir şekilde bozulmadığı takdirde, fiyatlar bilgi iletme fonksiyonları ile tüketim yapısını sanayi yapısına uydurmayı garanti eder. Ekonominin dengesini bozucu etkiler, bankacılık sektöründe yaratılan kredi artışları, Keynesyen iktisat politikalarıgibi piyasanın işleyişini bozan, daha açıkçası, fiyatların yanlışbilgiler iletmelerine yol açan, piyasaya dışsal olan etkilerdir. Bireylerin gönüllü tasarruflarının ötesinde bankacılık sektöründe yaratılan krediler aracılığıyla girişilen büyüme süreci, ancak kredilerin artmasıdevam ettiği sürece sürebilir. Bu bir enflasyonist büyüme sürecidir. Cebri tasarrufla girişilen bu yatırım süreci, gerçek tasarrufların üzerinde bir sermaye birikimine yol açar: Sermayenin yanlış yönlendirilmesi. Ancak bir süre sonra ya bankacılık kesiminde faizlerin yükselmesi ya da faktör fiyatlarının yükselmesi sonucu kârsız bir sermaye yapısı ortaya çıkacak ve hem sermaye değersizleşmesi hem de büyük bir gayri iradi işsizlik doğacaktır. Keynes’in tezi ise kapitalist piyasa sisteminin kendi haline bırakıldığında sık sık büyük miktarlarda işsizlik şeklinde krizlerin doğacağını ileri sürer, yani kriz kapitalist piyasa sisteminde içseldir.

Hayek’e göre konjonktür dalgalarının ortaya çıkması için gerekli ve yeterli şart, para hacminin elastik olmasıdır. Böylece iktisadi dalgalanmaların çıkış nedenini, bankacılık ve kredi sistemine bağlamıştır. Kısaca para miktarındaki değişmeler, nispi fiyatların ve üretim yapısındaki değişmelerin temel sorumlusudur. Bu bağlamda, Hayek 1920-30’larda karşılaştıkları kriz olgusunu şöyle açıklamaktadır: Tipik olarak bankaların kredi hacminde artış şeklinde görülen para arzındaki genişleme, parasal faiz haddini denge seviyesinin altına düşürür. Yatırımlar canlanır. Üretim kaynakları tüketim malları kesiminden sermaye malları üreten kesimlere kayar; sermaye malları üretimi artar. Sermaye mallarına yapılan harcamaların artması nedeniyle bir süre sonra faktör gelirleri artarak tüketim mallarının taleplerini ve dolayısıyla fiyatlarını artırır. Söz konusu bu fiyat artışları kaynak dağılımı sürecini tekrar tersine çevirerek krize yol açar; kullanılmayan üretilmiş sermaye malları fazlalığı ortaya çıkar. Hayek’e göre işsizliği azaltmak için para arzı artışı ile talep yaratılması, her şeyi daha kötü yapar: Para arzı artışıyla bir yandan enflasyon körüklenirken, diğer yandan sözünü ettiğimiz kendiliğinden tersine dönen süreç hızlandırılır ve işsizlik daha da artar. 1970’lerde stagflasyon olarak adlandırılan işsizlik içinde enflasyon olgusu ortaya çıkar.

Hayek’in yukarıdaki tezi tam istihdam gibi dönemin gerçeğine uymayan ve 1930’lardaki krize pek de cevap veremeyen bir yapı sergilemektedir. Bunun üzerine Hayek, “Ricardo Etkisi” kavramı ile de anılan yeni bir tez sunmuştur. Hayek iki model arasındaki farklılık konusunda görüşünü “aynı eğilimlerin farklı ve daha gerçekçi varsayımlarla gösterilmesi” şeklinde ifade etmektedir. Hayek’e göre bir denge durumundan başlamak ve bundan hareketle konjonktür dalgalarının nasıl yaratılabileceğini göstermek önemli ve doğru bir yaklaşımdır. Fakat bu analize, bir kere böyle bir konjonktürel dalgalanma başladığında, iktisadi sistem dengeye varmaksızın bu dalgalanmaların nasıl olup da kendi kendini ürettiğinin açıklanmasının da eklenmesi gerekir. Bu nedenle Hayek, ikinci modelindeki analizine emek ve hammadde gibi üretim faktörlerinin önemli ölçüde işsizlik içinde bulunduğu depresyon dönemi ile başlar. Hayek bu modelde konjonktürel düşüşün ve krizin parasal değişmeler gerekmeksizin yalnızca reel faktörlerce yaratılabileceğini göstermek istemiştir.

Not: Yazının devamında Schumpeter, Kriz Yaklaşımı ve Son Krizleri Açıklamada Hayek önerisiyle kıyaslaması yapılacaktır…

Bilal ERTUĞRUL

21.11.2011

13:27

Reklamlar

Read Full Post »