Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Neden Rusya’

OCAK BİTERKEN KÜRESEL EKONOMİ ANALİZİ – 2…

DAHA NE ZAMAN GELİŞECEKLER?

Ekonomik analiz yazımın ilk kısmında 2012 yılının başında son 3-4 yıldır yaşanan gelişmeler paralelinde karşılaştığımız küresel ekonomik durumu aktardım. Kanımca bu krizden çıkmamızda en önemli rolü oynayacağını düşündüğüm gelişmekte olan ülkelere de ikinci yazım da değineceğimi belirtmiştim.

Öncelikle genel olarak gelişmekte olan ülkelerin neden önemli olduğuna ve benim çözüm önerimin temeline nasıl geldiklerine değineceğim. 2009 krizinde bütçelerini kötüleştirmek uğruna piyasalara para pompalayan gelişmiş ülkeler başta ABD olmak üzere bu sefer aynı yöntemi izleyemezler. Çünkü bu sefer benzer çözümlere yönelmeleri kendilerini de bu sarmalın içine çekecektir. ABD ve Fransa seçim yılında oldukları için harcama kısıcı önlemlere pek yönelmeyecekler ama 2009’da olduğu gibi büyük kurtarma fonlarını da seçim arifesinde öfkeli halklara anlatamazlar. Bu durumda bu iki ülkeden en azından bu yılki krizin çözümü için önlemler almaları, öncü olmaları beklenemez. İngiltere kendi derdine düşmüş, Japonya geçen yıl yaşadığı Tsunami felaketinin yaralarını henüz saramamışken onlardan da fayda beklemek yanlış olacaktır. Euro bölgesinin içinde bulunduğu durumdan etkilenen İtalya ve onunla beraber Yunanistan, İspanya ve Portekiz’i kurtarma sorumluluğunu neredeyse tek başına üstlenen Almanya’da bizzat kriz bölgesinde olduğundan küresel çözüm önerileri sunmak ve bunları uygulamaktan uzaktır.

Gelişmiş ülkelerin durumu yukarıda anlattığım şekilde olunca gelişmekte olan Brezilya, Türkiye, Hindistan, Çin, Rusya, Güneydoğu Asya ülkeleri bu krizden çıkış için belki de modern ekonomik çağda hiç almadıkları kadar zorlu bir görev almak zorunda kalacaklardır. Bu ülkeler için gelişmekte olan sınıfından çıkıp gelişmiş olma fırsatı da belki bu krizin çözümünde yatmaktadır. İsterseniz şimdi bu ülkelerin genel durumuna ve neler yapabileceklerine bakalım.

2009 krizi temelde bir finans krizi olduğundan ve Batı dünyası başta ABD olmak üzere ilgili ülkeler harcamaları finanse etmek için devlet bütçelerinden feragat edince gelişmekte olan ülkeler krizin reel etkilerini hissetmedi. Türkiye ve Rusya, ki o da enerji fiyatlarındaki ciddi düşüşten dolayı, küçülürken, diğer gelişmekte olan ülkeler kendilerini en azından nötr pozisyonda tuttular. Kriz sonrası 2010 ve 2011’de ciddi büyüme rakamları yakalayan gelişmekte olan ülkelerin bu büyüme rakamlarına ulaşmasında kriz sırasında batıda piyasalara enjekte edilen güçlü sıcak paranın etkisi ise yadsınamayacak düzeydedir. İşte bu krizde gelişmekte olan ülkelerin önceki krizdeki gibi sadece kendi iç dengelerini koruyup krizin bitişiyle uçmayı hayal etmemelerini gerektiren detayda bu sıcak para da yatmaktadır. Geçtiğimiz günlerde genel ekonomi üzerine yayınlanan iki rapor ve bu raporlarda dünyadaki sermaye dolaşımıyla ilgili yer alan olumsuz beklentilerin sonucu olarak gelişmekte olan ülkelerin 2012 yılında ciddi ekonomik sorunlarla karşılaşacağı beklentisi bu yüzden önemlidir. Gerek IMF gerekse de Dünya Bankası açıkladıkları raporlarda 2011 yılı son çeyreğinden itibaren dünyada sermaye akışlarının durduğunu, gelişmekte olan ülkelerden hızla para çıktığı ve büyümek için bu paraya ihtiyaç duyan bu ülkelerin 2012’de asıl sıkıntıları yaşayacağını belirtmişlerdi. Ülkemizde de sert tepkiler alan raporlara biraz dalınca haklılık payları olduğunu düşünüyorum. Nasıl mı, açıklayayım…

Gelişmekte olan ülkelerin ekonomik başarı hikayeleri temelde 1996-97 Asya Krizi sonrası Çin, Hindistan, Malezya gibi Asya ülkelerinde başlayan ihracat odaklı büyümelere, daha sonra artan enerji fiyatlarıyla Rusya ve Brezilya’nın, 2002 sonrası Mali ve Finansal İstikrarla da Türkiye’nin katıldığı bir süreçti. Süreçteki ülkeler dikkatle incelendiğinde bazı ortak noktalar ortaya çıkmaktadır. Öncelikle bahsi geçen ülkelerin tamamı düşük işgücü maliyetine sahip olduklarından gelişmiş ülkelere karşı ciddi bir üretim avantajına sahipti. Bu avantajları sebebiyle kısa sürede uluslar arası sermayenin kalıcı yatırımlarına sahip oldular. Ancak sadece bu kalıcı yatırımlar onların ekonomik performanslarını açıklamaya yetmiyordu. Çin, Rusya ve Brezilya doğal kaynaklara sahipti ve dünyanın hızla büyüdüğü 2000’li yılların başında artan enerji fiyatları kaynak sahibi ülkelerin hem ihracattan kazandığı parayı arttırıyor hem de üretim de kendi kaynaklarını kullananlara önemli bir avantaj sağlıyordu. Yine neredeyse tüm gelişmekte olan ülkeler Dünya Bankası’na göre bu süreçte milli gelirlerinin %5’i ile %15’i arasında sıcak para olarak adlandırılan sermayelere ev sahipliği yapmıştı. Bu para gelişmiş ülkelerden yüksek faiz ya da karlı yatırım için geliyor bir süre sonra kalıcılaşıyordu. Bu süreç 2009 yılındaki krizden sonra da devam etti. Batının finansal piyasalara enjekte ettiği para bu ülkelere geldi. Ama bu sefer böyle olmayacak. Batının artık piyasalara para enjekte etmesinin soruna çözüm olmadığını idrak ettiği ve bu bağlamda özellikle 2011’in son çeyreğinde uluslar arası sermaye hareketlerinin bir önceki yılın yarısından da az boyuta düştüğünü belirten raporlar bu düşüşün gelişmekte olan ülkelere etkisinin ise 2012’den itibaren daha net görüleceğini söylüyor. Peki hal böyleyken gelişmekte olan ülkeler ne yapabilir ve nasıl bu durumdan avantajlı çıkabilirler.

Öncelikle gelişmekte olan ülkeler için bu kriz gelişmiş ülkelerle aralarındaki farkı kapatma ve onlara yetişme şansı veriyor. Artık yabancı paraya bağlı, küresel risklerin etkisi altında olmak yerine küresel riskleri etkileyecek oyuncular olmaları gerekiyor. Bunu nasıl mı yapacaklar? İşte burada her ülke için farklı önlemler ortaya çıkıyor. Ancak hepsinin yapacağı bazı ortak hamleler de var. Öncelikle ihracat yaptıkları ülkelerin krizde olmasıyla her ihracat düşüşünden etkilenmemek için ihracat odaklı büyümeyi, iç tüketimleriyle entegre edip daha kontrol edebilecekleri bir ekonomik politikaya sahip olmalılar. Mali yapılarındaki güçlerini korurken nerdeyse hiç olmayan finansal yapılardaki derinliğe ulaşmalılar. Dahası G-20 ya da başka bir çatı altında daha entegre bir dünya ekonomi yönetimi için harekete geçmeliler. Ancak böyle bir yapıyla gelecek hem onlar hem de dünyanın geri kalanı için aydınlık olacaktır.

Not: Gelişmekte olan Türkiye, Rusya, Brezilya, Çin ve Hindistan üzerine spesifik önerileri bu yazının devamında belirteceğim…

Bilal ERTUĞRUL

31 Ocak 2012

 13:28

Read Full Post »