Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Malcolm Little’

MALCOLM X: BİR DAVA ADAMINI ANARKEN – 2…

Yazımın ilk bölümünde Malcolm’un hayat hikayesini, gençlik ve hapishane yıllarını, İslam’la tanışmasını ve ölümünü ele aldım. Yazının ikinci kısmında ise onu anarken ondan bize kalan değerler üzerinde durmaya çalışacağım.

Öncelikle Malcolm’un öyküsünün en önemli tarafı bıkmadan, usanmadan devam ettiği “Gerçeğe ve Doğruya Ulaşma Arayışı”dır. Malcolm çok küçük yaşlarda babasız kaldıktan sonra yok olup giden dönemin siyahi gençlerinden birisi olabilirdi. Nitekim bu grubun içerisinde hapishaneye kadar düştü. Ama o farklı bir şey aramak gerektiğine de yine bu düşüşte inandı. Önceleri Hıristiyanlık ve genel toplum yapısı üzerine çok okuyan Malcolm başlarda karşı çıkmasına rağmen kardeşinin getirdiği Elijah Muhammed kitaplarına da sırf bu arayış sebebiyle yöneldi. Elijah Muhammed’in yanında en önemli kurmay olduğunda da gördüğü yanlışlıklar, içini tatmin etmeyen duruma karşı inandığı dinin en doğru halini bulacağına inandığı Suudi Arabistan’a, Mekke’ye Hac’a gitti. İşte Malcolm’un hayat hikayesi arayışın kutsallığı ve mutlu sonu er ya da geç getireceğine dair önemli bir kıssadır. Bazen olduğumuz yerde, bulunduğumuz durumda, yaptıklarımızda yabancılaşırız, farklı bir şey olması gerektiğine inanırız ama elimizdekileri riske edemeyiz ya işte Malcolm her şeyini riske edenlerden birisi. Ve tarih onun gibi riske edip, hayatlarının gayesini bulanları sıradan milyonlar arasından çekip almakta o kadar başarılı ki. Evet, büyük insanlar kim olduklarını, amaçlarının ne olduğunu er ya da geç öğrenme aşkıyla yanıp tutuşan, bu yolda hiçbir dünyevi sahipliğe boyun eğmeyenlerdir ve şüphesiz Malcolm bunlardan birisidir.

Malcolm’un arayışını taçlandıran ve farklılaştıran ise bu arayış uğruna çekilen acılar ve bunlara katlanabilmedir. Evet, dedim ya insan aramaktan, gerçeğe ulaşmaktan korkar. Bu korkunun içten gelen kaybetme korkusu sebebi dışında bir de dışarıdan gelen zorlamalara, baskıya göğüs gerememe korkusu olduğunu hepimiz biliriz. Ancak inananlar için çekilen acı kutsaldır. Mekke’de Ashab’ın çektiği acılarla kıyaslanmasa da Malcolm da doğduğu günden ölümüne kadar çok acı çekmiş, toplumun kimilerine göre hep en alt katmanından olmuş, aşağılanmıştır. Ancak o bize her insanın eşit olduğunu, üstünlüğün ya da benim deyimimle ölümden yıllar sonra özlemle anılmanın yolunun ise sadece ve sadece inandıklarını başarma mücadelesinde olduğunu göstermiştir. Malcolm’un hapishanenin karanlık köşelerinden yöneldiği aydınlığında şüphesiz en ufak bir engelde Of çekmeye başlayan bizler için güzel bir örnek vardır. Acı çekmeden, mücadele etmeden başarıya, mutluluğa, iç huzura ulaşma amacındaki biz düşkünler için şüphesiz böyle bir hayattan alınacak en güzel ders acının nasıl bal eyleneceğidir.

Malcolm’un hikayesinde tüm İslam alemi için de çıkarılması gereken ama bir türlü çıkarılamayan dersler var. Bunların en önemlisi kanımca halen Müslüman’ın kuyusunu kazma işlemini bir başka Müslüman’ın yapmasıdır. İslam alemi Kerbela’dan bu yana ne yazık ki kardeş kavgasını engelleyemedi. Halen dünyanın pek çok yerinde Müslüman kardeşler arasındaki kavgalar gerek dinin en güzel şekilde yaşanmasını engellemesi gerekse de bu güzelliğe henüz ulaşmamış diğer dinlerden insanların bu güzel dine ulaşmasını engellemesi bakımından bugün de İslam’ın ne yazık ki kanayan yarasıdır. Bir Karıncanın canının hesabını soran, en ufak bir küfür de hak dileyen bir dinin inananları ne yazık ki uzunca bir süredir girdikleri bu kara delikten çıkamamakta ve bu çıkamayış, bir nevi dünyanın güneşsiz kalması gibi her geçen gün daha kötüye gidişin engellenemeyişine sebep olmaktadır. Kerbela’da, Malcolm’a sıkılan kurşunlarda yer alan kardeş elleri temizlenmeden dahası bu kavgaların sadece birilerinin kişisel çıkarlarına hizmet dışına taşmayacağı anlaşılmadan İslam alemi ne yazık ki bu dünyada huzuru bulmayacaktır.

Ve gelelim hayatın bize verdiği derslere. Malcolm’un 40 yıla sığdırdıklarını, serüvenini acılarını, arayışlarını, ölümle burun buruna gelişlerini ama yılmayışlarını, inandığımız değerleri ölüm pahasına sahiplenmemiz gerektiğini, çünkü bu dünyada iz bırakan adamların sadece ve sadece evrensel değerlere inanmakla kalmayıp, bu değerler için can verdiğini unutmadan daha güzel bir dünya için inanmalı, çalışmalı ve asla yılmamalıyız. Ancak bunu yaparsak Malcolm gibi bu evrensel değerler için canlarını verenler huzura erer ve dünya daha aydınlık bir yer olur.

Detroit’li Kızıla Saygılarımla…

Bilal ERTUĞRUL

22 Şubat 2012

19:08

Reklamlar

Read Full Post »

MALCOLM X: BİR DAVA ADAMINI ANARKEN – 1…

Takvim yaprakları 19 Mayıs 1925’i gösterdiğinde Amerika Birleşik Devletleri’nin Nebraska Eyaletinin Omaha şehrinde Malcolm Little adında bir çocuk dünyaya gelmişti. 1. Dünya Savaşı sonrası zor günler geçiren Amerika Birleşik Devletleri’nde Cumhuriyetçi Parti savaş sonrası iktidarı almış, muhafazakar kesimin özellikle siyahlar üzerindeki baskısı dayanılmaz boyutlara ulaşmıştı. Bu dönemde siyahlar için neredeyse tek kurtuluş yolu dini görevlerde bulunmaktı. Malcolm’un babası da bu yola yönelmiş ve Hıristiyan din adamları arasında görev alıyordu. Ancak beyazların siyahlara baskısı yetmiyormuş gibi siyahlar arasında da ciddi gruplaşmalar ölümlere varan fikir ayrılıkları mevcuttu. Böyle bir ortamda her iki tarafın baskısına dayanamayıp şehirden şehre göçen aileler arasında Malcolm’un ailesi de vardı. Amaçları insanca bir yaşamdan çok bir gün daha yaşayabilmek olan bu ailenin başına en korkunç olay 1931 yılında geliyor ve Malcolm’un babası öldürülüyordu.

Bundan sonra devrin klasik siyah gençleri gibi şehirden şehre dolaşan genç Malcolm ve ailesi sonunda Boston’da kalıyorlardı. Malcolm büyürken çevresinin de etkisiyle hırçınlaşıyor suça yöneliyordu. O günlerde Amerika’da siyah olmak dünyada olabilecek en kötü şeylerden birisiydi ve ne yazık ki devrin siyahları kaybedilen bir kuşaktı. Bu kuşakta en önde gelenlerden olan Malcolm 1946 yılında hırsızlıktan yakalanıyor ve hapse giriyordu. Hapis hayatı süresince kendisini okumaya ve aydınlanmaya veren Malcolm’un düşüncelerinde ağır bir ırkçılık oluşuyordu. Ne de olsa beyazlar onları eziyor yok ediyordu ve buna karşı yapılan her şey haklıydı. İşte bu düşüncedeki milyonlarca siyahi gencin o yıllarda yolu Elijah Muhammed’in kurduğu Nation of İslam örgütü vasıtasıyla İslam’la tanışıyordu. Aslında daha önce İslam Amerika kıtasına gelmişti ama çok küçük gruplarda yankılanmıştı. Halbuki Elijah Muhammed bir zenci dini olarak onu örgütlemiş ve ırkçılığı temeline oturtarak güçlü bir konuma gelmişti. İşte uzun süredir Hıristiyan beyazların yaptıklarından dinlerini de sorumlu tutan Malcolm da hapishanede kardeşi vasıtasıyla İslam’a giriyordu.

7 Yıl süren hapishane sürecinde sürekli Elijah Muhammed ve onun örgütüyle iletişimde olan, okuyan ve kendisini her yönden hazırlayan Malcolm 1952’de hapisten çıkar çıkmaz örgütte yükseliyordu. Siyahlar arasında az okuyan olduğundan ve davasına bağlılığından dolayı hızla yükselen bu genç kısa sürede Elijah Muhammed’in sağ kolu oluyordu. Elijah istediği ve Afrikalı olan pek çok gencin yaptığı gibi soyadını X olarak değiştiren Malcolm 1950’lerin ortasından itibaren ülke çapında Detroit’li kızıl olarak tanınıyor siyahların dini olarak lanse edilen İslam’ın önde gelen aktörlerinden oluyordu.

Ancak Elijah Muhammed siyahların eğitimsizliğinden de faydalanıp deyim yerindeyse kendi kurduğu dini İslam olarak sunuyordu. Kendisini Mehdi ilan eden Elijah her türlü zevk alemine daldığı gibi siyahları faşizme ve beyaz kanı dökmeye sevk ediyor, Kara Panterler örgütüyle bir nevi terör estiriyordu. Ancak Malcolm normal siyahlardan değildi. Okumuştu, okuyordu ve bilmeye, içinden gelen öğrenme hevesiyle inanılmaz derecede sorgulayıcı olmaya başlamıştı. Başkan Kennedy’nin suikastı sonrası Elijah Muhammed’in zina partileri de afişe olunca Malcolm artık Elijah ile yollarını ayırma ve gerçek İslam’ı öğrenme yoluna koyulmaya başlıyordu.

Malcolm’a göre Elijah kurduğu sistemle insanları yanıltmış, siyahları terörize etmiş ve en önemlisi İslam’ı yanlış anlatmıştı. Dinin doğrusunu öğrenmek için Mekke’ye Hac ibadetini yapmaya gelen Malcolm tam bir aydınlanma yaşıyordu. Karısına yazdığı mektupta: ”Burada beyazlarla aynı yerden su içiyor, omuz omuza ibadet ediyoruz. Bu din de ırkçılık yok, çünkü ırk yok. Bu dinde eşitlik, özgürlük ve adalet var.” diyordu. İşte 1964 yılı onun ve belki de Amerika’daki siyahilerle İslam’ın yeniden şekillenme yılı oluyordu. Irkçı temellerde aldığı Malcolm X adını bırakıp yerine El Hac Melik El Şahbaz ismini alıyordu. Hac dönüşü artık özgürlük, Amerikan toplumunda eşitlik üzerine yeni bir örgüt kuran Malcolm silahlı mücadele ve faşizan ırkçılıktan tamamen uzaklaşıyordu. Onun bu dönüşümü Amerikalıların siyahlara ve İslam’a yaklaşımında da değişiklikler meydana getiriyor ve gerçek İslam Amerikan topraklarında özellikle siyahlar için bir güneş gibi parlıyordu. Ama Elijah Muhammed ve adamları onun bu ayrışmasından hoşnut değildi. Önce evine bombalı bir saldırı girişiminde bulunulan Malcolm bundan kurtulsa da 21 Şubat 1965 günü CIA ve Kara Panterlerin ortaklığında yapılan bir suikastle hayata gözlerini yumuyordu.

Malcolm 40 yıllık ömrüne ne sığdırmıştı da bu kadar önemli olmuştu. Yazının 2. bölümünde Malcolm’un öyküsü, mücadelesi ve bu öyküden bize, bugünlerimize ışık tutacak ayrıntılarla onu anmaya çalışacağım.

Bilal ERTUĞRUL

22 Şubat 2012

11:29

Read Full Post »