Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘ne düzeyde’

PANDORA’NIN KUTUSU ÇOKTAN AÇILDI – 1…

PANDORA’NIN KUTUSU ÇOKTAN AÇILDI – 1…

SURİYE MESELESİNİN ARKA PLANI…

Son günlerde yoğun gündeme yönelik yazılarıma iki gün önce yazdığım 28 Şubat tutuklamaları ile başlamış ve Suriye ile devam edeceğimi yazmıştım. Bugün sizlerle konunun tarihi arka planına da değinerek bu konudaki görüşlerimi paylaşmak isteyeceğim.

Yazımın başlığını atarken Pandora’nın Kutusu ifadesini kullandım. Neden mi, açıklayayım. Pandora’nın Kutusu Yunan Mitolojisinde Hermes’in sahip olduğu dünyada olabilecek her türlü kötülüğün tanrılar tarafından içine hapsedildiği kutuyu anlatan bir mittir. Efsaneye göre bu kutuyu Hermes Pandora’nın evinde unutur, Pandora meraktan kutuyu açar ve tüm kötülükler dünyaya yayılır. İşte o günden bu güne bir dizi kötü olayın başlangıç halkaları hep Pandora’nın Kutusunun açılışı olarak adlandırılır.

İyi, güzelde bunun Suriye ile ne ilgisi var derseniz onu da şöyle açıklayayım. Bugün Orta Doğu olarak adlandırdığımız bölge İslamiyet’in ortaya çıkışından bu yana neredeyse hep aynı halkların oluşturduğu ama uzunca bir süre Türkler ve İranlılar tarafından yönetilmiş bir bölgeydi. İslamiyet çatısı altında Sünni, Şii, Alevi, Nusayri gibi grupların yanında Hıristiyan Arap olan Süryaniler ve Yahudilerle bölgenin inanç resmi oluşuyordu. Bölgenin etnik grupları ise Türkler, Farslar, Araplar ve Kürtlerden oluşmaktadır. Her etnik grup içerisinde yukarıda bahsi geçen İslami inanış şekillerinin, mezheplerin, bir alt grubu da mevcuttur. Dahası Kerbela’dan bu yana İslam dünyasında akan kardeş kanının durmayışıyla bu gruplar arasında her zaman ciddi bir mezhep çatışması da mevcuttur. İşte bu tablodan özellikle 1400 – 1900 yılları arası büyük kavgaların çıkmasını önleyen bölgedeki Türk ve İran hakimiyetiydi. Ancak 1. Dünya Savaşı sonunda bölgenin coğrafi sınırlarını kendi önceliklerine göre belirleyen İngiltere ve Fransa’nın yaptığı yapay devletler ve çizdiği yapay sınırlarla bölgenin ilerde yaşayacağı bölünme, savaş ve kıyımlarda Pandora’nın Kutusu’na hapsedildi. 1920’lerde bölgeye bakıldığında İran’da Şii, Türkiye ve Arap ülkelerinde ise Sünni yönetimler kurulmuş, ancak her ülkede önemli bir etnik ya da dini azınlık bırakılmıştı. İşte Pandora’nın Kutusu olarak adlandırdığım bu patlamaya hazır uyumsuzluğun o günlerde oluşturulmasıdır.1948’de İsrail’in kurulmasıyla kutuya bir de Yahudi – Filistin ya da Yahudi –Arap gerilimi de dahil edilmiş, kutu artık açılmak için gün saymaya başlamıştır. İlk açılmalar Arap – İsrail ve İran – Irak savaşlarıyla olsa da asıl büyük açılma için Pandora’nın ilk ülkelerinden birinde iç savaş çıkması gerekmiştir. Bu hamlede Saddam Hüseyin’den gelmiş ve onun Kuveyt’i işgaliyle Amerikan müdahalesi ve akabinde Saddam’ın Kürt bölgesine saldırılarıyla bu bölgenin fiili olarak ayrışması bölgedeki ayrışma sürecini başlatmıştır.

Ancak Pandora’nın Kutusu daha pek çok acı ve bölünme getirecektir ve bu başlangıç yeterli olmamıştır. Yetersiz başlangıcın devamı 11 Eylül sonrası Amerika’nın yine Irak’a müdahalesiyle gelmiş, Kürt ve Şii grupların desteğiyle Saddam rejimi yıkılmış, Irak nihayet 2011 yılı geldiğinde kâğıt üzerinde olmasa da fiiliyatta Kürt, Sünni ve Şii olmak üzere 3 parçaya ayrılmıştır. Pandora’nın ikinci parçasının Kürt, Azeri ve Farslardan oluşan ama mezhepsel anlamda tamamına yakınının Şii olduğu İran olacağı beklenmiştir. Ancak 2008 yılında yoğunlaşan dış destekli eylemlere rağmen güçlü merkezi otorite ve devlet geleneği ve özellikle nüfusta neredeyse Farslar kadar sayıları olan ancak siyasal hareketleri neredeyse hiç olmayan Azerilerin olası bölünme ve devrime destek vermemesi sebebiyle İran’daki bölünme zamana bırakılmıştır. İran bölünmesi olmayınca sıra kutunun son iki parçası olan Türkiye ve Suriye’ye gelmiştir. Türkiye’de Türk ve Kürtler arasında mezhepsel ayrımın derin olmaması, ülkenin Pandora’nın Kutusunun açıldığı dönemde tarihi bir istikrar dönemi yakalamasıyla geriye sadece Beşar Esad yönetimindeki Suriye kalmıştır. Kürt ve Arap olmak üzere iki ana etnisite, Şiiliğin veya Aleviliğin ayrı bir versiyonu olarak adlandırılabilecek Nusayri azınlığın uzunca bir süredir Sünni çoğunluk üzerinde yönetimde olması da bu ülkede yaşanacak ayrışmayı kolaylaştırmıştır.

Arap Baharı’yla Kuzey Afrika ülkelerindeki değişimden etkilenen Suriyeli muhaliflerin başta Türkiye olmak üzere batı dünyasından destek bulmasıyla başlayan eylemlere Beşar Esad’ın verdiği insanlık dışı sert tepkinin üzerine yeni bölünme sahasının Suriye olacağı resmen belgelenmiştir. İşte bu kutunun Irak’tan sonraki ikinci parçası olan Suriye’deki olaylara verdiğim bu tarihi arka plandan yaklaşmak hem olayların kaçınılmazlığını hem de Türkiye’nin atacağı adımlar ve sonuçlarından nasıl etkileneceğini kestirmekte kanımca hayati önemdedir. Bu sebepten analizime bu tarihi arka planı vererek başladım. Şimdi, Türkiye üzerinden Suriye’deki olayların sonuçları ve bize etkisini belirtmeden önce bu tarihi arka plandan çıkan sonuçları belirtmek istiyorum.

  1. Suriye’deki olaylar, rejimin yıkılması hatta bu sürecin sonunda yaşanacak Irak benzeri bölünme ne Arap Baharı’nın ne de başka bir olayın doğrudan sonucudur, bu 1920’lerde yapılmış yanlış sınırların bugün artık taşıyamadığı Pandora’nın Kutusunun kaçınılmaz sonudur.
  2. Suriye de bölünme ya da ayrışma olması durumunda Türkiye ve İran kutunun son parçaları olarak kalacak ve bu ülkelerde de yakın zaman kolay geçmeyecek bir süre olacaktır.
  3. Beşar Esad’ın arkasında oluşan Çin ve Rusya desteği tamamen İran merkezli ve İran sebebiyle verilen bir destektir. Suriye’den sonra sıranın kendisine geleceğini bilen İran bu yüzden Esad’ı vazgeçilmez olarak görmektedir.
  4. Türkiye henüz bu sürecin sonunda yaşayacağı zorlukların analizini tam olarak yapmamıştır. Arap Baharı, Başbakan’ın Orta Doğu’da yükseldiği bölgesel liderlik pozisyonu en önemlisi insani anlamda Suriye politikası şu ana kadar doğrudur ancak tüm bunlar uzun vadede oluşabilecek kar ve zarar analizinin yapılmadığını, duygusal adımların atıldığı tezini çürütmez.
  5. Suriye’de Beşar Esad ve rejimi öyle ya da böyle, bugün ya da yarın gidecektir ama Esad sonrası ne İran – Türkiye ilişkileri bir daha eskisi gibi olacaktır ne de Orta Doğu’da yeni bölünmelerin yolu kapanacaktır.
  6. Mezhep merkezli yaklaşımın artmasıyla İran’ın Bahreyn’de Türkiye’nin Suriye’de, insani anlamda doğru hamleleri ve muhalefete verdikleri destekler bölgede mezhepsel ayrışmayı azaltmayacak, aksine arttıracaktır.

Not: Suriye’ye olası müdahaleler, rejimin hayatta kalma çabası, bu süreçte en önemli bölgesel aktörler İran ve Türkiye’nin attığı ve atacağı adımlarla bu adımların olası sonuçlarını devam yazısında paylaşacağım.

Bilal ERTUĞRUL

14 Nisan 2012

22:58

Reklamlar

Read Full Post »