Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘neler Yaşandı’

ŞANLIURFA’DAN ÇIKAN ACI GERÇEKLER…

Şanlı Urfa Cezaevi’nde Cumartesi günü yaşananlar modern Türkiye’nin bir kısım acı gerçeklerini gözler önüne koydu. 10’u tutuklu, 3’ü hükümlü 13 kişinin yaşamını yitirdiği bu olaylardan sonra çıkan yangında da bazı mahkumlar yaralandı. Dün akşam saatlerinde bu cezaevine yakın 4 cezaevinde daha bu olayların ve yangınların çıkması akıllara “Orada Neler Oluyor?” sorusunu getirdi. Evet, gerçekten özelde cezaevlerinde genelde adalet sisteminde neler oluyor? Bugün bu soruya Şanlı Urfa Cezaevi’nden yükselen feryatlarla cevap bulmaya çalışacağım.

Türkiye’de adalet hep tartışmalı bir konu oldu. Tarihimizden bahsederken adil hükümdarlardan, adalet simgesi, İslam Halifesi Hz. Ömer’den bahsetmeyi bir ülke olarak sevsek de adaleti hiç bugüne getiremedik. Tüm adilliğimiz hep geçmişteki övünmelerde kaldı. Hal böyle olunca memlekette zaten genel anlamda adalete inanan hiç kimse kalmadı. Ama son aylarda adaletin bir kısmındaki sorunlar can yakmaya, vicdanları karartmaya başladı. Önce Pozantı Cezaevi’ndeki çocuklara yönelik akıl almaz olaylar, sonra Şanlı Urfa derken cezaevlerinin de büyük bir sorun olarak ortaya çıktığını gördük. Peki, bu sorunun temeli nedir, nasıl çözülebilir ve bu bağlamda çalışmalar yapılmakta mıdır?

Öncelikle şunu söyleyelim bu sorunun da temeli toplumsal adalet yaklaşımımızdan başlayıp özelde adalet sistemindeki neredeyse tüm eksikliklerden oluşmaktadır. Toplumsal adalet anlayışımızda hapis kavramı suçlu olsun ya da olmasın oraya düşen mahkumun en ağır şekilde cezalandırılması, her yapılanı hak etmesi üzerine kurgulanmıştır. Hal böyle olunca uzun bir süre toplum olarak hapishanelerimizde yaşanan insanlık dışı durumlara ses çıkarmadık. Bu ses çıkarmama bugün toplum olarak canımızı çok yakan adalet sistemimizin de bu kadar kötü, vurdumduymaz ve sorgulanmaz olmasına neden oldu. Hapishane koşulları, işkence ve şiddet, mahkumların yaşam alanları üzerine hiç düşünmedik. Onları sanki insanlıklarını kaybetmiş mahlukatlar olarak sınıflandırdık ve bunun sonucunda da ne yazık ki onlara insanca yaşama ve davranma şansı bırakmadık. Bu yaklaşımımızdan dolayı daha önce Pozantı olayında da belirttiğim gibi bu tarz olayların ilk sorumlusu toplum olarak biziz ve kimse bu gerçekten kaçamaz.

Olaylara yol açan özel sebeplere baktığımızda ise Pozantı Cezaevi olaylarında karşımıza çıkan sebeplerden çok da farklı sebeplerle karşılaşmıyoruz. Hapishanelerimiz eski, bakımsız dahası memlekette adalet tutuklama üzerine kurulduğu için kapasitelerinin üzerinde mahkum barındırıyorlar. Bunların dışında yeni Adalet Sarayları yapmakla meşgul Adalet akanlığı uzunca bir zamandır denetim konusunda en kötü bakanlıklardan birisi olma görevini layıkıyla sürdürüyor. Pozantı da kaç kez uyarılmasına rağmen çocuklara tacizi soruşturmadığı ortaya çıkan yöneticilerle karşılaşmıştık. Burada ise hem 2010 hem de 2011 de hazırlanan raporlarda kapasite üstü kullanımda olduğu belirtilen, mahkumların insani yaşamın sınırlarına geldikleri belirtilen bir cezaevinin bu şekilde kullanıma devam etmesi yine yapılan denetimlerin geçersizliğini göstermekte. Sayın Bakan bugün yaptığı açıklamada “İstifam sorunları çözecekse ederim” diyor . Bence sayın bakan bu derece yapısal değişimlerle uğraştığı bir dönemde temel sorunlardan birisi olduğu artık gün gibi açığa çıkmış bu konuya daha fazla zaman ayırmalı. Kendi istifasının sonucu belli olmamakla beraber bu tarz olaylarda daha önce gelmiş raporları hiçe sayan, durumu olduğu gibi sürdüren bürokratlarının istifasını alsa daha iyi olur. Pozantı olayından sonra bu olmadı, umarım bu olayda yapar ve kendisi de rahatlar.

Şanlı Urfa’dan çıkan bir diğer acı gerçek ise tutuklu / hükümlü oranları ve bu sorunun cezaevlerinde en azından kapasite sorununun da temelinde olduğunun görülmesidir. Ölen 13 kişiden 10’unun tutuklu olması yani eğer adam gibi bir hukuk sistemimiz olsa dışarıda olacak olma durumları olayın en acıtıcı noktalarından birisi olarak göze çarpmaktadır. Daha önce de defalarca sizlerle paylaştığım üzere bir ülkede tutuklu / hükümlü oranı modern oran olan 1’in altı yerine 3’ü bulmuşsa yani modern dünyada suçun kesinleşmesine kadar kişilerin özgürlüğü önemliyken bir ülkede tutuklama hüküm vermeye dönmüşse o ülkede adalet yoğun bakımda kalmıştır. Bizde de durum bundan öte değildir. Hükümet son yıllarda ardı ardına yeni yasalar ve yeni adalet sarayları yapmakta ama sorun azalmak yerine artmaktadır. Bu durumda hukukun yeniden düzenlenmesi ve yeni anayasa ama işine değil ülkeye gelen anayasa için de artık zaman daralmaktadır. Eğer düzgün ve tutarlı, modern bir hukuk sistemimiz olsa bu kadar tutuklu olmaz ve hapishanelerde 6 kişilik koğuşlarda 20 kişi kalmazdı. Bu bakımdan bu olayların en acı çığlığı bu ülkede hukukun bittiği gerçeği olmuştur.

Türkiye’de hukuk iflas etmiş, ölüm fermanı başta halkın genel hukuksuzluğu sonra da yönetenlerin hukukun üstünlüğü yerine üstünlerin hukukunu tercih etmeleriyle imzalanmıştır. Ancak bu durum artık bu şekilde gitmeyecektir ve gitmemelidir. Halk olarak kapanan gözleri açmalı, susan vicdanları konuşturmalıyız. Bugün yanan başkası yarın biz olabiliriz. Hali hazırda her an nefes almaktan ötürü tutuklanabileceğimiz bu ülkede artık buna bir son vermeliyiz. Ak Parti hükümeti de artık üstünler hukukuna çalışmaktan vazgeçmeli kendisini seçen halkın bir gün karar değiştirebileceğini, o karar değiştiğinde üstünlüğünün kaybolacağını ve o gün yananların kendilerinden olacağını görmeli, yeni anayasayla hukukun üstünlüğü için daha fazla can kaybettirmemelidir. Yoksa bu yük, bu feryat bir gün onun sonunu getirecek bir büyüklüğe ulaşabilir.

Bilal ERTUĞRUL

19 Haziran 2012

17:20

Read Full Post »