Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Neden zaman aşımı’

ADALET MUTLAKA TECELLİ EDER…

Bir gün hem de çok uzak olmayan birgün bu ülkede doğacak güneş çok daha aydınlık olacaktır. Çünkü o güneş Türkiye’de basın özgürlüğü için simgeleşmiş iki ismin de üzerine doğacaktır. Çünkü o güneş bu ülkede adalete güvenmek için uzun zamandır nadasa bırakılmış tarlaların yeniden ekilmesini sağlayacaktır. Belki de o güneş gün gelecek hiçbirinizin hayal edemeyeceği ufuklara çıkacak, dahası o kadar uzaktan bir süredir donmuş bedenlerimizi daha fazla aydınlatacak, daha fazla ısıtacaktır.

Evet, aralarında Ahmet Şık ve Nedim Şener’in de bulunduğu dört kişinin tahliye edilmesi Türkiye için çok önemlidir. Bu karar Türkiye’de adalete güvenin yeniden tesis edilmesi için gerek şartlardan birisidir. Peki, yeterli midir, işte orada küçük bir karamsarlık doğuracak kararın alınması yani Sivas Katliamı davasının zaman aşımından düşmesi ne yazık ki henüz çok yol almamız gerektiğini göstermektedir. Peki, öyleyse bugün yarının adaletinin neresindeyiz ve daha da ileriye gitmek için ne yapmalıyız… İsterseniz bunlara değinelim…

Dünyevi Adalet insan doğal halden toplumsal düzene geçtiğinde ortaya çıkan en önemli kurumlardan birisidir. İnananlar için Uhrevi Adalet nasıl her şeyin temelini oluşturmuştur, yaşayanlar için de dünyevi adalet o derecede yaşamanın temellerini oluşturur. Bir ülke neyle yönetilirse yönetilsin, nerede yer alırsa alsın vazgeçemeyeceği tek şey Adalettir. Peki, adalet nedir? Kanımca adalet toplumun sesinden başka hiçbir şeydir. Onun eşdeğeri sadece toplumsal vicdanın üstünlüğüdür yani adaletin uygulayanı da uygulananı da toplumdan başka bir şey değildir. Peki, öyleyse neden adaletsizlik hüküm sürmekte, asırlardır adaletin sağlanması için yazılan onlarca karar, verilen onca can değersizleştirilmektedir. Bunun da cevabı yine toplumda gizlidir. Evet, adaletin sahibi de kölesi de toplumdur ve ondaki eksiklikler tamamlanmadan adalet sağlanmaz. Nasıl mı açıklayalım…

Şöyle bir örnek üzerinden düşünelim. Birgün yolda yürüyorsunuz adamın biri hiçbir sebep yokken size gelip bir tokat attı. Çok şaşırdınız, afalladınız, ne yapacağınızı bilemez bir halde kaldınız. İşte o an sadece ve sadece içinizdeki hırsla ona tokatla cevap verirseniz, cezayı siz kesip siz uygularsanız kendi hatalarınızda da aynı cevapla karşılaşmaktan başka yol bulamazsınız. Halbuki o size vurduğunda durup diğer yanağınızı çevirirseniz, işte o an cezayı onun vicdanına bırakırsınız, dahası o an cezanın özeli onun vicdanından geneli toplumun vicdanından kesilir ve bu sefer suçlu kendisini cezalandırır. Ve emin olun toplum ve suçlunun kişiye vereceği ceza sizin cezanızdan çok daha doğru olacaktır.

Bunu niye anlattığımı sorgulayacak olursanız ben bugünkü dünyanın adalet paradigmasının temelinde verilen bu kişisel cezaların yattığını düşünmekteyim. İnsanlar cezayı kendileri kesip, kişi ve toplum vicdanı körleştikçe ne yazık ki adalette zifiri karanlıkların ardına düşmeye devam ediyor. Bu süreç dünyada da Türkiye’de de uzunca bir zamandır böyle gidiyor. Halbuki biz kişisel ceza kesme yetkimizi toplumlaşırken kaybettik. Artık doğal halde elimizde olan o yetkiye sahip değiliz. O halde toplumsal vicdanın kararını beklemeli ve buna saygı duymalıyız. Çünkü bunun seçimini bir toplum içerisinde yaşama kararı aldığımızda çoktan vermiştik.

Dedim ya toplumsal vicdan diye evet adalet toplumsal vicdanın aynadaki halidir. Emin olun bugün Nedim Şener, Ahmet Şık ve diğer arkadaşları özgürse bu bizlerin vicdanından çıkmış bir karardan başka bir şey değildir. Ve Sivas Katliamı zamana yenilmişse bu da ülkede zamanda ona hiç değer vermemiş çoğunluğun vicdansızlığından öteye bir şey değildir. Bakıyorum da birileri çıkıp demokrasi, hak, hukuk, özgürlük nutukları atıyor. Ancak en büyük hak olan Yaşam Hakkının elden gitmesinde sadece içime sinmedi deniyor. Kusura bakmayın içinize sinmeyen bu karar sizin vicdanınızın sesinden başka bir şey değildir. Ve özür dilerim vicdansız bir adamın hakkı da, hukuku da, özgürlük inancı da kişisel sapkınlık ötesine geçememiştir.

Evet, son olayda her ne kadar kararmış vicdanların zamana yenik düşmesini görsek de ben ilk alınan karardan yani gazetecilerin özgürlüklerine kavuşmalarından dolayı umutluyum. İnsanın vicdanı kararabilir ama yok edilemez. Ve toplumsal vicdan körelmesi asla ömürlük sürmez. Elbet gün olacak o vicdanlar yanarken aklanmaya, susarken utanmaya başlayacaktır. Ve emin olun ki son dönemde pek çok kesimde gördüğüm hareketlenmeyle Türkiye’de vicdanlar yavaşta olsa yeniden paklanacaktır. Bu ülkede gün gelecek özgürlük şarkıları, el ele kol kola halaylarla, horonlarla söylenecek ve yüzü ak, sözü ak her şeyden öte vicdanı pak insanların ülkesinde güneş hak edilmiş bir aydınlıkla mutlaka bu destanda yerini alacaktır. Şimdilik herkesin yapması gereken kendi vicdanında ötekisi için birikmiş kiri temizlemektir. Aksi takdirde beklenen güneş gelmeyecektir. Ama ben inanıyorum siz katılmazsanız, çocuklarınız, onlar katılmazsa torunlarınız katılacaktır ve bu ülkede adalet mutlaka tecelli edecektir.

Bilal ERTUĞRUL

15 Mart 2012

00:11

Reklamlar

Read Full Post »