Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘nasıl ilerler’

GELECEK BİLİŞİMDE, PEKİ BİZ NERDEYİZ?…

Tarihin başlangıcıyla beraber insanlar tüketici bir topluluk olarak ortaya çıktılar. Zamanla sayıları arttıkça üretime geçmek zorunda kaldılar. Dünyanın her çağında savaşlar üretim faktörlerine sahip olmak için yapıldı. Önceleri tarıma elverişli ovalar ya da hayvancılığa elverişli alanlar için savaştılar. Bundan 150 yıl önce dünyada hakimiyet savaşları kömür ve çelik üzerinden yapılmaya başlandı. Sonra 2. Dünya Savaşı sonrası neredeyse her ülkeye müdahalenin altında petrol vardı. Yarın uranyum için çıkacak savaşlar üzerine şimdiden pek çok film yapıldı, kitap yazıldı. Ancak tarih kazananların her zaman üretime değil tüketime yön verenler olduğunu yazdı. İnsanlar üretim için savaştı ama her zaman tüketim kazandı. Tarih başladığından bu yana mal tüketimine ticaret yön verdi. Ama insanlar son 30 yıldır başka bir şeyi daha tüketmeye başladılar: Bilgi. İşte bu yeni tüketim aracının doğurduğu alanın adı ise Bilişim olarak konuldu. Önceleri IBM, Microsoft, Google bu pastadan aslan payını alırken son dönemde sosyal medya çılgınlığıyla beraber Twitter ve Facebook yeni sektörün göz bebekleri oldu. Dünyanın gidişatı, bilginin değerlemesi ve merak dürtüsünün son tatmin alanı olması dolayısıyla önümüzdeki dönemde bilişim dönemi olacak, peki 2023’de en büyük 10 ekonomiden birisi olma hedefindeki Türkiye bu serüvenin neresinde? İşte bugün sizlere Türk’ün bilişimle imtihanını yazmak istedim.

Son 20 yıldır üniversitelere en yüksek puanla giren çocuklar tıp yazmamışsa ya Elektrik Elektronik ya da Bilgisayar Mühendisliği bölümlerini tercih ediyor. Yani ülkenin en iyi beyinleri bilişimin merkezine ya da çok yakınına konumlanan bölümlerde eğitim almak istiyor. Peki, bu olumlu veri girişi nasıl bir çıktı veriyor? Bence koskoca bir “0”. Çünkü, çoğunluğu Amerika Birleşik Devletleri merkezli eğitim almış hocalarından iyi eğitim alan çocuklardan hayalleri olanlar ya da bir başka deyişle sıradanın dışına taşanlar Yüksek Lisans eğitimi için kapağı ABD’ye attıktan sonra bu ülkede var olan şartlara bakıp geri dönmüyor ve bizde de bilişim kanımca hak ettiği yere gelmiyor. Burada gidip dönmeyen gençleri kesinlikle suçlamıyorum ve kendilerine göre en doğrusunu yapıyorlar. Ben burada hatayı düzgün bir planlama yapmadan bu gençleri yurt dışına gitmek zorunda bırakıp sonrada efendim beyin göçü demekten başka bir şey yapmayan bir ülkenin genelinde, özelde de yönetiminde buluyorum. Bu gençler ABD’ye ülkeyi benden, senden ya da bir başkasından az sevdikleri için gitmiyorlar. Kendi yeteneklerinin ve kapasitelerinin farkında olan bu gençler ABD’de bu kapasiteyi tam olarak kullanacaklarını düşündükleri için oraya gidiyorlar. Peki, bu gençlerin gitmemesi ve onlardaki cevherin ülkeye kazanılması için ne yapılmalıdır? Nasıl bir politika izlenmelidir? Biraz bu konulara yoğunlaşalım.

Bildiğiniz gibi ülkemizde Türkiye’de bilimin üst kuruluşu rolünü oynaması için kurulmuş yegane kurum var ve onun da adı TÜBİTAK. Açılmış haliyle Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu olan bu kurum 1963’de pek çoklarının yerli otomobil hayaliyle yanıp tutuşan asker kökenli cumhurbaşkanı Cemal Gürsel tarafından kurulmuştur. Bu kurumun o günlerdeki temel görevi ülke yönetimine teknoloji ve bilimsel gelişmeler konusunda danışmanlık yapmasıydı. Zaman geçti, TÜBİTAK büyüdü, zaman zaman büyük tartışmaların ortasında kaldı. Çoğunlukla siyasi iktidarların nüfus mücadeleleriyle gündeme geldi. Ama bana göre bir ülke olarak asıl görevini yapmasını asla sağlayamadık. Bu kurumun bence asıl amacı çağın yönelimleriyle beraber ülkenin yeni değişimlere hazırlanması, topyekün üretim sahasında yeni teknolojilere geçişi desteklemekti. Bu yapılamadığı gibi dahası son 10 yılda Araştırma – Geliştirme departmanları ve politikaları da kurumun bünyesinde olması gerekirken Sanayi Bakanlığı çatısı altında şekillendi. Halbuki bilimsel gelişme tamamıyla gündelik planlardan, siyasetten ayrı tutulması gereken bir alandır. O halde tüm AR-Ge çalışmalarının acil bir şekilde TÜBİTAK çatısı altında toplanması gereklidir. TÜBİTAK çatısı altında tek merkezden yönetilecek teknoloji politikası hem kaynakların kullanımı hem de evrensel trendlerin daha rahat analiz edilip onlara uyum sağlanması için hayati önem taşımaktadır.

Bunun yanı sıra Yüksek Öğretim Kurulu eliyle yapılmasının daha uygun olacağını düşündüğüm bir genel bilişim programının uygulamaya konulması ve öğrencilerin bu alanda yönlenmesi sağlanmalıdır. Belli üniversitelerde görüştüğüm arkadaşların mevcut eğitim programlarının kendilerini hiçbir şekilde geliştirmeye müsait olmadığı yönündeki eleştiriler de dikkate alınmalıdır.

Son olarak bilişim de ilerleyeceksek bence eğitim sistemimizde başlayarak, AR-Ge projeleri kapsamına almamız gereken alanlar şunlardır:

1 – Sosyal Medya Geliştirme ve Yeni Sosyal Medya Kolları Oluşturma

2 – Özellikle çok ciddi bir büyüklüğe erişen oyun teknolojisi üzerine eğitimlerin arttırılması ve bu alanda yapılan prototiplerin desteklenmesi

3 – Yazılım ve donanım da sadece savunma alanına yapılan uzun süreli desteklerin daha geniş alanlara yansıtılması

4 – Tüm Ar-Ge çalışmalarının TÜBİTAK çatısı altında toplanması ve bu kurumun tamamen siyaset üstü tutulması

Bilal ERTUĞRUL

3 Mayıs 2012

16:13


Reklamlar

Read Full Post »

DOĞRUYA DOĞRU DEME ZAMANI…

DOĞRUYA DOĞRU DEME ZAMANI…

Türkiye zorlu ve yoğun bir gündemle dolu bir hafta geçiriyor. Güney komşumuz Suriye’de iyice çığırından çıkan olayların sonunda tam da Annan Planı’yla çözüm yaklaştı derken Hatay’daki çadır kente sıçraması, güneydoğuda baharın gelişiyle artan çatışmalar ve gelen şehit haberleri, Başbakan’ın Çin gezisi derken bugün sabahtan itibaren gündeme bomba gibi düşen 28 Şubat Post Modern Darbesiyle ilgili tutuklamalar hafta sonuna konuşulacak çok konuyla girmemizi sağlıyor. Bu konulardan en önemlileri olarak gördüğüm Suriye ve 28 Şubat tutuklamalarına değinmek istedim. Öncelikle her zaman daha demokratik, geçmişiyle yüzleşmekten kaçmayan bir Türkiye hayal eden, bu yönde atılmayan adımlara karşı tepkimi en azından bu blogda sizlerle paylaşan birisi olarak 28 Şubat tutuklamalarından başlamak ve Başbakan’a bir takdir yazısı yazmak istedim.

12 Eylül 2010 tarihinde Ramazan Bayramı sonrasında Osmaniye’de bulunduğumdan ve oyum da Ankara’da olduğundan oy kullanamadığımı, ancak referandum öncesinde de sonrasında da “EVET” oyu verilmesinin doğruluğunu arkadaşlarıma anlattığımı ve belki de bazı reylerin bu yönde olmasında etkim olduğunu daha önceki yazılarımda da belirtmiştim. Dahası bu düşüncemin arkasında olmuş, kimi zaman özellikle “HAYIR” oyu veren arkadaşlarla ciddi tartışmalar yaptığımı da sizlerle paylaşmıştım. Referandum sonrası beklediğim adımların başında 28 Şubat ve 27 Nisan Post Modern Darbe ve E-Muhtıra’larının yargı önüne çıkarılması olduğunu da belirtmiştim. Ancak son zamana kadar neredeyse sadece 12 Eylül üzerinden beklediğim sorgulamanın yapılmasıyla kısmi bir hayal kırıklığına uğradığımı da belirtmiştim. Ve bugün yaşanan süreçle bir kez daha belki de yaşımın gençliğinden, tecrübesizliğimden ve tez canlılığımdan sabırsız davrandığımı anladım. İşte bu yüzden Başbakan’ı takdir yazısı olarak yazımın başlığını attım.

Öncelikle takdir ediyorum çünkü bu ülkede demokratikleşme adımlarının atıldığı, insan haklarına saygının yükseldiği ve yıllarca baskı görmüş kesimlerin acılarının paylaşıldığı bir döneme imza atıyor. Sever ya da sevmezsiniz Başbakan “OLMAZ” denileni olduruyor. Daha düne kadar ben dahil onun bu adımlarını desteklemiş pek çok kişi yakın tarihte, delilleri, mağdurları ve mağrurları ortada olan askeri darbe girişimleri ve siyasete müdahaleler dururken 12 Eylül üzerinden yapılan davaların yetersiz ve önceliksiz olduğunu belirttik. Ancak dün yanıldığımızı gördük. Bana göre önce dün Şartlı Tahliye ve KCK Davasında genel olarak kamuoyunun içine sinmemiş bazı tutukluların tutukluluk hallerinin kaldırılması, sonra bugün 28 Şubat’ın eli maşalı, dili kazıklı paşalarının yargı önüne çıkarılmasını takdir etme zorunluluğumuz vardır. Bu takdirin de adresi şüphesiz bu adımların atılmadığı dönemde eleştirilen ama bu adımlarla beraber döneminde en azından siyasetin sivil alanına her müdahalenin sorgulandığı gerçeğiyle herkesin yüzleşmesini sağlayan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olacaktır.

Bu tutuklamalar gerçekten bu kadar önemli midir, evet önemlidir. Çünkü Balyoz, Ergenekon gibi davalar darbe teşebbüsü davaları olduğundan ve uzun bir süre sürdüğünden toplumsal anlamda sivil iradenin sakatlanmasına yönelik eylemlerin cevapsız kalması korkusu, dahası olası gelecek müdahaleler için aman verildiği duygusu uyanabiliyordu. Ama artık delilleriyle, internet sitelerinden silinse de yüreklerden ve demokrat zihinlerden silinmeyen, silinemeyen gazete manşetleri, muhtıra ve tehditlerle hesaplaşıldığını görmekteyiz. Bu demokrasiye inanmış bir birey olarak bu ülkenin yarınları adına beni sevindiren bir gelişmedir. 28 Şubat halk iradesinin üzerine konmuş açık bir ipotektir. Adına ister modern ister post-modern deyin tamamıyla antidemokratik bir süreçtir. Bugün hayatta olmayan başta Başbakan Necmettin Erbakan olmak üzere dönemin seçilmişlerine vurulmuş prangalarla milletin cezalandırılmasıdır. Ancak devir değişmiştir ve bugünden itibaren darbesiz, darbeye teşebbüssüz bir Türkiye geleceği hiç olmadığı kadar açık ve nettir.

Tutuklamalarda ismi öne çıkan Çevik Bir benimde yer aldığım bugün 20 – 45 yaşları arasında olanlar için Kenan Evren’den çok daha sembol bir isimdir ve onun tutuklanmış olması bile yarınlar için umuttur. Ha soracak olursanız kardeşim adam görevini yaptı diye size cevabım benim reyimin üzerinde paşa postalının her hangi bir hak ya da görevinin olmadığıdır. Türkiye artık bu evrensel hakkı da tüm benliğiyle kabul etmelidir.

Sadece bugünkü tutuklamalarla ülkeye bahar gelmemiştir. Ancak bu önemli ve değerli bir adımdır. Halen hukuk sisteminde sorunlu bir yapı, tutukluluk halinin gerek süre gerekse de gereklilik olarak algılanmasında evrensel bir gerilik vardır. Ama özellikle her fırsatta Sayın Başbakan’a sallamaya meyilli gruplara sesleniyorum; doğruya doğru derseniz eğrinin de düzeltilmesi için sesinizi duyurabilir, fikirlerinizin değerlenmesine yol açabilirsiniz. Ama sırf karşıt olmak amacıyla demokrasi ve özgürlük için bu büyük adımları görmezden gelirseniz yanlış adımlarda da inandırıcılığınızı ve değer görmenizi, uyarılarınızın anlaşılmasını engellersiniz. O yüzden eksikliklerimizi unutmayalım ama gelin şu Başbakan’ı en azından her defasında bunu da yapmaz, Çevik Bir’in tutuklanmasına izin vermez dediğiniz için ve yapmaz dediğinizi yaptığı için takdir edin. Emin olun o zaman aydınlık yarınlarda katkınız da yeriniz de çok daha güzel olacaktır. Aksi takdirde devam eden yanlışlarda doğruyu savunmamış, desteklememiş ve takdir etmemiş olanlar olarak sizin de payınız olacaktır.

Bilal ERTUĞRUL

12 Nisan 2012

22:31

Read Full Post »