Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘neden korkarız’

İNSANLAR ASLINDA KİMİN İÇİN ÖLÜR…

MODERN TOPLUMUN AYRILMAZ PARÇASI: MİLLET…

İnsanların tamamı, bugüne kadar yaşamış olanlar, bugün yaşayanlar ve yarın yaşayacak olanlar aynı anne ve babadan olmadır. Tüm insanlığın annesi Havva, babası da ilk insan Hz. Adem’dir. Ancak bugün dünya haritasını elinize alıp baktığınızda yüzlerce ülke, binlerce millet saymanız da mümkündür. Ve ne yazık ki bunlar arasındaki sorunlar, rekabet ve süre giden çekişmeler yüzyıllardır dünyayı bir kan gölünden öteye götürmemiştir. Peki tüm insanlık aynı kökenden geliyor, ayrışmış halleri hem onlara hem de genel olarak insanlığın tamamına zarar veriyorsa; İnsanlar neden milletlerden vazgeçip tek bir kimlik altına insan kimliği altına girmiyorlar? Neden huzur ve barışın daha muhtemel olduğu bu düşünce bugünün dünyasında ütopik kalıyor. Çünkü insanlar milletlerini, bağlandıkları bu topluluklardaki aidiyet duygusunun getirdiği hazzı her şeyin üzerine koyuyor ve hangi milletten olursa olsun kendinden utanmayı milletinden utanma olarak görenler dışında herkes milletini seviyor. Herkes milleti için çekilen acıyı kutsarken olası bir toplumsal birlikte mutlu hayaller kurmaktansa kendi milletiyle ölüme gitmeyi kutsuyor. Peki, insanlar neden milletlerini bu kadar çok seviyor? Biraz bunun üzerinde duralım.

Her zaman insanların kendilerini açıklarken kullandıkları en önemli iki kelime olarak gördükleri Din ve dile özen göstermiş, onların üzerine düşünmüşümdür. İnsanlar dine ölümden sonra yaşama inandıkları için yani diğer dünya inancına sahip oldukları için bağlıdırlar. Düşünün bakalım öldükten sonra tekrar dirileceğine inanan ya da ayrı bir varlığa dönüşeceğine inanan insanlardan bu inançları alınsa kaç kişi gerçekten sadece bu dünyaya geldikleri için dinle kendilerini açıklayacak, onu bir kimlik olarak belirteceklerdi. Kanımca çok az kişi bu dünya için dinlerle kimliklenme, onlar uğruna ölme yoluna girecekti. Halbuki, dil özelinden rahatlıkla varılacağını düşündüğüm millet ise tamamen bu dünyayla ilgili, yani dünyevidir. İnsanlar bu dünya için millete bağlanır, onu kimlik olarak kabul eder ve gerekirse onun için ölüme gider. Yani millet o kadar güçlüdür ki insanın açıklanmasında tamamen dünyalık olmasına rağmen ölüme dahi ulaşmayı kutsallaştırabilir.

Peki, millet neden bu kadar önemlidir ve insanlar milletleri için neden ölürler? Kanımca bu sorunun cevabı tamamen insan doğasında saklıdır. İnsan doğarken yalnızdır, korumasızdır ve korunaksızdır. İşte bu 3 özelliğinden kim olursa olsun ne yaparsa yapsın ömrü boyunca kurtulamayacaktır. Çünkü öldüğünde de yine korumasız, korunaksız ve yalnız kalacaktır. İşte millete bağlı olmanın, onun için ölmenin açıklaması da yine bu 3 özelliğinde yatar insanoğlunun. Doğumunda ve ölümünde sahip olduğu ve kaçamayacağı bu özelliklerinden kaçmak, en azından arada kalan yaşamında bunlardan kurtulmanın kimlikleşmiş halidir millet.

İnsanlar yalnızlıklarını, bir nevi kimsesizliklerini önce klanlar, sonra toplumlar ve en son olarak da modern toplum içerisinde milletler üzerinden yok etmeyi amaçlamışlardır. Yalnızlıktan kaçarken kalabalık gruplar içerisinde yalnız olmadıkları hissiyatına kapılmak, ruhları ne kadar yalnız olacak olursa olsun en azından bedenen bu dünyevi nesnede bulunmak onlar için vazgeçilmez bir amaç olmuştur. Bu yalnızlık duygusunun en iyi anlatıldığı şiirlerden birinde ünlü şair Necip Fazıl Kısakürek; “Son günüm olmasın çelengim top arabam, Beni alıp götürsün tam dört inanmış adam…” diyerek ölüme bile yalnız gitmenin insana verdiği ıstırabı gözler önüne sermiştir. Her ne kadar Üstat bunu vasiyetinde kendisi için yapılması muhtemel şavşatalardan gerek dinen gerekse de fikren uzaklığını belirtmek için kullansa da yine de ölüme bile bir grupla, kendine yakın bulduklarınla gitme isteği göze çarpmaktadır.

Milletler aynı zamanda korumasız ve korunaksız olan kişi için de bir koruma ve kollama görevi görürler. İnsanların özgürlüklerini bir kenara bırakıp toplumlaşma sürecine girerken yani bugünün milletlerinin temelleri oluşturulurken de her şeyden vazgeçme isteklerinin temel sebebi bu korunmaya muhtaçlık duygusudur. Çünkü dünyanın en güçlü insanı dahi olsanız başta doğaya sonra da her geçen gün kalabalıklaşan insanlara karşı gaflettesinizdir ve asla yeteri kadar güvende hissetmezsiniz. İşte bu duygunun yegane meyvesi de asırlar süren milletleşme serüvenidir.

İnsanlar bugün de temelde bu 3 duygunun esiridir ve bu yüzden milletlerine ölümüne bağlıdırlar. Çünkü millet için ölmek her halükarda gelecek sonun yalnız gelmemesi anlamına gelir. Aynı zamanda ölümden sonraki yaşamda da hem dünyada hatırlanma hem de inancına göre nerde yeni bir yaşama başlayacağını düşünüyorsa orada da yalnız olmama kapısını açar millet için ölmek. İşte insanlar bu yüzden milletleri için ölür.

Peki, bu nereye kadar devam eder? İşte onun cevabı da yine modern toplumun serüvenine bağlıdır. Modern toplum son adımı atıp Küreselleşmeyi tamamlar ve dünya köyü ve sadece ve sadece insan kimliği insanlık için yeterli olursa millet devri de kapanır. Yok, bu yapılamazsa başa dönmek yani tabii hale dönmekte artık mümkün olmadığından yeni toplum yapısına kadar millet egemenliğini sürdürür ve uğruna daha çok gözyaşı akıp, çok fazla kan dökülür ve nice yiğitler de bu kutsal amaç uğruna ölür…

Bilal ERTUĞRUL

8 Nisan 2012

01:37

Reklamlar

Read Full Post »